MERAK ETTİKLERİNİZ 23
DİDEM ÜRER: Merhaba. Merak ettikleriniz programımızla yeniden bir aradayız. Bize gönderdiğiniz sorularınızı merakettikleriniz@a9.com.tr adresinden ulaşabiliyoruz ve sorularınıza cevap vermeye çalışıyoruz. Kuran'dan ayetler, hadisler ve modern bilimin ışığında. Şimdi sorularımıza başlayabiliriz.
AYLİN KOCAMAN: Bir kardeşimiz şunu sormuş: “Kıskançlık duygusunun altında yatan sebep nedir? Nasıl önlenebilir?” diye.
Kıskançlık duygusunun altında yatan sebep her şeyi Allah'ın yarattığını bilmemek ya da unutmaktır. Şimdi diyelim ki bir insandaki bir güzellik ya da bir malda bir güç bir başkasını eğer cezbediyorsa o zannediyor ki o güzellik o kişiye ait. Veya işte o mal ve zenginlik o kişiye ait. Öyle bir anlayışla karşısındakine yaklaşıyor. Ve ona bu sefer kin duymaya başlıyor kendisinde olmadığı için. İşte bu çok zararlı ve insanı gerçekten çok derin şüphelere, çok derin ahlak bozukluklarına sürükleyebilecek bir ahlak anlayışı. Buradaki sorun, oradaki güzelliğin ya da oradaki zenginliğin Allah'a ait olduğunu takdir edememesi bu kardeşimizin. Çünkü eğer bilse ki tüm güzellikler Allah'a ait, her şeyi yaratan Allah, her şeyin sahibi olan Allah, tüm zenginliklerin sahibi olan Allah, karşısındakine bu şekilde benlik vermek veya karşısındakini bu derece önemli ve üstün görmek hatasına düşmeyecek ve onda olandan dolayı da sıkıntıya düşmeyecektir. Çünkü Allah her şeyin sahibi olduğuna göre kendisi de aynı şekilde zengin bir insandır, kendisi de aynı şekilde güzel bir insandır. Çünkü Allah sonsuz güzelliğini, sonsuz zenginliğini ona mutlaka dünyada vermemiş olası bile cennette mutlaka verecektir. Dolayısıyla Allah'a ait olan bir şey için bir başkasını kıskanmak ve ona bundan dolayı öfke duymak dünyada aslında insanların çok geniş çaplı olarak düştüğü en büyük vehimlerden, en büyük sorunlardan bir tanesi.
Bu tabii bazı ilişkilerde de kendisini gösteriyor. İşte diyor ki çok kıskanıyorum, çok seviyorum çünkü çok kıskanıyorum diyor. Bir kere çok sevmekle çok kıskanmak arasında öyle bir bağlantı yok. Yani kıskanmak şöyle olabilir; onu korur kollarsın. Onun her türlü bakımını yaparsın. Onun gerçekten güzelliğinden hoşnut olursun. Ona zarar gelmesini istemezsin. O tamam bir güzelliktir. Fakat kıskançlık için bir cinayet işlemek Allah vermesin, kıskançlık için adam dövmek, kıskançlık için vahşet yaratmak, kadına orada zorluklar çıkartmak, onlar işte gerçek sevgi falan değildir. Burada gerçekten aslında doğru söylemiyorlar.
Gerçek sevginin oluşmasında o kıskançlık değil orada koruma ve gerçekten kollama arzusu olur. Şimdi karşı tarafta görülen güzel bir özellik o zaman takdir edilmemeli mi? Elbette edilmeli. Bir güzellik varsa mutlaka takdir edilmeli. Ona işte biz gıpta diyoruz. Onun adı kıskançlık değildir. Yani o öfkeye sonuç veren, öfkeye insanı yönelten bir his değildir hiçbir şekilde. O, orada Allah sevgisine yönelten bir hissidir. Bakıyorsunuz bir insan gerçekten çok güzel. Orada işte Allah'ı anarsınız. Allah ne güzel yaratmış dersiniz. MaşaAllah dersiniz. Çünkü orada Allah'ın güzelliğidir o, o insana ait değildir. Yaşlılığıyla geçip gidecektir. Ölümle geçip gidecektir. Belli ki ona ait bir şey değildir. Sonsuz yüce Rabbimize aittir.
Şimdi tabii hep anlaşmazlıktan bahseder zaten Allah Kuran'da da. Kıskançlık nedeniyle anlaşmazlığa düşen Kitap Ehli mesela örnek verilir ayetlerde. Aralarındaki çekişme ve kıskançlık onları bu hale getiriyor. Onlara örnek verir. Kötü bir örnek özelliği olarak Rabbimiz.
Ve Allah bir ayetinde der ki, Nisa Suresi 128. ayet, şeytandan Allah'a sığınırım: ''Barış daha hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.''
Şimdi insanın nefsi demek ki burada bir tehlike arz ediyor. Çünkü kıskançlığa ve bencilliğe, yani benim olsun duygusuna hazır kılınmış yani buna meyyal. Bizim de zaten imtihanımız nedir bu dünyada? Nefsin öne sürdüğü kötülüklerden kurtulmak ve onu güzellikle bertaraf etmek. Yani burada zaten ayette de görüldüğü gibi öğüt verilen şey, “eğer iyilik yapar ve sakınırsanız” diyor Allah. Demek ki kıskançlık hissi gelebilir insana fakat orada iyilik yapmak, Allah'ı anmak, Allah'ın güzelliğini düşünmek en güzel çözüm olacaktır. Çözüm sormuştu kardeşimiz. Her zaman Allah sahibidir bu güzelliklerin, Allah'a aittir deyip hep bunu düşünmek gerekiyor. Ahirette de zaten bütün nefislerden o kıskançlık cennette çekip alınacak inşaAllah.
DİDEM ÜRER: Allah darlıkla da bollukla da imtihan edeceğini söylüyor. Yani orada bir kişide eğer bir bolluk varsa o kişinin imtihanı o yönde olmuş oluyor. Ona kıskanıp onun elinden gitmesini istemek hiçbir şekilde Müslüman ahlakına yakışmayacağı gibi, bir kişi darlıkla da imtihan oluyor olabilir. O hiçbir şeye sahip olamayabilir belki söylenen şeylerin. Ama o da yine Allah'tan kendisine bir güzelliktir. Ahiretini parlatacak bir nimettir. Ona da yine sevinçle yaklaşır Müslüman. O yüzden de hiçbir şartta başka bir kişinin elindekine haset ederek, kıskançlıkla ondan gitmesini isteyerek, hatta bundan dolayı sinir krizleri geçiren insanlar olduğu da görülür etrafta. Böyle bir aşağı ahlakı hiçbir zaman tabii ki bir Müslümanın göstermesini beklemeyiz ve görmeyiz de inşaAllah.
Bir soru da şöyle bildiriyor bir izleyicimiz: “Allah şirk için affetmeyeceğini söylüyor. Allah affeden bağışlayandır. Biz bunu bilip af diliyoruz. Tövbe ederken affedilmeme ihtimalimizi de düşünmeli miyiz?” diye.
Geçtiğimiz günlerde yine buna benzer bir soruyu cevaplamıştık. Bu önemli bir konu o yüzden yeniden ele almak istedim. Çünkü şirk gerçekten Allah'ın ayetinde belirttiği gibi, Nisa Suresi’nin 116. ayetinde şöyle bildiriliyor: “Hiç şüphesiz Allah kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise onlardan dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır.”
Şimdi tabii ki Rabbimiz bize ahirete giden bir insanın konumundan bahsediyor ayetlerde. Çünkü biz dünya hayatında her an nefes aldığımız her dakika Allah'ın bize verdiği imkanları yaşıyoruz aslında. Ve ölünceye kadar da bu imkanları Allah bütün insanların önüne rahmetinden, rahman rahim sıfatlarının tecellisinden sermiş durumda. O yüzden de biz Allah'a her an yeniden yönelerek, yine bütün bağımlılıklarımızdan arınmış olarak İmran Ailesinin çocuğunu Allah'a adadığı gibi tüm bağımlılıklardan arınmış olarak Allah'a yöneliyoruz. Bu ne demektir? Şirk deyince insanlar sadece taştan, tahtadan, putlardan bir takım ilahlar edinmeyi algılıyor olabilirler ki, bu günümüzde de aslında yaşanıyor. Şu anda 21. yüzyıldayız ama hali hazırda dünyanın en büyük batıl dinlerinden bir tanesi olarak bilinen hem Hinduizm hem Budizm'de yapılan taştan veya tahtadan putları insanların taptıklarını görebiliyoruz. Bunun dışında da yine ilkel kabilelerde şu anda hali hazırda günümüzde yaşayan, ilkel derken bu evrimcilerin bahsettiği bir ilkellik değil tabii ki, görünüm olarak modern çağın insanlarına ayak uydurmamış olan insanlardan bahsediyoruz. Kendi istedikleri görünümlerine, geleneklerine göre yaşamaya devam eden insanlar. Bunların da yine bir takım totemleri, putları olabiliyor ve bunlara tapabiliyorlar Allah'ın dışında. Fakat bunun dışında en büyük tehlikelerden bir tanesi gizli şirktir. Gizli şirk ne demektir? Böyle tahtadan taştan puta tapmak değil fakat Allah'ın dışında bazı insanlara, Allah'ın dışında bazı varlıklara, maddi veya maddi vasfı olmayan bazı şeylere ilahlık atfetmektir. Bu nasıl olabilir? Şimdi insanlar genellikle hasta olduklarında Allah'a dua edebilirler. Rabbim bu hastalığı bizden al diye söyleyebilirler. Fakat dua ederken o hastalığı verenin Allah olduğunu unutabilir insanlar. İşte orada gizli şirke girmiş oluyorlar. Çünkü hastalık da Allah'ın yaratmasının dışında bağımsız gelişen bir olay değildir. Hastalık bir mucizedir. Ve Allah hastalıkları bir mucize olarak yaratır. Çünkü küçücük virüsler, mikroplar, bakteriler koskoca insanların yatak-döşek yatmasına hatta hayatlarını kaybetmesine kadar sebebiyet verebilecek ortamlar oluşturabilirler. İşte Allah burada insanın aciz olduğunu hatırlatır. Ve hastalığı da yaratan Allah'tır. Hem hastalığı yaratanın Allah olduğunu bilecek insan hem de hastalığı kendisinden alacak olanın da Allah'tır. Allah olduğunu bilecek, şifayı verecek olanın da Allah olduğunu bilecek ve Allah'a böyle dua edecek. İşte bu noktada bütün her şeyi yaratan Allah olduğunu bildiğinde o zaman insanın üzerinde herhangi bir sorun kalmaz ve bu şirk mantığından tamamen arınmış olur. Tabii bu hastalık tek bir örnektir. Bu her şey için geçerlidir. Kendisini sevecek olan insanlara tamamen kendilerine kanalize etmeleri de şirk olur insanların. Çünkü sevgiyi yaratan da Allah'tır. Karşısındaki bir insana bir insan çok şiddetli sevgi yönelikleri olabilir ama onu yaratan Allah olduğunu unutmaması gerekir. O sevgiyi yaratanın ve karşı tarafta da kendisine karşı sevgi oluşturacak olanın Allah olduğunu asla unutmaması gerekir. Bunu günlük hayatta birçok örnek içinde yaşayabiliriz. İmtihana giren insanın o imtihanı ve imtihan ortamını yaratığının da Allah olduğunu bilmesi ve imtihandan başarıyı verecek olanın da Allah olduğunu bilmesi gibi. Bu bir iş yerine gittiğinde, iş başvurusu yaptığında, mesela o insan işe girebilmek için Allah'a dua eder. Ama o iş yerine, o iş yerinde kendisini işe alacak olan kişiyi, o işi yaratanın da Allah olduğunu unutmaması gerekir. Her aşamada her şeyi yaratanın Allah olduğunu bildiğimizde o zaman gizli şirk ihtimali, şirk ihtimali de tamamen hayatımızın Allah'ın demesi çıkmış olur.
Hz. Lokman (sa)'ın Kuran'da oğluna verdiği öğütler vardır Lokman Suresi'nin 13. Ayetinde, şeytandan Allah'a sığınırım: “Ey oğlum Allah'a şirk koşma, şüphesiz şirk gerçekten büyük bir zulümdür” diye bildiriyor ayetinde.
Ve yine Zümer Suresi'nin 65. ayetinde de, şeytandan Allah'a sığınırım: “Andolsun sana ve senden öncekilere vahyolundu ki, eğer şirk koşacak olursanız şüphesiz amelleriniz boşa çıkacak ve elbette sen hüsrana uğrayanlardan olacaksın.”
İşte insanın yaptığı bütün amellerin, bütün salih amellerin boşa gitme ihtimali de insanın saf Allah rızası için hareket etmediği durumlarda geçerli olabilir. Çünkü belki bir insan ibadetlerini yerine getirirken insanların kendini takdir etmesini ölçü alıyor olabilir. Bir amel işlerken Allah rızası için bir faaliyet yaptığını düşünüp, din için bir faaliyet yaptığını düşündüğünde, mesela bir maddi imkan karşılığında dinle ilgili bir faaliyet yapıyor olabilir bir insan. Burada bütün amellerinin boşa gitmesiyle karşı karşıya kalabilir. Din için yapılan bütün faaliyetler saf Allah rızası için uygulanır ve bütün hayatta saf Allah rızası gözetilir. Bunun dışında herhangi bir şekilde herhangi bir etken araya girerse işte orada şirk de devreye girmiş olur. Ama bu çok zor bir şey de değildir. Çok kolaydır sadece samimi olarak Allah'a yapılan her şeyin kendisine ait olduğunu bilmek, yaratılan her şeyin Allah'a ait olduğunu bilmek ve bu samimi niyetle yaşamak şirki ortadan kaldırabilecek en önemli konudur, inşaAllah.
AYLİN KOCAMAN: Bir başka soru da kardeşimiz şöyle soruyor: “İmtihan olduğumuz konular hatalarımızdan mı kaynaklanıyor? Yoksa daha çok sevap kazanalım diye mi? Bunun nasıl olduğunu nereden anlayabiliriz?” demiş.
Şimdi tabii hatalardan kaynaklanan imtihanlar olur elbette. Bazı hataları yapar insan. Onu kendi başına fark edemez ve Allah çeşitli şekillerde ona fark ettirir. Böyle bir sistem vardır dünyada. Bu da bir rahmettir. Çünkü insan kendi başına anlayamadığı konularda bir bakar ki bir hataya düşmüş, Allah ona çeşitli vesilelerle hatırlatır, çeşitli imtihanlarla bunu hatırlatır ve hemen anlar onun bundan dolayı olduğunu. Yani yaptığı hatadan kaynaklanan bir şey olduğunu anlar. Bu bir rahmettir, bir güzelliktir. Çünkü insan o hatayla hayatının sonuna kadar yaşayabilir, ama Allah'ın o hatırlatmasıyla mutlaka bir kendine gelir, tövbe eder ve hatasının ne olduğunu bilir ve bir daha tekrar etmez. Böyle bir sistem vardır.
Fakat aynı zamanda şöyle de bir şey vardır. İlla insanın bir hata yapması gerekmiyordur. Allah onu imtihanla imtihan eder. Mesela herhangi bir sebep yokken hastalık verir Allah. Çok ölümcül, ciddi bir hastalık verir. Ya da işte afetler olur. İnsanın başına hiç beklemediği yerden bir maddi sıkıntı gelir. Her türlü şey olabilir. Bunların tamamı imtihandır. Bazen bunların tamamı bir arada gelir. O da çok ciddi bir imtihandır. Fakat şunu hatırlatalım, Allah kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemez. Allah orada o imtihanı veriyorsa sebepsiz de veriyor olabilir. İlla bir hatasının karşılığı değildir bu. Allah onu dener. Kuran'da belirtiyor Allah, hangimizin daha güzel davranışlarda bulunacağını deneyelim diye ölümü ve hayatı yarattı Allah bizim için. İşte o yüzden biz bu dünyada hareketlerimizden ve yaptıklarımızdan sorumluyuz. Dolayısıyla bir hata karşılığında bir felaket başımıza gelse de ya da herhangi bir hata olmaksızın Allah'ın bir imtihanı sonucunda bir olay başımıza gelse de, bir imtihan başımıza gelse de her ikisinde de bizim sorumlu olduğumuz tek şey bunu verdiğimiz karşılıktır. Yani biz bundan dolayı bir isyana kapılıp -Allah vermesin- biz demeyelim çünkü hiçbir şekilde böyle bir şey yapmayız. Bir insan eğer herhangi bir şekilde bunun karşılığında isyana sürükleniyorsa o zaman orada ciddi bir iman bozukluğu vardır. Allah zaten bunun için denemiştir onu. Bakalım nasıl karşılık verecek? Bakalım bu imtihan karşısında güzellikle Allah'a mı yönelecek? Yoksa büyüklük hissi gelecek ve isyana mı yönelecek? Bunu dener. Bu üst üste gelen imtihanlar da o şekildedir. Felaketler mesela işte bütün krizler üst üste geldiğinde de Allah ona orada o insana çok ciddi bir imtihan vermiştir. Fakat işte onun karşılığında da insan orada mutlaka Allah'a yönelmekle sorumludur. Hz. Eyyub (as)’a da çok ciddi zorluklar geliyordu. Her seferinde Allah'a yöneliyordu. Hz. Yunus (as)’ı balık yutmuştu. Önce gemiden kurra sonucu atılmış, arkasından balık yuttu ve onun için de dua etti Allah'a. Ve en sonunda Allah onu bir topluluğa peygamber olarak tekrar geri döndürdü, bir rahmet olarak, bir nimet olarak. Dolayısıyla hiçbir imtihan karşısında isyan bir Müslüman'a asla ve asla yakışmaz. Orada zaten imtihanı geçemez Müslüman. Orada yakışan şudur; her ne sebeple olursa olsun gelmiş olan bu imtihan beni sınamak içindir. Bu sınamadan benim galip çıkabilmem yani kazançlı çıkabilmem için orada Allah'ın dediğini yapmam, çok güzel karşılık vermem, Allah'a tevekküllü olmam. Rabbim sen bunu benim için özel olarak yarattın. Ahirette güzel bir karşılık alayım diye yarattın. Ben de sana en güzel karşılığı veriyorum. Sana şükrediyorum ve bu olaya sabrediyorum, demek güzel olur. Dolayısıyla intiharın ne sebeple geldiği değil, onun karşılığında bizim ne yapmamız gerektiği önemli. Allah da bizi onunla sınıyor, inşaAllah.
DİDEM ÜRER: Ve ne kadar derin olursa aslında o kadar büyük nimet demektir. Demek ki imanımız o kadar derin ki Allah bizi o kadar zorlu imtihanlarla karşı karşıya getiriyor. Bunun da sevincini yaşamak lazım aslında imtihanda.
Yine bir soru da şöyle söylüyor bir izleyicimiz: “Çok istediğimiz, çok dua ettiğimiz olayların olmadığı durumlarda gelen vesveseler, zorluklar nefsimizin istediği hüzün duygusuyla nasıl başa çıkabiliriz? Sevgiler,” demiş, biz de sevgilerimizi iletiyoruz.
Bir şey çok istememiz o şeyin bizim için hayırlı olduğu anlamına gelmez. Allah her olayda bir hayır yaratır muhakkak ama bir şey çok istemek onun gerçekten gerçekleşmesi gerektiği anlamını oluşturmaz. Bu her türlü konuda olabilir. Bu maddi bir imkanda da olabilir, bir sevgi de olabilir, bir evin değişmesi konusunda olabilir veya bir insanın Allah yolunda bir faaliyet yapması, bir ülkeye gitmesi, farklı bir yerden farklı bir yere seyahat etmesi her konuda olabilir, sağlığa kavuşması olabilir, bir imtihanın üzerinden kalkması olabilir. Biz bunları çok isteyebiliriz ama Allah'ın yarattığı şey orada bizim için en hayırlı olandır. Bir kere bunu bilgi olarak biz bileceğiz. Bir insan, bir Müslüman Allah'tan çok zengin olmayı dileyebilir ama hayatı boyunca çok zor şartlar altında yaşayabilir. Bu onun için en hayırlısıdır. Allah'a dua ettim, Allah bana zenginlik vermedi demez bir Müslüman asla. Bilir ki ben Allah'a dua ettim ama Allah bu duanın içerisinde bana yarattığı hayat benim ahiretim için en hayırlısı. Çünkü o insan o maddi imkanı Allah yolunda hizmet edebilmek için istiyordur. Ama demek ki Allah yolunda böyle hizmet etmesi kendisi için daha hayırlıdır. Yine burada şimdi izleyicimiz aslında diyor ki:
“Dua ettiğimiz olaylar olmadığı durumlarda gelen vesveseler” diyor. Şimdi tabii ki burada aslında Aylin’in de anlattığı konuyla bağlantılı olarak, Müslümanda isyan ruhu yoktur. Müslüman mutmain olan insan demektir. Yani bu ne demektir? Kalbi Allah inancıyla, Allah sevgisiyle tam olarak tatmin bulmuş insan demektir Müslüman. Ve ahirete gittiğinde de bu tatmin duygusunun en üst noktada, Rabbine kavuşacağını bilerek gittiği noktada işte o mutlu birleşmenin yaşandığı andır. Dolayısıyla bir Müslüman'ın hiçbir şekilde bir isyan ruhu içerisinde yaşaması kesin olarak mümkün değildir. Ama hatalar olabilir, şüpheler verebilir şeytan. Vesvese, adı üzerinde. Müslüman'ın yaptığı herhangi bir vesvese geldiğinde şeytandan hemen Allah'a yönelip bunun doğrusunu görebilmektir.
Rabbimiz bize nasıl dua etmemiz gerektiğini ayetlerine bildirmiş. Araf Suresi’nin 55. ayetinde, şeytandan Allah'a sığınırım: “Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz o haddi aşanları sevmez” diye bildiriyor.
Şimdi Allah'a dua, samimiyetin en üst noktasıdır. Gerçekten Allah'la baş başa olduğumuz, Allah'a ihtiyaç içerisindeyken dua ettiğimiz ve çok samimi istediğimiz şeylerde yalvara yalvara ve işin için dua ederiz ve bu bir ibadettir. Buradaki duanın gerçekleşip gerçekleşmemesi Allah'ın takdiri de ama biz zaten o ibadetimizi yerine getirmiş oluyoruz. Dua sadece günün sadece belirli bir vaktinde bir odaya kapanıp çok kısa bir süre içerisinde yapılacak bir ibadet de değildir. Bütün güne yayılmış olarak günün her dakikasında her saniyesinde ve her yerde yapılabilecek çok rahatlıkla yapılabilecek çok büyük bir nimettir aslında. İçinden de geçirebilir. Sesli olarak yapılması gerekmez.
Yine Allah Müzemmil Suresi’nin 8. Ayetinde: ''Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel'' diye bildirir.
İşte duada her şeyden insanın çekildiği ve Allah'a yöneldiği o en samimi duyguları yaşadığı an olarak bizim bildiğimiz bir ibadettir. O yüzden de bir nimettir aslında duayı edebiliyor olmak. Burada zorluklar, nefsimizin istediği hüzün duygusu şeytanın insanla oyunlarının bir sonucudur aslında. Şeytan sürekli bütün ömrü boyunca Allah'ın ona verdiği o süre boyunca insanlarla sürekli oyunlar oynar. Sürekli onları yanlışa düşürmeye çalışır. Müslümanın hiçbir şekilde onun oyununa düşmediğini gördüğünde mücadelesini daha da ciddi olarak sürdürmeye çalışır. Namaz kılan bir insana Allah'ın varlığıyla ilgili vesvese verebilir. Dua eden bir insana Allah'ın duasına karşılık vermeyeceğiyle ilgili vesvese verebilir. Ama Müslüman bu vesveselerin kendisinin olmadığını bilir. O yüzden de bir hüzün duygusuna kapılmaz.
Burada önemli olan, Allah'ın duaya verdiği icabet şeklinin nasıl olduğunun o hikmetlerini görebilmesidir insanın. Bunun için de samimi olarak Allah'a yöneldiğinde işte bu doğruları her zaman görebilir. Allah'ın kendisi için her zaman en iyisini istediğini bilecek. “Allah sizin için ahiret yurdunu ister” diye bildiriyor Rabbimiz ayetinde. İşte ahiret yurdunun gerçek yurt olduğunu ve kendisi için asıl ulaşılması gereken yurt olduğunu bilecek Müslüman. Ve Allah bunun için kendisini nasıl denerse duasına nasıl icabet ederse hepsinden tatmin bulmuş olarak kalbi samimi olarak, razı olarak ve Allah’ın da kendisinden razı olmasını umarak yaklaşır, inşaAllah.
Bu akşamki programımız sona erdi, inşaAllah. Yeniden görüşmek üzere, hoşça kalın.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500