"Derin düşünmek" belgeselinden.
İnsan Vücudunun Düşündürdükleri
Güneşin doğmasıyla yepyeni bir gün başlar. Dünya, siz üzerinde düşünmeseniz de her sabah, her an yeniden var edilir. İnsanların her sabah sağlıklı olarak uyanabilmesi ise aslında büyük bir mucizedir. İnsan uyurken bilincini tamamen kaybetmesine rağmen sabah yine eski bilinci ve kişiliğiyle güne başlar. Yine düşünebilmekte, konuşabilmekte ve görebilmektedir. Oysa gece uykuya dalarken bu nimetlerin sabah kendisine tekrar verileceğinin hiçbir garantisi yoktur. İnsan bunları düşünmeli ve Allah'ın kendi üzerindeki geniş rahmetini ve korumasını hissederek ona şükretmelidir.
İnsan kendi aczini de düşünmelidir. Nisa Suresi’nin 28. ayetinde bildirildiği gibi insan zayıf olarak yaratılmıştır. Ve yiyeceğine, içeceğine ve giyimine gerekli özeni göstermediği takdirde çok kolay güçten düşüp rahatsızlanabilir. Gözle bile görülemeyen bir grip virüsü, 60-70 kilo ağırlığındaki bir insanı güçten düşürmeye yeter. Hastalanan kişinin yapabileceği yatıp dinlenmek ve doktorların tavsiyelerine uymaktır. Bu sırada vücudunda kendisinin kesinlikle kontrol edemediği bir savaş gerçekleşir. Her ne kadar tedbirini alıp doktorun verdiği ilaçları içmesi gerekse de aslında ona tekrar güç ve sağlık verecek olan ancak Yüce Allah'tır. Dolayısıyla insan, Hz. İbrahim (as)’ın Kuran'da bildirilen sözünü hatırlamalı ve ona göre dua etmelidir.
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Bana yediren ve içiren O'dur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.” (Şuara Suresi, 79-80)
İnsan bedeninin her detayı belirli bir hikmetle yaratılmıştır. Vücudunuzdaki tüyler bile. İnsanın kaşları ve kirpikleri belirli bir boydan fazla uzamaz. Çünkü uzamamaları bizim için daha kullanışlıdır. Ancak insan estetiğinin önemli bir parçası olan saçlar hayatımız boyunca uzar ve bu sayede onlara dilediğimiz gibi şekil verebiliriz. Şimdi bir düşünün, eğer kirpikleriniz saçlarınız gibi uzasaydı ne olurdu? Belli bir seviyeye geldiğinde durma emrini kirpiklerinize kim vermektedir? Bu gibi sorular üzerinde düşünen insan, bedeninin her noktasının, her miliminin özel bir sistemle yaratıldığını hemen anlar.
Kemiklerin uzamasında da tam bir uyum ve oran vardır. İnsan beyni çocukluktan itibaren büyümeye başlar. Aynı anda kafatası da büyür. Eğer kafatasının ve beynin büyümesi orantılı olmasa ve kafatası dar kalsa, beyin oluşan baskı sonucunda sıkışıp parçalanırdı. Fakat böyle bir şey olmaz. Kafatası beyinle birlikte belirli bir yaşa kadar büyür ve beyni çevreleyerek bir kafes gibi korur. Yaşımızla orantılı olarak gelişen kemikler, belli bir büyüklüğe erişince durmaları gerektiğini nereden bilirler? Kemiklerimiz büyümeyi devam ettirselerdi, neler olurdu? Örneğin göğüs kafesini oluşturan kemikler, belli bir yere kadar büyüyüp durmasalardı, insanın etini denerek dışarı çıkabilirlerdi. Ancak kemik hücrelerinin özenli çalışması sayesinde böyle bir durumla hiç karşılaşmayız. Bu hücreler vücuttaki her kemiği tıpkı bir heykeltıraş gibi özenle şekillendirir. kemiklerin üzerindeki bombelere kadar tamamlar ve gerektiği anda büyümeyi durdururlar. Burada şunları düşünmemiz gerekir. Bir kemik hücresi tüm bu anlattıklarımızı yapabilecek bir bilgiye, şuura, koordinasyon ve planlama kabiliyetine sahip olabilir mi? Nerede, ne zaman durması veya ilerlemesi gerektiğini nasıl bilebilir? Vücudumuzdaki bütün kemikler aynı kemik hücrelerinden meydana geldiği halde nasıl olup da kimi çok esnek, kimi de çok sert olmaktadır. Kemikler için bu görev dağılımını kim yapar? Birbirinden farklı bu kadar kemik parçası son derece işlevsel olan eli oluşturmayı nereden biliyorlar? Kolları, bacakları, parmakları oluşturan kemikler, vücut simetrisini oluşturan eşit oranı nasıl sağlarlar? Bunlar bir insanın mevcut sistemdeki mükemmelliği daha iyi kavrayabilmesi için kendi kendine sorması gereken sorulardır.
Kuşkusuz tüm bunların tesadüfler sonucunda oluştuklarını iddia etmek imkânsızdır. İnsanı meydana getiren hücrelerin, hücreleri oluşturan moleküllerin böyle kararlar alabilmeleri mümkün değildir. Bunların her biri insanı en güzel surette yaratan Allah'ın sanatıdır. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Kemiklere de bir bak. Nasıl bir araya getiriyoruz? Sonra da onlara et giydiriyoruz.” (Bakara Suresi, 259)