"Bir ömür bir nefes" belgeselinden.
İnsan Zayıf Olarak Yaratılmıştır
Günlük hayatın akışı içinde evde, yolda, işte, okulda çeşit çeşit insanlar görürüz. Bu insanların önemli bir bölümü düzgün giyimli, bakımlı, saçları iyi taranmış, tıraş olmuş, ütülü kıyafetler giymiş insanlardır. Ancak bu görünüşlerinin bir de arka planı vardır. Bu insanlar bu düzgün görüntüyü elde edebilmek için acaba ne kadar zaman harcamak zorunda kalmışlardır?
Her insanın bir gün içinde yaşadığı vaktin önemli bir bölümü temizlik ve bakımla geçer. Ancak ne kadar temizlik ve bakım yapılırsa yapılsın bu geçicidir. Dişini fırçalayan bir insan belki bir saat sonra hiç fırçalamamış gibi olabilir. Banyo yapan bir kişi özellikle yaz mevsimindeyse bir iki saat sonra hiç banyo yapmamış gibi bir hale gelebilir. Uzun uzun tıraş olan bir erkek, ertesi gün uyandığında tekrar aynı işlemi yapmak zorunda kalır. Peki hiç düşündünüz mü? İnsan neden bu derece bakıma ve korunmaya muhtaç bir bedene sahiptir? Neden her insan yaşamı boyunca sürekli bedenini temizlemek zorundadır? Neden mikroskopla görünebilecek kadar küçük bakteriler, virüsler bile bu bedene zarar verebilmektedir? Ve neden insan bedeni zaman ilerledikçe yıpranmakta, yaşlanmaktadır? Bu konuda hiçbir istisna yoktur.
Dünyanın en zengin, en güzel insanları, gelmiş geçmiş tüm krallar, imparatorlar, hükümdarlar, yöneticiler ya da bugün yaşayan veya yaşamayan tüm şöhretler içinde bu durum değişmemektedir. Her biri birkaç gün bakımsız kalsa tanınmaz hale gelebilir. Yaşlılıkla birlikte ortaya çıkan tüm değişimler onlar için de geçerlidir. Evet, insan bedeni her yönüyle korunmaya ve kollanmaya muhtaçtır. Dünya şartlarında ise başına ne zaman ne geleceği belli değildir.
Yaşadığı yer, ister dünyanın en gelişmiş şehri olsun, ister elektrikten, sudan mahrum bir dağ köyü olsun, kişi hayatının hiç beklemediği bir anında bir tehlikeyle karşılaşabilir. Ölümcül bir hastalığa yakalanabilir, sakatlanabilir. Karşılaştığı bir olay, hiç kaybetmeyeceğini sandığı bedensel gücünü, güzelliğini ya da övündüğü fiziksel bir özelliğini alıp götürebilir. Bir hastalıkla çok sevdiği ailesini, arkadaşlarını bir daha hatırlayamayacak hale gelebilir veya bir doğal afet yaşadığı şehri tamamen yerle bir edebilir. Allah bu örneklerle dünya hayatının geçiciliğini, ölümün her an gelebileceğini bizlere göstermektedir.
Yaşadığımız bu kısa hayata bağlanmak ise, kendini çökeceği belli olan binaya hapsetmek gibidir. Ki şuurlu olan bir insan böyle bir aldanmaya kapılmaz.
“Onlara dünya hayatının örneğini ver. Gökten indirdiğimiz suya benzer. Onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgârların savurduğu çalı çırpı oldu. Allah her şeyin üzerinde güç yitirendir.” (Kehf Suresi, 45)
Bir çizgi kahramanı sinemaya uyarlanmasıyla milyonlarca insan için süpermen olmuştu. Christopher Reeve. Herkesin gözünde güçlü, kuvvetli, ünlü biriydi ama bir gün her şey değişti. Ata binerken düştü. Vücudunun birçok kemiği kırıldı ve felç oldu. O eski gücünden geriye hiçbir şey kalmadı. Yalnızca başkalarının yardımıyla hareket eder hale geldi. 9 yıl bu şekilde yaşadıktan sonra 2004'te öldü. Onun da yaşadığı sürece sözde hayranları vardı. Parası ve gelecekle ilgili planları. Belki de dünyada ihtişamlı bir yaşamı olduğu yanılgısına kapılmıştı. Tıpkı ondan seneler önce ölen bazı ünlülerin kapıldığı gibi. Ama o da herkes gibi öldüğünde toprağın altına yapayalnız gömüldü.
“Andolsun sizi ilk defa yarattığımız gibi bugün de teker teker yapayalnız ve yalın bir tarzda bize geldiniz ve size lütfettiklerimizi arkanızda bıraktınız.” (En’am Suresi, 94)
Ortalama 70-80 kiloluk bir et ve kemik yığını olan beden ince bir deriyle kaplanmıştır. Elbette bu narin deri kolaylıkla çizilir, yırtılır ve en ufak bir darbede morarır. Güneş altında çok uzun bir süre kalmaya dayanamaz. Belli bir limit aşılırsa deri önce kızarır, sonra şişer ve su toplar. Aynı şekilde soğuğa da dayanamaz. Allah insanları en güzel surette yaratmış ve en mükemmel sistemlerle donatmıştır. Dünya hayatının geçiciliğini göstermek ve hırslara kapılmalarını engellemek için bedeni, et ve yağ gibi çok çabuk bozulabilen maddelerden var etmiştir. İşte insanın en büyük acizliklerinden biri malzemesinin bu denli çürük olmasıdır. İnsan, Allah'tan bir hatırlatma olarak bedeninin acizliğini sık sık hisseder.
Bu dünyada kusursuz bir güzellik, yaşlanmayan bir yüz, hasta olmayan bir vücut gibi kavramlar yoktur. Çünkü bu dünya yalnızca geçici olarak kaldığımız bir imtihan yeridir. Gerçek yurt ise ahirettedir.
Bir diğer örnek üzerinde düşünelim. Soğuk havanın etkisi de insan vücudunun acizliğini bütün gerçekliğiyle ortaya koyan bir etkendir. Soğuk hava insanın fizyolojik savunmasını yavaş yavaş felç eder. Başlangıçta kalp ritmi hızlanır, damarlar büzülür ve atardamar basıncı yükselir. Vücut kendisini ısıtmak için titremeye başlar. Vücut sıcaklığı 35 dereceye düştüğünde artık tehlikeli bir durum baş göstermiştir. Kalp ritmi yavaşlamaya başlar, tansiyon düşer, kol ve bacaklarda, en çok da parmaklarda damarlar büzülmeye başlar. Vücut sıcaklığı 35 dereceye düşen bir kişi de bilinç bulanıklığı, uyku eğilimi ve dikkat dağınıklığı ortaya çıkar. Zihinsel işlemler de aksama oluşur. Burada kuşkusuz en önemli nokta vücut sıcaklığının sadece 1,5 derece düşmesiyle bile böylesine önemli sonuçların ortaya çıkmasıdır. Soğukta daha fazla kalındığında ve vücut sıcaklığı 33 derecenin altına düştüğünde ise bellek ve bilinç kaybı yaşanır. 24 dereceye düştüğünde solunum, 20 dereceye düştüğünde beyin, 19 dereceye düştüğünde de kalp durur ve kaçınılmaz olan ölüm gerçekleşir.
İnsanın fiziksel acizliklerin nedenini anlaması çok önemlidir. Çünkü bu acizlikler insana dünyada ne yaparsa yapsın her şeyin mutlaka eksik ve sonlu olduğunu en açık şekliyle anlatır. Bütün bunların yaratılmasının nedeni insanın yaratıcımız olan Allah'ın karşısındaki acizliğini anlayabilmesi ve dünyanın geçici bir mekan olduğunu fark edebilmesidir. Bunu fark eden kişi, gerçek yurt olan cennete yön edecek, bu dünyaya körü körüne bağlanmaması gerektiğini hatırlayacaktır. Zira insana vaad edilen sonsuz bir cennet hayatı vardır. Cennet, hiçbir eksikliğin, kusurun, fiziki acizliğin bulunmadığı bir yerdir. Orada insan nefsinin istediği her şeye sahip olacak, yorgunluk, açlık, susuzluk, yaşlanma, hastalanma gibi fiziki eksikliklerden ise tamamen kurtulacaktır.