"Bir ömür bir nefes" belgeselinden.
Ömrün En Aşağı Ucu: Yaşlılık
Şu anda gördüğünüz kadın yaklaşık 70 yaşlarında. Yılların dahi hesabını yapamadan kendini ilk önce okul sıralarında, ardından iş yerindeki masasında, daha sonra çocuklarıyla, birkaç on yıl sonra da torunlarıyla birlikte parkta gezerken buldu. Çok rahatlıkla spor yaptığı, koşup hareket ettiği bedeni neredeyse ayağını bile kaldıramayacağı kadar güçsüzleşti. Çok keskin gören gözlerine perde indi, pırıl pırıl parlayan cildi derin çizgilerle doldu. Eski resimlerine baktığında yılların üzerinde çok büyük değişiklikler yaptığını fark ediyor. Ruhu ne kadar koşup oynamak, hızlı yürümek ya da eğlenmek istese de bedeni buna kesinlikle izin vermiyor. Muhtemelen yaşadığı 70-80 senenin nasıl geçtiğini anlayamadığını düşünüyordur. Hatta kendisine sorsanız, göz açıp kapayıncaya kadar geçti, hiçbir şey anlayamadım diyecektir. 20'li yaşlarındayken herhalde o da yaşlanacağını hiç düşünmemiştir.
Ancak şu an çok uzak gördüğü o dönemin içinde bulunmanın şaşkınlığını yaşıyor. Yaşam boyunca yaptıklarını yazmasını veya anlatmasını isteseniz, en fazla bir defteri doldurabilir veya en çok 5-6 saat durmaksızın anlatabilir. Çocukluk ve gençlik dönemlerinde başından geçen iyi veya kötü olayları, aldığı önemli kararları, hırsını yaptığı, ulaşmak için yıllarını verdiği hedeflerini şu anda zorlukla hatırlıyordur. O zamanlar çok önemli olduğunu düşündüğü konuların tümü şimdi onun için birer anıdan ibarettir. Koskoca 70 sene dediği şeyin tamamı işte bu kadardır.
Zamanın yıpratıcı etkisi her şeyde gözle görülür biçimde fark edilir. Ancak en büyük yıpranmaya insan kendi bedeninde şahit olur. Geçen yıllarla birlikte insanın çok değer verdiği bedeni geri dönülemez bir biçimde hasar görür. İnsanın belirli bir zaman süreci içinde geçirdiği bu değişiklik Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
“Allah sizi bir zaaftan yarattı. Sonra bu zaafın ardından bir kuvvet kıldı. Sonra bu kuvvetin ardından da bir zaaf ve yaşlılık verdi. Dilediğini yaratır. O bilendir, güç getirendir.” (Rum Suresi, 54)
Tıbbi olarak yaşlılığa ikinci çocukluk dönemi de denmektedir. Çünkü vücutta meydana gelen bozulmalar insanı tıpkı bir çocuk gibi bakıma ve korunmaya muhtaç bırakır. Her insan hayatına çocuk olarak başlar ve bir dönem sonra tekrar çocukluğa dönerek hayatını noktalar. Bu süreç şüphesiz gelişigüzel oluşmuş değildir. Allah dileseydi insanı ölene kadar genç yaşatır, vücudunda hiçbir eksiklik ya da hastalık yaratmazdı. Ama Allah, yaşlılık döneminde insanda fiziksel bir takım eksiklikler yaratarak ona bu dünyanın geçiciliğini bir kez daha hatırlatmaktadır. Bu dünyanın geçiciliği ve insanın belli bir hikmet üzerine yaşlılık dönemine ulaştırıldığı bir ayette şöyle bildirilir:
“Allah sizi yarattı, sonra sizi öldürüyor, sizden kimi de bildikten sonra bir şey bilmesin diye ömrün en aşağı ucuna yaşlılığa geri çevrilir. Şüphesiz Allah bilendir, her şeye güç yetirendir." (Nahl Suresi, 70)
Deri, insan güzelliğinde en çok önem taşıyan faktörlerdendir. Yaklaşık 1 mm kalınlığındaki bu doku kaldırıldığında ortaya estetik yönden hiç de hoş olmayan bir görüntü çıkar. Öyle ki oluşan manzaraya bakmak bile oldukça güçtür. Bu durumda insanın övündüğü, çevresine gösteriş yaptığı, gerçekte vücudunun her yerini kaplayan yaklaşık 2 kilogramlık deriden ibarettir denebilir. Dikkat çekici olan ise yaşlılığın en fazla tahribat yaptığı yerin de yine deri olmasıdır. Bir zamanlar fiziki güzelliği, gücüyle ün kazanan, çok zeki ve sağlıklı olarak tanınan insanların da sonu şu anda ekranda gördüğünüzden farklı olmayacaktır. Kullanılan tüm kozmetik ürünler, bu ürünlere harcanan milyonlarca para, türlü estetik ameliyatlar bu süreci en fazla birkaç sene geciktirebilir ama sonucu değiştiremez. Şu çok açık bir gerçektir. Sonsuz hayat yanında bu dünya hayatının hiçbir kıymeti yoktur. İnsanı ahirette sonsuz mutluluğa ulaştıracak olan yalnızca Allah'a imanıdır.