Kambriyen dönemi fosilleri ve türlerin yaratılışı
"Yaşayan fosiller" belgeselinden.
Kambriyen dönemi fosilleri ve türlerin yaratılışı
Kompleks canlıların fosillerine rastlanan en eski yer katmanı, yaşı 530 ila 500 milyon yıl olarak hesaplanan Kambriyen tabakadır. Kambriyen devrinden daha eski tabakalarda tek hücreli canlılar dışında hiçbir canlının fosiline rastlanmaz. Kambriyen devirde ise birbirinden son derece farklı canlı türleri aniden ortaya çıkar.
Denizanaları, deniz yıldızları, trilobitler, salyangozlar gibi 30'u aşkın omurgasız canlı türü bir anda belirir. Aniden ortaya çıkan bu canlılar, evrim teorisinin varsayımlarının tam aksine, basit değil, son derece kompleks vücut yapılarına sahiptirler. Sert kabukları, boğumlu vücutları ve kompleks organlarıyla çok karmaşık canlılar olan trilobitler bunlardan birisidir. Fosil kayıtları trilobitlerin gözleri hakkında dahi çok detaylı tespitler yapılmasını mümkün kılmıştır. Bir trilobit gözü yüzlerce küçük petekten oluşur ve bu peteklerin her birinin içinde çift mercek yer almaktadır. Bu göz yapısı tam bir tasarım harikasıdır.
Trilobit gözü dünya üzerinde bilinen ilk gözdür ve canlıların ilkelden gelişmişe doğru evrimleştikleri şeklindeki Darwinist iddiayı kesinlikle geçersiz kılmaktadır.
Harvard, Rochester ve Chicago Üniversitelerinden jeoloji profesörü David Roup bu konuda şöyle der:
“Trilobitlerin gözü ancak günümüzün iyi eğitim görmüş ve son derece yetenekli bir optik mühendisi tarafından geliştirilebilecek bir tasarıma sahipti.”
Üstelik trilobitlerdeki bu petek göz sistemi, 530 milyon yıldır hiç değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Arı ya da yusufçuk gibi günümüzdeki bazı böceklerde de aynı göz yapısı görülmektedir. Evrim teorisine göre canlı türlerinin daha ilkel başka canlılardan evrimleşmiş olmaları gerekir. Oysa trilobitlerin ve diğer Kambriyen dönemi canlılarının öncesinde başka hiçbir kompleks canlı yoktur. Kambriyen devri canlıları hiçbir ataları olmadan bir anda var olmuşlardır.
Evrim teorisinin yaşayan en ünlü savunucusu olan İngiliz zoolog Richard Dawkins bu konuda şu itirafı yapar:
“Kambriyen devri canlıları sanki hiçbir evrim tarihine sahip olmadan o halde orada meydana gelmiş gibidirler.”
Bu durum evrim teorisini kesinlikle geçersiz kılmaktadır. Çünkü Darwin, “Türlerin Kökeni” adlı kitabında şöyle yazmıştır:
“Eğer aynı sınıfa ait çok sayıda tür gerçekten yaşama bir anda ve birlikte başlamışsa bu doğal seleksiyonla ortak atadan evrimleşme teorime öldürücü bir darbe olurdu.”
Darwin’in korktuğu bu öldürücü darbe fosil kayıtlarının henüz başlangıcında Kambriyen devrinden gelmektedir. Kambriyen devrinden sonraki fosil katmanlarında da canlı türleri hep bir anda ve eksiksiz yapılarıyla belirir. Balıklar, amfibiler, sürüngenler, kuşlar ve memeliler gibi temel canlı grupları ve bunların içindeki yüz binlerce farklı tür canlı, yeryüzünde hep bir anda ve eksiksiz biçimde ortaya çıkmıştır. Bu grupların arasında evrimcilerin hayal ettikleri ara geçiş formlarından tek bir tane bile yoktur.
Canlılığın basitten komplekse doğru gelişmediğini ilk ortaya çıktığı anda zaten son derece kompleks olduğunu gösteren bir başka örnekte, fosil kayıtlarına göre 400 milyon yıl önce ortaya çıkmış olan köpekbalığıdır. Bu canlı kaybettiği dişlerin yenilenmesi gibi üstün bir özelliğe sahipti. Oysa kendisinden milyonlarca yıl sonra yaşayan birçok canlı da böyle bir özellik yoktur. Bu da köpekbalığının basitten komplekse doğru bir gelişme göstermediğinin kesin bir delilidir.
Memelilerle, memelilerden yüz milyonlarca sene önce yeryüzünde belirmiş ahtapotların göz yapılarının son derece benzer olması, aynı kompleks yapı ve sistemleri içermesi de buna örnek olarak verilebilir. Tüm bu örnekler, canlı türlerinin yeryüzünde belirmelerinde basitten komplekse doğru bir sıralama olmadığını ortaya koymaktadır.
Bu gerçek, canlılık üzerinde yapılan şekilsel, işlevsel ve genetik incelemelerin sonuçları değerlendirilerek de görülmüştür. Örneğin şekil ve büyüklük olarak bakıldığında fosil tabakalarının alt katmanlarında yer alan birçok canlının, kendilerinden sonra ortaya çıkan canlılara kıyasla daha büyük kütleli olduklarını görürüz. Dinozorlar gibi.
Canlıların işlevsel özellikleri incelendiğinde de aynı gerçekle karşılaşırız. Yapısal gelişimleri ele alındığında kulak da ilkelden komplekse doğru gelişim iddiasını yalanlayan bir örnek oluşturur. Amfibilerde orta kulak boşluğu mevcutken bunlardan daha sonra ortaya çıkan sürüngenlerde tek kemikçiye dayalı daha basit bir işitme sistemi vardır ve orta kulak boşluğu yoktur. Genetik incelemelerde benzer sonuçlar ortaya koymaktadır.
Yapılan araştırmalar, kromozom sayılarının canlıların kompleksliklerini yansıtan bir sıra oluşturmadığını göstermiştir. Örneğin, insanda 46 olan kromozom sayısı, sopepode yengeci için 6, kopepode yengeci için 6, mikroskobik bir canlı olan radiolaria için ise tam 800'dür. Fosil kayıtlarının ortaya koyduğu bu gerçek, ne işlevsel ne de şekilsel olarak canlıların basitten komplekse doğru bir evrim geçirmediğini, canlı türlerini Allah'ın yarattığını ispatlamaktadır.
Evrimci paleontolog Mark Czarnecki bu gerçeği şöyle itiraf eder:
“Teori ispatlamanın önündeki büyük bir engel her zaman için fosil kayıtları olmuştur. Bu kayıtlar hiçbir zaman için Darwin’in varsaydığı ara formların izlerini ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar ve bu beklenmedik durum türlerin Allah tarafından yaratıldığını savunan yaratılışçı görüşü desteklemektedir.”
