Fosiller bize neyi anlatıyor? Paleontoloji bilimi nedir?
"Yaşayan fosiller" belgeselinden.
Fosiller bize neyi anlatıyor? Paleontoloji bilimi nedir?
ONUR YILDIZ: Merhaba. Fosiller dünyasına hoş geldiniz.
Fosiller dünyanın her yerinde varlar. Sayıları yaklaşık 600 milyonun, 700 milyonun üzerine çıkmış durumda. Bunlara tabii çıkartılmış olan fosiller. Aslında dünyada yer kabuğunun arasında milyarlarca fosilin olduğu bir gerçek. Paleontoloji bilimi bize bunu söylüyor.
Peki fosiller bize neyi anlatıyor? Paleontoloji bilimi nedir?
Paleontoloji aslında dünyanın ve canlılığın tarihini bize jeolojik olarak bildiren çok önemli bir bilim dalı. Fosiller de bu anlamda canlılığın kökenini, günümüze nasıl geldiğini, ne zaman var olduğunu, hangi tarihte ortaya çıktığını ve günümüze kadar kaç adet canlının yaşadığını bize gösteren çok önemli deliller. Tabii evrim teorisini biz konu aldığımızda paleontoloji çok daha büyük bir öneme sahip oluyor. Çünkü evrim teorisinin ne denli hatalarla dolu, ne denli yanlışlarla dolu, elle tutulur bir tarafının olmadığını belgeleyen en önemli delilleri bize sunmakta.
Fosil nedir? Bir bitki ya da hayvanın eski jeolojik çağlardan bu yana yerkabuğunda korunmuş olan kalıntılarına ya da izlerine fosil denir. Yeryüzünün her tarafından derlenmiş olan fosiller, yaşamın başlangıcından bu yana yeryüzünde yaşamış canlılar hakkında bilgi veren en önemli kaynaktır.
Evet, peki fosilleşme nasıl oluşuyor? Fosilleşme dünyada yeryüzünün katmanları oluşurken olan bir hadise, aynı anda olan bir hadise aslında. Evvela ölen bir canlının bedeni, mesela burada bir kaya katmanının tabakalarını görüyorsunuz. Tabakalar aşağı doğru indikçe gördüğünüz gibi biraz farklılaşıyor. Yani farklı bir yoğunluğa ve renge sahipler. İşte bu farklı tabakalar aynı zamanda fosilleşmenin evimizde nasıl olduğunu gösteriyor. Çünkü her tabaka ayrı ayrı fosilleşiyor. Ölen bir canlının bu tabakaların içerisinde gömülmesine biyostratonomi adı veriliyor. Gömüldükten sonra taşlaşmasına da diagenes ismini veriliyor.
Şimdi bu elimdeki aslında bir fosil. Bu bir siyanobakteri yani mavi yeşil algı fosili. Mavi yeşil algılar kıyılarda kayaların üzerinde birike birike bu tip bir katmanlaşmayı bize açık bir şekilde resmediyorlar. Ve biz de burada fosilleşmenin nasıl olduğunu az çok anlayabiliyoruz. Ve bu fosil bize bakın tam bu iki buçuk milyar yıl yaşında olan bir fosil. Ve iki buçuk milyar yıllık bir kayayı ben şu an elimde tutuyorum. Ve bu kaya işte bütün dünyadaki fosil oluşumunu, kayaların canlıları nasıl hapsettiğini bize açık şekilde gösteriyor.
Havayla teması ani bir şekilde kesilen canlıların iskeletleri bozulmadan günümüze kadar ulaşır. Fosillerin araştırılması soyu tükenmiş hayvanlar ve bitkiler konusunda bilgilenmemizi sağlar. Bu bilgiler hangi zaman dilimlerinde hangi canlıların yaşadıkları hakkında da bilgi verir.
Canlıların tek bir ortak atadan geldiğini iddia eden Darwin'in evrim teorisinin günümüzde tespit edilmiş fosil kayıtları tarafından geçersizliği kesin olarak ortaya konmuştur. Ancak bu bilimsel delillere rağmen ideolojik olarak savunulmaya devam eden bu teoriye göre bu denli farklı canlıların ortaya çıkışı çok uzun bir zaman içinde birbirine eklenen küçük değişimlerle olmuştu.
Teoriye göre ilk olarak tek hücreli canlılar oluşmuş, bunlar yüz milyonlarca yıl içinde önce omurgasız deniz canlılarına, sonra balıklara dönüşmüşlerdi. Bu balıklar ise karaya çıkarak sürüngenleri oluşturmuşlardı. Aynı iddiaya göre, kuşlar ve memeliler de sürüngenlerden evrimleşmişlerdi. Eğer bu iddia doğru olsaydı, tarihte farklı canlı türlerini birbirine bağlayacak çok sayıda ara tür yaşamış olması gerekirdi.
Örneğin, sürüngenler eğer gerçekten kuşlara evrimleşselerdi, tarihte milyarlarca yarı kuş yarı sürüngen canlının yaşamış olması gerekirdi. Ve bu ara canlılar henüz tamamlanmamış eksik organlara sahip olmalıydı.
Darwin bu hayali canlılara ara geçiş formları adını verdi. Teorisini ispatlamak içinse bu ara geçiş formlarının kalıntılarının fosil kayıtlarında mutlaka bulunması gerektiğini biliyordu. “Türlerin Kökeni” adlı kitabında Darwin şöyle yazmıştı:
“Eğer teorim doğruysa türleri birbirine bağlayan sayısız ara geçiş türleri mutlaka yaşamış olmalıdır. Bunların yaşamış olduklarının kanıtları da sadece fosil kalıntıları arasında bulunabilir.”
Ama Darwin, fosil kayıtlarının hayali ara formlarının hiçbirini içermediğinin de farkındaydı. Bu yüzden “Türlerin Kökeni” adlı kitabında bu soruna özel bir bölüm ayırmış ve şu endişeli soruları sormuştu:
“Eğer gerçekten türler diğer türlerden yavaş gelişmelerle türemişse neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Sayısız ara form olmalı. Fakat niçin bunları yeryüzünün katmanlarında gömülü olarak bulamıyoruz?”
