MÜBAREK ŞEHİR İSTANBUL - ERDEM ERTÜZÜN, KILIÇ ALİ PAŞA CAMİ (14 EYLÜL 2011)

ERDEM ERTÜZÜN: Hayırlı akşamlar. A9 Televizyonu tarafından hazırlayıp sunduğumuz Mübarek Şehir İstanbul programımıza hoş geldiniz.

Bu akşamki canlı yayınımızı Kılıç Ali Paşa Camii'nden yapıyoruz.

400 Yılı aşkın süredir İstanbul'un en nadide eserlerinden biri olan bu güzel camimizi sizlere tanıttıktan sonra ahir zamanda geleceğe müjdelenen Hz. Mehdi (as)'ın bedeni cismiyle bir şahıs olarak geleceğine Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin anlatımıyla sizlere aktaracağız inşaAllah.

Kılıç Ali Paşa Camii, Kaptanı Derya Kılıç Ali'nin Mimar Sinan’a yaptırdığı bir camidir. 1580 Yılında yaptırılmıştır. Kılıç Ali Paşa Külliyesi, cami, türbe, sebil ve medreseden meydana gelmektedir. Kubbenin iki yanındaki yarım kubbeler, diğer iki yanındaki kemerler ve destek duvarlarıyla cami, Ayasofya'nın küçük boyutta bir kopyasıdır. Mihrab tarafındaki çiniler, İznik'in parlak dönemin ürünüdür. Ayasofya'nın model alınmasının ardındaki sebep bilinmemektedir.

2011 Yılında kapsamlı bir restorasyon geçiren cami, türbe ve medresesi ile İstanbul'un çok değerli hazinelerinden biri olan Mimar Sinan'ın eseri olan bu cami yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. Tophane tramvay durağında bulunan Kılıç Ali Paşa Camii ve külliyesinin minyatürü de bulunmaktadır. Cami hemen karşısında bulunan oldukça büyük Osmanlı Çeşmesi ile de uyumlu olup içinde birçok Levent kabristanı bulundurmaktadır.

Külliyenin ana öğesi olan cami bir avlu çerçevesinin ortasında bulunur. Avlu çerçevesi 1956 yılında gerçekleştirilen yol çalışmalarında özgün biçimini yitirmiş ve avlu duvarı geri çekilmiştir.

Camiin son cemaat yeri 5 kubbe ile örtülü olup ayrıca 3 yönden son cemaat yerini saran kurşun kaplamalı sundurma ile bu kısmın tavan örtüsü meydana getirilmiştir. Dikdörtgen plana sahip cami, ana mekanının 12 metre 70 santim çapındaki kubbe örtüsü pencere ile bir kasnağa oturtulmuş ve kubbe ağırlığı pandantifler aracılığıyla 4 paneye bindirilmiştir.

Ayasofya mimari estetiğinin gelişmiş bir örneği olduğu düşünülen cami 16. Yüzyılın işçiliği olan İznik çinileri ile bezenmiştir. Cami 24 kubbe kasnağında olmak üzere toplam 147 pencere ile aydınlatılmaktadır. Ayrıca 1948 yılında Deniz Müzesi'ne kaldırılan 16. Yüzyıla ait tarihi deniz feneri de caminin aydınlatılmasında kullanılmıştır.

 Tek şerefli cami minaresi ise 19. Yüzyılla gerçekleştirilen, onarımda yenilenmiş ve minarede barok süslemeler kullanılmıştır. Kılıç Ali Paşa Camii'nin denize bakan cephesinde bulunan ve sekizgen planın üzerine kesme taştan inşa edilen külliye türbesi Kılıç Ali Paşa'ya aittir. Deniz tarafında bulunan bir diğer yapı 18. hücreden meydana gelen kare planlı külliye medresesidir. Avlu duvarının üzerindeki sebillerin de külliyeye dahil olduğu düşünülmektedir.

Sayın seyircilerimiz Kılıç Ali Paşa Camii'nin sizlere bu şekilde tanıttıktan sonra şimdide sizlere geçtiğimiz asrın müceddidi Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin, Hz. Mehdi (as)’ın bir beşer olarak ahir zamanda geleceğini anlatan ifadelerini aktarmak istiyoruz inşaAllah.

Tarih boyunca gönderilmiş tüm elçiler gibi Hz. Mehdi (as)’ın de bir şahsı manevisi olacaktır. Hatta rivayetlerde Hz. Mehdi (as)’ın bu şahsı manevisinin bütün yeryüzünü kaplayacağı bildirilmiştir. Onun tebliğ faaliyetinden, ilmi mücadelesinden, icraatlarından ortaya çıkacak bir Mehdiyet cereyanı olacaktır. Fakat Hz. Mehdi (as)’ın kendisi de bizzat işin başında olacaktır. Zaten bütün bu olayların gerçekleşebilmesi için en başta Hz. Mehdi (as)’ın bizzat şahıs olarak gönderilmesi gerekmektedir. Nitekim Bediüzzaman'ın yazılarında da bu konuyu net olarak açıklayan birçok izah bulunmaktadır.

Bediüzzaman Hazretleri aşağıdaki sözlerinde, Hz. Mehdi (as) 'dan bir şahsı manevi olarak değil, bir şahıs olarak bahsettiği hiçbir ihtilafa yer vermeyecek kadar açık ve net olarak görülebilmektedir. Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur külliyatının 36 ayrı yerinde 38 defa Hz. Mehdi (as)'ın bir şahıs, bir zat, bir insan olduğunu ifade etmiştir. Üstadın Hz. Mehdi için kullandığı “o zat” ya da “o şahıs” gibi ifadeler Hz. Mehdi (as)’ın bir şahs-ı manevi olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Şöyle söylüyor Bediüzzaman Hazretleri:

 “..o zat o taifenin uzun tetkikatı (o topluluğun uzun araştırmaları, incelemeleri) ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak. Onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı kuvvet) ve manevi ordusu yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüt (dayanışma) sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir, (öğrencilerdir). Ne kadar az da olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” (Emirdağ Lahikası, s. Emirdağ Lahikası-I, 205. Mektup.)

Bediüzzaman Hazretleri bu sözünde, Hz. Mehdi (as) için “o zat” ifadesini kullanmıştır. Bunun yanı sıra Hz. Mehdi (as)’dan ayrı, cemaatinden ayrı olarak bahsederek Hz. Mehdi (as) ve onun şahsı manevisinin iki ayrı kavram olduğunu da ayrıca açıklamaktadır. Şöyle söylüyor devamında:

“.. o ileride gelecek acip bir şahsın, (şaşılan ve hayret uyandıran şahsın) bir hizmetkarı ve ona yer hazır edilecek bir dümdarı (önceden gelen takipçisi) ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi yani öncü bir askeri olduğumu zannediyorum.” (Barla Lahikası, sf. 162)

 Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı “acip bir şahıs” ifadesi Mehdi (as)’ın bir şahsı manevi değil, bir şahıs olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bediüzzaman sözlerinin devamında ise Hz. Mehdi (as)’ın kumandanlık vasfına da dikkat çekmektedir. Bir şahsı manevinin kumandanlık vasfı taşımasının söz konusu olamayacağı, burada Hz. Mehdi (as)’dan bu görevi yerine getirebilecek bir şahıs olarak bahsedildiği çok açıktır. Ayrıca Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hz. Mehdi (as)’ın üstleneceği bu büyük görevde kendisinin de bu acip şahsın hizmetkarı olabileceğini ifade ederken, Hz. Mehdi (as)’ın bir şahıs olduğunu bir kez daha vurgulamıştır. Şöyle devam ediyor:

 “Ahirzamanın en büyük fesadı zamanında elbette en büyük bir müçtehit (içtihat eden büyük İslam alimi) hem en büyük bir müceddit (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi, yenileyen, yenileyici) hem hakim hem Mehdi hem Mürşid (doğru yolu gösteren kişi) hem Kutb-u Azam (Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük evliyalardan zamanın en büyük mürşidi) olarak bir Zat-ı Nurani'yi gönderecek ve o Zat da Ehl-i Beyt-i Nebevi'den (Peygamberimiz (sav)’in soyundan) olacaktır” buyuruyor. (Mektubat, s.425-426)

“Bir müçtehit, bir müceddit, hakim, Mehdi, mürşid, kutb-u azam, bir zat-ı nurani.” Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı yukarıdaki sayılan vasıflar anlamlarından da anlaşılacağı gibi ancak bir kişiye ait olan özelliklerdir. Ayrıca Üstad, Hz. Mehdi (as)’ın bir zat-ı nurani olduğundan bahsetmektedir. Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)’ın bir şahs-ı manevi olduğunu vurgulamak isteseydi burada “bir zat-ı nuraniden” değil “bir şahs-ı manevi nuraniden” bahsederdi. Ayrıca burada şahıs kelimesinden önce kullanılan “bir” kelimesi de bu konuyu bir kez daha açıklamaktadır. “Zat” ise zaten yine bir’lik ve şahıs ifade eden bir kelimedir. Bediüzzaman burada açıkça “bir zat” ifadesini kullanmıştır. İki ya da birileri dememiştir. Dolayısıyla Üstad'ın tüm bu açıklamaları Hz. Mehdi (as) 'dan bir şahs-ı manevi olarak bahsetmediğini kesin bir şekilde ispatlamaktadır.

“Belki nuru imanın, (imanın ışığının) dikkatiyle o eşhası ahirzaman, ağır zaman şahısları tanınabilir” diyor Bediüzzaman. (Sözler, s. 318)   

Bediüzzaman'ın Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) için “ahirzaman şahısları” ifadesini kullandığını görüyoruz. Bediüzzaman'ın burada kullandığı şahıs ifadesi, Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’ın bir şahsı manevi olarak değil birer insan olarak geleceklerini açıkça ortaya koymaktadır.

Bediüzzaman'ın ahir zamanda gelecek olan bu şahısların imanın nuruyla tanınabileceklerini belirtmesi de yine Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’ın birer şahıs olarak geleceklerini açıkladığını göstermektedir.

Önceki satırlarda Hz. İsa (as) için de belirtildiği gibi tanıma fiili ancak insanlar için geçerli olabilecek bir durumdur. Bir şahs-ı manevinin kendisinin olup olmadığını tanınabilmesi elbette söz konusu olamaz. Şöyle devam ediyor Said Nusra Hazretleri:

''Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar, fikir akımları var ki her şeyi kendi hesabına aldığı için faraza, (farz edelim), hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek olan o zat dahi bu zamanda gelse…'' diyor. (Kastamonu Lahikası, 57)

Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı “o zat” ifadesi de yine bu konuyu hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açıklamaktadır.

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)’dan “hakiki beklenilen o zat” şeklinde bahsetmektedir. Eğer Hz. Mehdi (as)’ın bir şahs-ı manevi olacağını söylemek isteseydi, Bediüzzaman'ın burada “beklenilen şahs-ı manevi” demesi gerekirdi. Ancak Hz. Mehdi (as) ile ilgili böyle bir ifade kullanmamıştır.

Bediüzzaman bu sözünde ayrıca Hz. Mehdi (as)’ın bir asır sonra geleceğini belirtmektedir. Bir şahs-ı manevi için ortaya çıkış tarihi verilemeyeceği açıktır. Gelme fiili ancak bir şahıs için kullanılacak bir kelimedir. Ve buradan da Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi (as)’dan bir kişi olarak bahsettiği açıkça anlaşılmaktadır. Şöyle devam ediyor Bediüzzaman:

“Ahizamanın o büyük şahs-ı Âl-i Beyt’den Peygamberimiz (sav)’in soyundan olacak.” (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup Yedinci Kısım)

Bediüzzaman burada da “ahirzamanın o büyük şahs-ı” sözleriyle Hz. Mehdi (as)’ın ahir zamanda gelecek olan bir şahıs olduğunu tekrarlamıştır.

Hz. Mehdi (as)’ın Peygamberimiz (sav)’in soyundan olacağını belirtmiş. Olması ise Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi (as)’dan bir şahs-ı manevi olarak bahsetmediğini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Zira bir şahs-ı manevinin bir başka insanın soyundan gelebilmesi söz konusu değildir. Şöyle devam ediyor Bediüzzaman Hazretleri:

“Ben de onlara demiştim; ben kendimi Seyyid, (Peygamber Efendimiz (sav)’in  soyundan) bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki ahirzamanın o büyük şahsı Âl-i Beyt’ten (Peygamberimiz (sav)’in soyundan) olacaktır.” (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup Yedinci Kısım)

Bediüzzaman bu sözünde de yine “ahirzamanın o büyük şahsı” diyerek Hz. Mehdi (as)’ın bir şahıs olarak geleceğini net ve açık şekilde ifade etmiştir.

A9 Televizyonu tarafından hazırlayıp-sunduğumuz Mübarek Şehir İstanbul programımızın sonuna geldik. Herkese hayırlı akşamlar diliyoruz.