MÜBAREK ŞEHİR İSTANBUL - ERDEM ERTÜZÜN, PİERRE LOTİ (9 EYLÜL 2011)
ERDEM ERTÜZÜN: Hayırlı akşamlar. A9 Televizyonu tarafından hazırlayıp sunduğumuz Mübarek Şehir İstanbul programımıza hoş geldiniz.
Bu akşam yayınımızı İstanbul'un en güzel seyir manzaralarından birine sahip olan Pierre Loti Tepesi'nden yapıyoruz.
Öncelikle adını Osmanlı döneminde burada yaşayan Türk dostu bir Fransız yazardan alan bu tepenin kısa tarihçesinden bahsedeceğiz. Daha sonra da hadislerde bahsedilen Ahirzamanda İstanbul'da ortaya çıkacağı belirtilen, adı alim olan ama kendisi cahil olan bir kişiden bahsedeceğiz.
Pierre Loti, asıl adı Louis Marie Julien Viaud olan Fransız bir romancıdır. Pierre Loti isminin yazara, kimi kaynaklara göre öğrencilik yıllarında, kimi kaynaklara göre ise 1867 yılında yaptığı Okyanusya Seferi sırasında Tahitili yerliler tarafından verildiği söylenir.
Loti, egzotik iklimlerde yetişen egzotik bir çiçeğin ismidir. 1850 Yılında Fransa'nın Rochefort kentinde Protestan bir ailenin en küçüğü olarak doğan Pierre Loti, 17 yaşında Fransız deniz kuvvetlerine girmiştir. Denizcilik eğitimini tamamladıktan sonra 1881'de yüzbaşı olan ve ilerleyen yıllarda da terfi ederek albaylığa kadar yükselen Loti, vazifesi gereği Orta Doğu ve Uzak Doğu'da bulunmuştur. Bir deniz subayı olarak romanlarında konu ettiği yabancı kültürünü pek çok yer gezerek elde etmiştir ve bu yolculuklarında edindiği deneyimlerini ve gözlemlerini daha sonra kitaplarına yansıtmıştır.
1879'da ilk romanı olan ve o dönemin Osmanlı Türkiye'sinden kesitler veren Aziyade'nin yayınlanmasından ardından 1886'da İzlanda Balıkçısı’nı yayınlayan Loti kendini edebiyat çevresinde kabul ettirmiş bir yazar oldu. Daha sonraki yıllarda her yıl bir kitabı çıktı ve kitapları geniş kitlelerce okundu. 1891 Yılında Fransız Akademisi'ne seçilen yazar, 1910 yılında Légion d’honneur nişanını aldı.
İzlenimci bir yazar olan Pierre Loti'nin oldukça yalın bir dili vardı. Birçok kez İstanbul'da bulunmuş olan Pierre Loti İstanbul'a ilk kez 1876 yılında bir Fransız gemisiyle görevli subay olarak gelmiştir. Loti Osmanlı yaşam biçiminden etkilenmiş ve pek çok eserinde bu etkiyi göstermiştir.
İstanbul'da bulunduğu zamanlarda Eyüp'te yaşayan Loti kendisini her zaman Türk dostu olarak nitelendirmiştir. 1913 Yılında yazdığı Can Çekişen Türkiye kitabıyla Batı politikalarını eleştiren Loti aynı yıl devlet konuğu olarak Türkiye'ye geldiği zaman Tophane rıhtımında büyük bir törenle karşılanarak Sultan Reşat tarafından sarayda ağırlanmıştır. Balkan Savaşları'nda, 1. Dünya Savaşı'nda ve sonrasında Anadolu işgalinde Avrupa'ya karşı hep Türkleri savundu. Milli mücadele döneminde Anadolu'daki direnişe destek vermesi ve kendi ülkesine işgalci Fransa'yı ağır bir dille eleştirmesiyle Loti, Türk halkının da sempatisini kazanmıştır. Öyle ki Türkiye Büyük Millet Meclisi 4 Ekim 1921'de Pierre Loti'ye şükranlarını sunan bir mektup yolladı. Bununla birlikte Pierre Loti, 1920 yılında İstanbul Şehri Fahri Hemşerisi olarak kabul edildi ve onun adını taşıyan bir de cemiyet kuruldu. Daha sonraları İstanbul'da Divanyolu'nda bir cadde Pierre Loti Caddesi ve Eyüp'te şu an bulunduğumuz bu kahvehaneye de Pierre Loti Kahvehanesi ismi verilmiştir.
19. Yüzyılın sonlarına kadar Rabia Kadın Kahvehanesi olarak bilinen ancak Fransız yazar Pierre Loti kahveyi mekan tutmaya başladıktan sonra Pierre Loti kahvesi olarak anılan bu mekan şehrin en güzel manzaralarından birini seyretmek isteyenlerin durağı olmuştur.
Ahirzaman alametleri arasında olan ve hadislerde İstanbul'da çıkacağı söylenen sözde alim bir gerici hocadan bahsedilmektedir. Hadis-i şeriflerde Hz. Mehdi (as) 'a birçok yobazın karşı çıkacağı bildirilmektedir. Onlar Hz. Mehdi (as) 'ın dini bidatlerden kurtarıp aslına döndürme çabasından hoşnut kalmayacaktır. Hatta bu adam dinimizi mahvetmek istiyor diyecek kadar ileri gideceklerdir. Ancak Hz. Mehdi (as) Kuran ayetlerinin ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetinin ışığında hükmedecek ve bu fikri mücadelesinde çok kararlı ve başarılı olacaktır.
Hz. Mehdi (as) döneminde Allah'ın izniyle İslam dini Peygamberimiz (sav)’in döneminde yaşandığı şeklinde yani özüne dönecektir. Kuran-ı Kerim'de peygamberlerin inkarcılarla ve puta tapanlarla yaptığı mücadeleleri dışında onların yobaz zihniyetle olan mücadelelerininden de bahsedilmektedir. Bu zihniyetin Peygamberimiz devrinde kaybolmadığını ve günümüzde de varlığını sürdürdüğünü bilmekteyiz. Kuran'da birçok ayette yobaz insanların özellikleri verilmiş ve onlardan detaylı olarak bahsedilmiştir.
Araf suresinin 157. Ayetinde, şeytandan Allah'a sığınırım: “Onlar ki yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de geleceği yazılı bulacakları ümmi haber getirici Nebi olan elçiye, Resul'e uyarlar. O onlara marufu, iyiliği emrediyor, münkiri, kötülüğü yasaklıyor. Temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor. Ve onların ağır yüklerini üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler, işte kurtuluşa erenler bunlardır” buyrulmaktadır.
Bir hadiste de şöyle buyuruluyor:
“Dini ayakta dimdik durduracak, eski hüviyetine kavuşturacaktır. İslam'a yeniden ruh üfleyecek, zelil hale geldikten sonra onunla İslam'ı eski güçlü haline sokacaktır. O, İslam öldükten sonra Mehdi ile İslam'ı tekrar diriltecektir. İnsanları Allah'ın dinine davet edecektir” buyurulmaktadır. ("Futuhat-El Mekkiye")
Halk ne zaman İslam'ı öğrenmeye veya öğrenip de uygulamaya niyetlense karşılarında yobazları örnek görmektedir. Onlardan gördüğü her olumsuz davranışın dinden kaynaklandığını zannederek daha başlangıcında bu niyetlerinden vazgeçmektedirler. Bu arada dine karşı soğukluk başlar hatta düşmanca bir tavır gözlenir. Bütün Müslümanlar halk arasında hacı-hoca takımı diye kötülenir ve her fenalığın arkasında Müslüman biri aranır hale gelir.
Anlattığımız konunun önemi buradan gelmektedir. Halk İslam'ı gerçek manasıyla tanımadığı için yobazların şahsında dini yargılamaya başlar. Din düşmanı basın ve yayın organlarını da kasıtlı bir şekilde İslamiyet'i yobazlık ve gericilik şeklinde takdim etmelerinin de bu konuda büyük payı olduğu bir gerçektir.
Aslında halkın nefret ettiği İslamiyet değil, yobaz zihniyettir. Halk en çok, ‘acaba ben de dinimi yaşamaya başlarsam bu insanlar gibi mi olacağım’ düşüncesiyle bu konuda çekingen davranmaktadırlar. Bu sebeple Müslümanım diyen herkesin dinini çok iyi tanıması, okuyup araştırması ve bilmediklerini ihtisas sahiplerinden öğrenmesi gerekir. Her Müslüman aydın ve kültürlü olmaya gayret etmelidir. Hoşgörüyü hiç elden bırakmayarak halkı Allah'ı tanımaya davet etmeli, dini yaşamaya ve ahlaklı olmaya özendirmelidir.
Hadislerde bahsedilen İstanbul'daki bu cahil alim, ki ünlü bir kişi olacaktır, ahirzamanın önemli bir şahsıdır. Ahir zamanda gelecek deccâli bir şahıstır. Mehdi (as)’a karşı tavır koyacaktır ve Müslüman alim olarak kendini gösterecektir. Kütüb-i Sitte’de yer alan bir hadiste de: “Deccal zamanında, ahir zamanda ulema kabzedilir. Öyle ki tek bir alim kalmaz. Gerçek alimler kalmaz. Halk da cahilleri kendilerine reis yapar. Bunlara meseleler sorulur. Onlar da ilme dayanmaksızın kendi reyleriyle hurafe tarzında aslı olmayan fetva verirler. Böylece hem kendilerine hem de başkalarını dalalete atarlar buyurulmaktadır.” ("Futuhat-El Mekkiye")
Bir başka hadiste de Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor:
“Sizin için deccalden ziyade deccal olmayanlardan korkarım.’ ‘Onlar kimdir?’ sorusuna ‘saptıran imamlardır’ buyurdu” dediği rivayet olunmaktadır. (Ahmed bin Hanbel)
İnsanları 1400 seneden beri beklenen Hz. Mehdi (as) 'dan uzak tutmaya çalışacak ve birçok insanın dalalete ve sapkınlığa düşmesine vesile olacak bu şahıs, insanları Hz. Mehdi (as)'a düşman etmeye çalışacak ve Hz. Mehdi (as)'dan feyiz ve bereket almalarını engelleyecektir. İslam'ın hakimiyetini engellemek için elinden geleni yapacak ama buna rağmen Hz. Mehdi (as) bu şahsı yenecektir, inşaAllah.
Hz. Mehdi (as) sonuna kadar mücadele edecek ve Allah'ın izniyle sonunda bu şahsı pes ettirecektir, inşaAllah.
A9 Televizyonu tarafından hazırlayıp-sunduğumuz Mübarek Şehir İstanbul programımızın sonuna geldik. Herkese hayırlı akşamlar diliyoruz.