MÜBAREK ŞEHİR İSTANBUL - ERDEM ERTÜZÜN, BEYLERBEYİ SARAYI (2 EYLÜL 2011)

ERDEM ERTÜZÜN: Hayırlı akşamlar. A9 Televizyonu tarafından hazırlanıp sunulan Mübarek Şehir İstanbul programımıza hoş geldiniz.

Bu akşam canlı yayınımızı Tarihi Beylerbeyi Sarayı'ndan gerçekleştiriyoruz. Ve Beylerbeyi semtindeyiz.

Öncelikle Beylerbeyi ismi nereden geliyor? Beylerbeyi ve çevresinin yerleşim alanı olarak kullanılması tarihte oldukça gerilere, Bizans dönemine kadar gitmektedir. Bizans döneminde İstavroz Bahçeleri adıyla anılan yöre Osmanlılar döneminde padişahların has bahçelerinden biri olarak kullanılmıştır. Yine İnciciyan'a göre buraya Beylerbeyi adının verilişi, 16. Yüzyılda Beylerbeyi Mehmet Paşa'nın burada bulunan köşkünden kaynaklanmaktadır.

Görünümüyle ve tarihi değeriyle Boğaz'ın incisi olan Beylerbeyi Sarayı da ismini semtten almaktadır. 1865 Yıllarında eski ahşap bir sahil sarayının yerine yapılan bu saray Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı'nın birçok mimari yapısında imzası olan Balyan ailesinin iki üyesi Baba Garabet Amira Balyan ve oğlu Sarkis Balyan Beylerbeyi Sarayı'nın da mimarıdır.

İnşası 2 yıl sürmüş ve yapımında 5000 kişi çalışmıştır. Çalışan işçilere moral ve şevk vermek amacıyla müzisyenler sürekli müzik yapmışlardır. Denize düşkünlüğü ile bilinen Sultan Abdülaziz, sarayın tavanlarını bol miktarda deniz ve gemi tabloları ile döşetmiştir. Haremlik ve selamlık olarak iki ana bölümden oluşan sarayda selamlık, donatım ve süsleme açısından haremden daha zengin tutulmuştur. Bodrum katı, mutfak ve depo olarak kullanılan bir bölümü bulunan ve 3 katlı olan sarayda 3 giriş, 6 salon ve 26 oda bulunmaktadır. Rutubete ve sıcağa karşı döşemeleri, orijinalleri Mısır'dan getirilen hasırlarla kaplanmıştır.

Çoğunluğu Hereke yapımı, büyük boyutlu halı ve kilimleri, Bohemia kristal avizeleri, Fransız saatleri, Çin, Japon, Fransız yıldız vazoları görülmeye değer sanat yapılarının yalnızca bir bölümüdür. Otantik mobilyalar, halılar, perdeler ve diğer eşyalar olduğu gibi korunmuş haldedir. Denize bakan cephe süsleri, bakımlı bir bahçe ve orta bölümdeki havuzlu salon ile spiral merdivenler dikkat çeken yerlerdir.

Çeşitli batı üsluplarının doğu üslupları ile kaynaştırıldığı sarayın iç mimarlığı kullanım özellikleri açısından bir orta sofaya açılan köşe odalardan oluşmakta ve geleneksel Türk evi planına benzerlikler göstermektedir. Boğaziçi'nin Anadolu kıyısında özel konumuyla dikkati çeken Beylerbeyi Sarayı'nı son dönem Osmanlı saraylarından ayıran yönlerden biri de yamaçlara doğru setler biçiminde yükselen ve bu yüzden set bahçeleri adıyla anılan bahçeleridir. Bu bahçelerde bulunan köşkler ve eski saraylardan kalan büyük havuzu da mevcuttur. Batı ile ilişkilerin güçlendiği bir dönemde yapılan Beylerbeyi Sarayı'nın en ilginç yanı ise set bahçelerinin altından geçen tarihsel tüneldir. Tünelin ortasında yer alan çeşmenin yazıtında Sultan II. Mahmud'un adı geçmekte ve yapının tarihlendirilmesinde önemli bir ipucu oluşturmaktadır. Üst set bahçesindeki büyük havuz ve mermer köşk gibi 2. Mahmut döneminden kalan bu tünel kıyı yolunun işlevini sürdürmesini sağlarken aynı zamanda yüksek duvarların ötesiyle bahçelerin bağlantısını kurmakta ve 1970'li yıllara kadar kullanılmaktaydı. Yazlık olarak tasarlandığından ısıtma donatımı bulunmayan saray serinlik vermesi amacıyla ve yapılan görüşmelerin duyulmaması için içinde bir de havuz bulundurmaktadır. Sahilde iki küçük seyir köşkü bulunan sarayda devlet misafirleri de ağırlanırdı. Bu konuklar arasında 3. Napolyon'un eşi Fransa İmparatoriçesi Eugeni, Avusturya İmparatoru Franz Josef, Sırp Prensi, Karadağ Kralı, İran Şahı Nasreddin ve Kral 8. Edward'da vardır.

Tahttan indirilip Selanik'e gönderilen 2. Abdulhamid, Balkan Savaşı patlak verince Beylerbeyi Sarayı'na getirilmiş ve 1918'de burada vefat etmiştir. Yapılan onarımlarla birlikte Beylerbeyi Sarayı, döneminin özgün bir yazlık sarayı olarak Boğaziçi kültürü içinde yerini almış durumdadır. Bahçelerinde ve tarihsel tünel içinde oluşturulan kafeterya ve satış reyonlarıyla müze-saray olarak konuklara çağdaş düzeyde hizmetler sunulmakta. Bu reyonlarda kültür tanıtım merkezince hazırlanan tanıtıcı nitelikte kitap, kartpostal ve poster gibi yayınlarının yanı sıra çeşitli türde hediyelik eşya satışı da yapılmaktadır.

Her programımızda olduğu gibi bu programımızda da Mehdiyet'i ve Hz. Mehdi (as)'ın gelişini müjdeleyerek programımızı bitireceğiz inşaAllah.

İslam alimlerinin Hz. Mehdi (as)'ın gelişiyle ilgili birçok sözü bulunmaktadır. Ve birçok büyük İslam alimi ahir zamanda Hz. Mehdi (as) 'ın gelişinde hiçbir şüphe olmadığını ifade eden açıklamalar yapmıştır. Bu alimlerin en ünlülerinden biri Muhittin Arabi'dir. Fütuhat-ı Mekkiye isimli eserinde Muhittin Arabi şöyle söylemektedir:

“Muhakkak ki yeryüzü zulüm ve haksızlık ile dolduğu sırada Allah'ın halifesi kıyam edecek, yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak. Genel kazancı halk arasında eşit olarak paylaştıracak. Halka adaletle hükmedecek. Ve anlaşmazlıklarda hakemlik edecek. Allah onun işini bir gecede düzene koyacak. Zafer hep onun önünde yürüyecek. Ayağını peygamberin ayağının yerine koyacak, onun izinde yürüyecek ve hiçbir zaman sapmayacak. Dağınık dinleri, batıl inançları ortadan kaldırıp sadece hak dini hakim kılacak.”

 Bu konuda açıklama yapan bir diğer kişi ise Mısırlı ünlü yazar Şeyh Mansur Ali Nasif'tir. Bir eserinde Mehdilik inancını şu şekilde tanımlamaktadır:

“Ehl-i Beyt'ten Mehdi adında bir zat kaçınılmaz olarak zuhur edecek, İslam topraklarına hakim olacak, Müslümanlar kendisini izleyecek ve o Müslümanlar arasında adaletle, hakkaniyetle davranacak, dini sağlamlaştıracak, ondan sonra deccal ortaya çıkacak ve Mesih İsa (as) inerek deccali öldürecek veya öldürülmesinde Mehdi (as)’a yardım edecektir.”

Mısır El-Ezher Üniversitesi İnançlar Kürsüsü'nde öğretim görevlisi olan yazar Seyit Sabık ise, İslam Konferansı tarafından seçilmiş bir kitap olarak yayınlanan El-Akaidü'l-İslamiye, İslam Akaidi isimli kitabında, Hz. Mehdi (as) 'ın gelişiyle ilgili şu açıklamaları yapmaktadır:

“Mehdi hakkında sözün özü şu ki; o zamanın sonunda pek yakında zuhur edecektir. Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolmuş iken o adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır. O muhakkak surette İslam kanununu ortaya koyacak ve yıpratılmış olan peygamber sünnetini canlandıracaktır.”

 Ünlü İslam alimlerinin bu açıklamalarının yanı sıra Hz. Mehdi (as)'ın gelişiyle ilgili konuların Ehl-İ Sünnet inancı olduğuna dair de detaylı açıklamaları mevcuttur.

Bu açıklamalardan birkaçını şöyle sıralamak mümkün; Ebu Muhammed Hasan Ali El Berberhari Hanbeli Şerhü’s Sünnet isimli kitabında, Ehl-i Sünnet inançlarını sıralayarak şöyle yazıyor: “Ve Meryem oğlu İsa'nın gökten ineceğine, deccali öldüreceğine ve Muhammed (sav) oğullarından Kaim'in, Mehdi (as)’ın arkasından namaz kılacağına inanmak. Doğru hadislere dayandırılarak kesin olarak inanılan bir konuda zuhur edecek olan Mehdi (as)’ın varlığıdır. Onun zamanında deccal ve Mesih de ortaya çıkacaktır” diyor.

İslam alimlerinin Hz. Mehdi (as)'ın gelişi ve yapacakları hakkındaki hadisler ile ilgili yaptıkları bu izahlar kuşkusuz çok önemlidir. Ancak daha da önemlisi Peygamberimiz (sav)’in ahir zaman ve Hz. Mehdi (as) ile ilgili hadislerinin günümüzde tek tek ve birbiri ardı sıra gerçekleşiyor olmasıdır. Kuşkusuz bu olayların Peygamberimiz (sav)’in bir mucizesi olarak gerçekleşmesi doğrulukları üzerinde herhangi bir şüpheye imkan bırakmamaktadır.

A9 Televizyonun tarafından hazırlayıp-sunduğumuz Mübarek Şehir İstanbul programımızın sonuna geldik. Tüm izleyenlerimize hayırlı bir akşam istiyoruz inşaAllah.