"Darwinizm'in karanlık yüzü" belgeselinden
NAZİ İDEOLOJİSİ VE EVRİM TEORİSİ
Nazizm, 1. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Almanya'nın karmaşası içinde doğdu. Nazi partisinin lideri, hırslı ve saldırgan bir kişiliğe sahip olan Adolf Hitler’di. Hitler'in dünya görüşünün temelini ise ırkçılık oluşturuyordu. Hitler, Alman milletinin asli unsurunu oluşturan ari ırkın diğer tüm ırklardan üstün olduğuna ve onları yönetmesi gerektiğine inanmıştı. Ari ırkın yakında bin yıllık bir dünya imparatorluğu kuracağını hayal ediyordu. Hitler'in bu ırkçı teorilerine bulduğu bilimsel dayanak ise Darwin'in evrim teorisiydi.
Hitler'in en önemli fikri dayanağı ırkçı Alman tarihçi Heinrich von Treischke idi. Treischke, Darwin'in evrim teorisinden şiddetle etkilenmiş ve ırkçı görüşlerini de Darwinizme dayandırmıştı. “Uluslar ancak Darwin'in yaşam kavgasına benzer, şiddetli bir rekabetle gelişebilirler” diyordu.
Hitler de teorilerini geliştirirken Darwinizmden, özellikle Darwin'in yaşam mücadelesi fikrinden ilham aldı. Ünlü kitabı Kavgam’ın adını bu yaşam mücadelesi fikrinden esinlenerek belirlemişti. Hitler de aynı Darwin gibi Avrupalı olmayan ırkları maymunlarla aynı statüye koyuyor ve şöyle diyordu:
“Kuzey Avrupa Almanlarını insanlık tarihinden çıkarın, geriye maymun dansından başka bir şey kalmaz.”
Nazilerin evrimci görüşlerinin temelinde öjeni kavramı yatıyordu. Öjeni, sakat ve hasta insanların ayıklanması ve sağlıklı bireylerin çoğaltılması yoluyla bir insan ırkının ıslah edilmesi anlamına geliyordu. Öjeni teorisine göre nasıl sağlıklı hayvanlar birbirleriyle çiftleştirilerek iyi hayvan cinsleri oluşturuluyorsa bir insan ırkı da ıslah edilebilirdi. Öjeni teorisini ortaya atan kişiler tahmin edilebileceği gibi Darwinistlerdi. İngiltere'deki öjeni akımının başını Charles Darwin'in kuzeni Francis Galton ve oğlu Leonard Darwin çekiyordu.
Öjeni fikrinin Darwinizmin doğal bir sonucu olduğu çok açıktı. Nitekim öjeni kavramını savunan yayınlarda bu gerçek özellikle vurgulanıyor, öjeni insanın kendi sözde evrimini kendisinin yönlendirmesidir deniyordu.
Öjeniyi Almanya'da ilk benimseyen ve yayan kişi ise ünlü evrimci biyolog Earnst Haeckel oldu. Haeckel, Darwin'in yakın bir dostu ve destekçisiydi. Evrim teorisini desteklemek için farklı canlıların embriyolarının birbirine benzediğini öne süren rekapitülasyon adlı iddiayı ortaya atmıştı. Haeckel'in bu iddiayı ortaya atarken çizim sahtekarlıkları yaptığı ise daha sonra anlaşılacaktı.
Haeckel, insan, balık ya da tavuk gibi farklı canlıların embriyolarını birbirine benzer gösterebilmek için bunların çizimlerinde kasıtlı tahrifatlar yapmıştı. Embriyoların bazı kısımlarını çıkarmış, bazı kısımlarını ise olduğundan farklı çizmişti. Heackel'ın kendi bile sonradan çizimlerinin bir sahtekarlık ürünü olduğunu itiraf etti. Ancak evrimci çevrelerde teoriyi ayakta tutma uğruna bu sahtekarlığa göz yumuldu.
Heackel bir yandan bu tip bilim sahtekarlıkları yaparken öte yandan da öjeni propagandası yürütüyordu. Yeni doğan sakat bebeklerin zaman geçirilmeden öldürülmesini, böylece toplumun sözde evriminin hızlandırılmasını önermişti. Daha da ileri gitmiş ve özürlülerin, kanserlilerin ve akıl hastalarının da gizli bir biçimde öldürülmesi gerektiğini, yoksa bu kişilerin topluma yük olacaklarını ve evrimi yavaşlatacaklarını savunmuştu.
Heackel 1919 yılında öldü ama fikirleri Nazilere miras kaldı. Hitler iktidara geldikten kısa bir süre sonra resmi bir öjeni politikası başlattı. Alman toplumu içindeki akıl hastaları, sakatlar, doğuştan körler ve kalıtsal hastalıklara sahip olanlar özel sterilizasyon merkezlerinde toplandılar. Bu kişilere Alman ırkının saflığını ve sözde evrimsel ilerleyişini bozan parazitler olarak bakılıyordu. Nitekim bir süre sonra toplumdan soyutlanan bu insanlar Hitler'den gelen gizli bir talimata göre öldürülmeye başlandı. Hitler bu cinayetlerle Alman ırkının sözde evrimini hızlandırmaya çalışırken bir yandan da öjeninin bir diğer şartını yerine getiriyordu. Alman ırkını temsil ettiği kabul edilen sarışın mavi gözlü genç erkek ve kadınlar ilişki kurup çocuk yapmaya teşvik ediliyorlardı. 1935 yılında bu amaçla özel üreme çiftlikleri kuruldu. Irk kriterlerine uygun genç kızların yerleştirildiği bu çiftlikler sürekli olarak SS birlikleri tarafından ziyaret ediliyordu. Çiftliklerde doğan gayrimeşru çocuklar kurulması hedeflenen bin yıllık Alman krallığının askerleri olarak yetiştirilecekti.
Naziler, ari ırkın üstünlüğünü sözde ispatlamak için de yine Darwinist kavramları kullanıyorlardı. Darwin, insanların evrim geçirdikçe daha büyük kafataslarına sahip olduklarını öne sürmüştü. Bu fikre şiddetle bağlanan Naziler, Alman ırkının üstün olduğunu gösterebilmek için kafatası ölçümlerine giriştiler. Nazi Almanyası'nın dört bir yanında Alman kafataslarının diğer ırkların kafataslarından büyük olduğunu gösteren karşılaştırmalar yapılıyordu. Dişler, gözler, saç gibi diğer özellikler de yine evrimci kıstaslarla değerlendiriliyordu. Alman ırkının ölçülerine aykırı bulunan bireyler, özeni prensipleri doğrultusunda imha edilecekti.
Tüm bu çılgınlık, Darwinist prensipleri topluma uygulamak adına yapılıyordu. Nazi Doktorları adlı bir kitabın yazarı olan Amerikalı tarihçi Michael Grodin bu gerçeği şöyle açıklar:
“Nazi ideolojisi, toplumsal Darwinizm ve 20. yüzyılın başlarında gelişen ırk arındırılması kavramları arasında kusursuz bir uyum vardı.”
Amerikalı araştırmacı George Stein ise American Scientist Dergisinde yazdığı bir makalede bu konuyu şöyle açıklamaktadır:
“Nazizm, gerçekte Darwinist devrimin bilimsel gerçeklerine tamamen uygun olan bir biyolojik politikayı tüm bir topluma uygulamak için yapılmış ilk geniş çaplı ve bilinçli girişimdir.”
Ünlü evrimci Sir Arthur Keith ise Hitler'i şöyle yorumlar:
“Alman Führeri bir evrimciydi. Almanya'nın tecrübesini evrim teorisine uygun hale getirmek için bilinçli olarak çalıştı.”
Hitler'in evrim teorisine büyük önem vermesinin bir diğer nedeni ise bu teoriyi dini inançlara karşı bir silah olarak görmesiydi. Hitler ilahi dinlere karşı büyük bir nefret besliyordu. İlahi dinlerin emrettiği şefkat, merhamet, tevazu gibi ahlaki erdemler, Nazilerin oluşturmak istediği acımasız ve savaşçı, ari ırk modeline büyük bir engel teşkil ediyordu. Bu nedenle Naziler, iktidara geldikleri 1933 yılından itibaren Alman toplumunu eski putperest inançlarına geri döndürmeye çalıştılar. Eski putperest kültürlerine ait bir sembol olan Gamalı Haç, bu dönüşümün bir simgesiydi.
Almanya'nın dört bir yanında düzenlenen Nazi törenleri, antik putperest hainlerin bir tekrarıydı. Putperest kültürlerin bir mirası olan evrim düşüncesi, işte bu nedenle Nazizm ideolojisine çok büyük bir uyum sağladı. Nazilerin işledikleri tüm cinayetlerin temelinde de sahip oldukları bu putperest kültür yatıyordu. Naziler, yüzyıllar sonra tekrar canlandırma imkanı buldukları bu sapkın kültürlerini meşrulaştırmada Darwin'in ateist teorisinden büyük destek gördü.
Gerçekte ise zulüm, katliam, bozgunculuk gibi fiillerin hepsi din tarafından şiddetle kınanan ve yasaklanan suçlardır. Allah Kuran'da insanları adalete, merhamete ve tevazua davet eder. Zalimleri, yeryüzünde bozgunculuk çıkaranları ve haksız yere büyüklenenleri ise lanetler. Bir ayette şu şekilde belirtilir:
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Allah bozgunculuğu sevmez.” (Bakara Suresi, 205)
Öte yandan Hitler'in en büyük müttefiki olan İtalya diktatörü Benito Mussolini de yine evrim teorisinden ilham alıyordu. Mussolini'nin kurduğu faşist İtalya 1935 yılında Etiyopya'yı işgal etti. Mussolini bu işgali savunurken Darwin’in ırkçı görüşlerine ve yaşam mücadelesi kavramına dayanmıştı. Mussolini'nin sapkın anlayışına göre Etiyopyalılar siyah derili oldukları için aşağı bir ırktı ve İtalyanlar gibi üstün bir ırk tarafından yönetilmeleri evrimin doğal bir sonucuydu. Mussolini ayrıca milletlerin savaş yoluyla evrimleştikleri gibi bir düşünceye de kapılmıştı. İngiltere için “Britanya İmparatorluğu evrimin itici gücü olan savaştan kaçındığı için geri kaldı” demişti.
2. Dünya Savaşı'nı kaybeden Nazi İmparatorluğu ardında milyonlarca masum insanın kanını bırakarak tarihe karıştı. Mussolini ise kendi halkı tarafından idam edildi. Ama bu rejimlere ideolojik zemin hazırlayan toplumsal Darwinizm düşüncesi yaşamaya devam etti. İnsanlığın çatışma ve şiddet yoluyla yüceldiğine inanan bu düşünce aslında Nazizme çok ters gibi görünen başka bazı ideolojilerin de kaynağıydı.