"Faşizmin kanlı tarihi 2" belgeselinden
2. Dünya Savaşı
1 Eylül 1939 tarihinde Alman orduları Polonya'yı işgale başladılar. Bunun ardından tüm Avrupa kıtasına, Sovyetler Birliğine ve Kuzey Afrika'ya saldıracaklardı. İşgallerin iki temel amacı vardı. Ari ırkın temsilcilerine yer açmak ve Ari ırktan olmayanları ortadan kaldırmak.
Hitler, tüm büyük şehirleri haritadan silmek istiyordu. Aslında bu savaş stratejisini eski çağların kültüründen almıştı. Barbar kavimlerin yaşadığı çağlarda, savaşlarda çok önemli bir kural vardı. Düşmana galip gelmek ya da ordusunu yenmek yetmez. Onun var olma sebebini de ortadan kaldırmak gerekir. Onun tek çaresi ise düşmana ait her şeyi yok etmektir. Daima bir savaş ortamı içinde yaşayan putperest kavimlerde öldürmek, kan dökmek kutsal bir görev sayılıyordu.
Pagan dünyasının en medeni devleti sayılan Roma bile, insanların vahşi hayvanlara parçalatıldıkları ya da ölümüne dövüştürüldükleri arenaların diyarıydı. Ancak aynı çağlarda Avrupa'da yer alan bir başka devlet, tüm bu örnekleri geride bırakacak uygulamalara önderlik ediyor.
Milattan önce 8. Yüzyıl dolaylarında kurulduğu düşünülen Sparta, tarihteki ilk faşist devletti. Sağlıklı ve güçlü doğan çocukların yaşamı devlete adanırken, sağlıksız doğan bebeklerin sonu belliydi. Çocukların öğrenmelerine ve söylemelerine izin verilen şarkılar sadece savaş ve şiddet konularını içerirdi. Belirli bir yaşa kadar tek görevleri spor yaparak vücut geliştirmek kuvvetlenmek ve savaşmayı öğrenmekti. Aldıkları eğitimin tek bir amacı vardı, onlara birer ölüm makinesi haline getirmek.
Yüzyıllar sonra bu vahşet felsefesine özenen faşist Almanya ve İtalya, genç zihinleri aynı mantıkla yıkayacak, küçük yaşlardan itibaren yetişen ölüm makineleri üretecekti. Sparta hakkında en detaylı yorumları yapan kişilerin başında ünlü Yunanlı felsefeci Platon gelir. Sparta'daki faşist düzene hayran kalmış ve kitaplarında Sparta'yı örnek bir devlet modeli olarak göstermiştir. Böylece baskıcı rejimlerinde ilk ilham kaynağı haline gelmiştir.
Platon, Sparta'daki bebek cinayetlerini bile soğukkanlılıkla savunmuş, öjeni kavramının ilk teorik savunucusu olmuştur. Platon'un insanları bir hayvan türü olarak kabul eden ve çiftleştirme yöntemiyle insanların evrimleşeceğini ileri süren sapkın görüşleri, 19. Yüzyılda Darwinizm ile birlikte yeniden dünyanın gündemine gelecek, 20. Yüzyılda da Naziler tarafından hayata geçirilecektir. Bu düşünce ve uygulamalarıyla, Spartalılar ve Platon, Faşizmin temel özelliklerini ortaya koymuşlardır. İnsanları hayvan türü olarak gören bir anlayış, fanatik bir ırkçılık, savaşın ve çatışmanın yüceltilmesi.
Hitler de, savaş stratejisini putperest barbar kavimlerin ve özellikle de Sparta'nın faşist anlayışına özenerek belirlemişti. Acımasızlık ve topluca yok etme. Hitler kendince Sparta'yı tarihteki en temiz ırka sahip devlet olarak tanımlamıştı. Eski Roma demişti. Tarihteki en kudretli devletti. “Eğer Atina, Roma ve Sparta'nın bir sentezini kurabilirsek devletimiz sonsuza kadar yok olmaz.”
İşte bu nedenledir ki Almanların Polonya'yı işgal ederek başlattığı 2. Dünya Savaşı, masum sivillerin doğrudan hedef alındığı bir savaş oldu. Alman orduları önlerine çıkan kentleri yerle bir ettiler. Yahudileri, Slavları, Polonyalıları, Çingeneleri topluca katlettiler. Alman hava kuvvetleri, güçlü bombalarla dövdükleri şehirlerde taş üstünde taş bırakmadılar. Hitler'in faşist ideolojisinin insanlığa getirdiği sonuç, tam 55 milyon ölü oldu. Kısacası Nazizm, dünyaya savaş ve bozgun getirdi. Oysa Allah'ın insanlara emri, yeryüzünde savaşın değil, barışın hakim kılınmasıdır. İyilik yapanlar ve bozgunculuktan kaçınanlarsa, Kuran'da şöyle müjdelenirler:
“İşte ahiret yurdu. Biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere kılarız. Sonuç takva sahiplerinindir.” (Kasas Suresi, 83)