"Darwinizm'in karanlık yüzü" belgeselinden
SÖMÜRGECİLİĞİN FELSEFESİ
Avrupalı ülkeler 16. yüzyıldan itibaren dünyanın başka coğrafyalarını sömürgeleştirmeye başladılar. İlk sömürgeciler Christophe Colomb'un öncülüğünde Amerika kıtasını ayak basan İspanyollardı. İspanyollar Amerika kıtasının güneyini kısa bir süre içinde ele geçirdiler. Burada yaşayan ve temelde barışçı bir tabiata sahip olan yerlileri köleleştirdiler. Zorla çalıştırdıkları bu insanları kıtadaki zengin altın ve gümüş yataklarını yağmalamak için kullandılar. Kendilerine karşı direnenleri ise katliamdan geçirdiler.
İspanyolların ardından Portekizliler, Hollandalılar ve sonra da İngilizler sömürgecilik yarışına katıldı. 19. yüzyıla gerindiğinde İngiltere dünyanın en büyük sömürge imparatorluğunu kurmuş durumdaydı. Hindistan'dan Latin Amerika'ya kadar uzanan dev bir coğrafyanın tüm doğal kaynakları İngiliz İmparatorluğu tarafından sömürülüyordu. Beyaz Adam kendi çıkarları için dünyayı yağmalıyordu. Ama elbette bu sömürgeci ülkeler yağmacı olarak görülmek ve tarihe öyle yazılmak istemiyorlardı. Bu nedenle yaptıkları işi haklı gibi gösterecek bir açıklama aradılar. Bu açıklama, sömürülen insanları, ilkel insanlar, hatta hayvanımsı canlılar gibi gösterebilmekti. Bu iddia, sömürgeciliğin henüz doğuş aşamasında Christophe Colomb'un Amerika yolculuklarında ortaya atılmıştı. Bu sapkın iddiaya göre Amerikalı yerliler gerçek birer insan değil, gelişmiş bir hayvan türüydü. Bu nedenle de İspanyol sömürgecilerin hizmetine koşulabilirlerdi.
Ancak sömürgecilerin bu iddiası fazla taraftar toplamadı. Çünkü o dönemde Avrupa'da Allah'ın tüm insanları eşit olarak yarattığı ve hepsinin tek bir atadan, Hz. Adem (as)’dan geldikleri gerçeği yaygın bir kabul görüyordu. Oysa 19. yüzyıla gelindiğinde durum değişti. Materyalist felsefenin yayılmasıyla birlikte insanlara Allah'ın yarattığı gerçeği de göz ardı edilmeye başlandı. Bu aynı zamanda ırkçılığın da doğuşuydu. Irkçılığın sözde bilimsel temeli ise Darwin'in evrim teorisiydi. Hintli antropolog Lalita Vidyarthi bu gerçeği şöyle açıklar:
“Darwin'in ortaya attığı en güçlülerin hayatta kalması düşüncesi, insanoğlunun kültürel bir evrim sürecinden geçtiğine ve en üst kademenin beyaz adamın medeniyeti olduğuna inanan sosyal bilimciler tarafından coşkuyla karşılandı. Bunun bir sonucu olarak 19. yüzyılın ikinci yarısındaki batılı bilim adamlarının çok büyük bir kısmı, ırkçılığı şiddetle benimsediler.”
Darwin ırkçılığı bu şekilde destekleyerek Avrupa'nın sömürgeci düzenine büyük bir destek sağlamış oluyordu. Kraliçe Victoria'nın adıyla anılan Victoria dönemi İngiltere'si aradığı sözde bilimsel zemini Darwinizmde buldu.