"Faşizmin kanlı tarihi 1" belgeselinden
GİZLİ SEMBOLLER
Nazi ideolojisinin kullandığı sembollerle ilgili birçok araştırma yapılmış, sayısız kitap yazılmıştır. Bu araştırmaların sonuçları, buraya kadar anlatılan mistik mitolojik ideolojinin temel kaynağını açıkça ortaya koymaktadır. Nazi sembollerinin en bilineni, partinin de sembolü olan Gamalı Haç. Ancak Gamalı Haç ne partinin bir keşfiydi ne de yeni bulunmuştu. Adolf Lanz'ın da Ostara dergisinde sıklıkla kullandığı bu putperest sembol, derginin takipçileri olan Naziler tarafından benimsenmiş ve resmi sembol olarak seçilmişti. İlerleyen yıllarda bu sembolle tamamen özdeşleşen Nazi subayları, Gamalı Haç'ı duvar süslemelerinden yüzüklerine kadar her yerde kullanacaklardı.
Törenler, antik pagan kültürünün büyük sapkınlıkla canlandırıldığı devasa ritüellere dönüştürülmüştü. Atlantis efsanesinin önemli bir bölümünü devlerle cücelerin savaşları oluşturuyordu. Bundan yola çıkarak dev eserler inşa edildi. Alman sanatçılara devasa büyüklükte heykeller yaptırıldı. Hitler'in mimarları 500 bin kişinin gösteri yapabileceği bu mekanı tasarladılar. Hitler de hayallerini süsleyen dev mekan maketlerinin karşısında zaman geçiriyor, Atlantis düşleri kuruyordu. Bu hastalıklı düşünce öyle bir hal almıştı ki, 1944-45 yılları arasında müttefik kuvvetleri Berlin'i tüm güçleriyle bombalarken, Hitler, şehrin tamamen yerle bir edilmesinin yeni kurulacak dev Reich başkenti için avantaj sağladığını düşünüyordu. İşte Berlin'de yapılması düşünülen 220 metre yüksekliğindeki dev kubbenin maketi.
Naziler bir yandan devasa mekanlar, heykeller, stadyumlar inşa ederken öte yandan da karanlık ideolojilerini hayata geçirmeye başlamışlardı. Dünya tarihinin en geniş kapsamlı ve acımasız soykırım çalışması uygulamaya konmak üzereydi. Bu soykırımın sözde bilimsel teorisi ise bir yüz yıl önce ortaya atılmıştı.
Buraya kadar Nazizm'in putperest temellere dayanan ideolojik kaynaklarını inceledik. Ancak Naziler, ideolojilerinin modern bilim tarafından da desteklendiği iddiasındaydılar. Onları bu konuda en çok cesaretlendiren unsur ise Darwin'in evrim teorisiydi. Bugün de bazı insanlar tarafından bilimsel bir görüş sanılan Darwinizm aslında eski Yunan'daki ateist felsefeciler tarafından ortaya atılmış bir takım iddiaların tekrarlarından başka bir şey değildi.
Darwin'in özellikle de insan ve insan ırkları hakkındaki görüşleri batıl putperest inançlarla büyük bir uyum içindeydi. Darwin'in sapkın iddiasına göre insan bir hayvan türüydü ve gelişmesinin tek yolu çatışmaktı. İnsan ırkları da Darwin'in yanılgılarına göre evrimin farklı basamaklarındaydılar ve çatışmaları kaçınılmazdı. Bu iddiaların tamamen yanlış olduğu sonradan bilimsel bulgularla ortaya çıkacaktı. Ama 20. yüzyılın başında bu bulgular henüz bilinmiyordu. Nazilerin önlenemeyen yükselişi de işte bu cehalet zemini üzerinde gerçekleşti.