"Faşizmin kanlı tarihi 1" belgeselinden
NAZİLERİN IRK TEORİSYENİ: HAECKEL
Friedrich Nietzsche'den sonra Almanya'nın en ünlü Darwinisti ve en fanatik öjeni taraftarı Zoolog Ernst Haeckel'dir. Ortaya attığı bilim dışı teoriye göre her canlı, anne karnındaki gelişimi sırasında atalarının yaşadığı sözde evrim sürecini, yeniden yaşıyordu. Bu teoriyi destekleyebilmek için bazı embriyo çizimleri yapmıştı. Ancak bu çizimlerde kasıtlı çarpıtmalar yaptı ve teorisinin gerçekte bir bilim sahtekarlığından başka bir şey olmadığı ilerleyen yıllarda ortaya çıkarıldı.
Haeckel’in, sahte biliminin bir diğer kolu öjeni teorisiydi. Charles Darwin, Francis Galton ve Leonard Darwin gibi isimlerden devraldığı öjeni teorisini daha da ileri götürmüş ve eski Yunan'daki Sparta modeline geri dönmeyi önermişti, çocuk katliamlarına. Haeckel, Yaşamın Harikaları adlı kitabında sakat doğan bebeklerin hiç vakit yitirilmeden öldürülmesini savunmuştu.
Haeckel, toplumun sözde evrimine engel olan tüm hasta ve engelli insanların da sapkın evrim yasaları gereğince ayıklanmasını istemişti. Hastaların tedavi edilmesine karşı çıkmış, bu tedavinin doğal seleksiyonu engellediğini ileri sürerek şöyle yazmıştı:
“İyileşmesi mümkün olmayan yüzbinlerce hasta, örneğin akıl hastaları, cüzdanlılar, kanser hastaları yapay olarak hayatta tutulmakta ama bu kendilerine veya toplumun geneline hiçbir yarar getirmemektedir. Bu kötülükten kurtulabilmek için yetkili bir komisyonun kararı ve gözlemiyle hastalara hızlı ve etkili bir zehir verilmelidir.”
Haeckel'in teorisini kurduğu bu vahşet hayata Nazi Almanyası tarafından geçirilecekti.
Filmimizin buraya kadar olan kısmında faşizmin temellerinin atılmasına tanık olduk. Antik putperest kavimlere kadar uzanan vahşet felsefesi 19. yüzyılda Evrim teorisi ve katı bir ırkçılıkla birleşince ortaya korkunç bir ideoloji çıkmıştır. Faşizmde tek kutsal değer güçtür. Güçlü olan üstün gelmeye, zayıflara ezmeye hak sahibidir. Faşistler güçlü olanlara hayranlık duyar, zayıflara karşı ise nefret ve aşağılama hisleri beslerler. Savaşmak, kan dökmek, acımasız ve gaddar olmak bu sapkın ahlakın temel prensipleridir.
Sparta'da Roma İmparatorluğu'nun kanlı arenalarında veya kuzeyli barbar putperest kavimlerde ortaya çıkan bu sapkın ahlakın karşısında ise Allah'ın bize öğrettiği din ahlakı yer alır. Din ahlakına göre ise önemli olan kavram güç değil, haktır. İnsanlar güçlerine göre değil, Allah'ın bildirdiği kurallara ve hakka uyup uymamalarına göre değerlendirilirler.
Güçlü olan zayıfları ezmekle, onlara tahakküm etmekle değil, şefkat ve merhamet göstermekle hükümlüdür. İnsanın görevi acımasız ve gaddar olmak, kan dökmek değil, müşfik ve barışçı olmak, zayıfları kollamaktır.
Bir sonraki filmimizde faşizmin Almanya'da hangi şartlar altında iktidarı ele geçirdiğini ve bu gelişmenin nelere yol açtığını inceleyeceğiz. Ari ırk saplantısının neden olduğu insan kıyımlarına ibretle tanıklık edecek, sapkın bir ideolojinin dünyayı nasıl karanlıklara boğduğunu göreceğiz.
2. Dünya Savaşı sonrasında bitti sanılan bu vahşet felsefesinin aslında yaşamaya devam ettiğine ve günden güne güçlendiğine şahit olacağız. Afrika'dan Avrupa'ya uzanan bir coğrafyada faşist politikaların ve iktidarların cinayetlerini gözler önüne serecek ve tüm dünyayı tehdit eden bu karanlık ideolojinin çaresini ortaya koyacağız.