"Göz ve görme" belgeselinden.
NE GÖRDÜĞÜNÜ BİLMEK
İnsan hafızası, gördüğü görüntülerin bir kısmını depolar. Depolanan bu bilgiler daha sonra kullanılmak üzere sık sık geri çağrılır. Örneğin bir nesneyi veya bir kişiyi ilk görüşümüzde hafızada o nesneye ait bir dosya açılır. Bir süre sonra tekrar aynı görüntüyle karşılaşıldığında ise daha önce açılan dosyadan çıkarılan görüntü otomatik olarak yeni görüntüyle kıyaslanır. Bu sayede gördüğümüz şeyin ne olduğunu anlarız. Bu sistem her şeyi yeni yeni öğrenmeye başlayan bebeklerden yaşlılara kadar her insanın beyninde otomatik olarak yapılır. Hayatımız boyunca biz farkında bile olmadan işleyen bu sistemin olmadığı düşünüldüğünde konunun önemi daha iyi ortaya çıkacaktır.
Örneğin şu anda ekranda gördüğünüz yaşlı adam, doktorun ona gösterdiği resimdeki kişileri tanımaya çalışıyor. Ancak geçirdiği bir rahatsızlık sonucu hafızasındaki bilgiler çok kısa bir sürede kaybolur. Ancak tanımadığını iddia ettiği kişilerden birisi 48 yıldır beraber yaşadığı eşi, diğeri ise bir süre önce elinden tutarak gezdirdiği torunu.
Bu kişi ise geçirdiği bir beyin ameliyatı sonrasında insan yüzlerini algılama kabiliyetini kaybetmiş. Kendi cümleleriyle durumunu şöyle anlatıyor:
“Birincisi, yüzleri hatırlayamadığımı anlamamı sağlayan olaylardan birinde, iki arkadaşımla otoparkta oturduktan sonra, en azından bu üç çocuklardan birini tanımalıyım diye düşündüm. Onların yüzlerinden hatırlıyordum, onlara doğru yürüdüğümde, onların kim olduğunu bilmediğimde, onlardan birisi, ''Merhaba, baba'' dedi. Onları ne kadar iyi biliyorsam, birini bulmaya çalışmak benim için imkansız bir iş. Çocukları aramak için bahçeye gitmeliydim.”
Oğlu ise babasının hastalığını şöyle açıklıyor:
“Şu anda siz benim yüzümü bir bütün olarak tek bir karede algılayabiliyorsunuz. Kulaklarım büyük mü, küçük mü, burnum küçük mü, gözlerim ne renk. Babam da size yakından bakabilir, sol gözünüze bakabilir, sonra burnunuza bakabilir, sonra dudaklarınıza ve ağzınıza bakabilir. Fakat sorun, bütün bu görüntüleri bir araya getirememesi..”
“Buradan da açıkça görülmektedir ki eğer beyninizde gereken işlemler sürekli olarak yapılmasaydı ne içinde yaşıyorum dediğiniz çevrenizi ne de sevdiklerinizi tanıyamazdınız. Az önce izlediğimiz adamın şu sözleri bize bu gerçeğin önemini bir kez daha hatırlatmaktadır:
“İnsan yüzlerini tanıyabilmenin ne kadar önemli bir şey olduğunu bu algımı kaybedene dek anlayamamıştım.”
Şimdi gördüklerimizi tanımak için beynimizde gerçekleşen işlemleri bir kez daha gözden geçirelim.
Hafızaya bir takım görüntülerin kaydedildiğinden ve daha sonra bunların tekrar kullanılmak üzere geri çağrıldığından bahsedildi. Burada akla şu sorular gelmektedir; Bu görüntüler nereye ve nasıl kaydedilir? Ve daha sonra bu görüntüler nereden, kimin kontrolünde nasıl çıkarılır?
Son teknoloji ürünü bilgisayarlar dahi hafızasına kaydedecek bilgiyi bir disk üzerinde saklar. Ki bu hafıza, diskin kapasitesiyle sınırlıdır. Oysa beyin, bir et parçasının içinde milyonlarca görüntüyü saklar. Allah, insan bedeninin derinliklerinde, gözle görülmeyecek kadar küçük noktalarda, insan zihninin kavrayış kapasitesini aşan mucizeler yaratmaktadır. İçindeki kusursuz sistemlerle birlikte görme duyusu da Allah'ın sonsuz kudretini bizlere göstermektedir. Her an her şey, karşımıza çıkan her görüntü ancak Allah'ın dilemesiyle yaratılır. Bu nedenle gördüğümüz her saniye bizler için ayrı bir imtihandır. Bu gerçek Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Şüphesiz biz insanı karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.” (İnsan Suresi, 2)