Peygamberimiz (sav)'in din ahlakını yayma konusundaki kararlılığı
"Resulullah'a (sav) Uymak" belgeselinden.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) 'İN DİN AHLAKINI YAYMA KONUSUNDAKİ KARARLILIĞI
Peygamber (sav) kendisine Kuran vahyedildiği andan itibaren hayatı boyunca insanları Allah'ın dinine çağırmış, onlara doğru yolu göstererek rehberlik etmiştir. İslami kaynaklara göre üç sene kadar tebliğ faaliyetlerini gizliden gizliye sürdürmüş, son derece ihtiyatlı davranmıştır. Bu dönemde pek çok kişi Müslümanlığı kabul etmiş ve İslamiyet giderek güç kazanmıştır. Üç senenin sonunda ise Allah'ın emri üzerine peygamberliğini ve İslamiyet’i Kureyşli kabilelerin her birine ayrı ayrı açıkça ilan etmiştir. Kureyşli müşrikler eziyet ve düşmanlığa yeltenerek Peygamberimiz (sav)’in davetine karşı çıkmışlardır. Ona karşı amansız bir mücadeleye girmiş, ellerindeki bütün imkanları kullanarak bu mübarek insanı kendilerince etkisiz hale getirmeye çalışmışlardır. Bunun için mümkün olan her türlü eziyete kalkışmış, hatta suikast girişimlerinde bulunmuşlardır.
Peygamberimiz (sav), inkarcıların tüm karşı koyma ve düşmanlıklarına rağmen yılmadan, büyük bir kararlılıkla din ahlakını anlatmaya devam etmiştir. Kuran'da salih müminlerin kararlılıklarını haber veren ayetlerden biri şu şekildedir:
“De ki, bu benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim. Ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim.” (Yusuf Suresi, 108)
Mübarek Peygamberimiz (sav)’in kararlılığını gösteren şu olay tüm iman edenler için çok güzel bir örnektir. Müşriklerin ileri gelenleri toplanıp Hz. Muhammed (sav)’i kendilerince hak mücadelesinden vazgeçirebilmek için çeşitli yollar arıyorlardı. Sonunda Resulullah (sav)’in amcası olan Ebu Talip'ten kendisini bu davasından vazgeçirmesi için yardım istediler. İsterse kendisine mal, mülk, kabile reisliği verebileceklerini söylediler. Müşrik heyeti gidince Ebu Talip Peygamber (sav)’in görüştü ve müşriklerin talebini ona iletti. Resulullah (sav) ise şu sözleriyle ona cevap verdi:
“Ben Allah tarafından hak dini tebliğ etmekle görevliyim. Ben kendiliğimden bir şey yapmıyorum. Ben Allah'ın elçisiyim. Allah'a yemin ederim ki bu işi bırakmam için güneşi sağ elime, ayı da sol elime koysalar, Allah onu galip kılıncaya veya bu yolda ben helak oluncaya kadar onu bırakmam.” (Siret’i İbn-i Hişams. 353)
Günümüzde de Müslümanların Kuran ahlakını insanlara anlatmaları, Peygamberimiz (sav)’in sünnetine uyarak kınayanın kınamasından korkmamaları gerekir. Bu, Allah'ın razı olacağı ve cennetiyle müjdelediği bir ahlak ve takvâ alâmetidir. Nitekim Peygamber (sav) de Müslümanlara bu sünnetine uymalarını şöyle bildirmiştir:
“Benim tebliğ ettiklerimi beni görenler görmeyenlere tebliğ etsin, duyursun.” (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 398)
Dini, güzel ahlakı anlatmak, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, Kuran'da tüm müminlere farz kılınmış bir ibadettir:
“Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar. Sen müminleri müjdele! Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz. Maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz..” Al-i İmran Suresi, 110)
Bu nedenle müminler namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek gibi bu ibadeti de yerine getirmekte sorumludurlar. Her mümin imkanları oranında aynen Resulullah (sav) gibi hayatının sonuna dek bu ibadeti yapmakla mükelleftir.
