SOLUNUM SİSTEMİ
Şu anda en önemli ihtiyacınız nedir? İyi bir eğitim, iyi bir iş, kariyer, para. Her insanın kendine göre öncelik sırası belirlediği ve kendince önemli gördüğü hedefleri vardır. Kimi kısa vadeli, kimi uzun vadeli. Ancak bu ihtiyaçların hiçbiri her an sahip olduğunuz bir nimet kadar önemli değildir. Nefes almak.
Bu film başlayalı 39 saniye oldu. Eğer 39 saniyedir nefes alamıyor olsaydınız, tekrar nefes alabilmek için her şeyinizi feda etmeye hazır olurdunuz. Yaklaşık 1 dakika sonra bayılırdınız. Yaklaşık 2 ila 3 dakika sonra beyin ölümü gerçekleşir ve artık yaşamıyor olurdunuz.
Bu film başladığından beri yaklaşık 16 kez nefes aldınız. Bu film boyunca yaklaşık 200 kez daha nefes alacaksınız. Ve nefes almanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu ve nefes almayı sağlayan sistemlerin her birinin ne kadar büyük birer mucize olduğunu göreceksiniz. Ve Allah'ın yaratma sanatının vücudunuzdaki örneklerine tanık olacaksınız.
AKILLI TASARIM - YARATILIŞ
Film boyunca zaman zaman tasarım kelimesiyle karşılaşacaksınız. Bu kelime, Allah'ın yaratmasındaki mükemmelliği vurgulamak için kullanılmaktadır. Allah'ın tüm evrende kusursuz bir tasarım yaratmış olması, Rabbimizin önce plan yaptığı daha sonra yarattığı anlamına gelmez. Göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'ın yaratmak için herhangi bir tasarım yapmaya ihtiyacı yoktur. Allah'ın tasarlaması ve yaratması aynı anda olur. Allah bu tür eksikliklerden münezzehtir. Allah'ın bir şeyin ya da bir işin olmasını dilediğinde, O'nun olması için yalnızca “Ol” demesi yeterlidir. Ayetlerde şöyle buyurulmaktadır:
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Bir şeyi dilediği zaman O'nun emri yalnızca ol demesidir. O da hemen oluverir.” (Yasin suresi, 82)
“Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca ol der, o da hemen oluverir.” (Bakara Suresi, 117)
NEFES ALMAK
Pek çok insanın üzerinde hiç düşünmediği, çok basit bir gibi görünen bu işlem aslında bir mucizeler zincirinin ilk halkasıdır. Vücudumuzdaki her hücrenin nefes yoluyla alınan oksijene ihtiyacı vardır. Kalbinizin atışı, kaslarınızın hareketi, hücre bölünmesi, düşünmek. Oksijen olmadan bunların hiçbirini yapamazsınız. Oksijenin vücuda girişi için bir soluk yeterlidir. Derin bir soluk elbette çok daha etkilidir. Bu solukla alınan oksijen çok kısa bir sürede akciğerlere ulaşacak, burada kendisi için özel olarak tasarlanmış araçlara binecek, bu araçlar oksijeni bütün vücuda dağıtacak ve vücuttaki yaklaşık 100 trilyon hücrenin her birine yaşam kaynağı olacak. Şimdi doğumla birlikte faaliyete geçen ve bir ömür boyu hiç durmadan çalışan bu kusursuz mekanizmayı yakından inceleyelim.
BURUN
Solunum sistemini incelemeye solunum sisteminin giriş kapısından, burundan başlamalıyız. Burnu genellikle koku alma özelliğiyle düşünürüz. Ancak çok önemli bir görevi daha vardır. Burun, soluduğumuz havayı akciğerler için uygun hale getirir. Aerodinamik açıdan harika bir tasarıma sahiptir. Mükemmel bir klima gibi çalışır ve içi özel filtrelerle donatılmıştır. Burnun kıvrımsal yapısı havanın içeride tur atmasını sağlar. Böylece hava ısıtılır ve burun mukozası sayesinde nemlendirilir. Burnun içindeki kıllar bir hava filtresi görevi görür. Toz, bakteri ve polenler gibi yaklaşık 20 milyar yabancı madde girişte bu kıllara takılır. Bu engeli aşabilen zararlı parçacıklar ise ikinci savunma hattına yakalanır. Mukus salgısı.
MUKUS VE SİLYA
Üst solunum yolları ve nefes borusu mukus denilen jel benzeri yapışkan bir sıvıyla kaplıdır. Mukus, solunum yollarını nemli tutar. Aynı zamanda akciğerlere ulaşabilecek zararlı maddeleri yakalar. Mukusun bir de yardımcısı vardı, Silyalar.
Hareketli birer itici olan silyalar, üzerine yabancı maddeler yapışmış olan mukusu yutağa doğru taşırlar. Burada, yutkunma refleksiyle birlikte yabancı maddeler yutulur ve mide asidi tarafından imha edilirler. Ya da bu yabancı maddeler öksürük yoluyla yutaktan dışarı atılırlar. Şiddetli bir öksürüğün hızı saatte 960 km'ye ulaşabilir. Bu da solunum sistemini korumak için ne kadar ciddi güvenlik önlemlerinin alındığının bir delilidir.
Burada üzerinde durulması gereken çok önemli bir nokta vardır. Nefes borusunda bulunan silyalar mukus tabakasını yukarı doğru taşırlar. Üst solunum yollarında bulunan silyalar da tam tersine aşağı doğru bir hareket yaparlar. Her iki bölgede de yabancı maddeler yutağa doğru taşınmaktadır. Her iki farklı bölgede bulunan milyarlarca silya hücresi yutağın nerede olduğunu adeta bilmektedir. Dikkat edilirse burada çok önemli bir mucize gerçekleşmektedir. Silyalar, gözleri, kulakları, beyinleri olmayan küçük hücrelerdir. Peki bu sağır, kör canlılar yutağın yerini nasıl bilebilirler? Milyarlarca silya hep birlikte aynı yöne doğru aynı hareketi yapmaktadır. Silyaların her birine hangi yöne doğru hareket yapmaları gerektiğini öğreten kimdir?
Silyalardan tek bir tanesini düşünelim. Silya canlı bir varlıktır. Dünyaya geldiği andan itibaren bütün yaşamı boyunca yaptığı tek bir iş vardır. Hiç dinlenmeden, isyan etmeden aynı işi yapar. Mukoza tabakasını yutağa doğru sürükler. Onlara bu görevi veren ise insanı en güzel surette yaratmış olan Yüce Allah'tır. Bu mucizevi hücreler, Allah'ın kendilerine verdiği görevi yerine getirir, akciğerlerinizi yabancı maddelerden korumak için gece gündüz hizmet ederler.
Silyaların yapıları yakından incelendiğinde, bu hücredeki mucizenin büyüklüğü daha iyi anlaşılır. Mikroskopla bakıldığında basit bir tüycük gibi görünen silya, aslında bir mühendislik ve tasarım harikasıdır ve evrim teorisini savunan çevrelerin hiçbir şekilde açıklayamadıkları bir kompleksliğe sahiptir. Dokuz farklı protein zinciri bir silindir oluşturacak şekilde bir araya gelmiştir. Ortada bulunan iki protein zinciri bu sistemin merkezi hareket dinamosudur. Protein zincirleri arasına yerleştirilen dynein ve nexin proteinleri, hareket için gerekli olan motorlardır. Ve silyalar, bilim adamlarının halen tam olarak çözemedikleri bu kompleks sistem sayesinde, saniyede 20 vuruş gibi yüksek bir hızla hareket ederler.
Silyaların bu tasarımı evrimle asla açıklanamaz. Çünkü sistem ancak tüm parçaları eksiksiz olduğunda çalışır. Kademe kademe gelişmiş, yani evrimleşmiş olması imkansızdır.
Unutulmaması gereken bir nokta daha vardır. Silyalar tek başlarına bir işe yaramazlar. İnsan hayatını korumak ve yabancı maddeleri durdurmak için mukus tabakasıyla birlikte çalışmaya ihtiyaçları vardır. Yakından incelendiğinde mukusun da bir tasarım harikası olduğu görülür.
Mukus salgısı oldukça incedir. Ekranda otuz santimlik bir cetvel görüyorsunuz. Şimdi bu cetvelin bir milimetrelik küçük bir parçasını inceleyelim. Şimdi bu milimi tam altı yüze bölelim. Milimetrenin altı yüzde biri insanın kafasında canlandıramayacağı kadar küçük bir rakam. İşte sağlığınızı koruyan mukus tabakasının kalınlığı da milimetrenin yalnızca altı yüzde biri kadardır. Dahası, bu kadar ince bir tabaka, kendi içinde iki farklı katmandan oluşmuştur. Alt yüzeyi oldukça kaygandır. Bu da silyaların, mukusu, belirli bir yöne doğru taşımalarını sağlar. Üst katmanı, yani güvenlik yüzeyi ise oldukça yapışkandır. Bu sayede, zararlı maddeleri kolaylıkla yakalayabilir. Bu iki tabaka birbirine karışmaz ve yer değiştirmez.
Sistem tasarımının mükemmelliğini daha iyi anlayabilmek için bir an tabakaların yer değiştirdiğini düşünelim. Yapışkan tabaka altta olsaydı silyalar hareket edemeyecek ve oldukları yere yapışıp kalacaklardı. Kaygan tabaka üstte olsaydı bu kez de tozlar ve bakteriler mukusa yapışmadan kolayca akciğerlere ulaşacaktı. Her iki ihtimalde de sistem hiçbir işe yaramayacak ve insan sonu ölümle sonuçlanan hastalıklara yakalanacaktı. İ
lk insan var olduğundan beri bu mekanizma kusursuz biçimde işler. Darwinistler ise bu sistemin tesadüfler sonucunda aşama aşama meydana geldiğini iddia ederler. Oysa bu imkansızdır. Çünkü biraz önce incelediğimiz gibi, sistemdeki en küçük bir aksaklık veya eksiklik, sistemin hiçbir işe yaramamasına neden olur. Bu da Darwinizmin geçersizliğinin önemli bir delilidir.
Sizin için gece gündüz hizmet eden silyalar, son derece özel bir tasarıma sahip olan mukus salgısı ve burnunuzun içindeki aerodinamik tasarım çok önemli bir gerçeği ispatlamaktadır. Sizi Allah yaratmıştır. Vücudunuzun her noktasında görülen sanat ve tasarım Allah'ın kudretinin bir delilidir. Bir Kuran ayetinde Allah şöyle buyurur:
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Sizleri biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz?” (Vakıa Suresi, 57)
NEFES BORUSU
Akciğerleri uzanan yolculukta kat edilen en uzun mesafe, nefes borusunun içidir. Nefes borusunun yapısı da insan vücudundaki mükemmel tasarımın bir başka örneğidir. Nefes borusu halkalı bir yapıya sahiptir. Kıkırdak bir dokudan oluşur. Bu da farklı yönlere hareket imkanı sağlar. Eğer nefes borusunun yapısı etten olsaydı, yumuşak yapısı nedeniyle sürekli tıkanırdı. Bu da nefes almamızı imkansız hale getirirdi. Eğer kemik gibi sert bir maddeden yapılmış olsaydı bu sefer hareketlerimiz büyük ölçüde sınırlanırdı. Ancak nefes borusunu oluşturan kıkırdak yapı hem her türlü harekete uyum gösterir hem de esnekliği sayesinde daima açık kalır.
Nefes borusunun hemen giriş kısmında yine çok özel bir tasarım vardır. Bu tasarım her yediğimiz yemekte hayatımızı kurtarır. Nasıl mı?
Yemek borusunun ve soluk borusunun girişi gırtlakla yan yanadır. Bu durumda olması beklenen yemek yerken örneğin benim biraz sonra yapacağım gibi çiğnediğim lokmaların soluk borusuna kaçması ve benim burada boğularak ölmemdir. Ancak böyle olmaz. Hem yemek yemeye hem de nefes almaya devam ettiğim halde soluk boruma yemek kaçmaz. Peki beni ve tabii sizi yemek yerken boğulmaktan koruyan nedir?
Soluk borusunun hemen girişinde epiklot isimli bir kapakçık bulunur. Bu kapakçık, yutkunma esnasında soluk borusunun girişini otomatik olarak kapatır. Bebekliğinizden bugüne kadar yediğiniz binlerce yemek sırasında on binlerce kez yutkundunuz. Ve her seferinde bu kapakçık tam doğru anda soluk borunuzun girişini kapattı. Siz onun varlığından haberdar bile değilken, üzerinde hiçbir kontrolünüz yokken bu kapakçık hep en doğru anda soluk borunuzun girişini kapatarak hayatınızı kurtardı.
Evrim teorisi her zaman olduğu gibi bu sistem karşısında da çaresiz kalır. Çünkü böylesine önemli ve yokluğunda insanı öldürecek olan bir sistemin tesadüfler sonucunda aşama aşama meydana gelmesi imkansızdır. Çünkü bu sistemin eksikliğinde insan daha ilk lokmasında boğularak ölür. Bu da insanın sahip olduğu bütün özelliklerle Allah'ın yarattığının bir başka delilidir.
AKCİĞERLER
Vücut dokuları günlük faaliyetleri sonucunda karbondioksit üretirler. Bu karbondioksit, kan yoluyla dokulardan uzaklaştırılır. Karbondioksitle yüklenen kan, kirli kandır.
Kanı temizlemek için onu havayla temas ettirmek gerekir. Böylece havadaki oksijen ve kandaki karbondioksit molekülleri yer değiştirecektir. İnsan vücudunda yaklaşık 5 litre kan bulunur. 5 litre kanı havalandırabilmek için bu kanı 100 metrekarelik bir alana yaymak gerekir. İşte bu alan bir tenis kortunun toplam yüzey alanına eşittir. Bu filmi izleyen her insanın göğsünün içinde tenis kortu genişliğinde bir alan sığdırılmıştır. Allah'ın benzersiz yaratma sanatıyla.
Akciğerler yüzlerce kola ayrılmış bronşlardan oluşur. Bronşların uçlarında her biri toplu iğne ucu büyüklüğünde alveoller bulunur. Sağlıklı bir akciğerde toplam 300 milyon alveol vardır. Alveollerin yüzey alanlarının toplamı bir tenis kortu büyüklüğündedir. Bronşlardan geçen hava alveollerin içine dolar. Alveollerin içi kılcal damarlar yani kapillerle örülüdür. Alveol ve kılcal damarların birbirlerine temas ettiği bölge çok ince bir dokudan oluşur. Böylece kan ve hava arasında gaz alışverişi yapılabilir. Kirli kanda bulunan karbondioksit ve havada bulunan oksijen işte burada yer değiştirir. Ve kirli kan alveollerde temizlenir. Aldığınız her nefesin kanınızı temizlemesini sağlayan sistem toplu iğne ucu kadar küçük bir baloncuğun içinde kuruludur. 300 milyon baloncuğun göğsünüzün içine yerleştirilmiş olması ve bu baloncukların görevlerini her an yerine getirmeleri Allah'ın benzersiz yaratma sanatının bir delilidir. Şimdi bir toplu iğne ucu kadar küçük olan alveolleri biraz daha yakından inceleyelim ve Allah'ın yaratma sanatının kusursuzluğuna bir kez daha şahit olalım.
Alveoller her nefes alışta biraz genişler, nefes verişte tekrar eski haline döner. Alveollerin iç yüzeyi alveol sıvısıyla kaplıdır. Bu sıvıda bulunan su molekülleri yüzey gerilimi oluştururlar. Yüzey gerilimi, su moleküllerinin birbirlerini çekmeleri sonucunda oluşan bir kuvvettir. Ve alveol sıvısındaki su moleküllerinin oluşturacağı yüzey geriliminin de alveolleri içeri doğru çekmesi gerekir. Dolayısıyla normalde her nefes alışta içeri çöken alveolleri tekrar açmak için hem büyük güç harcamamız hem de büyük acı çekmemiz gerekir. Ama büyük bir rahatlıkla nefes alırız. Peki bunun sırrı nedir?
Bu sorunun cevabını araştıran bilim adamları, yaptıkları araştırmalar sonucunda çok önemli bir yaratılış mucizesiyle karşılaştılar. 300 milyon alveolün her birinin içine, insana hizmet etmesi için birer görevli yerleştirilmiştir. Bu görevlinin ismi Tip 2 hücredir. Tip 2 hücreler, sürfaktan isimli son derece özel bir madde üretir ve bu maddeyi alveolün iç yüzeyine yayarlar. Sürfaktan, suyun yüzey gerilim kuvvetini düşürmek için özel olarak tasarlanmış bir moleküldür. Bu molekül sayesinde alveolün içine çökmesi engellenmiş olur.
Bu noktada dikkatli bir şekilde düşünmek gerekir. Tip 2 hücre, gözü, kulağı, beyni ve düşünme yeteneği olmayan, gözle görülemeyen bir canlıdır. Peki bu canlı, alveollerin yüzey gerilimi yüzünden içlerine çökeceklerini nereden bilmektedir?
Ekranda sürfaktan maddesinin kimyasal formülünü görüyorsunuz. Bu formül, suyun yüzey gerilimini ortadan kaldırmak için özel olarak tasarlanmıştır. Gözü, kulağı, beyni olmayan tip 2 hücresine sürfaktan maddesinin kimyasal formülünü kim öğretmiştir? Bütün ömrünü bu maddeyi üretmeye niçin adamaktadır?
Bu hücre vücudun bir başka yerinde değil, yalnızca sürfaktan maddesinin gerekli olduğu bölgede alveolün içinde yaşamaktadır. Örneğin, kulağın veya kalbin içinde değil, yalnızca olması gerektiği yerde alveollerin içinde bulunmaktadır. Onu alveolün içine kim yerleştirmiştir? Bu soruların sayısı alveolleri incelemeye devam ettikçe daha da artar. Çünkü alveollerin içinde fedakârca görev yapan tek hücre Tip 2 hücreler değildir. alveollerin içine başka görevliler de yerleştirilmiştir.
Örneğin makrofajlar. Üst solunum yollarındaki güvenlik önlemlerini aşan herhangi bir yabancı madde akciğerlere ulaşırsa alveoller için büyük bir tehlike oluşturur. Makrofajlar, alveole giren bu yabancı cisimleri hemen yutar ve böylece sağlığımızı korurlar. Peki, makrofajlara ömür boyu alveollerinizin içinde fedakârca nöbet tutturan ve sağlığınızı koruma görevi veren kimdir?
Bu ve buna benzer soruların tek bir cevabı vardır. Makrofajları, tip 2 hücreleri, içinde bulundukları alveolleri ve alveollerin mükemmel tasarımını, bronşları ve akciğerleri yaratan Allah'tır. Allah'ın yaratma sanatı kusursuz ve benzersizdir. Bir Kuran ayetinde Allah şöyle buyurur:
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“İnsan, bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir. Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek verdi. Dedi ki, çürümüş, bozulmuşken bu kemikleri kim diriltecekmiş? De ki: Onları ilk defa yaratıp inşa eden diriltecek. O her yaratmayı bilir.” (Yasin Suresi, 77-79)
HEMOGLOBİN
Alveollerin içine havayla gelen oksijen, burada kana karıştığı anda kendisini taşımakla görevli hücreler tarafından karşılanır. Bunlar alyuvarlardır. Alyuvarlarının içinde çok özel bir protein bulunmaktadır. Hemoglobin.
Her alyuvarının içinde yaklaşık 250 milyon hemoglobin proteini bulunmaktadır. Hemoglobin isimli bu protein, oksijeni yakalamak için tasarlanmış bir yaratılış harikasıdır. Ve hemoglobinin üzerinde 4 adet demir atomu bulunur. Bu atomlar, oksijeni mıknatıs gibi çekerler. Böylece oksijen, kandaki uzun yolculuğuna çıkar. Oksijene ihtiyaç duyulan dokulara gelindiğinde, hemoglobinin demire bağlanma gücü özel olarak tasarlanmış bir takım alt sistemler sayesinde azaltılır. Böylece oksijen hemoglobinden ve alyuvardan kopar ve hücrelere ihtiyaçları olan oksijen ulaştırılmış olur.
Hücreler tarafından üretilen karbondioksit yine hemoglobin ve kompleks sistemler tarafından akciğerlere ulaştırılır. Akciğerlere taşınan karbondioksit burada vücuttan atılır. Bu oksijen ve karbondioksit döngüsü bir ömür boyunca hiç aksamadan her saniye devam eder. Şimdi sistemi biraz daha yakından inceleyelim.
Hemoglobin molekülü toplam 564 aminoasitten oluşmuş bir proteindir. Orta bölgesinde oksijeni taşımakla görevli 4 demir atomu bulunmaktadır. Hemoglobinin 3 boyutlu yapısı ve aminoasit dizilimi, oksijeni taşımak için özel olarak tasarlanmıştır. Bu aminoasitlerden herhangi birinin değiştirilmesi ya da hemoglobinin 3 boyutlu yapısındaki bir değişiklik, oksijen taşıyamaması ve görevini yapamaması anlamına gelir. Yalnızca hemoglobinin şekli değil, hemoglobinle birlikte çalışan alt sistemler de kusursuz tasarıma sahiptir.
Örneğin, hemoglobin ve oksijen akciğerlerde bağlandıklarında güçlü bir bağ oluştururlar. Ancak oksijene ihtiyaç duyulan dokulara gelindiğinde bu bağ zayıflar ve oksijen hemoglobinden ayrılır. Sistemdeki her detay en ince ayrıntısına kadar planlanmıştır. Eğer akciğerlerde oksijen, hemoglobinle yeteri kadar güçlü bir bağ yapamasaydı, hemoglobine bağlanamaz ve bu durumda ihtiyaç duyulan dokulara kadar taşınamazdı ve dokular ölmeye başlardı. Eğer şu andakinden çok daha güçlü bir bağ yapsaydı ve bu bağ dokulara gelindiğinde zayıflamasaydı, bu sefer oksijen hemoglobinden ayrılamayacak ve dokular yine ölmeye başlayacaktı. Sonuçta hemoglobin molekülünün şu andaki sisteminde yapılacak en küçük bir değişiklik ölüm anlamına gelirdi. Nitekim bilinen en güçlü zehirlerden biri olan siyanür, insanı hemoglobin molekülüne bağlanıp ve onun görevini yapmasını engelleyerek öldürür.
Tüm bu gerçekler karşısında evrim teorisinin asılsızlığı bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Evrim teorisi, canlıların sahip oldukları özellikleri zaman içinde aşama aşama edindiklerini iddia eder. Oysa vücuttaki milyonlarca sistem gibi, oksijen taşıma sistemi de ancak ve ancak şu andaki kusursuz haliyle var olursa çalışabilir. Oksijen taşıma sisteminin parçalarından yalnızca biri olan hemoglobinde yapılacak en küçük bir değişiklik bile sistemin çalışmaması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla hemoglobinin ve oksijen taşıma sisteminin evrimleşmiş olması mümkün değildir. Tek başına bir hemoglobin molekülü bile evrim teorisinin geçersizliğinin ve Allah'ın yaratmasının mükemmelliğinin bir kanıtıdır. Allah bu gerçeği görmezlikten gelen insanlara Kuran'da şöyle buyurur:
''Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Sizin yaratılışınızda ve türetip yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.” (Casiye Suresi, 4)
BEYİN
Beyin, tüm solunum sisteminin komuta merkezidir. Beyin sapı ve beynin medula bölgesinde bulunan bir grup sinir, solunum sistemini yönetir. Medula bölgesinde bulunan sinirler, göğüs kafesini çevreleyen kaslara 2 saniye süreyle kasılma emri gönderirler. Kasların kasılmasıyla birlikte akciğerlere hava dolar. Sonra 3 saniye süreyle meduladan gelen sinir uyarıları kesilir. Bu sefer kaslar gevşer. Akciğerleri dolduran hava kasların eski haline dönmesiyle dışarı atılır.
Medulanın yönetimiyle nefes alıp vermek yaklaşık 5 saniye sürer. 2 saniye nefes almak, 3 saniye nefes vermek. Sağlıklı bir insan normal şartlarda dakikada yaklaşık 12 defa nefes alıp verir. Ancak bazı durumlarda bu sayı artar.
Gördüğünüz gibi solunum oldukça hızlandı. Ancak şu anda hızlı nefes alıp vermeye ben karar vermiyorum. Göğüs kaslarım beni buna zorluyor. Yavaş nefes alıp vermek istersem bir acı hissediyorum. Biraz önce spor yaptığım için vücut dokularımın daha çok oksijene ihtiyacı olduğu ve beynim de beni hızlı nefes alıp vermeye zorluyor. Normal sonunum sırasında nasıl kontrol benim elimde değilse, şu anda hızlı nefes alıp verirken de aynı şekilde kontrol bende değil.
Kontrol yine insanın kendi iradesinin dışındadır. Kasların normal şartlardan fazla hareket etmesi, kasların daha çok oksijen harcamalarına neden olur. Kandaki oksijen miktarı düşerken karbondioksit miktarı artar. Zorlanan kas hücreleri laktik asit salgılar. İnsan vücudunun bazı noktalarına yerleştirilen oksijen, karbondioksit ve laktik asit reseptörleri bu değişimi fark eder ve beynin solunum merkezine uyarı gönderirler. Uyarıların medulaya ulaşmasıyla birlikte solunum sistemi sinirleri göğüs kaslarına emir gönderir ve daha hızlı çalışmalarını sağlar.
Diğer taraftan vücutta başka önlemler de alınır. Örneğin kalp daha hızlı atmaya başlar. Deri, artan vücut ısısını dengelemek için ter gözeneklerini açar ve vücudu soğutmaya çalışır. Kasların zorlanması bittiğinde bütün sistemler aşamalı olarak normal hallerine geri döner. Birbiriyle bağlantılı kusursuz sistemler insanın kontrolü, iradesi ve bilgisi dışında çalışır ve insana hizmet eder. İnsana düşen, böylesine mükemmel bir yaratılışla kendisini yaratan Allah'a şükretmek ve Allah'ın yaratma sanatını hakkıyla takdir etmektir. Bir Kuran ayetinde Allah şöyle buyurur:
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“O Allah ki yaratandır, kusursuzca var edendir, şekil ve suret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O Aziz Hakim'dir.” (Haşr Suresi, 24)
Bu filmde solunum sistemindeki mucizeyi inceledik. Burnumuzda kurulu olan klima sistemini, solunum yollarındaki koruma düzeneğini, bir ömür boyu insana hizmet eden silyaları, silyaların işbirliği yaptığı mukus sıvısını, nefes borusundaki tasarımı, yemek yediğinizde boğulmanızı engelleyen kapakçığı, göğsünüze yerleştirilmiş tenis kortu büyüklüğündeki alanı, toplu iğne ucu küçüklüğündeki alveolleri, bu alveollerin içine yerleştirilen özel görevli hücreleri, oksijeni taşımakla görevli alyuvarları, mucizevi hemoglobin proteinini, oksijen ve demir arasındaki çekimi, bu çekim kuvvetindeki hassas ayarı, karbondioksit taşıma sistemini, insanın nefesini kendi iradesi dışında kontrol eden özel sinir sistemini ve insana nefes alması için hizmet eden diğer sistemleri inceledik. Gördük ki bu sistemler kusursuz ve mükemmel biçimde yaratılmıştır. Ve insanın tek bir nefes alabilmesi bile Allah'a şükretmesini gerektiren büyük bir mucizedir.
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki sakınasınız.” (Bakara Suresi, 21)
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500