A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500
Derin Düşünmek
Bir zamanlar, gözde görünemeyecek kadar küçücük bir hücreydiniz. Bu hücre bölündü, çoğaldı bir et parçası oldu. Ardından yine bu hücreden, görebilen, duyabilen bir insan oluştu. Büyüdünüz. Her yaşınızda yeni bir yüzünüz oldu. Bunun ne kadar büyük bir mucize olduğunu düşündünüz mü? Ya da hiç düşündünüz mü, evrendeki her şeyin belirli bir ölçüye göre yaratıldığını ve tüm evrende kusursuz bir dengenin olduğunu, veya şu an ayağınızı bastığınız yer kürenin saatte 1670 km hızda hareket ettiğini….
Hiç düşündünüz mü, yeryüzünün süsü rengi olan çeşit çeşit bitkilerin nasıl yaratıldığını? Çamurlu kara topraktan, tadıyla, kokusuyla ve rengiyle insanın damak zevkine uygun meyvelerin nasıl olup da bittiğini, meyvelerin kabuklarının aslında mükemmel birer ambalaj olduğunu hiç düşündünüz mü?
Meydana gelebilecek bir doğal afetin, bulunduğunuz şehri, evinizi bir anda yerle bir edebileceğini, Dünyada, sahibim dediğiniz her şeyi birkaç saniye içinde kaybedebileceğinizi hiç düşündünüz mü? Hayatınızın büyük bir hızla gelip geçtiğini, bir gün güçten düşerek yaşlanacağınızı, güzelliğinizi ve sağlığınızı kaybedeceğinizi ve ölümü, onunla ne zaman karşılaşacağınızı bilemiyorsunuz ama her insan gibi günün birinde mutlaka karşılaşacağınızı biliyorsunuz.
Allah insanı düşünme yeteneğiyle yaratmıştır ve tüm bunlar insanın üzerinde düşünmesi gereken gerçeklerden sadece birkaçıdır.
İnsanın Düşünme Yeteneği
Düşünme, insanın var olduğu günden beri sahip olduğu bir yetenektir. Her insanın kimi zaman kendisinin dahi farkında olmadığı bir düşünme kapasitesi vardır. İnsan bu kapasiteyi kullanmaya başladığında o zamana kadar fark edemediği gerçekleri ve güzellikleri görmeye başlar.
Allah, gördüğümüz her şeyi belli bir amaç üzerine yaratmış ve insanları bunlar hakkında düşünmeye davet etmiştir. Allah bir ayetinde şöyle buyurur:
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, geceyle gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeylerle denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip yaymasında, rüzgârları estirmesinde, gökle yer arasında boyun edilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” (Bakara Suresi, 164)
Dünyanın ve bu dev evrenin yaratılışını düşünen insan, tüm evrendeki ihtişamı, mükemmel düzeni ve kusursuz dengeyi daha iyi anlar. İnsan, uzayın sonsuz boşluğunda asılı duran küçücük bir kürenin üzerinde yaşamaktadır. Üstelik bu küre, her an uzaydan gelebilecek tehlikelerle karşı karşıyadır. Ve bu tehlikelere karşı alınabilecek hemen hemen hiçbir önlem yoktur.
Mesela milyonlarca ton ağırlığındaki göktaşları uzayda başıboş dolaşmaktadır. Bunlardan herhangi biri dünyaya çarptığı an, insanlığa ve insanlığın kurduğu her şeye büyük zararları dokunabilir. Hatta her şeyi baştan sona yok edebilir. Dünyayı tehdit eden bir başka tehlike kaynağı, güneşte meydana gelen patlamalardır. Güneşteki patlamalar artabilir ve dünyaya ulaşan zararlı ışınların oranı yoğunlaşabilir.
Yalnızca gökyüzünde değil, yeryüzünde de insan yaşamını tehdit eden birçok tehlike vardır. Yer kabuğunun en alt katmanı, mağma dediğimiz çok sıcak bir ateş tabakasıyla kaplıdır. Ve yer kabuğu son derece incedir. Bu yüzden her an bir yanardağ patlamasıyla bu lavlar yeryüzüne çıkabilir. Ya da yer kabuğunda meydana gelecek bir kırılma, büyük bir depreme neden olabilir. İnsan her an bu gibi tehlikelerle birlikte yaşadığını hiç unutmamalıdır. Dünyamızı bu olası tehlikelerden koruyan ise Allah'ın muhteşem yaratışı ve çok hassas dengeleridir. Bu gerçekleri düşünen insan anlar ki dünya üzerindeki tüm canlılar Allah'ın dilemesiyle ve O'nun yarattığı kusursuz bir denge sayesinde yaşamaktadır.
Dünyanın Evrendeki Yeri
Uzay boşluğu alıştığımız yaşam biçiminden tamamen farklıdır. Şu an oturduğumuz yerin 560 km yukarısında güneşteki patlamalardan kaynaklanan ve hızı saatte yüz binlerce kilometreyi bulan radyasyon fırtınaları gerçekleşmektedir. Uzayda eksi 273 derecelik dondurucu bir soğuk hüküm sürer. Yıldızların ısıları milyarlarca derecelik korkunç bir seviyededir. Dev göktaşları uzay boşluğunda büyük bir hızla savrulur.
Şimdi de uçsuz bucaksız uzay boşluğundaki kendi konumunuzu düşünün. Bunun için ilk olarak dünyadaki uzaklık kavramıyla evrendeki uzaklıkları kıyaslayalım.
Evrende en yakın iki yıldız arasında 30 trilyon kilometre uzaklık vardır. Gökyüzünde parıldayan yıldızların en yakınıysa sizden 500 trilyon kilometre uzaklıktadır. Gelin bir de kendi galaksimizin içindeki konumumuza bakalım.
Samanyolu galaksisi içerisinde yaklaşık 250 milyar yıldız barındırır. Bu 250 milyar yıldızdan sadece bir tanesi bizim güneşimizdir. Güneşin etrafında 8 ayrı gezegen büyük bir uyum içinde dönerler. Tüm bu sisteme Güneş Sistemi adı verilir. 12 milyar kilometre kareden geniş bir alanı kapsayan Güneş Sistemi içinde dünyamız çok küçük bir yer tutar. Bu muazzam rakamlara rağmen Samanyolu galaksisi 300 milyar galaksinin bulunduğu uzayda çok küçük bir yer kaplar. Uzayda her an devam eden hareketlilik ise daha da dikkat çekicidir.
Dünya saatte 1670 km hızla kendi çevresinde döner. Aynı anda kendisinden 103 kat büyük olan güneşin çevresinde de tam dönüş yapar. Dönüş esnasında dünyanın hızı saatte 108.000 km'dir. Yani silahtan çıkan bir merminin hızının yaklaşık 60 katı. Dünya aynı zamanda güneşle birlikte saniyede 200 km hızla Vega yıldızına doğru hareket eder. Bu da saatte 720 bin km gibi olağanüstü bir hıza eşittir. Bu sırada galaksimiz de hareket halindedir. Her an yapmakta olduğumuz bu kapsamlı yolculuktan bizim haberimiz bile olmaz. Allah'ın kurmuş olduğu kusursuz dengeler sayesinde bu seyahati hiç hissetmeyiz. Nasıl olup da böyle bir hareketliliği bir an bile hissetmediğinizi hiç düşündünüz mü?
Şu anda siz bu filmi seyrederken hiçbir sarsılma olmuyor. Parkta otururken ya da yolda giderken dünyanın döndüğünü anlamıyorsunuz. Ama dünyamız uzayda dev kütlesiyle saniyede 200 km gibi muazzam bir hızla yol alıyor. Şu anda 200 km yol aldık bile. Şu anda da 400, 600.
İnsan Vücudunun Düşündürdükleri
Güneşin doğmasıyla yepyeni bir gün başlar. Dünya, siz üzerinde düşünmeseniz de her sabah, her an yeniden var edilir. İnsanların her sabah sağlıklı olarak uyanabilmesi ise aslında büyük bir mucizedir. İnsan uyurken bilincini tamamen kaybetmesine rağmen sabah yine eski bilinci ve kişiliğiyle güne başlar. Yine düşünebilmekte, konuşabilmekte ve görebilmektedir. Oysa gece uykuya dalarken bu nimetlerin sabah kendisine tekrar verileceğinin hiçbir garantisi yoktur. İnsan bunları düşünmeli ve Allah'ın kendi üzerindeki geniş rahmetini ve korumasını hissederek ona şükretmelidir.
İnsan kendi aczini de düşünmelidir. Nisa Suresi’nin 28. ayetinde bildirildiği gibi insan zayıf olarak yaratılmıştır. Ve yiyeceğine, içeceğine ve giyimine gerekli özeni göstermediği takdirde çok kolay güçten düşüp rahatsızlanabilir. Gözle bile görülemeyen bir grip virüsü, 60-70 kilo ağırlığındaki bir insanı güçten düşürmeye yeter. Hastalanan kişinin yapabileceği yatıp dinlenmek ve doktorların tavsiyelerine uymaktır. Bu sırada vücudunda kendisinin kesinlikle kontrol edemediği bir savaş gerçekleşir. Her ne kadar tedbirini alıp doktorun verdiği ilaçları içmesi gerekse de aslında ona tekrar güç ve sağlık verecek olan ancak Yüce Allah'tır. Dolayısıyla insan, Hz. İbrahim (as)’ın Kuran'da bildirilen sözünü hatırlamalı ve ona göre dua etmelidir.
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Bana yediren ve içiren O'dur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.” (Şuara Suresi, 79-80)
İnsan bedeninin her detayı belirli bir hikmetle yaratılmıştır. Vücudunuzdaki tüyler bile. İnsanın kaşları ve kirpikleri belirli bir boydan fazla uzamaz. Çünkü uzamamaları bizim için daha kullanışlıdır. Ancak insan estetiğinin önemli bir parçası olan saçlar hayatımız boyunca uzar ve bu sayede onlara dilediğimiz gibi şekil verebiliriz. Şimdi bir düşünün, eğer kirpikleriniz saçlarınız gibi uzasaydı ne olurdu? Belli bir seviyeye geldiğinde durma emrini kirpiklerinize kim vermektedir? Bu gibi sorular üzerinde düşünen insan, bedeninin her noktasının, her miliminin özel bir sistemle yaratıldığını hemen anlar.
Kemiklerin uzamasında da tam bir uyum ve oran vardır. İnsan beyni çocukluktan itibaren büyümeye başlar. Aynı anda kafatası da büyür. Eğer kafatasının ve beynin büyümesi orantılı olmasa ve kafatası dar kalsa, beyin oluşan baskı sonucunda sıkışıp parçalanırdı. Fakat böyle bir şey olmaz. Kafatası beyinle birlikte belirli bir yaşa kadar büyür ve beyni çevreleyerek bir kafes gibi korur. Yaşımızla orantılı olarak gelişen kemikler, belli bir büyüklüğe erişince durmaları gerektiğini nereden bilirler? Kemiklerimiz büyümeyi devam ettirselerdi, neler olurdu? Örneğin göğüs kafesini oluşturan kemikler, belli bir yere kadar büyüyüp durmasalardı, insanın etini denerek dışarı çıkabilirlerdi. Ancak kemik hücrelerinin özenli çalışması sayesinde böyle bir durumla hiç karşılaşmayız. Bu hücreler vücuttaki her kemiği tıpkı bir heykeltıraş gibi özenle şekillendirir. kemiklerin üzerindeki bombelere kadar tamamlar ve gerektiği anda büyümeyi durdururlar. Burada şunları düşünmemiz gerekir. Bir kemik hücresi tüm bu anlattıklarımızı yapabilecek bir bilgiye, şuura, koordinasyon ve planlama kabiliyetine sahip olabilir mi? Nerede, ne zaman durması veya ilerlemesi gerektiğini nasıl bilebilir? Vücudumuzdaki bütün kemikler aynı kemik hücrelerinden meydana geldiği halde nasıl olup da kimi çok esnek, kimi de çok sert olmaktadır. Kemikler için bu görev dağılımını kim yapar? Birbirinden farklı bu kadar kemik parçası son derece işlevsel olan eli oluşturmayı nereden biliyorlar? Kolları, bacakları, parmakları oluşturan kemikler, vücut simetrisini oluşturan eşit oranı nasıl sağlarlar? Bunlar bir insanın mevcut sistemdeki mükemmelliği daha iyi kavrayabilmesi için kendi kendine sorması gereken sorulardır.
Kuşkusuz tüm bunların tesadüfler sonucunda oluştuklarını iddia etmek imkânsızdır. İnsanı meydana getiren hücrelerin, hücreleri oluşturan moleküllerin böyle kararlar alabilmeleri mümkün değildir. Bunların her biri insanı en güzel surette yaratan Allah'ın sanatıdır. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Kemiklere de bir bak. Nasıl bir araya getiriyoruz? Sonra da onlara et giydiriyoruz.” (Bakara Suresi, 259)
Yiyeceklerin Düşündürdükleri
Allah, insanlar için birçok yiyecek ve içecek yaratmıştır. Bunların her birinin lezzeti birbirinden farklıdır. Bu nimetler Allah'ın Rezzak yani rızık veren sıfatının tecellileridir.
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Allah size güzel temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir.” (Mümin Suresi, 64)
Allah dileseydi dünyada tek bir besin türü yaratırdı ama insanlara şükretmeleri için türlü nimetler bağışlamıştır. Bu Allah'ın insanlara lütuf ve ihsanıdır. Yenilen her yiyecekte bunun Allah'ın nimeti olduğunu insana hatırlatan işaretler vardır.
Örneğin meyvelerin çoğu ambalajıyla birlikte yaratılmıştır. Ambalajları yani kabukları onları bozulmaktan ve çürümekten korur, temiz, güzel ve hoş kokulu bir şekilde saklar. Portakal, greyfurt gibi C vitamini deposu meyveler dilimlenmiş bir şekilde kolaylıkla yemeğe hazır yaratılmıştır. Bu meyveler kış aylarında yetişirler. Yani insanların tam da C vitaminine ihtiyaç duyduğu zamanlarda. Yaz aylarındaysa insanların su ihtiyacı artar. Bu dönemlerde de su miktarı fazla olan karpuz, kavun, şeftali, üzüm gibi meyveler yetişir. Düşünün, bu detaylar Allah'ın meyveleri insanlar için özel olarak yarattığının birer delili değil midir?
Meyve çiçeklerinin ve ağaç dallarında asılı duran meyvelerin görüntüleri de Allah'ın insanlara sunduğu ayrı bir güzelliktir. Salkım salkım üzümler, yeşilli kırmızılı elmalar, şeftaliler.
Mesela kiviyi ele alalım. Kesildiğinde adeta ince ince işlenmiş bir tablo ortaya çıkar. Yeşil yaprakları arasında kırmızı ve estetik görüntüsüyle bilinen bir başka meyve de çilektir. Bütün bu meyveler kapkara bir topraktan çıkmasına rağmen hepsinin birbirinden farklı bir lezzete, kokuya, çarpıcı renk ve güzelliğe sahip olması bizlere bir kez daha Allah'ın sanatını, sonsuz aklını ve ilmini tanıtır. Bir Kuran ayetinde Allah bu nimetler üzerinde düşünmeleri için insanlara şöyle öğüt verir:
Şeytandan Allah'a sığınırım: “O, gökten su indirendir. Bununla her şeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar. Birbirine benzeyen ve benzemeyen üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler kılıyoruz. Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.” (En’am Suresi, 99)
DOĞADAKİ İŞARETLER
İnsan doğada gezerken birçok güzellik görür. Rengârenk çiçekler, yemyeşil cayırlar ya da küçük bir karınca. Çoğu insanın önemsemeden geçip gittiği bir karınca bile şaşırtıcı birçok özellikle yaratılmıştır. Bu küçücük böcek, kendi bedeninden çok daha büyük kırıntıları, kestiği yaprakları kolaylıkla yuvasına taşıyabilir. Kendi bedeniyle kıyaslandığında çok uzun mesafeler kat eder. Uçsuz-bucaksız bir toprak zeminde yuvasını bulabilir, üstelik bu yuvanın girişi insanın dahi tespit etmekte zorlanacağı küçüklükte olmasına rağmen o hiç yanılmaz ve adresine ulaşır. Elbette bu küçücük canlının böyle bir hesabı kendi kendine yapabilmesi imkânsızdır. Bunu ona ilham eden, rahmet sıfatını karıncalar üzerinde tecelli ettiren de yüce Allah'tır.
Sarmaşıkların kendilerini bir dala veya herhangi bir cisme dolamaları da insanın üzerinde dikkatle düşünmesi gereken bir olaydır. Eğer bu büyüme bir yere kaydedilip daha sonra hızlı çekimde izlense, sarmaşığın şuurlu bir varlık gibi hareket ettiği rahatlıkla gözlemlenebilir. Sanki biraz ilerisinde bir dal olduğunu görüyormuş gibi o dala doğru kendini uzatır ve adeta kement atarak dala kendini bağlar. Hatta bazen birkaç kez dolanarak kendini sağlama alır. Bu şekilde hızla ilerler, yolu bittiğinde geri dönüp aşağı doğru inerek yeni bir yol bulur.
Allah'ın yarattığı bir diğer güzellik de çiçeklerin mükemmel kokularıdır. Örneğin bir gülün sürekli etrafına yaydığı, hiç değişmeyen yoğun bir kokusu vardır. En son teknolojik imkanlarla bile gülün kokusunun birebir benzeri yapılamamaktadır. Laboratuvarlarda bu kokunun taklidi yapılmaya çalışıldığında ortaya çıkan sonuç son derece yetersizdir. Bir gülün kokusuna benzetilmeye çalışılarak üretilen kokular genellikle insanda rahatsızlığa neden olan ağır kokulardır. Oysa gül kokusu insanda hiçbir rahatsızlığa neden olmaz. Üstelik gül dalından koparılsa bile solana dek kokmaya devam eder.
Metrelerce yüksekliğe su taşıyan ağaçlar da ayrı bir mucizedir. Her yerde gördüğünüz bolca ihtişamlı ağaçların en uç dalındaki en uç yaprağına kadar suyun nasıl ulaşabildiğini hiç düşündünüz mü?
Ağaçlar toprağın derinliklerindeki suyu metrelerce yukarı taşıyabilir. Üstelik hiçbir pompaları olmadan. Buradaki mükemmel sistemi daha iyi anlamak için şöyle bir örnek verelim. Bir binanın üst katlarına suyun çıkması için hidrofor kullanılır. Hidrofor ya da güçlü bir motor kullanılmadan suyu ilk katlara bile ulaştıramazsınız. Oysa ağaçlar bu sistemi herhangi bir hidrofora veya motora gerek kalmadan yapabilirler. Suyu en uçtaki yapraklarına kadar iletirler. Bitkilerin köklerindeki ve gövdelerindeki kanallar suyun yüzey geriliminden yararlanacak şekilde tasarlanmıştır. Yukarı doğru gidildikçe daralan bu kanallar suyun yukarı doğru tırmanmasını sağlarlar. Suyu oluşturan moleküllerin birbirini kuvvetli bir şekilde çekmesiyle de en uç yaprağı kadar su iletilir. Bitkilerdeki damar sistemini ve suyun yapısını birbiriyle uyumlu olarak yaratan yüce Allah'tır.
Sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan Allah, bitkileri insanların ve diğer canlıların hizmetine sunduğunu bir ayetinde şöyle bildirir:
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Allah gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır.” (İbrahim Suresi, 32)
Toplumdaki İşaretler
Akşam televizyonun başında oturduğumuzda karşımıza çıkan bazı haberleri şaşkınlıkla karşılarız. Art arda izlediğimiz saldırı, şiddet ve cinayet haberleri aslında bizlere önemli bir gerçeği göstermektedir. Bu yaygın zalimliğin temel nedeni kimi insanların Allah'ın emrettiği güzel ahlaktan uzak bir hayat geçirmeleridir. Din ahlakından uzak insanların birçoğu, diğer insanlara acımasızca saldırabilirler, gözlerini kırpmadan cinayet işleyebilirler. Zalimliğin asıl nedeni, insanların Allah'tan gereği gibi korkmamaları, ona hesap vereceklerini bilmemeleri veya göz ardı etmeleridir. Dinin gerektirdiği samimiyet, güven, yardımseverlik, dürüstlük ve fedakârlık gibi ahlaki değerler ise toplumda barışın, huzurun ve adaletin sağlanmasının temel yoludur.
İnsanların medyada çok sık rastladıkları haberlerden biri de afetlerle ilgilidir. Doğal afetler her an karşımıza çıkabilir. Hiç umulmayan bir anda şiddetli deprem olabilir, yangın çıkabilir, sel felaketi yaşanabilir. Doğal afetler, insanların pek çoğunun çok güvendiği teknolojiyi de bir anda yok edebilir. İnsanlar evlerini, arabalarını ve sevdiklerini birkaç saniyede kaybedebilirler. Bu haberleri izleyen bir insanın çıkartması gereken dersler vardır. İnsan ne kadar aciz olduğunu, Allah'tan başka sığınılacak yardımcı ve dost olmadığını anlamalıdır. Allah, Kuran'da bu gerçeği şöyle bildirir:
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçlarsınız. Allah ise hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layıktır.” (Fatır Suresi, 15)
Kuran'da Bildirilenler
Allah Kuran'ı tüm insanlara bir rehber olarak indirmiştir. İnsana düşen görev Kuran'ın her ayeti üzerinde düşünmektir. Allah Kuran'da insanları pek çok konu üzerinde düşünmeye davet eder. Örneğin kendi yaratılışımız üzerine.
Şeytandan Allah'a sığınırım: “İnsan bir baksın, hangi şeyden yaratıldı? Dökülüp atılan bir sudan yaratıldı.” (Talak Suresi, 5-6)
Allah insanı göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünmeye çağırır.
“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. Onlar ayaktayken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. Ve derler ki, Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Ali İmran Suresi, 190-191)
Allah insanı, dünya hayatının geçiciliğini düşünmeye çağırır.
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.” (Ankebut Suresi, 64)
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının kısa süreli faydalanmasıdır. Allah katında olansa daha hayırlı ve daha süreklidir. Bu da iman edip Rablerine tevekkül edenler içindir.” (Şura Suresi, 36)
Allah insanı, tüm evrenin insan için yaratıldığını düşünmeye çağırır.
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Kendinden bir nimet olarak göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğilirdi. Şüphesiz bunda düşünebilen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” (Casiye Suresi, 13)
Allah insanı yarattığı canlılar üzerinde düşünmeye çağırır.
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır.” (Nahl Suresi, 66)
Allah insanı ahireti, kıyamet ve hesap gününü düşünmeye çağırır.
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Her bir nefsin hayırdan yaptıklarını hazır bulduğu ve her ne kötülük işlediyse onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını istediği o günü düşünün. Allah sizi kendisinden sakındırır. Allah kullarına karşı şefkatli olandır.” (Ali İmran Suresi, 30)
Sonuç
Düşünen insan, Allah'ın yaratış sanatına şahitlik eder. Dünya hayatının gerçeğini anlar ve kavrar. Gördüğü her şeyde Allah'ın sıfatlarını tanır. İnsanların büyük çoğunluğunun aksine ne için var olduğunu düşünerek yaşar ve Allah'ın emrettiği şekilde düşünmeye başlar. Bunun sonucunda hem Allah'ın nimetlerinden herkesten daha fazla zevk alır hem de gereksiz kuruntulara, dünyaya yönelik hırslara kapılarak kendini sıkıntıya sokmaz. Bunlar, düşünen bir insanın dünyada kazanacağı güzelliklerden sadece birkaçıdır.
Düşünerek daima doğruyu gören insanın sonsuz ahiret hayatındaki kazancı ise Allah'ın sevgisi, rızası, rahmeti ve cennetidir. Allah bu büyük kurtuluşa varmamız için biz kullarına şöyle seslenmektedir.
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Öyleyse sen Allah'tan bir takdir olarak geri çevrilmesi mümkün olmayan gün gelmeden önce yüzünü dimdik ayakta duran dine çevir. O gün parça parça bölünecekler. Kim inkâr ederse, artık onun inkârı kendi aleyhinedir. Kim salih bir amelde bulunursa, artık onlar kendi lehlerini olarak cennetteki yerlerini döşeyip hazırlamaktadırlar. Bu, Allah'ın kendi fazlından iman edip salih amellerde bulunanları ödüllendirmesi içindir. Şüphesiz o, kafirleri sevmez.” (Rum Suresi, 43-45)