SOYKIRIM VAHŞETİ
20. yüzyılın utancı Soykırım Vahşeti.
20. yüzyıl insanlık tarihinin en karanlık, tehlikeli, kanlı, insanların en fazla korku ve şiddete maruz kaldığı yüzyıllardan biriydi. 20. yüzyılı bu acıların içine iten ise temelleri 19. yüzyılda atılmış olan Sosyal Darwinizm düşüncesiydi. Hiçbir bilimsel dayanağı bulunmayan bu akımla birlikte acımasızlık, vahşet ve zulüm, din ahlakını yaşamayan pek çok kimse tarafından olağan karşılanmaya başlandı. Zulmün uygulayıcıları, kendilerince zalimliklerinin bilimsel bir temele sahip olduğunu iddia ediyorlardı. Sosyal Darwinist ırkçılar arasında en tehlikelisi ise elbette Nazi ideologları ve hareketin lideri olan Adolf Hitler'di.
Naziler, Darwinist bilim adamlarının da danışmanlığıyla aşağı ırk saydıkları Musevileri, Çingeneleri, Doğu Avrupalıları soykırıma uğrattılar. Dindar Katolikler, Polonyalılar, Slavlar gibi pek çok farklı inanç ve milletten insanı yok etmeye çalıştılar. Akıl hastalarını, özürlüleri ve yaşlıları gaz odalarında katlettiler.
1933 yılında tüm Almanya'ya karanlık çöktü. Yıllardır sokak çatışmaları, ırkçı saldırılar ve savaş çığırtkanlığıyla Almanya'yı sarsan Nazi Partisi iktidara geldi. Nazi lideri Hitler seçimlerde en yüksek boyu alarak şansölye ilan edildi. Kısa sürede Almanya'nın tartışılmaz diktatörü haline gelecekti. Hitler, ırkçı görüşlerini açıkladığı Kavgam isimli kitabının başlığını sosyal Darwinizmin ırklar arası çatışma tezinden almıştı.
Hitler, Alman ırkının hem fiziksel hem de zihinsel ve kültürel olarak diğer ırklardan üstün olduğunu iddia ediyordu. Özellikle de Semitik ve Slav ırklarının aşağı olduğu gibi hastalıklı bir düşünceye sahipti. Onun sapkın görüşlerine göre Alman ırkının daha fazla yaşam alanına ihtiyacı vardı ve bunu Almanya'nın doğusundaki Museviler, Polonyalılar gibi Semitik ve Slav halkları yok ederek kazanmalıydı. Alman olmayanların yok edilmesi, Nazi ideolojisine uygun düşmeyen fikir ve inançların da yok edilmesi anlamına geliyordu. Dolayısıyla dindar Hristiyanlar, liberaller veya farklı dini mezheplerde Nazilerin sapkın inanışlarına göre yok edilmeleri gereken unsurlardı. İşte bu sosyal Darwinist, ırkçı ve acımasız ideoloji dünyanın gördüğü en büyük soykırım ve katliamları doğurdu.
NAZİLERİN BASKISI
Naziler iktidara geldikten sonra düşman olarak gördükleri toplum kesimlerine karşı sistemli bir baskı başlattılar. Nazilerin sapkın ideolojisinde, dünyadaki kötülüklerin kaynağı olarak tasvir edilen Museviler, bu toplum kesimlerinin başında geliyordu. Önce Musevi dükkanlarına ve iş yerlerine yönelik bir boykot başlattılar. Yayınlanan kanunlarla Musevi halkın toprak sahibi olmaları, gazete editörlüğü yapmaları yasaklandı. Onları sendikalardan, sağlık sigortasından, avukatlık ve hakimlikten dışlayan kanunlar yayınlandı ve ardından ordudaki tüm Museviler haksızca atıldı. 1935'te yayınlanan Nürnberg Kanunları ise Musevilerin çeşitli mevkilerde çalışma ve iş bulma imkanını sona erdirdi.
Musevilerin Almanlarla evlenmeleri yasaklandı ve bu bir suç haline getirildi. 1937 yılında ise Alman halkını fikren veya bedenen zehirleyecekleri gerekçesiyle Musevilerin öğretmen, doktor veya dişçi olmaları da yasaklandı. Aynı yılın Kasım ayında Eternal Jew, Ezeli Musevi isimli antisemitik film tüm Almanya'da gösterilmeye başlandı.
Okullarda ise öğretmenler öğrencilerini sözde Musevi tehlikesine karşı eğitiyorlardı. Derslerde Musevi halkını hem fiziksel hem de manevi yönden aşağılayan telkinler veriliyordu. Bu telkinlerle eğitilen Alman toplumu içinde Musevi düşmanlığı giderek arttı. Nazilerin Museviler üzerine uyguladıkları her yeni baskı toplumun geniş kesiminden onay görüyordu. 1938 yılında Musevilere ait tüm mal, mülk ve para işlendi ve yeni yaptırımlar getirildi.
ZULÜMDE DÖNÜM NOKTASI KRISTAL GECE
9-10 Kasım 1938 gecesi yaşanan Krıstal Nacht yani Kristal Gece olayı Musevilere yönelik zulmün yeni bir dönemini başlatıyordu. Olay, 7 Kasım günü ailesine Naziler tarafından eziyet edilmiş olan Herschel Grynszpan adlı 17 yaşındaki Polonyalı bir Musevi gencin Paris'teki Alman büyükelçiliğindeki bir görevliyi vurmasının ardından patlak verdi. Bunu provokasyon malzemesi olarak kullanan Naziler, tüm Almanya çapında Musevi ibadethanelerine, evlerine ve iş yerlerine yönelik saldırılar düzenlediler. Bir gecede 1350 sinagog yakılıp yıkıldı. 90'dan fazla Musevi öldürüldü. 30 bin Musevi toplama kamplarına gönderildi. 7 bin Musevi'nin iş yeri yağmalandı. Binlerce Musevi'nin evine de zarar verildi. Geceye Kristal Gece denmesinin nedeni ise yağmalanan binaların kırılan camlarının ortaya çıkardığı görüntüydü. Bütün bunların üzerine bir de Alman hükümeti bu olaylardan Musevileri sorumlu tuttu ve kırılan camların karşılığı olarak Alman Musevilerine 1 milyar mark gibi yüklü bir tazminat çıkardı. Kristal Gece'nin ardından Musevilere yönelik baskı ve işkenceler arttı.
Almanya'nın 1938'de Avusturya ile birleşmesiyle birlikte sayıları 55 bin kadar olan Alman Musevilerine 200 bin kadar da Avusturya Musevisi eklendi. Ve bu mazlum insanlar korku dolu bir yaşam sürmeye başladılar. Ancak asıl vahşet savaşla beraber başlayacaktı.
Nazi orduları 15 Mart 1939'da Çekoslovakya'yı işgal ettiler. Aynı yılın 1 Eylül günü Polonya'yı işgal ettiklerindeyse İngiltere ve Fransa, Almanya'ya savaş ilan etti ve 2. Dünya Savaşı başlamış oldu. Polonya'nın işgali, Nazilerin Musevi sorunu dedikleri saplantılarına yeni bir boyut getiriyordu. Ülkenin Almanya tarafından işgal edilen bölgesinde 1 milyondan fazla Musevi yaşıyordu ve tüm Musevilerin kimliklerini belli edecek sarı renkli ve altı köşeli yıldız şeklinde bir işaret takmaları emredilmişti. Gestapo şefi Heydrich, SS-Einsatzgruppen yani SS Özel Aksiyon Birlikleri olarak anılan ölüm mangalarına tüm işgal altındaki bölgelerde Musevileri tek tek aramaları için emirler verdi. Gettolarda ve kamplarda Musevileri ya ölüm ya da ölümden beter bir yaşam bekliyordu.
Almanya'nın savaşı kaybedeceği 1944 yılında açıkça ortaya çıktıktan sonra bile Naziler soykırımı sürdürdüler. Hatta savaşın bu son evresinde Musevileri ve diğer sözde aşağı ırk olarak görülen Çingene, Leh ve Silavları yok etmek Nazilerin birinci amacı haline geldi. Hitler savaşı kaybedecek olsa bile bundan önce tüm Musevileri yok etmek istiyordu. Bu soykırımın birkaç ana uygulama alanı vardı. Musevi halkının zorla hapsedildikleri açık hava hapishaneleri olan gettolar, insanları yavaş yavaş öldürmek için kullanıldı. Toplama kamplarında ise Museviler ve diğer tutuklular önce köle işçi olarak yaşadılar. Ancak 1942 yılının başından itibaren bu kamplarda tutukluların imhasına başlandı. İşgal edilen bölgelerde de toplu kıyımlar yapılıyordu.
GETTOLAR
Gettolar Naziler gelmeden önce Varşova'nın 1 milyonluk nüfusunun yaklaşık üçte biri Musevilerden oluşuyordu. Nazi işgalinin ardından kente başka bölgelerden de Museviler transfer edildi ve önce 330 bin olan Musevi nüfusu 450 bine çıktı. Ancak Naziler bu kadar kalabalık bir nüfusu şehrin etrafı duvarlarla çevrilen %2.3'lük bölümüne sıkıştırdılar. Şehrin en fakir mahallesi Musevi'lere ayrıldı ve tüm diğer semtlerdeki Musevi'ler zorla buraya getirildiler. İçeriye girmeden önce üzerlerindeki tüm para ve değerli eşyalara da el konuldu.
Gettoda yaşam çok feci şartlardaydı. Bir odada ortalama 7 aile yaşıyordu. İçeriye çok az yiyecek veriliyordu. Günde ortalama 100 kişi açlıktan, hastalıktan veya dayak ve işkenceden dolayı yaşamanı yitiriyordu. Varşova Gettosu'ndaki aç, sefil, hasta çocukların resimleri buradaki masum insanlara ne gibi acılar çektirildiğini tüm açıklığıyla göstermektedir.
1942 yılı boyunca gettoda bulunan 300 bin kişi yaşamını yitirdi. Bazıları açlık ve salgın hastalıklardan dolayı öldü, diğerleri de gönderildikleri toplama kamplarında katledildi. Varşova gettosunun ilk başta 500 bin olan nüfusundan sadece bir avuç insan hayatta kalabildi. Naziler tarafından kurulan diğer gettolarda da yüz binlerce mazlum Musevi, sefalet, açlık, korku ve işkence altında yaşadıktan sonra katledildi.
ÖLÜM KAMPLARI
1942 yılının başlarında Hitler ve kurmayları Museviler konusunda nihai çözüme varmayı kararlaştırdılar. Nihai çözüm, tüm Musevilerin sistemli bir biçimde katledilmesi, Nazi yönetimi altındaki topraklarda tek bir Musevinin bile sağ bırakılmaması anlamına geliyordu.
Yaklaşık 11 milyon insanın can verdiği korkunç toplama kampları, Nazi vahşetinin en önemli örneklerindendir. Bu kamplar, öncelikle birer çalışma kampı olarak kurulmuştu. Başta Auschwitz olmak üzere Treblinka, Majdanek, Bergen-Belsen gibi hemen hepsi büyük endüstri komplekslerinin yanında açılmış kamplara getirilen tutsaklar, Alman savaş endüstrisine köle iş gücü olarak hizmet ettiriliyordu.
Ancak 1941 yılının son aylarından 1944 yılının sonlarına kadar geçen 3 yıla yakın bir süre boyunca bu kamplarda 5,5 milyonu Musevi olan toplam 11 milyon insan gaz odalarında ve diğer toplu imha araçlarıyla katledilmiş ya da açlık, hastalık ve işkence sonucunda yaşamını yitirmişti. Nazillerin yaptığı tarihin bu en büyük katliamı sonucu küçük bebek, masum çocuk, yaşlı ve zavallı, sakat veya hasta, milyonlarca masum insan hayatlarını kaybetti. Bazı toplama kamplarında tutsaklar üzerinde korkunç işkenceler de yapılıyordu. Bunların başında yaklaşık 1,5 milyon insanın katledildiği en büyük ölüm kampı olan Auschwitz cani doktoru Josef Mengele'nin insanlar üzerinde yaptığı deneyler gelir. Mengele, kamp tutsakları arasında kobay olarak seçilen yetişkinler ve çocuklar üzerinde insan vücudunun acıya veya soğuğa ne kadar dayanabildiğini gözlemlemek için korkunç denemeler yapıyordu. Pek çok masum çocuk Mengele adlı bu Nazi canavarının elinde işkence çekmiş, sakat kalmış veya ölmüştü.
Kamplardaki korkunç vahşet ancak müttefiklerin savaşın sonlarında Nazi ordularını yenmesi ve kampların bulunduğu bölgeleri kontrol altına almasıyla ortaya çıkmıştı. Kampları kurtaran Sovyet, İngiliz ve Amerikan birlikleri karşılaştıkları korkunç manzara karşısında şoke olmuşlardı. Bergen-Belsen kampını kurtaran İngiliz birliklerinin düştüğü kayıt şöyleydi:
“Burası ünlü Belsen toplama kampıdır. İngilizler tarafından 15 Nisan 1945'te kurtarılmıştır. Burada 10.000 gömülmemiş ölü bulunmuştur. 13.000 insan da o zamandan bu yana dek ölmüştür. Hepsi Avrupa'daki Alman yeni düzeninin birer esiridir ve Nazi kültürünün birer örneğidir.”
ÖLÜM MANGALARI
Einsatzgruppen, Nazilerin ölüm mangaları. Gettolar ve toplama kamplarından başka Musevi soykırımının bir başka uygulama alanı da ölüm mangalarıdır. Bu mangalar, Nazilerin Polonya'yı işgal etmesinin ardından Hitler'in talimatıyla Gestapo şefi Heydrich'e verilen bir yetkiyle kurulan Einsatzgruppen timleridir. Bu özel birliklerin görevi, işgal edilen bölgelerde düzenli ordunun ardından hareket ederek imha edilmesi gereken grupları bulmak ve öldürmekti. Bu grupların başında ise Museviler gelmekteydi.
Einsatzgruppen timleri önce Polonya'da ardından da işgal edilen Sovyet topraklarında şehirleri ve köyleri didik didik arayarak Musevi avına çıktılar. Kadın çocuk ayırımı yapmadan bir milyonun üzerinde mazlum Musevi'yi acımasızca kurşuna dizdiler. Kiev kentinin 19 Eylül 1941 günü işgal edilmesinin ardından bu kentteki Museviler'e karşı gerçekleştirilen Einsatzgruppen infazı uygulanan vahşete önemli bir örnektir.
29 Eylül günü kentte anonslar yapılmış ve Museviler yeniden yerleştirme yapılacağı ilan edilerek şehrin dış mahallelerindeki bir mezarlığa çağrılmıştı. Yanlarına yemek, sıcak tutacak giysiler, evraklar, para ve değerli eşyalarını da almaları emredilmiş, böylece olayın bir katliam olduğunun anlaşılmaması sağlanmıştı.
ÖLÜM KAMPLARINDAN KURTULANLAR
Bundan sonra ise Museviler topluca kurşuna dizilmiş ve cesetleri derin vadinin içine atılmıştır. Kayıtlar o gün yaklaşık 33.700 kişinin bu şekilde katledildiğini göstermektedir. Sadece bu timlerin varlığı bile Nazilerin Musevilere yönelik bir soykırım amaçladıklarını ve uyguladıklarını göstermeye yeterlidir. Masum insanları kadın-çocuk ayırımı yapmadan kurşuna dizen, bu katliamı gerçekleştirmek için özel timler kuran bir rejimin aynı insanlara toplama kamplarında neler yapabileceği ortadadır.
Nitekim Naziler, 5,5 milyon masum Musevi'yi kadın-çocuk ayırımı gözetmeksizin alçakça katletmişlerdir. Benzeri bir trajedinin asla yaşanmaması için tüm dünya çapında bir işbirliği yapılması çok önemlidir. Etnik veya dini kökene dayalı düşmanlık yapan gruplara karşı ortak bir kültürel kampanya yürütülmeli, faşizmin insanlığa yıkım getiren büyük bir bela olduğu herkese anlatılmalıdır.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500