Bir an elinize bakın…
Sizce gördüğünüz şey sadece bir deri tabakası mı?
Belki de hayatınız boyunca taşıdığınız en gelişmiş canlı algılama sistemlerinden birine bakıyorsunuz.
Çünkü deriniz sadece bedeninizi örten bir kaplama değildir.
Onun içinde, her saniye çevrenizden bilgi toplayan milyonlarca küçük haberci görev yapar.
Bilim bunlara mekanoreseptörler adını verir.
Ama onlar sadece bilimsel bir isimden ibaret değildir.
Onlar sizin görünmeyen dokunma ordunuzdur.
Bir pamuğun teninize hafifçe değmesini…
Bir çocuğun elinizi tutmasını…
Bir yağmur damlasının yanağınıza düşmesini…
Bir yüzeyin pürüzlü mü, kaygan mı olduğunu…
Hepsini farklı algılayıcılar fark eder.
Çünkü deriniz tek bir sensör değildir.
İçinde farklı görevler yapan özel algılayıcılar vardır.
Kimi basıncı hisseder…
Kimi titreşimi yakalar…
Kimi sıcaklığı ölçer…
Kimi derinin gerildiğini anlar…
Kimi ise en küçük değişimi bile haber verir.
Bir çocuğun elini tuttuğunuz anı düşünün…
Siz daha:
“Ne kadar sıcak bir el…”
demeden önce;
derinizdeki binlerce algılayıcı harekete geçmiştir.
Sıcaklık ölçülür…
Basınç hesaplanır…
Temasın şekli belirlenir…
Sinir hücreleri bu bilgileri elektrik sinyallerine dönüştürür.
Bu sinyaller omuriliğe ulaşır…
Oradan beynin ilgili merkezlerine gönderilir…
Beyin ise milyonlarca bilgiyi birbirine karıştırmadan birleştirir.
Ve sonunda siz sadece tek bir şey hissedersiniz:
“Bu dokunuş çok güzel…”
Ama o tek cümlenin arkasında;
saniyenin çok küçük bir bölümünde gerçekleşen,
milyonlarca hücrenin,
binlerce sinir bağlantısının,
kusursuz bir uyum içinde çalışması vardır.
Sanki görünmeyen dev bir orkestrada milyonlarca müzisyen aynı anda çalar…
Ama biz sadece ortaya çıkan eşsiz melodiyi duyarız.
İşte insan derisi böyle bir sistemdir.
Bugün mühendisler dokunmayı algılayan yapay deriler üretmeye çalışıyor.
Basıncı hisseden…
Sıcaklığı ölçen…
Robotlara dokunma yeteneği kazandıran…
teknolojiler geliştiriliyor.
Ama insan derisi hâlâ taklit edilmesi en zor yapılardan biridir.
Çünkü gerçek deri sadece hissetmez…
Kendini yeniler…
Kendini onarmaya çalışır…
Mikroplara karşı savaşır…
Vücut sıcaklığını dengeler…
Ve bütün bunları tek bir canlı sistem içinde gerçekleştirir.
Bilim insanları bu sistemi her geçen gün daha iyi anlamaya çalışıyor.
Fakat keşfettikleri şey çok daha büyük bir gerçeği gösteriyor:
Bir dokunuşun arkasında;
rastgele çalışan hücreler değil,
birbirleriyle uyum içinde görev yapan olağanüstü bir düzen vardır.
Elimize baktığımızda sadece deri görmeyiz…
Milyonlarca hücrenin,
sessizce çalışan haberleşme ağının,
kusursuz bir yaratılış sanatının izlerini görürüz.
Çünkü Bir reseptör dokunmayı bilmez…
Bir sinir hücresi sıcaklığı anlamaz…
Bir molekül sevgi dolu bir dokunuşun ne olduğunu bilmez…
Ama hepsi birlikte çalışarak insanın hissetmesini sağlar.
İşte asıl hayranlık uyandıran nokta budur:
Bilgi sahibi olmayan sayısız küçük parçanın, tek bir amaç doğrultusunda böylesine kusursuz bir düzen oluşturmak üzere tasarlanmış olması…
Bu mükemmel tasarım karmaşanın değil; ölçüsü, dengesi ve uyumu belirlenmiş üstün bir yaratılışın eseridir.Bu yaratılış herşeyi kusursuzca var eden ve her an yaratmaya devam eden Yüce Rabbimiz dir.
İnsanın kendi bedeninde taşıdığı bu mükemmel hassas değerlerle tasarlanmış sistemlerin her biri, Allah’ın yaratmasındaki ilmin ve hikmetin açık delillerindendir.
“Kendi nefislerinizde de (ayetler vardır). Yine de görmüyor musunuz?”
Zâriyât Suresi 51/21