Masmavi okyanusun ortasında...
Saklanacak bir kaya yok.
Bir mercan yok.
Bir yosun bile yok.
Peki böyle bir ortamda bir balık, avcılardan nasıl gizlenebilir?
Cevap, bir aynada saklı…
Ve karşınızda Lookdown (Selene vomer)... yani Ayna balığı
Yanlardan bakıldığında neredeyse kâğıt kadar ince görünen bu balık, parlak gümüş rengiyle adeta denizin içinde kaybolur. Ancak onu farklı yapan yalnızca şekli değildir.
Bilim insanları bu balığın derisini yıllarca inceledi. Ve gördükleri şey, sıradan bir parlaklıktan çok daha fazlasıydı.
Çünkü bu balığın derisi, yalnızca ışığı yansıtmaz...
Işığı yönetir.
İnsan gözü yalnızca ışığın rengini görür.
Fakat deniz canlılarının bir kısmı, ışığın polarizasyonunu da algılar. Yani ışığın hangi doğrultuda titreştiğini görebilir.
İşte burada Ayna balığı devreye girer.
Bilim insanlarının yaptığı ölçümlere göre bu balığın derisi, gelen ışığın polarizasyonunu bulunduğu ortama göre değiştiriyor.
Böylece avcı balıkların onu fark etmesi son derece zorlaşıyor.
Araştırmalar, bu sistemin klasik bir ayna yüzeyinden yaklaşık %80'e kadar daha başarılı bir kamuflaj sağlayabildiğini gösteriyor
Peki bunu nasıl başarıyor?
Çünkü…..
Balığın derisinin altında milyonlarca mikroskobik guanin kristali bulunur.
Bu kristaller, ince tabakalar hâlinde üst üste dizilmiştir.
Ama burada dikkat çekici bir ayrıntı vardır.
Bu tabakaların hiçbiri aynı yöne bakmaz.
Her biri, çok küçük bir açıyla farklı bir doğrultuya yönelmiştir.
İlk bakışta rastgele dizilmiş gibi görünür.
Oysa bu dizilim, kusursuz bir düzenin ürünüdür.
Bilgisayar modellemeleri gösteriyor ki...
Bu dizilim, farklı dalga boylarındaki ışığı aynı anda yansıtabiliyor.
Böylece balık sadece parlamıyor.
Bulunduğu suyun ışığına da uyum sağlıyor.
Ve bununla da bitmiyor.
Kristallerin altında bulunan kolajen tabakası da bu sisteme katılıyor.
İkisi birlikte çalışıyor.
Işığı yalnızca yansıtmakla kalmıyor...
Onun polarizasyonunu da değiştiriyor.
Daha da dikkat çekici olan ise şudur...
Öğle vakti güneş tam tepede olduğunda balık, neredeyse kusursuz bir ayna gibi davranır.
Sabah ve akşam saatlerinde ise denizdeki ışık karmaşık hâle geldiğinde, derisinin optik davranışı da buna uyum sağlar.
Yani tek tip bir yansıma üretmez.
Bulunduğu ışık ortamına göre farklı bir optik davranış sergiler.
Bugün bu sistem, yalnızca biyologların değil...
Optik mühendislerinin...
Malzeme bilimcilerinin...
Ve askerî kamuflaj teknolojileri geliştiren araştırmacıların da ilgisini çekiyor.
Çünkü insanın laboratuvarda taklit etmeye çalıştığı bu optik sistem, milyonlarca yıldır bu balığın üzerinde eksiksiz şekilde çalışmaktadır.
Şimdi düşünelim...
Mikrometre büyüklüğündeki kristaller...
Belirli açılarla yerleştirilmiş katmanlar...
Işığın rengini, şiddetini ve polarizasyonunu birlikte yöneten bir optik düzen...
Ve bütün bunların kusursuz bir uyum içinde çalışması...
Bilim, bu sistemin nasıl çalıştığını açıklayabilir.
Fakat bu hassas optik düzenin neden böylesine kusursuz bir uyumla var olduğu sorusu, insanı üzerinde düşünmeye davet eder.
Kâinatın her köşesinde olduğu gibi, bu küçük deniz canlısında da görülen düzen, denge ve ölçü; Allah'ın yaratmasındaki sanatın tecellilerini hatırlatır.
İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir. (En’âm Suresi 102)