HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Yaşam ve Sağlık – 54. Bölüm – Enginer Birdal, Sağlık Bakanlığı, Bakan ...

Yaşam ve Sağlık – 54. Bölüm – Enginer Birdal, Sağlık Bakanlığı, Bakan Müşaviri

Harun Yahya
1043
01 Şubat, 2015
Yaşam ve Sağlık
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Yaşam ve Sağlık – 54. Bölüm – Enginer Birdal, Sağlık Bakanlığı, Bakan Müşaviri

 

OKTAR BABUNA: İyi akşamlar sayın izleyiciler. Pınar Akkaş Hanfendiyle birilikte sunduğumuz bir Yaşam ve Sağlık programına daha hoş geldiniz. Bu akşam çok değerli bir konuğumuz var, Sayın Enginer Birdal Beyefendi. Enginer Beyefendini Türkiye Sağlık Turizmi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı. Aynı zamanda Sağlık Bakanlığı Bakan Müşaviri. Bugün de sizinle sağlık turizminden bahsedeceğiz. Hoş geldiniz.

 

ENGİNER BİRDAL: Efendim hoş bulduk teşekkür ederim bu güzel davetiniz için.

 

PINAR AKKAŞ: Hoş geldiniz.

 

ENGİNER BİRDAL: Teşekkür ederim size de. Sizin vesilenizle tüm seyircileri saygıyla selamlıyorum.

 

OKTAR BABUNA: Teşekkürler.

Tabii Türkiye’de sağlık turizmi konusunda son yıllarda çok büyük değişiklikler meydan ageldi. Biz de istedik ki en yetkili ağızdan dinleyelim. Çünkü bu derneğin zaten yönetim kurulu başkanısınız. İsterseniz bu konuyla başlayalım. Nasıldı, şimdi nasıl son 10 yıl içerisinde ne gibi değişiklikler oldu bundan başlayalım isterseniz.

 

ENGİNER BİRDAL: Evvela Türkiye Sağlık Turizmi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı olarak bugün ben temsil ediyorum. Ancak bundan önceki bu işi yürüten arkadaşlarımızın emeklerini saygıyla anmak lazım ve çok teşekkür ediyoruz. Tabii dernek üyelerine ve derneğimizi destekleyenlere.

Türkiye Sağlık Turizmi Derneği 2005 yılında resmi olarak kuruldu. 2005 yılındaki Türkiye aslında sağlıkta dönüşüm programının devamı niteliğinde bir sağlık turizmi planı vardı. Ne 2002’deki o günün Bakanı Sayın Recep Akdağ Beyefendi sağlıkta dönüşüm programını arkadaşlarıyla birlikte hazırlayıp uygulamaya koyduğunda hükümet programında yer alan bütün adımların bir parçasıydı. 2005 yılına gelindiğinde sağlık turizminde yani Türkiye’nin sağlık hizmetlerini ihraç etmesi de sağlıkta dönüşüm projesinde var olan bir şey olduğu için. Sağlıkta dönüşüm projesinin içerisindeki ilhamla kendilerinin ve arkadaşlarının teşvikiyle Türkiye Sağlık Turizmi Derneği kurulmuş oldu. İşin doğrusu bu biraz projeksiyon yapıp geleceği planlamaktı. Bu Türkiye açısından da olağanüstü bir güzelliktir.

 

PINAR AKKAŞ: Sağlık turizmiyle ilgili sorularımız olacak ama öncelikle isterseniz Türkiye’de son dönemlerde sağlıkla ilgili gelişmelerden biraz bahsedebilir miyiz?

 

ENGİNER BİRDAL: Şimdi 2002’yi düşündüğümüzde bugün itibariyle bir çok gençler çocuklar özellikle dikkat çekmek için oraya değinmek istiyorsunuz.

Evet sevgili arkadaşlar, sevgili seyirciler arada bunu anmak lazım zira insan unutuyor. Ben de geçmişinde SSK’lı olmuş biriyim. Ve ailemde devlet memuru olan tek benim. Bizim sağlık hizmetleriyle ilgili almış olduğumuz hizmetleri değerlendirdiğimde bugünle karşılaştırılamayacak kadar kötüydü. Bugün herkes için eşit, herkes için ulaşılabilir, herkes için kaliteli, herkes için sağlık hizmeti var. O gün işçisi ayrı, yeşil kartlısı ayrı, emekli sandığı ayrı, SSK’lısı ayrı hepsi ayrı ayrı. Tabii bunun içersinde sağlığa erişim de sıkıntı. Yani üniversite mensubu birine saplık hizmetinin ulaşması ya da sağlık hizmeti almasıyla bir işçi emeklisinin ya da yeşil kartlının bambaşkaydı. Bugün geldiğimiz nokta profesör olsanız da, tarlada çalışan çiftçi olsanız da ya da fabrikada çalışan işçi olsanız da bütün hastanelere gidebiliyorsunuz. O gün böyle bir şey yoktu. Çünkü o gün eğer emekli sandığı mensubuysanız devlet hastanelerine gidebilirsiniz, sigortanız varsa SSK hastanelerine gidebilirsiniz. Üniversite mensubuysanız üniversiteye ya da sev edilmişseniz devlet hastanesinden bir memur olarak devlet hastanesine gidebilirsiniz. Bunun yanında belediyelerin, askeriyenin ve diğer bir çok kuruluşun ayrı ayrı hastaneleri vardı.

 

PINAR AKKAŞ: Özellikle askeri hastanelerden şu an herkes faydalanabiliyor değil mi?

 

ENGİNER BİRDAL: Evet. İhtiyaç da olmuyor şu anda. Çünkü orada verilen sağlık hizmeti aynı zamanda devlet hastanelerinde de verilir duruma geldi. Bugün en ücra köşede sağlık hizmeti  bir bütün olarak da değişti. Zira nedir bu? Ambulans, bugün Türkiye’nin her yerinde 12 dakikayı geçmiyor ambulansın bir vakıaya ulaşması. Karda, kışta, denizde, karada, havada her yerde ve her zaman. Bu olağanüstü bir şey, inana kendini değerli hissettiriyor bu ülkenin vatandaşı olarak. Bunu düşünüp değerlendirdiğimde kendimi iyi hissediyorum. Bunu da geçmişle karşılaştırdığımızda olağanüstü bir gelişmedir bu. Siz SSK mensubuysanız emekli sandığı hastanesine gidemezsiniz. Ya da SSK hastanesine gitmişseniz sabah saat 3’te gidip sıra almanız gerekir. Hadi bırakın devlet memurusunuz iyi hizmet alıyorsunuz hastalandınız, öyle elini konulu sallayarak hastaneye gidemezsiniz. Gideceksin kurumuna hasta halinle, bir sevk kağıdı alacaksın, oradan sağlık ocağına gideceksin, o sağlık ocağı sevk yapacak ve üstelik de sizin durumunu orada hiç göz önüne alınmadan. Bunu şöyle bir sayacak olsam 7 ile 11 basamak işlem yapmanız gerekiyordu. Reçeteyi aldınız tekrar kurumunuza o reçeteyi iade etmek söz konusu.

 

OKTARA BABUNA: Hasta insan nasıl yapar bunu?

 

ENGİNER BİRDAL: Şimdi sadece TC kimlik numaranızı beyan ederek bütün işlemlerinizi yaptırıyorsunuz. Eczane aramak gibi bir derdiniz yok, hemen çıktığınızda ilk gördüğünüz eczaneden ilacınızı alabilirsiniz. O gün böyle bir şey mümkün değildi. Bugün anlaşmalı olan bir eczane varsa, orada ilaç varsa oradan alırsınız. SSK’lıysanız SSK hastanesinde ilaç verilirse oradan alırsınız. Yeşil katlıysanız Allah yardımcınız olsun. Yani öyle bir şey yok. 98’lerde ödenen bir antibiyotik fiyatıyla bugün karşılaştırılamaz. O kadar çok kalem var ki, konuşacak olsak her bir şey. Acil sağlık hizmetlerinden anne-bebek ölümlerine, sağlıktaki erişilen kaliteye, mesela prematüre doğumlardaki bebeklerin yaşam oranları. Şu anda düşünebiliyor musunuz artık biz bununla çaba sarf ediyoruz. Bir prematürenin ne kadar sağ kalımı olduğu şu andaki konular arasında, o kadar yol almışız. Ambulansı daha hızlı nasıl ulaştırabilirizi konuşuyoruz, yüzeyel hastaneleri konuşuyoruz.

 

PINAR AKKAŞ: Aile hekimliği konusunda da belki ciddi adımlar atıldı, çok önemli gelişmeler oldu değil mi?

 

ENGİNER BİRDAL: Elbette. Evvela Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının bir aile hekimi vr ve her an müracaat edebileceğiniz, kendisinden yardım alabileceğiniz. İnşaAllah zaman içerisinde bu oturursa sizin her şeyinizi bilen ve size gerekli mihmandarlığı, gerekli yol göstericiliği yapan bir hekiminiz var. Bu, Türkiye’nin neresinde olursanız olun uygulanan bir şey. Ve her an kendi durumunuzda doğru yönlendirme yapıp olası bir riske karşı size yol gösterecek, daha doğrusu hastalanmadan önce size belki hastalığı önleyici, şu anda üzerinde durulan konular, hastalanmadan çözmek. Bu anlamda da aile hekimlerimiz çok ciddi hizmet verecekler. Zaman içerisinde daha da iyi olacaktır diye düşünüyorum.

 

OKTAR BABUNA: Her türlü uzmana tabii çok rahat ulaşılabiliyor. Bir çok bakımlardan aslında Avrupa’nın önüne geçti Türkiye. Hakikaten bu konuda çok takdire şayan Türkiye’nin yaptığı atılımlar, hükümetin son dönemlerde. Mesela acil bir durum olduğunda ölümcül bir hastalık en yakın  her türlü hastaneye gidebiliyorsunuz değil mi?

 

ENGİNER BİRDAL: Hiçbir kısıtlama olmadan.

 

OKTAR BABUNA: Kısıtlama olmadan. Hakikaten bu çok büyük bir nimet, eskiden böyle değildi. Veya kanser hastalarına sağlanan kolaylıklar son dönemlerde, o da çok büyü bir atılım oldu.

 

ENGİNER BİRDAL: Tüm branşlarda. Şimdi zaten sağlık turizmini -kahve ne zaman içilir, doyduktan sonra içilir- siz şimdi sağlık hizmetini ihraç ediyorsunuz. Olmayan ihraç edilebilir mi? Rahmetli Özal’ın zamanında, hani bir tekstil gibi düşünün, yok ki gömlek alacaksınız. Olmayan şeyin neyini alacaksınız? Şimdi dolayısıyla sağlıkta sağlık turizminden bahsediyoruz. Çünkü var olan bir şey satılır. Biz şimdi sağlık hizmetini en üst düzeyde üretiyoruz ve bunu da talep edenler karşılaştırdığında satın almaya değer buluyor ki Türkiye’de şu an özel sektör ve kamu sağlık hizmetleri ihraç ediyor. Sağlık turizmini sadece hasta getirme olarak düşünmeyiniz.

 

PINAR AKKAŞ: İlk öyle düşünülüyor. Yurt dışından bir hasta geliyor, ameliyat olması gerekiyorsa ameliyat oluyor sonra ülkesine geri dönüyor.

 

ENGİNER BİRDAL: Bu bir tıp turizmi, medikal turizm. Biz şu anda şükürler olsun ki tıbbi cihaz satar duruma gelmişiz. Son kalkınma planı açıklandığında Sayın başbakanımız televizyonda insan göğsü kabararak izliyor. Biz şu anda ilk defa kalkınma planlarında sağlık endüstrisinden bahsediyoruz. İnsan keyif alıyor. Sağlık endüstrisi. Dün ilaç eczacılık kurumu kurulduğunda, ilaç eczacılık kurumu kuruluyor niçin? Çünkü onun kurgusuyla beraber mevzuatı çıkartılıyor, kendine özgü Türkiye artık dünyada gelişmiş ülkelerle rekabet edebileceği hizmetler üretiyor. Hizmetlerin yanında da tıbbi endüstrisini de geliştirmek üzere plan ve programlar yapılıyor. Ve bu bir boyutlu değil sadece, bakanlık gerekli olan eylem planlarını hazırlıyor. Kalkınma bakanlığı kalkınma planlarında buna yer veriyor, başbakanlık bunu takip ediyor ve bunlarla ilgili üst kurullar oluşturuluyor. Bu müthiş keyifli bir şey. TÜBİTAK’a bakıyorsunuz bir değil, bir bütün olarak olması gereken de bu. Biz kalkınma planında onu yazmakla gereğini de yapıyoruz. Bu son derece önemli. Yani tozlu raflara kaldırıp tozlandırılmak üzere değil. Bu Sağlık Bakanlığı’nda yapılan uygulamalarda da kendini gösteriyor. Her geçen gün Sağlık Bakanlığı yeni bir konuyu ele alıyor. Bir konu halledilmeden başka bir konuya geçemeyeceğinize göre işte bunun içindir ki bu kalkınma planında ilaç endüstrisi, biz sağlık turizmi diyoruz, sağlık hizmetlerini ihracı. Sağlık hizmetlerinin ihracı, şimdi doğrudan istihdam var dolaylı istihdam var iş dünyasında. Şu anda biz doktorlara dayalı olan tıp sektörünün besleyeceği yeni alanlar açıyoruz. Dolaylı istihdama çok ciddi katkı sağlamış olacak. Evet iyi hekimimiz var, iyi ameliyat yapılıyor, iyi hastaneler kuruldu. İşte bu deneyimler bu birikimler artık dışarıya ihraç edilmeye başlandı. Bu birikimi şu anda biz dışarıya çok rahatlıkla hastane kuran özel hastanelerimiz var, yurt dışında hastaneler açıyoruz. Yurt dışında sağlık hizmetlerinde ne oluyor, yazılım satıyoruz veya teletıpla yurt dışındaki bir hekime destek veriyoruz buradan. Bunlar hayal edilemeyecek şeylerdi. Olanlar olacakların da ayak sesleri bana göre. Şimdi biz buradan Kuzey Irak’a, Irak’a, Azerbaycan’a, Kosova’ya, Makedonya’ya, Arnavutluk’a cihaz ihraç eder, yatak ihraç eder durumdayız. Tıbbi tekstil ihraç eder durumdayız, enjeksiyon ihraç eder durumdayız. Ve bunun daha iyisi yapılmak üzere bugün üniversiteler, TUBİTAK, teknoparklar ve buna uyumlu olarak Sağlık Bakanlığı ve hükümet programı hep beraber çalışıyor. İşte sağlık turizmi bundan sonra hakikaten ne oluyor, bu arada üniversitelere çok ciddi bir anlamda yurt dışından öğrenci kabul ediyoruz, hiç olmadığı kadar. Ve dün nasıl bizden Amerika’ya, İngiltere’ye, Almanya’ya öğrenim görüp gelip onların burada lobisi oluyor bir nevi, şimdi bizim lobimiz olacak inşaAllah bundan sonra aynı zamanda. Saplık turizminde orada doğal bir danışmanlık olacak. İnsan gördüğü için buradan gidecek kendi ülkesine hekim olarak, hemşire olarak, salık teknisyeni olarak, ‘evet Türkiye’de böyle bir hizmet var gidebilirsiniz’ olacak. Gelecek 10 yılları düşününce daha böyle insan heyecanlanıyor.

 

PINAR AKKAŞ: Sağlık turizmi konusunda bu konuyla ilgili derneklerin sivil toplum kuruluşlarında çok önemli faaliyetleri var ve etkileri de var değil mi? Biraz onlardan bahsedebilir miyiz?

 

ENGİNER BİRDAL: Evet sivil toplum çok önemli. Hatta literatürü okuduğunuzda demokrasi sonrası toplum, sivil toplum diye tarif ediliyor, bu bağlamda evet çok önemli. Ancak bunun işe yaraması hükümetlerle yakından ilgili. Devletin anlayışının değişmesiyle çok ilgili. Şu andaki sivil toplum kuruluşlarının ürettiklerinin bir işe yarıyor olması bununla birebir ilintili. Biz orada yapılanların heyecanıyla hareket ediyoruz. Yani uygulayıcı arkadaşlar ya da mevzuat geliştiren ya da karar, hani yasama, yargı, yürütme diyoruz ya o yasamadaki, yürütmedeki arkadaşlar görevlerini hakkıyla yapıp ve bizim de görüşlerimize müracaat ettiği için biz de heyecan duyuyoruz. Kamuda bir şey yapıyoruz, gelin siz de görüşünüzü beyan edin diye davet ediliyoruz. Ve kendimize oradan da bir aidiyet duygusu oluşuyor ve doğal olarak biz de sahip çıkıyoruz. İşte sivil toplum kuruluşu tam orada devreye giriyor. O sivil toplum kuruluşlarının tabii son yıllarda bu kalkınma ajansları var, üniversitelerin içerisinde teknoparklar, o teknoparkların içerisinde üniversite hocalarının da dahil olduğu bir işletme ve ticari anlayış var. Buna bir zincirin halkaları her birisi birbirini tetikliyor. Burada da sivil toplum kuruluşları son yıllarda buna paralel olarak iyi işler çıkarıyor. Çünkü kabul görüyor, çünkü yapılanlar değer görüyor. Gerekli politika yapanlar bunu dikkate alıyorlar, bunu önemsiyorlar. Bu da sivil toplum kuruluşunda zaten doğal olarak, bizim toplumumuz yardım sever bir toplum. Vakıf kültüründen gelen bir toplumuz. Dernek ve sivil toplum kuruluşu da bir anlamda onunla uyumlu olduğunu düşününce zaten bizim insanımız gönüllü olarak bir hayır işi yapmak istiyor. Bu STK’lar da burada vakıf kültürüyle çok uyuştuğu için iyi neticeler çıkıyor. İnşaAllah daha iyi şeyler de olacaktır. Biz de sağlık turizmi olarak bunların etkisiyle biz de heyecanlanıyoruz arkadaşlarımızla beraber.

 

OKTAR BABUNA: ben de bu konuda şahidim Avrupa’dan takip ettiğim tanıdık hastalar oluyor. Belçika, Hollanda, Almanya, İngiltere. Oralarda istenilen tetkikin elde edilmesi çok zor oluyor, istenilen hekime ulaşmak çok zor oluyor. Bu yüzden bir çok vakıa atlanıyor aslında. Yani yurt dışındaki sistem iyi bir sistem değil. Türkiye bu bakımdan hakikaten onların çok önüne geçti Avrupa’nın. Yani çok rahat mukayese edilebiliyor, ben de bir hekim olarak bu konuda şahidim. Sizin de bu konudaki görüşlerini alayım.

 

ENGİNER BİRDAL: Belirttiğiniz, orada bekleme sıraları tam da çok isabetli bir zamanda, bizdeki sağlıkta dönüşüm programı ve sağlık turizmi batıdaki bu en somut ülkelerden İngiltere’de o bekleme sıraları doğal olarak hastayı aranje ediyor. Bu aranj içerisinde de tam o boşluğu dolduracak bir sağlık hizmeti olarak Türkiye göze çarpıyor. İşte biz şu anda öyle bir dönüm noktasındayız ve çok şükür çok iyi bir zamanda yakalamış olduk. Tabii bu bizim sağlık ihracımızın yanında bugün yaşlanan bir Avrupa var. Yaşlısına bakacak çalışanı olmayan bir Avrupa var ve gelecek on yıllara bakınca bu biraz daha sırıtıyor. İşte tam da Türkiye bu dönüşümü, bu gelişimi, bu atağı döneme denk geliyor. Eğer bu süreçte biraz daha duyarlı olur ve biz mevcut gençlerimizi kısa süreli eğitimlerden geçirirsek, demin demiştim ya dolaylı istihdam, doğrudan istihdam. Şimdi doğrudan, evet zaten tıp hekimlerimiz var, hemşirelerimiz var bir sağlık hizmeti sunuyoruz. Ama arkadan da eğer biz Avrupa’nın ihtiyaçlarını düşünüp değerlendirirsek çok kısa sürede gelişen ve değişen hizmet kalitemizde yeni pazarlara yeni hizmetler sunabilir duruma geleceğiz. Evet orada bekleme süresi var, altı ay sonraya gün veren bir hastane var. Biz de geliyor, hemen hemen beklemeden ameliyata alınabiliyor. Bu bağlamda tüm tıbbi hizmetlerini Türkiye’de her yerde. Ve çok şükür Türkiye diğer bir çok hizmet eden ülkeden şöyle ayrılıyor onun altını çizmek isterim; Türkiye kendi vatandaşına da kaliteli hizmeti bir uçtan bir uca verebilir durumda. Bir çok ülke aynı değil. Evet tek hastaneyle hizmet veriyor olabilir, Hindistan’da belli bir hastaneler zinciriyle ama tümünde de bu hizmet veriliyor değil. Kendi memleketimden söyleyeyim; 2002’de benim memleketimde 25 tane uzman doktor varken şimdi 120’nin üzerinde uzman doktor var. Yani nüfusa oranlı, nüfusa uyumlu hemşire ve sağlık çalışanları var şu anda Türkiye’de. Bu da hizmet kalitesinin tüm Türkiye’ye yayılmasına, kendi vatandaşına evvela hak ettiği sağlık hizmetini arzu edilen kalitede almasının üzerinde duruluyor.

Bir önceki programa nöroloji uzmanı katıldı. Bir örnek verdi; “bakın İngiltere’de uzman nörolog sayısı 220” gibi bir rakam söyledi. Çok az. “Türkiye’de bu 2000” dedi. On katından fazla bir rakam. Koskoca İngiltere’de 200 tane nörolog hizmet veriyormuş. Yani ne kadar bekleme, ne kadar uzmana ulaşmak zor olmuş oluyor o zaman.

 

ENGİNER BİRDAL: Orada İngiltere Hindistan’ı besleyen bir unsur olabilir. Çünkü geçmişte biliyorsunuz sömürgesi ve tarihten gelen bir ilişkileri var. Bu da Hindistan’daki sağlık sektörüne katkı sağlıyor. Farklı branşlarda bekleme sıralarının olduğunu biz biliyoruz. Bu sosyal medyada da, gelen hastalardan da, yazan-çizen sağlık sektörünün akademisyenlerinden de biz bunu görüyoruz. Türkiye tabii orada dikkat etmek durumunda, çünkü sağlığa erişimin yolunu açmakla bizim de doktor ihtiyacımız olacak gibi geliyor. Çünkü grafiğe baktığınızda müthiş bir artış var muayene sayılarında. Çünkü kolaylaştırınca, eskiden başınız ağrıyordu, ‘hastanede değil evde bekleyin’ deniyor, geçmesini bekliyordunuz. Şimdi hastaneye müracaat diyorsunuz, ilaç alıyorsunuz, her şeyiniz karşılanıyor. Bu bağlamda çok dikkat etmemiz gerekiyor.

 

PINAR AKKAŞ: Önceden Anadolu’da özellikle her hastanede uzmanlık dalında doktor olmayabiliyordu. Anadolu’nun pek çok hastanesinde nörologlar, beyin cerrahları, belli umanlık alanlarındaki doktorlar olmayabiliyordu. Ama şu an hemen hemen hepsinde var.

 

ENGİNER BİRDAL: Bunu ben kendim 98 yılında kardiyoloji uzmanı yoktu annemi götürememiştim. Demin verdiğim rakam 20-25 civarında uzman doktor var toplam tüm Kars’a hizmet veren. Kars’ın nüfusu artmadı sonuç itibariyle, orada doktor dağılımı daha düzgün ve dengeli oldu. Büyük şehirlerdeki sağlık hizmetleri taşraya da taşınır oldu.

 

OKTAR BABUNA: Kalite de çok yükseldi, sırf sayı değil kalitede de çok büyük artış oldu.

 

ENGİNER BİRDAL: Kaliteyi onunla da ilişkilendirmek gerekiyor. Doktor yok, doktor olmayınca cihazın kıymeti yok. Doktor yok, ameliyathanenin önemi yok. Sonuç itibariyle ameliyathane ameliyatı gerçekleştirmiyor, orada insan gücü olması gerekiyor. Hemşiresi, teknisyeni, hastanenin yardımcı sağlık personelinin bulunması gerekiyor. İşte burada bu politikaların doğru yapılmasının bir ürünü olarak Türkiye’nin dört bir tarafında hizmet görenlerin dengeli ve iyi insan kaynaklarının yönetimiyle ilgili. Malzeme yönetimiyle ilgili, bilgi ve teknolojilerin kullanımıyla ilgili. Tabii ki daha güzel şeyler olsun istiyoruz ama bugün itibariyle dünle karşılaştırılamayacak kadar yol almış durumdayız.

 

OKTAR BABUNA: Hatta şu bakımdan da fark var, yine ben takip ettiğim hastalardan da biliyorum; o batı ülkelerinde aldıkları hizmetler için çok yüksek ücretler ödenebiliyor. Halbuki Türkiye’ye geldiklerinde oralarla mukayese edilmeyecek derecede fark olabiliyor bir çok zaman. Bu da bir tercih sebebi değil mi?

 

ENGİNER BİRDAL: Evet. Hastanın farklı tercih sebepleri oluyor. Bir çok ülke için fiyat sebebiyle de tercih ediliyor sağlık turizminde. Fakat sadece o yetmiyor, ucuz olmak yetmiyor, kaliteli ve yanında ucuz olması. Saplık için insan her türlü fedakarlığı yapıyor, tüm çabayı sarf ediyor en iyisini, en doğrusunu almak üzere. Doğrudur, ülkemiz bir çok ülkeden fiyat bağlamında uygun olabiliyor. Hatta Sağlık Bakanlığı bazı ülkelere indirimler uyguluyor ülkelerin durumuna göre. Öyle olunca da belki Türkiye fiyattan dolayı da tercih edilen bir ülke oluyor.

 

OKTAR BABUNA: Hatta buradan ilaç isteyenler oluyor bizden yardımcı olmamız için. Çünkü ilaç fiyatları da çok pahalı. Müthiş b,r icraat oldu hakikaten bu ilaç fiyatlarındaki düşüş. Neredeyse onda birine veya şu kadarda birine düştü ilaç fiyatları ilaç açısından.

 

ENGİNER BİRDAL: Oldukça düştü. Şöyle; bugün bu muayene sayılarıyla dünkü ilaç paraları ödenseydi bizim bütçemizin çok artması gerekirdi. O kadar ciddi kutu bazında satışta artış var ki. Çünkü gelişim, hepsi orada düğümleniyor. Dün SSK’lı bir hasta gidip de gittiği an muayene olamıyordu, olsa ilacını alamıyordu. Orada sanal bir iyilik var. Nedir? Ulaşamıyor, ulaşamadığı için iyi olmuyor. Yani enteresan bir set çekilmiş hastayla doktorun arasına, kuyruk var. Üçte gelirsen alacaksın gibi bir mantık. Dolayısıyla şu an öyle değil, herkes ilaca ulaşabiliyor. O ilaç fiyatlarının düşmesiyle paralel muayene sayılarındaki artış kutu bazında artış söz konusu. Ciro olarak ilaç satışında bir düşme olmadı. Ama o fiyatların indirilmesidir ki bizim bütçeyi kurtarıyor. Benim sağlık olarak geleceğe dönük en ciddi endişem sürdürülebilirlik. Yani finansal olarak sürdürülebilirlik çünkü daha iyisini istiyoruz. Ne kadar anlatsam da eskiyle karşılaştırılamayacak kadar sağlık hizmetlerinde bir yol alındı. Bırakın, ambulans gelip gelmeyeceği meçhul olan zamandan hava ambulansı konuşur durumdayız. Kara ambulansı yetmiyor paletli ambulansı konuşur durumdayız, deniz ambulansını konuşur durumdayız. Helikopteri geçtik bugün biz yurt dışından bir hastamız olduğunda kendi vatandaşımıza sağlık turizmi kapsamında insanlara acil sağlık hizmetleri götürüyoruz. Yoğun bakım ünitelerine bakıyorsunuz, yatak sayılarındaki artışa bakıyorsunuz, kuvöz sayılarına bakıyorsunuz, nereye bakarsanız bakın karşılaştırılamayacak kadar bir gelişme kaydetmiş durumdayız. Ama buradan itibaren geleceğe baktığımızda nasıl dün olanları siz, biz bir hatırladık. Fakat bilmiyor bunu gençler. O gün 12 yaşında olan arkadaşlarım bugün üniversite bitiriyorlar, onlar bilmiyorlar görmediler böyle bir şeyi. Ona göstermezseniz Türkiye’nin geldiği noktayı, ‘zaten böyleydi’ diye yanlış algı olabilir.

 

PINAR AKKAŞ: Önceden Doğu Anadolu’da özellikle, Güneydoğu’da oradaki imkanlar hep düşünülüyordu oradaki örneklerden de görüyorduk, ne şartlar altında doktora ulaşmaya çalışıyorlar, sağlık ocağına ulaşmaya çalışıyorlar. Ama şu an için tabii ki çok büyük gelişmeler oldu, bunlar da çok önemli.

 

ENGİNER BİRDAL: At sırtında kızaklarla hasta fotoğraflarını biz hatırlıyoruz. Yolda doğum yapanları hatırlıyoruz. Şimdi paletli ambulans var, hiçbir şey olmuyorsa helikopter ambulans var. Biz şu anda yüzeyel hastaneyi konuşuyoruz ülke olarak. Sağlık serbest bölgelerini konuşuyoruz. Türkiye’nin geldiği çizgiyi göstermesi bakımından bunlar çok önemli şeyler. Türkiye dünyadaki sağlığın önde gelenlerini bir cazibe merkezi oluşturmak üzere bir sağlık serbest bölge. Bugün kamusal yani şehir hastaneleri yapılıyor ve burada müthiş bir kurgu ve altyapıyla beraber inşa ediliyor. İnşallah önümüzdeki 2017’ye açılmış olacak bunların bir kısmı. Koğuş sistemi hastaneler vardı tuvaleti banyosu olmayan, şu anda hemen hemen iki, üç yatağı bile çok az kaldı. İçinde banyosu tuvaleti olan özel oda tipinde hastaneler planlandı. İnsan düşününce nereden nereye gelmiş sağlık hizmetleri diye.

İlaç dediniz. Biz şimdi ilacın daha ötesine gidip bunu daha endüstri boyutuna taşıyoruz. Biz yurt dışına sağlık hizmeti ilacı ve sağlık danışmanlığı veriyoruz. Yani bizim şu anda hastanelerimizden bu elde edilen bilgi, birikim bizim inşaat sektörü olarak, düne kadar düz inşaat yapan müteahhitliğimiz bugün daha ileri boyuta taşıyor. Ve hastane inşası, hastane donanımı üretimi sağlık endüstrisi üzerine, sağlık kümelenmeleri üzerine konuşuluyor. İlaç geliştirme üzerine konuşuluyor. ARGE’ler yapılıyor. Her birisi kendi çapında düşünülünce insanı hakikaten çok motive eden işler.

 

OKTAR BABUNA: Hemen Türkiye’nin her ilinde olmasa bile tıp fakülteleri açıldı değil mi yeni?

 

ENGİNER BİRDAL: Evet, bir hayli tıp fakülteleri açıldı. Demin demiştiniz ya nörolog sayısıyla ilgili. Bu sağlığa yapılan erişimi kolaylaştırmalarla eğer o tıp fakülteleri açılmaz ve gerekli önlem alınmazsa biz de hekim sıkıntısı yaşamak durumunda kalırdık. Burada ilginç bir şey sizinle paylaşmak istiyorum; 2009’a kadar sağlık insan gücüyle hiçbir veri yok elde. İlk defa Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğü YÖK’le birlikte sağlık insan gücü araştırmasını yaptı. Ve bizim ne kadar hekimlere, hemşireye ihtiyacımız var, ne kadar mezun veriyoruz hesaplaması yapıldı. Ve onun üzerine zaten tıp fakültelerinin de açılması, açılmadığı takdirde gelecek on yılda sıkıntılar yaşanacağını değerlendirerek o tıp fakülteleri açıldı. İyi ki açıldı çünkü açılmadığı takdirde, en erken bir genç hekim olarak liseyi bitirip hekim olarak hayata atılmak istediğinde 10-12 yıl gerekiyor. Bugün o sisteme giren arkadaşım 12 yıl sonra ancak hekim olarak hastanede ya da sağlık ocağında dahili hekim olarak çalışmaya başlayacak. Dolayısıyla sizin bugün açtığınız tıp fakültesinden mezun ettiklerinizden hizmet alamayacaksınız. Bu süre içerisinde yapmış olduğunuz sağlıkla ilgili kolaylaştırıcı hizmetler sağlığa olan talebi arttıracak bu bir tarafa. Diğer taraftan siz sağlık turizmi yapmak istiyorsunuz, bunu birlikte düşündüğümüzde eğer o tıp fakülteleri açılmaz ve gerekli mezun verilmezse bugünkü bu övgüyle bahsettiğimiz hizmetleri yürütecek hekim bulamayacaksınız.

 

PINAR AKKAŞ: Dün konuğumuz söyledi; 81 tane tıp fakültesi olduğunu söyledi. Önceden İstanbul-Ankara’da belirli illerde tıp fakültesi vardı.

 

ENGİNER BİRDAL: Onunla ilgili ilginç bir şey anlatayım size, bu dinleyiciler açısından da önemli; bu 2547 YÖK üniversite kanununun değişikliği serencamı oldu, Hüseyin Çelik Bey’in henüz bakan olduğu sıralarda, o sürecin içerisinde yeraldım ben. O vesileyle de şöyle ilginç bir durum vardı; 84 yılında Türkiye’de hoca sayısı öğrenci sayısıyla orantılandığında AB’deki rakam bir hocaya 11 öğrenci düşerken, Almanya’da bir hoca 12 öğrenci düşerken Türkiye’de bir hocaya 4,5 öğrenci düşüyordu. Ne kadar enteresan bir şey değil mi kaynak israfı. Yani bir hoca 4-5 öğrenci yetiştiriyor, orada 12 öğrenci yetiştiriyor. O tarihten sonra düzenli olarak hoca sayısında artış var ama öğrenci sayısında artış yok, ilginçtir. İşte bu tıp fakültelerindeki öğrenci sayısı artırılmasaydı ve bu projeksiyon yapılıp gerekli çalışma yapılmasaydı bugün Türkiye gelecekteki sağlık hizmetlerini yürütecek doktoru bulamayacaktı. Biz Türkiye olarak AB’nin, bir çok alana bakıyorsunuz çok ciddi ihtiyaçlar var, bu kaynak israfını o an için anlamakta zorlanmıştım. Yani siz Almanya gibi bir ülkede hoca 12 tane talebe yetiştiriyor, sen 5 tane, bu ne kadar büyük bir israf. Bunu paylaşmak istedim. Şimdi dolayısıyla meseleyi bir bütün olarak ele almak gerekiyordu. İşte bu o açıdan da hoşuma gider. Biz o tarihe kadar ne kadar öğrenci mezun etmeliyizi oturup masa başında tayin etmişiz. Oysa nüfus artışı var değil mi? Şu anda coğrafi bilgi sistemleri var, yönetim bilişim sistemleri var. Bu bilgi sistemlerini işin içine katıp gerekli olan ihtiyacı analiz edip karar vermek dururken tıp fakültelerini açmamak ya da öğrenci almamak izah edilir bir şey değil. Ama üniversitelerimiz siyaseti iyi yapıyorlardı o günlerde. Meydanlara inip gerektiğinde siyasete yön vermek için gayret sarf ediyorlardı, aynı gayreti eğitim için göstermemişlerdi.

 

OKTAR BABUNA: İnşaAllah daha da iyi olacak. Tabii kalitenin arttırılması son derece önemli. Ama müthiş bir yükseliş var. Dediğiniz gibi bunlar çok çabuk unutuluyor, mutlaka hatırlatılması gerekiyor sık sık. Nereden nereye gelinmiş bilmeyen çok insan var, gençlerden özellikle. Ama muazzam bir atılım yaptı Türkiye. Aslında bu Türkiye’nin atılımının da iyi anlatılması gerekiyor, hem yurt içinde hem yurt dışında. Yurt dışında da hala bir çok yerde bilinmeyebiliyor. Onun için ne çabalarınız var?

 

ENGİNER BİRDAL: Onun için tabii Ekonomi Bakanlığı’nın desteği de dahil yurt dışında kurumlarımızın kendilerini, Türkiye’deki sağlık hizmetlerinin anlatılıp tanıtılması Ekonomi Bakanlığı bir takım destekler sunuyor. Bu desteklerden de sağlık turizmi hizmeti veren hastanelerimiz, kurum ve kuruluşlarımız Ekonomi Bakanlığı’nın bu maddi desteğiyle yurt dışında kendisini anlatabiliyorlar. Nedir bu? İşte hastaneyle gidip bir fuara katılabilir. Orada tanıtım organizasyonu yapabilir. İkili iş görüşmeleri yapıp kendi hastanesini pazarlayabilir. Veyahut da bir reklam kampanyasıyla özellikle internet üzerinden yapacağı tanıtımlardan destek alabilir. Yine ticari alım heyeti getirebilir götürebilir. Bu şekilde destekler veriliyor. Aynı zamanda 444 47 28 diye bir hat açtı, bu hatla da uluslar arası hastalara da 7-24 kesintisiz altı dilde destek veriliyor. Bunda böylece sağlık turizmi hizmeti verenlerin önünde bir fırsat olarak görünüyor. Bu sadece sağlık turizmi değil Türkiye’ye turist olarak gelenler için de önemli bir reklam aracı aslında. Niçin? Çünkü siz seyahat ettiğiniz bir yerde Allah korun bir sağlık hizmeti gerekirse müracaat edeceğiniz yer aramaz mısınız, doğal olarak. İşte şimdi Türkiye’de bu Sağlık Bakanlığı’ndaki danışma hatıla turizme de dolaylı olarak destek vermiş oluyor. Bütün bunların hepsini düşününce güzel şeyler yapılıyor. Şimdi Ekonomi Bakanlığı bu desteği vermekle siz ne yapıyorsunuz, bu aynı zamanda bu anlayış değişikliğine gidiyor. Buradaki sağlık hizmeti veren kurum ve kuruluşlar, kişiler yurt dışındakileri tanıma görme ve kendilerini onlarla kritik etmek imkanı buluyor. Ve zaten sağlık turizmindeki gelişmelerde bir etken olarak da ben bunu düşünüyorum açıkçası. Neden? Çünkü ben de hizmet yapabiliyorum, benim hizmetim ondan daha kötü değil. Mesela bazı yerlerde daha iyi olduğunu görüyor ve anlıyorsunuz, bu özgüven ve böyle bir kendini daha iyi ifade etme, daha gür sesle konuşabilme imkanı sunuyor. Bu bağlamda da Türkiye neler yapıyor, zaten yapmış olduğu hizmetlerde başka bir husus siz çalışmalar yapıyorsunuz, bu akademik şeye de yansıyor bu. Dünya sağlık örgütü Türkiye’den örnek gösteriyor. İşte uluslar arası yayın grupları, uluslararası firmalar Türkiye’yi örnek gösteriyor. Tabii cihaz satan firmalar aynı zamanda yurt dışına da satıyor. Buradaki deneyim ve tecrübeyi oradaki akademisyenle paylaşıyorlar. Yine bunlara katkı yapacak Türkiye sağlık hizmetlerini kendi içinde verdiği gibi yurt dışına da bunu taşıyoruz. Yani biz şu anda Türkiye olarak bir çok ülkede yine anlaşmaya bağlı olarak ya hekimlerimiz gidiyor orada eğitim veriyor ya da yurt dışından doktorlar getirip burada eğitimler veriyoruz. Bazı ülkelerde hastaneler organize etmiş durumdayız. Oralarda doğrudan doğruya hem sağlık hizmeti veriyoruz, hem de buradan doktorlarımız gidiyor, dönüşümlü olarak eğitimler gerçekleştiriyorlar.

 

OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Kaç ülke örnek verebilir miyiz?

 

ENGİNER BİRDAL: Afganistan, Sudan, Somali, Azerbaycan’la ikili anlaşma var. İkili anlaşma sayısı daha fazla. Makedonya, Kosova’ya buradan heyet organize ediliyor ikili anlaşma çerçevesinde, gidiyor bizim hocalarımız orada ameliyat yaparak orada işbaşı eğitimler gerçekleştiriyor. Yahut da Kazakistan’dan, Özbekistan’tan örnek olarak doktorlar geliyor ve Türkiye’de üst düzey ameliyat yapılan hastanelerde bizim hekimlerle beraber uygulamalı eğitimler gerçekleştiriliyor. Bunu özel sektör de yapıyor. Böyle bir çalışma içerisinde. Bunun yanında şu anda özel sektör şunu da yapıyor; üniversite hastane, aynı zamanda eğitim satıyor. Yani öğrenci getiriyor ve uygulamalı olarak. Şimdi teletıp kullanılıyor, teletıp yoluyla para kazanılıyor, mobil sağlık kullanılıyor özel sektörde. Bunlar çok görünmüyor ama şöyle düşünüldüğünde çok esaslı işler yapılıyor. Siz buradan Kuzey Irak’taki bir hastaneye bağlanıp oradaki bir radyoloji uzmanınız fikir danışabiliyor hekime.

 

PINAR AKKAŞ: Hasta potansiyeli olarak en çok hangi ülkelerden geliyorlar?

 

ENGİNER BİRDAL: Hasta potansiyeli 2013’e göre değerlendirdiğimizde Almanya, Rusya, Libya olmuştu. Azerbaycan, Gürcistan, Ortadoğu ülkeler. Şu anda biz en çok Sovyetler Birliği eski adıyla, oradan Balkanlar’dan, Ortadoğu’dan hasta kabul etmişiz.

 

OKTAR BABUNA: Çok iftihar vesilesi bu. Tabii koskoca Rusya yani. Rusya teknikte, teknolojide, bilimde ileri bir ülke, oradan hasta geliyor olması iftihar vesilesi.

 

ENGİNER BİRDAL: Sağlık anlamında bir hayli iyi, daha da iyi olacak inşaAllah. Biz şu anda Gürcistan’dan, Azerbaycan’dan, Ukrayna’dan, Kosova’dan, Makedonya’dan, Irak’tan, Libya, Suriye, Ürdün, Yemen’den bir çok yerden hasta geliyor ülkemizde tedavi oluyor.

 

OKTAR BABUNA: Daha çok hasta gelir Türkiye’ye. Şu an bilinmediği için gelmiyordur. Yoksa ben de kıyasladığım ölçüde Türkiye’nin hizmetleri açık ara bir çok ülkenin önüne geçti. Batıda, Amerika hariç, çünkü tıp çok ileride Amerika’da ama son derece pahalı. Yani buradan kalkıp da çok özel durumlar dışında Amerika’ya gidilmesi çok yersiz olur. Ama çok özel bir durumda bazen oluyor tabii.

 

ENGİNER BİRDAL: Burada sanki şöyle oluyor; turizm gibi düşünün, biz hep turist gelsin diyoruz geliyor da nitekim. Ama ülkemiz gelişiyor ve sizden de turist gidiyor, şimdi böyle bir durum var. Sağlıkta da aynı, giden olacak gelen olacak, bunun tabiatı böyle. Siz burada ne kadar iyi iş çıkarabilirseniz o kadar iyi olacak ve burada kaliteli ve nitelikli işleri yaptığınız oranda girdi sağlayacaksınız. Bir de ben açıkçası istihdama katacağı, sağlayacağı katkıyı önemsiyorum. Bunun için de tıp turizmi dışında, evet biz heyecanlanıyoruz ve konu oraya geliyor ama tıp turizminin desteğiyle biz diğer sağlık turizmi branşlarına bugün çok kayda değer hasta çekimi yapıyoruz, kozmetik turizmi. Çok ciddi anlamda diş hizmeti veriyoruz. Gözle ilgili aynı şekilde, estetik sağlığında çok ciddi hizmet veriyoruz. Bunlar saklı da tutuluyor, insanlar kaş-göz-burun yaptırırken bunu çok bilinsin istemiyor, mahrem tutuyorlar vs. Bunlar tıbbın getirdiği imkanlar. Ama bunun yanında biz termal turizm var, kozmetik turizm var. Bu aynı zamanda yaşlı engelli turizmi için çok ciddi imkanlar açıyor. Biz burada doktora hekime takılırken konu oraya kayıyor ama onu tamamlayarak, onunla beraber diğer, yani yaşlı bakım elemanlarını yetiştirebilirsek, yaşlı bakım elemanları kanalıyla bu yurt dışındaki kültürü tanıyan kültürler arası iletişimi beceren, başka kültürlerin nasıl algılandığını öğrenmiş bakım elemanları yetiştirirsek burada bizim için çok ciddi fırsatlar var. Çünkü demin söylediğimiz gibi, 10 yılda bir hekim yetiştirirken o hekimlere bağlı, çünkü hekimsiz olmuyor. Yaşlı insanın her halükarda bir sağlık sorunu ortaya çıkabiliyor. Tansiyon, diyaliz, sürekli ilaç takibi gerektiren durumlar oluyor. İşte burada o hekiminiz, o sağlık altyapınız kanalıyla, yaşlı bakım elemanları ve sağlık teknisyenleri kısa eğitimlerden geçirilerek orada çok ciddi potansiyel var değerlendirilir. Çünkü klasik zaten kum deniz ve güneş imkanları promosyon olarak yanınızda duruyor. Siz buraya, üstelik de sadece yaz aylarıyla sınırlı olmayan bir turizm çeşidi var. Yani on iki aya yayabilirsiniz. Böylece otelleriniz, altyapınız müsait on iki ay turizm yapabilirsiniz. Termal turizm çok ciddi bir potansiyel. Termal turizmi mesela çeşitlendirip onu geliştirilebilirse, ürün farlılaştırmayı yapabilirse. Enteresan bir şeydir; ben şuna üzülürüm, kim el atar bilmiyorum bizim bir hamam kültürümüz var ama şu anda hamam imalimizle uğraşan hiçbir üniversite duymuyorum. Yani siz biliyor musunuz? Bir mimarlık fakültesinde Türk hamamının ele alındığına dair bir şey duydunuz mu? Görmüyor duymuyor ve bilmiyoruz. Belki bu program da bir vesile olmuş olur. Bizim üniversitelerimizin mimarlık bölümleri Türk hamamı diye bilen şeyi, dünyaya pazarlamak için de çok ideal bir şey. Bunun üzerinde durulabilir. Yani biz Türk hamamını dünyaya termal turizmi olarak bir reklam aracı olarak kullanabiliriz. Ve bunu çeşitlendirerek dünyaya çok iyi bir pazarlama ürünü olarak ortaya koyabiliriz.

 

PINAR AKKAŞ: Özel sektör de bu konuda, zaten sağlık sektöründe özel-devlet işbirliği çok önemli. Bu konuda da özel sektör devreye girerse ve ciddi atılımlar yaparsa.

 

ENGİNER BİRDAL: İşte orada üniversitelerimizi ben teşvik edilsin diyorum.  Yoksa ben apartman altında yapılanları Türk hamamı olarak kast etmiyorum. Ciddi ciddi Türk hamamı klasik bildiğimiz. İnşaAllah birileri bunun üzerine eğilir yapar. Biz orada sağlı turizminin diğer branşlarında kısa çalışmalarla çok ciddi yol alabiliriz. Çünkü Türkiye’deki termal altyapı, jeotermal kaynaklar ve oradaki imkanlar düşünülünce olağanüstü bir fırsat var. Evet yataklar da açılıyor ama bunu çeşitlendirip ürüne dönüştürmemiz. Yani bunu bir ılıca kültüründen çıkarıp, bunla ilgili çok şükür Afyon’da, Kütahya’da çok güzel şeyler yapılıyor. Afyon Kocatepe Üniversitesi fizik tedaviyle birleştirerek bunun örneklerini sergiliyor. Umut ederim ki gerekli gayretler gösterilir ve diğer termal tesisler de buradan ilham alırlarsa termalde çok iyi imkanlar doğacak. Ve biz İskandinav ülkelerinin, Avrupa’nın yaşlısını, engellisine güneş-kum ve denizi promosyon olarak sunup bu hizmetlerden çok ciddi girdiler elde edebiliriz diye düşünüyorum.

 

PINAR AKKAŞ: Bir de bu konuda yapılan uluslararası kongreler var. Bu kongrelerin faydalarından biraz bahsedebilir misiniz?

 

ENGİNER BİRDAL: Şimdi Türkiye Sağlık Turizmi Derneği 7. Sağlık Turizmi Kongresi’ni gerçekleştirecek. Bu bizim yaptığımız çalışmalar yanında fuarlar ve başka sempozyum ve seminerler de yapılıyor. Bu kongrelerin en ciddi yanı içeride ve dışarıda farkındalığı arttırıyorsunuz. Kendi hizmet sunucularınız, ‘bak böyle bir iş varmış’ bir merak oluşturuyor ve dikkatleri bu alan yöneltiyor. İlk başta böyle bir katkısı oldu. İnsanların sağlık turizminden haberleri oldu, yani farkındalık oluştu. Sektör temsilcilerine de bu işin nasıl pazarlanacağını, pazarların neler olabileceğini görme tanıma imkanı doğdu. Aynı zamanda yurt dışından da katılımlar olduğu için, uluslar arası yapıldığı için yurt dışından bu hizmeti pazarlayanların Türkiye’deki tesisleri görme tanıma, oradan alınabilecek hizmeti dışarıya pazarlama işinin doğmasına yol açtı. Aynı zamanda tabii hizmetin sunucularına bir eğitim kapısı oldu. Alanında eğitim veren hizmet veren ve hizmet alan buluştu bu mecralarda, buna benzer. Aynı zamanda sektörün kendi ihtiyaçlarını birbiriyle paylaştığı, sorunlarını dile getirdiği, sevinçlerini bazen de kanun mevzuat vs. gibi sıkıntılarını orada anladığı ve çözüm aradığı bir ortam sağladı.

Destekler bağlamında kalkınma ajanslarının bir çoğu sağlık turizmine destekler sağladılar. Ve bu eğitimlerden biz şu anda dernek olarak dokuzuncu Kez tekrar ediyoruz. Bu konuya verilen önemin ve talebin çok önemli bir göstergesi olsa gerek. Biz kalkınma ajanslarının imkanlarıyla bir proje gerçekleştirmiş olduk. Onun içerisinde tanıtım filmi, efendim eğitim müfredatı Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bakanlığı, Kültür Bakanlığı ve Türkiye Sağlık Turizmi Derneği’nin ortaklaşa hazırladığı bir müfredat. Ve o müfredata bağlı sempozyum, çalıştay, seminer hep beraber uyguladık. Ve bunu da sektörün hizmetine sunduk. İyi neticeler çıktı. Bu dokuzuncusu tekrar edildi bereketli oldu. Bu proje desteklendi ama onun devamında kendiliğinden sürdürülebilirlik anlamında sevindirici bir projeydi. Şimdi buna bağlı bakıyoruz bir çok kalkınma ajansı sağlık turizmiyle ilgili desteklerini açıklamış bulunuyor. İstanbul, Ankara, Muğla, Antalya, Trabzon ve bir çok yerde kalkınma ajansları sağlık turizmi projelerine destek veriyor. Bu tabii yapılanların cesaretlendirmesiyle oluyor.

 

OKTAR BABUNA: Peki önümüzdeki yıllarda hedeflerinizde başka neler var? Mesela 2017’de devreye girecek şehir hastaneleri mukayese bile kabul etmeyecek dediniz. Başka neler var böyle söyleyebileceğiniz?

 

ENGİNER BİRDAL: Evvela bu benim en ciddi heyecanlandığım ve beklenti içerisinde olduğum husus; kalkınma planında başbakanımızın açık açık, uzun uzun anlattığı sağlık turizmi ve sağlık endüstrisine dönük kalkınma planlarında yer verilmiş olması. Bu sağlık planlarının kalkınma planlarıyla uygun ve uyumlu ve senkronize yürüdüğünü görüyorum. Bu benim için en ciddi heyecan vesilesi. Niçin? Çünkü bu TUBİTAK’ı harekete geçirecek, üniversitelerdeki çalışmaları ve dolayısıyla ARGE’yi harekete geçirecek. Bu teknoparkları harekete geçirecek, aynı zamanda STK, üniversite, özel sektör işbirliklerine yol açacak. Türkiye tıbbi cihaz kurumunu düşünüyorum bunlarla ilişkili gördüğüm için. Bu kurum da gerekli dinamizmi gösterdiği takdirde ki göstereceğine inanıyorum buradan çok ciddi bir sonuç elde edeceğimize inanıyorum. Yani sağlık endüstrisi böylece yurt dışıyla temasları artıracağız. Böylece inovasyon denilen rüya ya da hayal gerçeğe dönüşmüş olacak. Ve bu tabii olarak olmayan şeyi satamazdık. Sağlık şu anda kelimenin tam anlamıyla dünyada örmek gösterilen ve herkesin gıptayla baktığı bir pozisyona geldi. Bu işte şu andaki kalkınma planıyla bunu birlikte düşündüğümüzde yarın bugünden daha güzel olacak duygusu oluşturuyor insanda, heyecanımızı ve umudumuzu tazeliyor. Görüyoruz, hiç durmadan yolların yapılışı, havaalanları. Düşünün ki sağlık turizmi birbiriyle ilintili. Havayolları çalışıyor, bu sağlık turizmini yapmanızı kolaylaştırıyor. Üçüncü köprü yapılıyor işte İstanbul’un trafiği rahatlıyor bunlar hep birbirini tetikleyen şeyler. Burada da aynı şey oluyor. Yani bir şeyi burada yapıyorsunuz, yankısı öteki tarafta karşılık buluyor. Sağlıkta dönüşüm programının bugün kadar yapılan ve gösterilen sadakatle getirdiği bu çizgiyi kalkınma planında gerekli özen ve dikkatle belirlenmiş olan program Sağlık Bakanlığı’nda, TUBİTAK’da, ekonomi Bakanlığı’nda, Turizm Bakanlığı’nda karşılık bulacağını yapılanlardan yola çıkarak düşündüğümde bu çok ciddi bir katkı yapacak, katlayarak gidecek inşaAllah.

 

OKTAR BABUNA: Zaten son on yıldaki değişikliği göz önüne aldığımızda inşaAllah biz e aynı beklentiler içindeyiz. Sağlık o kadar önemli bir şey ki hayat memat meselesi, başka hiçbir şeye benzemiyor. Bir lüks değil. Hastalanan bir kişi, ben hekim olarak çok gördüm, mesela ağır hasta olanlar eskiden hastanelerde varını yoğunu satıp dar imkanlarıyla çocuğunun sağlık masraflarını, ailesinin çok gördük bunları. İnşaAllah daha da azalır bunlar, devlet daha çok devreye girer. İnsanlarımızın hayatını kolaylaştıracak önemli konular. Mesela kanserdeki yapılanlar son yıllar içerisinde çok önemli. Hakikaten kanser hastalığı çok ağır bir hastalık, onunla imtihan oluyor hasta. Devletimizin yardımcı olması son derece güzel bir şey. İnşaAllah daha da artar bu her konuda.

 

ENGİNER BİRDAL: Şimdi burada ‘neyi konuşuyorsanız osunuz’ diye bir laf var o kalıma geliyor. Türkiye bugün hastaya manevi bakımı konuşuyorsa, Türkiye eğer tıbbi sosyal hizmet uzmanını istihdam etmeye imkan açıyorsa, şu anda düşünün ki Türkiye’de geçmişte 200 küsur sosyal hizmet uzamanı çalışıyorken bu sayı 800’e çıkıyor. Başta söylediğim gibi, ben size misafir olarak geldiğimde açken bana acı kahve ikram etmeniz anlamsız kaçıyor. Ama önce doyurduktan sonra yapmış olduğunuz kahve ve tatlı ikramı, kahve konuşuyorsak yemek yemişiz demektir. Kolay anlaşılsın diye söylüyorum. Biz şu anda manevi bakımı konuşuyoruz. Biz sosyal hizmet uzmanlarının istihdamını konuşuyoruz. Biz hasta yakınlarının eğitimini konuşuyoruz. Yeni doğan nelerine verilen eğitimi konuşuyoruz Türkiye olarak.

 

PINAR AKKAŞ: Bütün bunlar çok önemli ve güzel gelişmeler.

 

ENGİNER BİRDAL: Bir düşünüce demek ki biz temel şeylerde bir hayli yol almışız.

 

OKTAR BABUNA: Eskiye göre o kadar büyük fark var ki, geceyle gündüz gibi.

 

ENGİNER BİRDAL: Bizim kültürümüz tasarrufu telkin etmekle beraber burada bir üretim var. Üretimi olmayan şeyi tüketemezsiniz, olan şey tüketiliyor. Arz ve talep. Şimdi burada tabii olarak sosyal bir devletsiniz, sizin vaazınız böyle, vatandaşa diyorsunuz ki; “ben ücret almadan sana sağlık hizmeti sunacağım bu tabii olarak doğal talep oluşturuyor. Siz verdikçe vatandaş istiyor, vatandaş istedikçe siz veriyorsunuz. Bunlardan hakikaten heyecan duyuyorum, inşaAllah biz sağlık endüstrisini geliştirip bu sağlık harcamaları için gerekli olan kaynağı, sağlık turizmi daha doğrusu sağlık hizmetleri ihracından sağlayamazsak ben finansman anlamında korkarım. Yoksa her şey çok güzel gidiyor. İşte bu da o korkumu gideriyor. Nedir; kalkınma planı var ve bu kalkınma planı Türkiye’de bundan sonra dışarıdan almış olduğumuz bir çok ilacı tıbbi cihazı, kimyasalı ülkede üreteceğiz demektir. En basitinden bir galoşun bir çöp poşetiyle karşılaştırdığımda orada adına tıp girdiği için, adına sağlık girdiği için o fiyat farklılığını düşünüyorum müthiş kazanımlarımız olacak. Kendi çipimizi üreteceğiz diye bir kilo patates değil bir kilo çip satalım. Mikroçip üreteceğiz. Bunun gibi, bundan sonra artık bir kilo gömlek değil de bir kilo enjeksiyon ihraç edelim. Bir kilo parasetamol ihraç edelim bunda sonra artık. Patates, mısır, soğanla yetinmeyelim. Ve ben açıkçası bu kalkınma planındaki çalışma ve bakanlıktaki eylem planlarını düşününce bunun gerçekleşeceğine inanıyorum.

 

OKTAR BABUNA: İnşaAllah biz de dua ediyoruz.

 

PINAR AKKAŞ: Çok teşekkür ediyoruz çok güzel bilgiler verdiniz. Özellikle Türkiye’de yaşanan son sağlıkla ilgili güzel gelişmeler, faydalı gelişmeler. Sağlık turizmiyle ilgili de çok detaylı bilgiler verdiniz. Çok sağolun Enginer Bey.

 

ENGİNER BİRDAL: Ben size teşekkür ediyorum bu güzel programlarınızda daha iyi neticeler almanızı. Vatandaşlarımız da selamlıyorum saygıyla. Bu ülke güzel, bu ülkenin insanları güzel. Hep beraber bu yapılan çalışmaları takdir edelim. Ülke kaynaklarına sahip çıkalım. Daha iyi günler hep beraber göreceğiz inşaAllah. Teşekkür ediyorum.

 

OKTAR BABUNA: Sadece Türkler için değil, bütün İslam aleminin, Ortadoğu’nun ağabeyi konumunsa. İnşaAllah onlara da sahip çıkmamız gerekiyor.

 

ENGİNER BİRDAL: Tarihten gelen bir misyon. Yani 1000 yıldır alıştırmışız biz bu coğrafyada insanlar barışı, kardeşliği, dostluğu, farklı milletleri bir arada ve kendi özgür inançlarıyla, giyimleriyle, sembolleriyle yaşadığı bir coğrafyadır. İnşaAllah biz o günleri bekliyoruz. Bu ülkenin insanları kendi hakimiyetleri altında tüm inançlara hürriyet imkanı sağlamıştır. İkinci örneği Endülüs’tür, üçüncüsü yoktur. Yeryüzünde bizim kültürümüz hakimken olmuştur. İşte bir de gördüğünüz gibi ben hiç masumane bulmuyorum, işte burada bir algı yönetimi var, Fransa’daki saldırıyı kast ediyorum. Her yerde insanlar öldürülüyor her yerde Müslümanlar katlediliyor her nasılsa kimsenin sesi çıkmıyor. Elbette ki tasvip ettiğimi söylemiyorum, kesinlikle oradaki yapılanları kesinlikle kınıyorum. Ama ey Müslümanlar siz e dikkat edin. Bazılarımız çıkıyor çok enteresan cümleler kuruyor, “ben 20 yaşında olsaydım Müslüman olur muydum” diye. Biz Müslümanlığı bir gayretin sonucunda aldığımıza inana bir düşüncede değiliz, hidayet olduğuna inanıyoruz. İman bir ikramdır, bir lütuftur. Gayretle, çalışmayla elde edilmiş bir şey değildir. Bazı beylere de hatırlatmak istiyorum. Müslümanlar öldürülürken hiç ses çıkarmayan, tabii ki tasvip etmiyorum, hala şu anda Ortadoğu’da yanı başımızda, Filistin’de, Afganistan’da ben mi bu hale getirdim? Bosna Hersek’i biz mi yaktık? Karabağ’ı biz mi yaptık? Bütün bunları görmeyeceğiz. Burada bir algı yönetimi var. Ve daha doğrusu bizim kültürümüzden kendilerini inşa etme çabası var. Vatandaşıma bunu hatırlatmak istedim. Bizim üzerimizden kendilerini ifade gücü arıyorlar. Bir algı yönetiyorlar. Ben bunu böyle değerlendiriyorum. Vesile oldunuz.

 

OKTAR BABUNA: Sonu çok güzel olacak, eğitimle, gerçek Kuran ahlakıyla, İslam’a güzel dinimize dönüşle inşallah dünya çapında bir birliktelik olur. Barış her yere hakim olur. Ne onlardan ölsün, ne onlardan. Ortadoğu’da bakın, İslam dünyasında insan hayatının değeri yok. Çünkü orada 10 kişi öldüğünde bütün dünya ayağa kalkıyor -olmasın tabii olmaması gerekir- o sırada 2000 kişi öldürülüyor Nijerya’da gazetede küçük bir haber oluyor veya kimse sesini çıkarmıyor. Ama şöyle bir yanlışlık da var; Müslüman ülkelerin kendi içerisinde de insan hayatının değeri yok. Onlar da insan hayatına, Nijerya’da da insan hayatına değer verilmiyor. İnsanlar birbirini öldürüyor bir şey olmuyor. Bütün dünya çapında bu görüş, bu bakış açısı inşaAllah değişsin. Barış, adalet, güzellik, refah her yere hakim olsun. Dünyadaki her yerdeki hastaneler güzel olsun, sağlık hizmetleri, zenginlik olsun, savaşlar dursun. Duamız bu yönde inşaAllah.

 

PINAR AKKAŞ: Bütün insanlar tüm güzel imkanlardan faydalansın.

 

ENGİNER BİRDAL: Fakat şöyle bir ayrım var ona dikkat çekmek isterim; Müslüman var da Müslüman bir devlet yok ki Müslümanlar adına söz sahibi. Elbette gayret eden Müslümanları reddetmiyorum. Fakat burada topyekun Müslümanları töhmet altında bırakmayı açıkçası benim vicdanım almıyor. Yani fütursuzca benim inancıma küfreden birisinin savunulmasına özgürlük denmesini ben kabullenemiyorum. Saygı nerede kaldı? Saygı nasıl bir şey onu nereye koyacağız? Fütursuzluğu teminat altına alıp ona özgürlük derseniz ve beni de rencide ederseniz ben bunu kabul etmiyorum. Neden bir kişinin suçu bütün Müslümanlara maledilsin? Oradaki o terör olayını yapanları neyle ölçeceğiz biz beni temsil ettiğini? Ben değil o, hangi sloganı atarsa atsın ben bir Müslüman olarak oradaki hadiseleri tasvip etmiyorum. Ama birileri “bunu siz yaptınız” diyor. Ben burada kendi kardeşlerime sesleniyorum; burada elbette ki başbakanımız çok doğru bir şey yaptı, gitti ve orada kendisine “biz bunun tarafında değiliz” dedi. Biz bunu yapıyoruz, bunu yapacağız ama şunu da unutmayacağız, Müslümanların bu meseleden dolayı töhmet altında kalmasını içimize sindirmeyeceğiz. Etrafta hala var, hala şu anda bir yerlerde terörü Müslümanlar yaşıyor. Teröre mağdur olmuş Müslümanlardan daha fazla kimse olmuyor.

 

OKTAR BABUNA: 12 milyon Müslüman katledildiği söyleniyor son dönemde.

 

ENGİNER BİRDAL: Bu hep böyle oldu. Ben şöyle yorumluyorum; siz kendiniz, Avrupa bugün dağılıyor, Avrupa’nın çimentosu kalmadı. O çimento olarak da bize reaksiyon hükümeti oluşturmaya çalışıyor Avrupa. Ben böyle değerlendiriyorum. Bu propaganda, bu algı yönetimi yürüyüş vs. Toplum mühendisliği yapılıyor ve bu sayede tarihte de öyle, bizden sonra kendilerini inşa etme imkanı bulmuştur. Endülüs’lerde yoktur AB, ya da Fransız, İngiliz işbirliği. Kendi aralarındaki yüzyıl savaşlarını biz biliyoruz. Sanki hep biz kandan yanaymışız gibi gösteriliyor. Ben buna itiraz ediyorum.

 

PINAR AKKAŞ: Barış olsun, sevgi olsun her yerde inşaAllah.

 

ENGİNER BİRDAL: Selam diyor, selam nedir? Barış demek. Bize kimse örnek gösteremez halklara, çoluk çocuğu öldürdüğümüze dair. Bunun en iyi örneği Osmanlı’dır. Kimse diyemez Osmanlı böyle hunharca, var dünyada, Müslümanlar öldürülüyor. Savaş başka, savaşın ahlakı var. Ben açıkçası kendimize hatırlatmak istiyorum, evet bu olayı kınıyoruz fakat kendi kendimizi bu hadiseden dolayı suçlu hissetmemeliyiz. Bunu yapanların bizden olduğunu söyleyebilirler ama biz bu hadiseyi tasvip etmiyoruz. Burada deyince, Müslüman ülkelerin de yönetimi hepsi Müslümanların değil. Suriye’deki olanlara ne diyeceğiz şimdi?

Teşekkür ediyorum, çok sağolun.

 

PINAR AKKAŞ: Biz çok teşekkür ediyoruz değerli fikirlerinizden dolayı.

 

Bir programımızın daha sonuna geldik. Haftaya yeniden değerli bir konuğumuzla birlikte olmak üzere hoşça kalın.

 

http://a9.com.tr/izle/197594/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik-%E2%80%93-54-Bolum-%E2%80%93-Enginer-Birdal-Saglik-Bakanligi-Bakan-Musaviri


 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

Doktor
Enginer Birdal
Hastalık
Hastane
Sağlık
Sağlık Bakanlığı
Sağlık Köşesi
Tıp
Tıp Bilimleri
Tıp fakültesi
Yaşam ve Sağlık
aile hekimliği
sağlık hizmetleri
sağlık sektörü
tedavi
yaşam
PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
youtube