HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Yaşam ve Sağlık - 53. Bölüm - Prof. Dr. Türker Şahiner, Nöroloji Uzman...

Yaşam ve Sağlık - 53. Bölüm - Prof. Dr. Türker Şahiner, Nöroloji Uzmanı

Harun Yahya
15145
25 Ocak, 2015
Yaşam ve Sağlık
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Yaşam ve Sağlık – 53. Bölüm – Prof. Dr. Türker Şahiner, Nöroloji Uzmanı

 

ALZHEİMER HASTALIĞI

 

Sağlıklı beyin nöron denilen birbiriyle bağlantılı milyonlarca sinir hücresinden oluşur. Nöronlar akson ve dendrit denilen dokunaç benzeri bağlantılar yoluyla sinyaller göndererek sürekli iletişim kurarlar. Alzheimer hastası olan bir hastanın beyniyse oldukça farklıdır. Sağlıklı beyinde buluna düzenli ve organize olan sinir hücresi düzeni senil plaklar ve nörofibriller yumaklarla dolarak karmaşıklaşmaya başlar. Bu plaklar ve yumaklar beyin zihinsel düşünceden sorumlu olan alandaki nöronlar arasındaki normal aktiviteye engel olur. Alzheimer hastalığı insanları farklı yollarla etkiler. Hastalık başlangıçta yavaş ilerler. Hafıza kaybı, kafa karışıklığı, çevreyi tanımama ve karar verme yetisinde kötüleşme Alzheimer hastalığının belirtilerinden bir kaçıdır.

 

EPİLEPSİ HASTALIĞI

 

Epilepsi beyin fonksiyonlarında ani ve geçici değişikliklerin oluştuğu bir nöbet bozukluktur. Sağlıklı beyin nöron denilen birbiriyle bağlantılı milyonlarca sinir hücresinden oluşur. Bu hücreler akson ve dendrit denilen dokunaç benzeri bağlantılar yoluyla sinyaller göndererek sürekli iletişim kurar. Nöronlar normalde saniyede 80 defaya kadar impuls üretebilir. Bir epileptik nöbet esnasında bu oran saniyede 500 defaya kadar yükselebilir. Epileptik nöbetler kendinden geçme, istemsiz kol ve bacak hareketi ve algıların bozulmasıyla sonuçlanabilir. İmpuls hızı normale döndüğü zaman nöbet biter ve genellikle hastada aşırı yorgunluk hissi kalır. Epilepsinin birkaç biçimi vardır ve bu bozukluğun yönetimi doğru teşhise bağlıdır. Epilepsi ciddi komplikasyonlara yol açabilen hayat boyu süren bir durum olabilir. Epilepsi hastalarının bir doktor tarafından takip edilmeleri ve yönetilmeleri gerekir.

 

PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından merhaba değerli izleyenlerimiz. Bu hafta stüdyomuzda çok ünlü bir doktorumuz bizlerle birlikte. Nöroloji konusunda Prof. Dr. Türker Şahiner Hocamız. Türker  Şahiner Hocamız’la bu hafta epilepsi ve Alzheimer konusunda konuşacağız. Hoş geldiniz Hocam.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Hoş bulduk.

 

OKTAR BABUNA: Hoş geldiniz. Nasılsınız?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Hoş bulduk Oktar Bey. Teşekkürler.

 

OKTAR BABUNA: İki tane çok önemli rahatsızlık tabii. Toplumun genelini ilgilendiren, özellikle Alzheimer bir sorun. Epilepsi hastaları da Türkiye’de ne kadar acaba.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Yüze 1 gibi bir sıklıkta görülüyor. Yaklaşık 700 bin epilepsi hastamız var. Sadece İstanbul’da 150 bin epilepsi hastası var. Epilepsi tanı almayanlarla birleşirse sanırım 1 milyona yaklaşabilir. Bir de tanı almak her zaman kolay değil epilepside. Her epilepsi yere düşüp bayılarak olmuyor, o yüzden güç tanılar var.

 

PINAR AKKAŞ: Genel olarak biline epilepsi yere düşüp bayılan, kasılma hareketleri gösteren, titreme hareketleri gösteren klasik bir hastalık gibi düşünülüyor ama pek çok türü var. Bu tarif ettiğin bir türü galiba değil mi?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Kesinlikle. Söylediğiniz türde yani bazı epilepsi nöbetleri yere düşüp bayılma, kasılma gösterme oranı tüm epilepsilerin ancak yüzde 30’u. Sadece 3 hastadan birinde yere düşme oluyor. Peki diğer iki tanesi nasıl? Onlarda hiç düşme falan yok. Onların nöbetleri o kadar ilginç ki. Aslında ben hep düşünmüşümdür nöroloji ihtisası boyunca; epilepsi bir hastalık mı yoksa beynin aşırı bir yaratıcılığı mı? Çünkü epilepside yere düşmeyen o hastalarda öylesine zengin hayaller, öylesine zengin algılar, öylesine zengin beyinsel yaratıcılık var ki. Hatta mesela çok ünlü yazarların romanları var, Dostoyevski Karamazov Kardeşleri epilepsi sırasında yazdığı, nöbetleri sırasında yazdığı çok iyi bilinir. Dolayısıyla onları tanımak o kadar zor ki, o nöbetleri, yere düşme olmadığı için. Beyni de kişisel yeteneklerle birleştirince sonsuz sayıda nöbet tipi var.

 

OKTAR BABUNA: İsterseniz önce tanımını yapalım. Epilepsi nedir? Sinir hücrelerinin yapısını bir anlatırsanız ve neden oluyor? İnsanlarımızı bilgilendirelim önce daha sonra daha detaylı olarak konuşalım uygun görürseniz.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Evet. Estağfirullah.

Epilepsiyi kısaca net olarak anlatmak için örnek olarak, elektrik kısa devresi, elektrikli bir cihazın kısa devre yapması gibi diyorum. Şimdi tabii bazı kısa devrelerde cihaz durur, fonksiyonu biter tekrar yapılması gerekir. Bazense o küçük elektrik şerareleri yapmasına rağmen cihaz çalışır fonksiyonerdir. Ara sıra belki yaptığı iş kalitesi düşer ama çalışmaya devam eder. Epilepsi de böyle bir şey. Yani ana devreyi ya tamamen devreden çıkaran bir elektriksel boşalım, bir nöbet oluşuyor işte o dediğimiz büyük nöbetler oluşuyor ya da küçük nöbetler oluşturuyor. Sadece lokal bir problem yaratıyor ama ana bilgisayar çalışmaya devam ediyor. Dolayısıyla bir elektriksel devrenin hatası. Ama bu hata neden oluyor? Beyinde 100 milyar tane nöron var. Bu hepimize verilmiş bir hediye, bunu korumamız lazım hayat boyunca. Bu 100 milyar nöron her bir nöronda 10 bin ayrı nöronda ayrı hücreyle bağlantı yapıyor. Bu olağanüstü. Bugün için 10 üzeri 16 gibi bir kombinasyon yapar ki bu ana basit bağlantılar. Dolayısıyla bu kadar büyük bir elektriksel devrede oluş ve gelişim basamaklarında, doğduğumuzda beynin 20 yaşa kadar gelişim evrelerinde bu devrede tabii ki birkaç tane küçük hata olabilir. Hepimizde epileptik dalgalar olabilir. Yani dolayısıyla o küçük hatalar illa epilepsi hastasında olacak değil herkeste olabilir. Peki bu küçük elektrik şerareleri beyinde bazen kendi kendini büyütebiliyor. Büyüdüğü zaman belli bir elektriksel enerjiye geldiğinde de nöbet oluşturuyor. Peki neden o hatalar oluşuyor? Bir, doğumsal genetik nedenler o hataları oluşturabiliyor, bir de sonradan edinsel dediğimiz yaşam boyu travmalar, toksinler, çevre etkenleri o kadar çok şey sayabiliriz ki, o devreyi bozabiliyor. Tümörler gibi. Dolayısıyla nedenleri de çok çeşitli, oluşum mekanizmaları da çok çeşitli.

 

PINAR AKKAŞ: Peki doğuştan olan epilepsiyle sonradan, bu bahsettiğiniz kazalar olabilir, enfeksiyon hastalıkları olabilir, çeşitli sebepler olabilir, onlarda görülen epilepsi arasında bir fark var mı? Mesela, bu tipik doğuştan olan epilepsi denilebilir mi? Bu da sonradan olan belirtileriyle kıyaslandığında.

 

TÜRKER ŞEHİNER: Mesela kişiye bakar bakmaz bu kişi epileptik nöbeti kaç yıl önce başladığını tahmin edebilir miyiz? Tabii o zaman biraz yardımcı tanı yöntemleri gerekiyor. Mesela MR çekeriz. MR’da hakikaten gözle görülür, bakar bakmaz bir bozukluk saptıyorsak onun oluşum şeyini tahmin edebiliriz. Ama maalesef epilepsilerin yüzde 50’si diyebilirim yarısında MR’da görecek kadar, beyin MR’ında görecek kadar bir bozukluk olmaz, her şey normal gelir. Yani bu elektriksel hasar hücre seviyesindedir. O nedenle o zaman ona tanı koymak çok zor, ne zaman oluştuğunu. Ama bazı nöbet tipleri vardır ki onlar ancak çocukluk çağında görülür. Onları da tabii o zaman tanıyabiliriz.

 

OKTAR BABUNA: Bu MR mutlaka ilaçlı yani kontrast MR çekmek gerekiyor mu yoksa basit MR yeterli mi?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Açıkçası böyle bir zorunluluk yok ancak edinsel dediğimiz sonra yaşam içinde kazanılmış epilepsileri, genetik ağırlığı az olan epilepsilerde her zaman bir MR çekmekte fayda var. Çünkü epilepsi her yaşta başlayabilir. 15-25 yaşında bir kişilerde başladığında aklımıza gelen nedenler biraz daha farklı olabiliyor. Mesela 10 yaşına kadar doğumsal, genetik, doğum anındaki travmalar olurken, 10 ile 20 yaş arasında daha çok buluğ çağının problemleriyle ilgili hormonel değişikliklerle nöbetler, daha ileri yaşlarda tümörler 30-40’lı yaşlarda. 70’li yaşlarda da damarsal nedenler oluyor. Dolayısıyla bunlar kaba bir sınıflama. Bunların hepsinin görmek ve var olup olmadığını anlamak için MR çekmek bir kere yeterli. Ama maalesef şunu görüyorum; her nöbet geçirmede veya senede birkaç kez MR tekrarının hiçbir anlamı yok. O bizi tedavide yönlendirici bir şey değil.

 

OKTAR BABUNA: Bir çok kişinin merak ettiği bir konu var, bebeklik çağında yüksek ateş böyle şeye sebep oluyor. Bu geçici mi kalıcı mı, ne yapmak gerekir, nasıl takip etmek gerekir?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Buna ateşli havale deniyor halk arasında, febril konvülziyon dediğimiz bizim tıptaki durum, bu çok araştırılmış bir konu. Çünkü önce şunu paylaşayım sizinle; beyin belli bir ısı derecesine kadar yükseldiğinde herkes nöbet geçirebilir. O ilginç ve çok karıştırılan bir konudur. Mesela herkesin kandaki sodyum düzeyini belli bir düzeye düşürün herkes nöbet geçirir. Herkesin nöbet eşiği vardır, o eşiği zorlayan fiziksel etkenler vardır. Dolayısıyla ateş çocukluk çağında çok rahat nöbeti davet edebilir. Ancak ateşli havale geçirenlerin ancak üçte birinde sonradan da ateş olmadan nöbetler gelişebilir ama üçte ikisinde gelişmez. Dolayısıyla her ateşli havaleye ilaç başlamak gerekmez. Biraz soğukkanlı olup ısrar edip etmeyeceğine bakmak lazım.

 

OKTAR BABUNA: Ne kadar süreyle bakılabilir?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Daha doğrusu ilk 6-7 yaş bizim için çok değerli. İlk 6 yaşta birden fazla ateşli havalesi varsa o zaman bir EEG çekip ona yönelik bir küçük ilacı birkaç yıl kullanmak gerekiyor.

 

PINAR AKKAŞ: Çocuklarda epilepside MR görüntüleri önemli, bir alamet olarak düşünülür doktor teşhisi açısından. Peki klinik muayenede problem yoksa o tek başına yeterli midir? Bir de çocuklarda teşhis aşamasında, kendilerini ifade etmeleri o kadar iyi olmayacağı için nasıl bir yöntem uygulanıyor? Çocukların teşhisi, yetişkin epilepsi hastalarına göre çocuklarda daha mı zordur?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Çok sık rastladığımız ve zorlandığımız konu bu. Şimdi birinci konu; MR’da ne görüyoruz? MR’ın değerli olduğu durumlar var mı? Bu çocukluk çağı ateşli havaleleri veya çocukluk çağındaki büyük nöbetler olmadan küçük nöbetlerin olduğu temporal lob epilepsisi dediğimiz bir epilepsi var, ki tüm nöbetlerin içinde en sık görülen. İşte bu küçük nöbetleri çok geçirenlerde beynin hipokampus denilen derinliğinde yeralan 1-1,5 santim çapında bir bölgesi var hipokampus. Burası çok değerli, tamamen öğrenmenin temel merkezi, beynin giriş kapısı yakın hafızanın depolandığı yer, çok aktif bir yer. Şimdi bu temporal epilepsi çok sık geçirildiğinde küçük nöbetler çok fazla oluştuğunda burası sklorize oluyor. Hipokampus sklerozu diyoruz. Yani özelliğini kaybediyor, beyin dokusu hücreleri ölüyor. Hipokampus skleroz bugün epilepside MR’da dünyada en çok teşhis edilen bulgulardan biri. Ve güzel olan da eğer bir epilepsi nöbeti kontrol edilemiyorsa ve ilaçlara iyi cevap vermiyorsa bu hipokampal sklerotik bölge artık çok başarılı ameliyatla çıkarılabiliyor. Ve nöbetlerde, nöbet cerrahisinde, epilepsi cerrahisinde en başarılı cerrahi tipi. Bir çok tipi yapılabilir ama buranın çıkarılan ameliyatlarda yüzde 70-80’lere kadar nöbetsizliği sağlayabiliyor. Dolayısıyla MR’da bizim en çok baktığımız şey hipokampus bölgesinde bir sklerotik yapı, bozulmuş yapı var mı? Bu varsa bu çok önemli. Bir de tabii tümör var mı, damarsal tıkanıklık var mı diğer bölgelere bakıyoruz.

İkinci sorunuz da çocuklarda bir semptom eğer bayılma yoksa nasıl ifade edilir? Çoğu zaman ifade edemiyorlar. Ama bir çocuğun okul başarısı, sosyal ilişkileri, ev içindeki davranışları belli bir şekilde tanınır ailesinden, yakın çevresinden. Bunda olağanüstü değişiklikler olur. Çok başarılı bir çocuğun ani okul başarısının düşmesi, ani huysuzlaşması, aniden düşen sosyal ilişkilerindeki problemler çok alarm verici olmalıdır. Mesela absans tipi dediğimiz bir nöbet var yokluk nöbeti dediğimiz, adeta yok oluyor çocuk. Nasıl bir nöbet? Nöbet başlayasıya kadar hiçbir anormallik görmüyorsunuz sadece birkaç saniye süren nöbet sırasında çocuk hangi aktivasyonu yapıyorsa, hangi hareketi yapıyorsa orada donuyor ve o dönemi adeta kaydetmiyor, yok oluyor hafızasında o dönem. 3-5 saniye sonra yine yaptığı işe kaldığı yerden devam ediyor. Belki hafif göz hareketlerine dikkatle bakarsanız fark edebilirsiniz, hiçbir ses çıkarmıyor o sırada hiç yanıt vermiyor. Dikkatli bir gözlemci olmazsa özellikle öğretmenler bunu fark edemezlerse o kısa yokluk anlarındaki sorunlar, öğrenme sorunlukları olarak karşılarına çıkıyor ve hani dikkatsiz bir çocuk, öğretmeni dinlemeyen bir çocuk çoğu zaman epilepsisi atlanmış olabilir, bu çok önemli. Basit bir EEG’yle ona tanı koyabilirsiniz. Her zaman bu kadar belirgin de olmuyor. Böyle donma olmadan temporal epilepsisi dediğimiz nöbetlerde çocuk aniden kalkıyor, bu büyük de olabilir, bir hayal dünyasına geçiyor. O sırada konuştuğunuzda size ya yanıt vermiyor böyle ilgisizmiş gibi kendi o hayal devresine geçiyor. Şuna benzetebilirsiniz; hani sabahleyin bazen uyanamayız da alacakaranlık kuşağında rüya, tam uyanıklıkla uyku arasında bir evremiz vardır, işte tempral epileptik o arada gezer. Bazen dakikalarca sürer ve tekrar döner. İşte bunlarda daha çok psikiyatrik problemler olarak yorumlanıyor. Bunları yakalamak çok zor. O yüzden uzun süreli son yıllarda, son 10 yılda dijital teknoloji gelişince artık EEG kapasitelerimiz çok arttı. Biz elektrotları takıp bazen günlerce bile çekebiliyoruz. Böylelikle yakalıyoruz.

 

PINAR AKKAŞ: Bu saydığınız özellikler ilk psikiyatrik bir vakıa gibi düşülüyor değil mi? O doktorların yönlendirmesiyle herhalde size geliyordur.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Hatta çok daha iddialı bir şey söyleyeyim; o tek faktör değil ama cezaevlerinde mahkumlarda yapılan EEG çekimlerinde çok fazla epileptik deşarj bulunuyor. Acaba, çünkü şunu biliyoruz; temporal epileptik her zaman böyle hayal emlinde sakinde dolaşmıyor, değişik öfke nöbetleri, kontrolsüz öfke atakları da geçirebiliyor. Hatta o kadar canlı hayaller, halüsinasyonlar bir süre sonra hezeyanlara dönüşüyor, kendisinin algı düzeylerini değiştiriyor. Dolayısıyla onları yorumlamak çok çok zor. Ama tabii bir de şu sorun var; sık tedavi görmeyen bir epileptikte nöbetler arasında psikiyatrik sorunlar çıkıyor. O da bir epilepsinin sonucu mu, epilepsi nöbetleriyle ne kadar ilişkisi var bilmiyoruz ama hatta 20-30 yıl evvelinin kitaplarında epileptik kişilik der, epilepsi kişiliğinin farklı olduğunu düşünür bir de o problem var. Yani her şey nöbetin kendisi olmayabilir. Psikiyatrik sorunları da tedavide göz önüne almalıyız.

 

OKTAR BABUNA: İsterseniz genel olarak bir sınıflamasını yapalım epilepsinin. Çünkü dediğiniz gibi çok çeşitli tipleri var. Herkes yere düşüp bayılmıyor veya işte diğer tiplerinden bahsettiniz.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Şöyle diyelim; bir, jeneralize, halk arasında büyük nöbetler dediğimiz, iki, parsiyel nöbet, halk arasında küçük nöbetler dediğimiz. Jeneralize nöbetlerde bütün beynin elektriksel aktivitesi duruyor, mutlaka ve mutlaka şuur kaybı gerekiyor. Onun temel ayırıcısı o. Demek ki bu birinci grup jeneralize büyük nöbetlerde şuur kaybı oluyor. Eşlik eder uzun sürerse vücutta kasılmalar da eşlik ediyor. Ve açıldığında da o dönemle ilgili hiçbir şeyi hatırlamıyor, bu büyük nöbetler jenerazel nöbetler. Küçük nöbetler, parsiyel nöbetlerde ise hastanın bilinci tam kapanmıyor kısmen hatırlayabiliyor olayları, değişik algılar oluyor. Ve daha uzun da sürebiliyor ve ayıldığında size nöbeti tarif ediyor başından sonuna kadar. “Ben şunları yaşadım, şunları hissettim şeklinde. Büyük nöbetlerde jeneralizede kesinlikle tarif edemez. Bir de belki kafa karıştıracak diye korkuyorum ama bazen küçük nöbetle başlayıp sonrasında büyüğü de geçen, ikisini de geçiren hastalar da olabilir. Büyük nöbetleri halk çok iyi tanıyor, sara nöbetleri olarak. Küçük nöbetleri ise, temporal epilepsi dediğimiz, beynin temporal lob, şakak loblarından yanlardan kalkan bu elektriksel şeyler küçük nöbetlerin en sık tipi. Tabii bir tek temporal lobtan, beynin şakak loblarından kalkmıyor, görsel arkada oksipitaldan kalkabilir, önden frontalden kalkabilir. O zaman küçük nöbetler her zaman hayallerle olmayabilir. Mesela bir ışık parlaması da nöbet olabilir veya sadece sağ kolunun bir parmağının istem dışı kasılması bir nöbet olabilir. Küçük nöbetler çok çeşitli yani.

 

PINAR AKKAŞ: Epilepside büyük nöbetler tabii çok daha önemli. O yüzden de nerede ne zaman olacağı belli değil. Hasta açısından tabii şuur kaybı olduğu için hastanın kendisinin yapabileceği bir durum yok ama etrafında olan kişiler açısından neler yapılmalı?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Bu da çok dikkatle cevaplamam gereken konulardan birisi. Çünkü aslında ne yapmamalısın gerekeni anlatmak lazım. Epilepsi nöbeti geçiren bir kişiye çoğu zaman yapılan müdahaleler maalesef ona daha nöbeti uzatıyor, daha zorlu durumlar yaratıyor. Mesela soğan-sarımsak koklatmalar, başında su dökmeler, dişini açmak için çatal-kaşıkla zorlamalar, bunlara hiç gerek yok. Bir epilepsi hastasının nöbeti, beyindeki o anormal elektriksel deşarj kesinlikle beyne hiç bir zarar vermez. Fakat dediğiniz gibi büyük nöbette şuur kapandığı için hasta kendini düştüğü yerde yaralayabilir. Onun bir tedbirini almak lazım. İkinci önemli iş de hastanın bilinci kapandığı için dili boğazına geriye doğru kaçarak tıkayabilir ve nefessiz kalabilir hasta. Bunu önlemenin en basit yolu yan yatırmak, başı da geriye doğru eksitasyon dediğimiz hastayı iyice geriye doğru çekmek. Yan yatırdınız, hastanın ağzı dişleri kilitli olsa bile açmanıza gerek yok. O bir süre sonra kendiliğinden açılacaktır ve kendisini yaralamaktan önlemek lazım.

 

PINAR AKKAŞ: Peki ambulans mı çağırmak gerekir?

 

TÜRKER ŞAHİNER: O da yanlış yapılan işlerden birisi. O anda bunları yapmak yerine o panik içinde hastayı bırakıp ambulans çağırmanın falan hiç anlamı yok. Çünkü o nöbet sırasında görüntü çok korkutucudur. Moraran, değişik sesler çıkaran, ağızdan zorlu nefes alan, gözleri bazen açık olduğunda korkutan bir kişi sizi haklı olarak ambulansa yöneltir ama oysa dakikalar içinde bitecek bir şey. O nedenle onun yerine açılmayı beklemek lazım. Peki hastaneye gitmek gerekli mi? Tek bir şart; açılırken ilk 10-15 dakika içinde ikinci nöbet gelirse ha bu ısrar edecek demektir. Onun tedavisi apayrıdır. O zaman acile gitmek lazım. Buna status diyoruz biz, status gelişen her epilepsi hastanede tedavi edilir.

 

OKTAR BABUNA: Veya ne kadar sürerse nöbet hastaneye gitmek gerekir?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Bir nöbet 30 dakika iki nöbet sayarız. Bunlar her yıl değişebilir ama iki nöbet bir defa kesindir. Yani ikinci nöbet geliyorsa üçüncü dördüncü olasılığı da vardır. Bir nöbet de 5 dakikadan uzun sürüyorsa, 5 dakika hiç de kısa bir süre değildir bitmek bilmez. Dolayısıyla hala uzun sürüyorsa artık o nefes alamadığı için kandaki bazı değişimler, işte PA değişimleriyle başlayan süreç, hastaya onlar zarar verebilir. Şöyle bir istatistik vereyim; tüm nöbetlerin ancak onda biri kadar hastaneye gitmeyi gerektirir. Yani on nöbetin dokuzunda bilinçli bir aile evde geçirebilir, atlatabilir durumu.

OKTAR BABUNA: Ölüm oranı nedir nöbetler sırasında?

TÜRKER ŞAHİNER: Nöbetin tipine göre çok değişir. Parsiyel nöbetlerde ölüm adeta yok denecek kadar azdır. Ancak büyük nöbetlerde maalesef ölümler uykuda oluyor. Yüzde 10’lara kadar, yüzde 30’la veren seriler veriliyor. Epilepside ani ölüm denilen bir sendrom var. Bunun bazılarının sırf uykuyla olmadığını, kalbi de durdurabildiğine dair şeyler söyleniyor. Ben 25 yıldır izlediğim hastalarımda beklenmedik ölüm rastlamadım. Ancak görüyoruz böyle rahatsızlıklar oluyor.

 

PINAR AKKAŞ: O zaman üst üste nöbet geçirilebiliyor.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Evet, buna status diyoruz ve en acil durumlardan biri. Üst üste geldiği zaman hızla acile birkaç kalem ilaç var onların uygulanması lazım.

 

OKTAR BABUNA: belli durumlara bağlı nöbetler oluyor mu?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Evet. Çok ilginç mesela piyanonun aynı notasını duyunca nöbet geçiren insanlar var. Aynı görüntüyü görünce nöbet geçiren insanlar var. Sıcak su epilepsisi var, sadece banyoya girince sıcak su dökündüğü zaman oluyor. Neden? Çünkü aslında başlangıçta konuştuğumuz konuyla ilgili, hatalı devre beynin hangi bölgesiyse siz oraya bir uyarı gönderirseniz, siz oraya elektriksel şey gönderiyorsunuz, oranın çalışması gerekirken o hatalı bölge gereksiz enerjiyle beyne yayılarak bir süre fonksiyon kaybı yapıyor.

 

PINAR AKKAŞ: Bu bahsettiğiniz örnek büyük nöbetler için mi geçerli? Çünkü kişi eğer şuur kaybı yaşıyorsa onu nasıl ayırt edebiliyor?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Küçük nöbetler. Ama bunlar ısrarla aynı uyaranlara maruz kalırlarsa, diyelim ki sıcak su nöbetiyse, uyandı bir daha sıcak su, uyandı bir daha büyük nöbete döner. Hani üçüncü grup saymıştım ya, küçük başlayıp büyüğe dönen o zaman tabii ki o kısmını hatırlamayabilir.

 

OKTAR BABUNA: İsterseniz tedavisinden biraz bahsedelim. Günümüzde çok çeşitli ilaçlar var artık. Hangi nöbete hangi ilaçla, hangi yaklaşımla müdahale ediyorsunuz?

 

TÜRKER ŞAHİNER: 1906’dan beri kullanılan bir luminal var. Mesela böyle bir tutucu bir alan. Belki tıpta 1906’da çıkmış bir ilacın hala tedavide kalıp kullanılması, hani onu alıp kullanalım demiyorum ama pediatride sıklıkla seçilir. Dolayısıyla sonraki yıllarda çıkan ilaçlarla ve son 10 yılda ilk 90 yılda çıkan ilaçlar kadar ilaç çıktı. Böyle de bir alan bu. Ama ilk baştaki ilaçlar da halen memnunuz zaman zaman, yeni çıkan yardımcı ilaçlar da çok önemli. Sıklıkla yapılan hataları söylemek isterim; epilepside tedavi işi bir sabır işidir. Hem hekim sabırlı olacak, hem hasta sabırlı olacak. Ne demek istiyorum; hekim bir an önce çözüm bulmak için birden fazla kombinasyon yapama hatasını görüyoruz. Bunu öz eleştiri olarak kabul ediyorum. Hepimiz tabii tedavide acil olmak durumundayız. Hızla dozu artırıyoruz bunlar sorun oluyor. Hastaların ise bizden daha sık yaptığı bir hata, her nöbette dramatik bir çözüm istiyorlar. Bir an önce kurtuluş ve bir ikinci veya üçüncü şansı bizlere tanımıyorlar merkez değiştiriyorlar. Oysa bir epilepsinin tedavisinde iyi bir arşiv önemlidir. Hangi ilaca ne kadar dozda, ne kadar süre yanıt vermiş onlar var. Dolayısıyla bu hataları önce minimuma indirmemiz lazım. Yani iyi bir hasta-hekim ilişkisi gerekiyor en önemlisi. İkincisi, epilepside illa nöbeti durdurmak önemli değildir. Bu ilginç bir şey belki. Şöyle söyleyeyim; tabii ki senede bir kez büyük nöbet geçirenin bir pilotsa onun için mutlaka onu sıfıra indirecek kadar zorlamak lazım. Ama daha ılımlı bir ortamda bulunan bir kişinin nöbetlerini çok çok aşağıya indireceğim diye hiç olmasın diye yüksek ilaç vermek de başka hata oluyor. Fayda göreceği bir ilaçtan bu sefer senede birken altı ayda bire iniyor. Yüksek dozların problemleri çıkıyor, yan etkileri çıkıyor. Dolayısıyla özellikle küçük nöbetlerde nöbet sayılarını sıfıra indirmek çoğu zaman çok mümkün değil. Yani 1-2 saniyelik küçük nöbetler, birkaç nöbetin dışında, nöbet tipinin dışında maalesef hayat boyu sürüyor. Aslında hastalarla iyi paylaştığınız zaman hastalar o iki tane, ayda birkaç kez olmuş bir iki küçük algısal bozukluğa neden olan nöbetten çok da şikayetçi değiller. Hele yakın çevresi de bunu problem etmiyorsa ona da zarar olmuyorsa gidebiliyorlar. Ama hekimlerle birleşirken bunu anlatırken bir problem gibi algılanırsa bunu düzelteceğiz diye bir sürü ilaç kombinasyonları yapılıyor. Başlangıçta bir balayı dönemi yaşanıyor, ondan sonra o ilaçların birbiriyle etkileşimleri ve karaciğerde.. Yan etkilerinden daha da önemlisi ilaçlar birbirlerini nötrlemeye başlıyorlar. Çünkü ilaçların yüzde 90’ı karaciğerden atılıyor. Karaciğer bir ilacı atmayı öğrendikçe daha hızlı atıyor. Ve başka ilaçlarla da etkileşime geçiyor ve o fayda göreceğimiz ilaçları da etkileri çok aza inmiş oluyor. Dolayısıyla hastaların özellikle küçük nöbetlerde nöbetlerini sonlandırmak kadar onların bununla yaşayıp birlikte olabildiğini çözmek lazım. Yani “sizin için nöbet sorun mu?” “Çok da sorun değil.” O zaman ayda bir tane küçük geçiriyorsanız bunu şu anda bir deneyelim ama olmayabilir, bunu söylemek lazım. Ama atlamamamız gereken küçük nöbet başlangıçta da konuştuk, ciddi psikiyatrik sorunlar yaratabilir, onlar çok önemli. Derin depresyonlar, derin anksiyete krizleri, her an nöbet gelecek diye korku yaşaması bunlar hayat kalitesini çok düşürüyor. Dolayısıyla ben hastalarımda nöbet kısmı kadar psikiyatrik tablosuna çok önem veriyorum. Ve bazen çok daha memnun kalıyorlar hastalar çünkü esas sorun o onlarda. Bir de tabii hamilelik dönemlerindeki hastaların “çocuklarım ne olacak” soruları, o bizim işimizi çok zorlaştıran bir konu.

 

OKTAR BABUNA: Epilepsi hastaları nelere dikkat etmeleri gerekiyor? Yani yiyecek, içecek, yaşam tarzı nelerden uzak durmaları gerekiyor? Veya nelere özellikle dikkat etmeleri gereken hususlar?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Epilepsilerin hemen hemen hepsinde en uyarıcı etken, en çok uzak kalması gereken şey uykusuzluk. Uyku o kadar önemli ki beyin için, tabii bir kapı açalım burada; uykuda da gelen nöbetler var ayrı. Uykunun tetiklediği nöbetler var ama o ayır bir konu. Uykusuzluk hemen hemen her nöbeti artırır. Dolayısıyla bir buna çok önem verecekler. Hatta şöyle söyleyeyim; biz ilk gelen daha teşhiste ilk aşamada bir şüphemiz varsa, hastanın epilepsisi var mı acaba, bu olay epilepsi mi diye ona deriz ki, ona deriz ki “bir gün uykusuz kal gel ondan sonra EEG çekelim.” Çünkü beyin o dalgaları üretir o sırada. Dolayısıyla uykusuzluk birinci grup. İkinci grup açlık kan şekerinin hızla düşmesi. Beyin tüm glikozun yüzde 25-30’unu kendine ayırıyor. Bundaki düşmeye çok duyarlı bir organ. Dolayısıyla açlık ikinci grup. Üçüncüsü de, bunu tariflemek çok zor ama stres. Yani mesela çok başarılı giden bir tedavide bir öğrencinin sınav dönemi bizim başımızın belası oluyor. O sınavlar bitse biz de rahatlıyoruz o da rahatlıyor. Çünkü ilacı artıramazsınız, çok başarılı bir ilaç. İlacı değiştiremezsiniz gibi stres dönemlerinde psikiyatrik açıdan yaklaşmak lazım. Yiyecekler konusunda çok yüksek doz uyanıklığı sağlayan, dikkati artıran, ne bileyim çay kahvenin çok aşırı tüketilmesi, kolalı içeceklerin içindeki kafein miktarının çok yüksek kullanılması onlar kısmen daha zayıf faktörler ama bunlar da gıdalarla olan ilişkisi. Ama özel bir diyeti yoktur.

 

OKTAR BABUNA: Peki günümüzde multi vitaminler kullanılıyor, kalsiyum, magnezyum hapları, bu tip şeylerin bir etkileşimi var mı?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Yüksek dozda mutlaka olabilir. Ama hemen hemen her hekim, hastalar da çok iyi bilir, bu konuda en başarılı konu epilepsi tedavisinde epilepsi hastaları başka ilaçlar alırken çok tedirgin olurlar. Bu mesaj ilk günden beri verilir. Çünkü şu ilaçla etkileşir, bu ilaçla etkileşir aman ilacını kullanma. Bu noktada dikkatlidirler ama buna rağmen yine de yüksek vitamin kullanımı dünyada maalesef çok yaygın bu OTC ürünleri. Onlarla yapılmış bir çalışma yok elimde ama ‘ben şu ilaca başladıktan sonra nöbet geçiriyorum’ diyene de çok rastlamadım. Belki bizim ülkemizde kullanım oranlarını bilemiyorum epilepsi oranlarında ama şunu sorarsanız bana özellikle magnezyum, kalsiyum, potasyum gibi iyonları çok fazla içeren içecek yiyecek neyse mutlaka etkiler. Bunların hepsi beyin uyarılabilen etkili faktörler.

 

ŞINAR AKKAŞ: Epilepsiyle ilgili biraz önce örnek verirken söylediniz, pilottan örnek verdiniz. Epilepsi hastaları aslında her mesleği yapamazlar, değil mi? Şimdi bir pilot ya da araba kullanamazlar, şoförlük yapamazlar.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Aslında o kadar tartışmalı bir konu ki. Mesela Amerika’nın tüm eyaletlerinde tek bir yasaya karar verilmiş değil, ehliyet sahibi olmak epilepsi için. Epileptik hastalar için eyaletlere göre bile farklı. Kimisi diyor ‘kesin hiç bir şartta olmaz.’ Bazıları ‘şu kadar süre nöbetsizliği hekim kontrolünde kanıtlanmışsa’ diyor. Bazıları nöbet tiplerine göre bile değiştiriyor. Ülkemizde son çıkan yaysa göre epilepside çok katıyız. Epilepsi tanısına göre araba kullanma ehliyeti verilmiyor, tam şifanın birkaç kez birkaç kurumdan desteklenmesi lazım, baya güç bir durum. Bence o kadar katı olmamak lazım özellikle parsiyel nöbetlerde, küçük nöbetlerde. Çok ilginçtir, araba kullanırken tabii bir risk nöbetler ama beyin son derece aktifken, yoğunken, çünkü araba kullanmak çok dikkat gerektiren şerdir, nöbetler çok da sık gelmezler. Yani dikkat yoğun işler bırakıldığında beyin dinlenirken nöbetler oluşur. Onun için dünyada bu kargaşa vardır. Nöbetleri bir kere kontrol ettiğinizde araba kullanmak bazı şartlar dışında kabul edilebilir. Nedir onlar; gece ışık uyaranı var, karşıdan gelen farlar uyarısı var. Bu ışık uyaran beyin için çok nöbet davet edicidir. Geceleri kısıtlı olmak şartıyla. Bir de bir saat veya iki saat beklide denebilir uzun mesafeleri kullanmamak lazım.

 

PINAR AKKAŞ: Ama yine de o riski göze almaya değer mi? Çünkü küçük parsiyel nöbetler için söylüyorsunuz ama sonuçta parsiyel nöbetler büyük nöbetlere dönüşemez mi?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Doğru ama Amerika’dasınız veya, Avrupa’dasınız hatta şu anda İstanbul’dasınız ve bir işiniz var ve belli bir yere kadar da araba kullanacaksınız, 1-2 kilometre. Hayattan kopacaksınız onu vermediğinizde. Ve sadece ayda iki defa küçük bir dalgınlık nöbetiniz olmuş, bugüne kadar büyük nöbetiniz olmamış. Böyle sorduğumda ne diyeceksiniz?

 

PINAR AKKAŞ: Başka alternatifler var, illa kişinin kendisinin kullanması gerekmez.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Ama dünyada bu kadar farklı alternatiflere sahip olunmuyor. Bir de bu kişiyi araba kullanamaz diye izole ettiğinizde sorun olabiliyor.

 

PINAR AKKAŞ: İzole anlamında değil tabii ki ama kişinin bilmesi açısından, evet.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Çok doğru. Biz onun önüne koyalım ama o kişinin bazen bir kalp krizi geçirip veya beyine bir pıhtı atıp aynı kazayı geçirme riskini kıyaslamak lazım. Bu zor bir konu, gerçekten zor bir konu. Dolayısıyla ne kadar süre nöbetsizlikten sonra izin verelim, hiç vermeyelim? Çünkü bir de şöyle bir durum var; biz üç yıl hiç nöbet geçirmezse, her şey yolunda giderse ilaçları kesip şifa kararı alıyoruz, üç yıl. Şimdi nöbet gelmeme olasılığı ararsanız bunlarda yüzde 33. Yani üç yıl nöbet geçirmeyip ilacı kestiğiniz 100 kişinin 33’ü bir daha hayatta nöbet geçirmiyor. İkinci yüzde 33 bir daha geçirdiğinde ilaç başlıyoruz. Şimdi böyle bir grup da var, onları da düşünmek gerekir. O yüzden araba kullanma konusunda ben biraz daha şeyim. Çünkü insanların bir sosyal yaşantısını bilerek tedavi yapmamız lazım. “Ben çok güzel işimi yaptım ama artık hep evde oturacaksın” demek o tedaviye de girmiyor.

 

PINAR AKKAŞ: Tabii ki evde oturmak anlamında değil ama bazı tedbirleri de uygulamak taraftarıyım.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Doğru, kurallar böyleyse toplumsal olarak buna uymak zorundayız. Ona taviz veremeyiz ona katılıyorum.

 

OKTAR BABUNA: “Dediniz ki, 10 milyar sinir hücresi var, yaklaşık 100 trilyon bağlantı yapıyor. Yani epilepsi geçirmemek, normali epilepsi geçirmek, anormali epilepsi geçirmemek. Hakikaten muhteşem bir yapısı var beynin.

İsterseniz biraz da alzheimer hastalığından bahsedelim. O da çünkü toplumu ilgilendiren bir hastalık. Bilindiğinden daha yüksek oranı değil mi? Halk arasında yaşlılık bunama dediğimiz rahatsızlıkların ne kadar alzheimer hastası oluyor?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Şu anda Türkiye’de tedavi gören ileri derecede Alzheimer hastası 700 bin kişi, ilaç alan. Ama bunlar ileri evre. Hafif evre, orta evreleri de katıp ilaç almayanları sayarsak 1,5 milyonu bulduğunu düşünüyoruz. Yani bir süre sonra onlar da ileri olacak. Çok yüksek. Mesela tüm dünyada 85 yaşında Alzheimer bulguları gösterme oranı hemen hemen birbirine yalın. 85 yaşındaki bir popülasyon 3Te 1’i gibi, yüzde 35-40 gibi, her 3-4 kişiden biri. Ama şunu da unutmayalım; yaşlanmak demek Alzheimer olmak demek değil. 3’te 1’i de 100 yaşına da gelse olmayabilir, 3’te 2’si hatta. Dolayısıyla yakın zamana kadar, 90’lara kadar yaşlanmayla unutkanlığın paralel gittiğine inanılıyordu. Hatırlarsanız selin demans denilen bir yaşlılık bunaması diye bir tanı vardı, bugün kullanmıyoruz. Çünkü selinite demans getirecek diye bir kural yok. Ne zaman bu açığa çıktı? Bu 1990’ların başında Alois Alzheimer’in 1905’te mikroskopta görüp buna ‘tuhaf unutkanlıkla ilişkili’ dediği beyinde gördüğü yapılar var. Bunlara plak ve yumak diyoruz, senil plaklar. 100 yıl kadar bunların ne olduğunu anlayamamıştık. 90’ların başında halen de sağ olan 2 hotör, bunların beyinde bir protein birikimi olduğunu gösterdi. Ve şunu çok iyi biliyoruz ki bu proteinler çok fazla birikirse beyinde bunamaya neden oluyor. Peki kimde birikiyor? Çevre etkenler bu birikimde ne kadar rol oynuyor? Bu çok yoğun bir araştırma konusu. O yüzden Alzheimer eğer çözülebilirse sadece bir hastalık çözülmeyecek. Beynin çalışma prensipleri, o proteinleri üretme prensipleri ve beynin yaşlanma süreci çözülecek ve fizyolojisi çözülecek, nasıl çalıştığı çözülecek. Dolayısıyla bence tıp içindeki en heyecanlı çalışmalar bunlar. He yıl temmuzda dünyadaki en büyük kongreye katılma şansım oluyor son 6-7 yıldır. Her yıl biraz daha ilerliyorlar. Bakalım ip ne zaman göğüslenecek?

 

PINAR AKKAŞ: Alzheimerde kaybedilen zihinsel bellek midir?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Evet. Açıkçası iki tip, kabaca sınıflarsak eski hafıza, olayı çok eski yıllara ait yaşadığımız, defalarca tekrarladığımız olaylar. Mesela en tanımlanan beyinde örnek olarak anne bilincidir. Anne bilinci kaybolması en zor çünkü bu bilgi artık ilk dakikadan beri işlenen bir bilgi. Sonra daha az sıklıkla işlenen bilgiler daha az kullanım alanına sahiptir beyinde. Dolayısıyla bir eski hafıza bölümümüz var. Eski hafıza demek; yıllar içinde tekrarlanan bilgilerin saklandığı bölüm. Bir de günlük şeyler, şte sabah kahvaltıda yediğimizi belki hatırlarız, dünkünü zor hatırlarız. Biraz evvel öğrendiğimiz bir telefon numarasını birkaç saat aklımızda tutarız gibi. Bu ilginç olarak beynin hipokampus dediğimiz, giriş kapısının fonksiyonudur. Yani hipokamus o kadar ilginç bir yer ki, bir bilgiyi öğrendiniz, o bilgi çok da işinize yaramıyor bir süre tutmanız gerekiyor ve sonra unutsanız da size zarar vermiyor, o zaman bunu hipokampusta tutuyoruz. Ama devamlı o bilgiyi öğrenmek istersek onu kalıcı hafızaya atıyoruz. Alzheimerin en çok tahrip ettiği, başladığı ve nedense orayı sevdiği yer hipokampustur. O zaman ne oluyor; hastalar yeni şeyleri öğrenemiyorlar. Hep aile eskilerini, çocukluk anılarını size anlatıyorlar. Tabii çok ileri aşamalarda beynin kalıcı hafızası da etkileniyor.

 

OKTAR BABUNA: Alzheimer hastalığının ne olduğunu anlattınız da genel bir tanımını kısaca yapmanız gerekirse nasıl tanımlarsınız? Hangi hastalara biz Alzheimer hastası diyoruz?

 

PINAR AKKAŞ: Bir de demansla arasındaki farkı nedir?

 

TÜRKER ŞAHİNER: İsterseniz buradan başlayayım. Demans eşittir bunama demektir. Bir kişi zihinsel kabiliyetlerini kaybettiğinde tıbben kanıtlıyorsak onda demans vardır. Peki demans yapan hastalıkları bana sayın derseniz ilk sırada Alzheimer denir. Ama zihinsel yetileri kaybettiren o kadar çok başka durum var ki, mesela ilk sırada da damarsal nedenlerledir. Alzheimerle bambaşka bir mekanizma. Orada da küçük damarlar tıkanıyor. Dolayısıyla demans yapan on tane hastalık alt alta sıralandığında ilk üç sırayı Alzheimer, damarsal bunamalar ve üçüncü sırada belki Parkinson yeralıyor. Altına da iniyor enfeksiyonel toksinler gibi. Şimdi bu durum böyle. Peki Alzheimer yapan hastalıklarla diğer hastalıklar arasında bir fark var mı, var. Çünkü Alzheimer bambaşka bir mekanizma, tamamen bir protein birikimi. Ve bugün belki de başarılırsa bu proteinlerin temizlenmesine yönelik ilaçlar piyasaya sürülecek. Ama onlar daha henüz araştırma aşamasında.

 

OKTAR BABUNA: Erken teşhis nasıl olabilir alzheimerde, ne zaman şüphelenmek gerekir? Ne zaman hekime gidilmesi gerekir ve nasıl tanı konur?

 

TÜRKER ŞAHİNER: En zorlandığımız konulardan birisi bu. Çünkü bu işe uzak olan yani tıpta yer almayan bir birey, tıp bilgisinde yer almayan bir birey. Hep Alzheimer hep unutkanlıkla eşdeğer görülür. Oysa alzheimerde unutkanlık üçüncü, dördüncü sırada yer alan bir semptom. Alzheimer hastasının unutkanlığı o kadar tipiktir ki, unutkanlığı değil de dalgınlığını diyelim, bir iki kere görse kişi onu anlayabilir. En önemli kriterlerden birisi bize birisi, “ben unutuyorum acaba Alzheimer mi oluyorum” derse biz çok rahat ederiz. Kişi o farkındalıkla o kaygısını duyuyorsa çoğu zaman korkulacak bir şey yoktur. Oysa “ben hiçbir şey unutmuyorum, her şeyi gayet iyi yapıyorum, çocuklar beni böyle düşünüyor, etraf böyle düşünüyor, ufak tefek unutkanlık herkeste var” diyen başlangıç da olsa bu daha tehlikelidir bulgu olarak. Dolayısıyla kişinin o güne kadar yaptığı sosyokültürel düzeyindeki olan etkinliklerdeki başarı düşmesi, duygusal küntlükler, günlük hatalar, basit masum hataların giderek sıklaşıp daha büyük problemlere yol açması, en önemlisi de beraber gelen psikiyatrik durumla beraber aldırmazlık hali alzheimerin çok geniş bir spektrumu var sendrom spektrumu, ana hatlar bunlar.

 

OKTAR BABUNA: Önlemek mümkün mü alzheimeri? Yani Alzheimer olmamak için ne tip önlemler alınabilir? Hayat tarzı, yiyecek, içecek, beslenme.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Büyük bir yarış diyeyim, çok büyük bütçeli araştırmalarla önümüzdeki 10-15 yıl içinde çok güçlü bu proteinleri temizleyen koruyucu ilaçlar gelecek. Fakat zaman alacağını biliyoruz. O yüzden NIH Amerika’nın en önemli sağlık enstitüsü National Institutes of Health, 2011 yılında çok net bir mesaj yayınladı; “Alzheimeri bugün için karamsar olamamamız gerekiyor, gelecekte bir ümit var fakat o güne kadar yapabileceğimiz şeylerle alzheimeri önleyemezsiniz ama öteleyebilirsiniz.” Bu çok önemli mesaj. Eğer alzheimeri sadece bir yıl ötelerse dünya 2050 yılında dünyada 2060’a kadar olacak hasta sayısı 20 milyon kadar azalacak, sadece bir yıl bile ötelese. Ki bunu onlarca yıl ötelemek mümkün. Burada dört faktör önemli; birincisi metabolizmanızı çok iyi kontrol edeceksiniz. Metabolizmanızda insülin direnci veya glikoz intoleransı veya metabolik sendrom dediğimiz durumlar günümüzün o kadar sık problemleri, eminim bir çok konuğunuz dile getiriyor, belki alzheimerin en büyük riski bu. Yani altta giden yavaş bir sürece benzin döken şey metabolizma, bunu çok iyi önlememiz lazım. Metabolizmanın hemen yakın komşusu olan tansiyonu da, kan basıncını da unutmamak lazım. Bu sırf kan ve diğer dolaşım sistemi için değil. Bunları yaptığınızda orada bir yarar sağlıyorsanız beyinde iki üç kat daha fazla yarar sağlıyorsunuz. İkincisi fiziksel egzersiz. Fiziksel egzersizler sadece kaloriyi ve metabolizmayı düzeltmekle yardımcı olmuyor. Bir de ayrıca beynin egzersizini sağlıyor. Sadece yürüyüşle bile o kadar etkin bir beyin egzersizi yapıyorsunuz ki, neden çünkü 70-80 kiloluk, hanımlar 60-70 kiloluk bir kitleyi bir denge üzerinde belirli bir süre içinde, çevre değişkenler sıcak, soğuk fiziksel değişkenlerle beyni devamlı egzersiz yapıyorsunuz. Burada hemen şunu söyleyeyim; hiç yapmamak yerine evde bir yürüyüş bandı da önemli ama dışarıdaki yürüyüş kadar etkisi yok. Mesela Amerika’da, New York’da bilirsiniz adresler çok değişmiyor. Bir blok yürüyenlerle iki blok yürüyenler, bir blok, üç blok yürüyüp markete gidenlere 20 yıllık griye dönük bakıyorlar. Yakınında market olan 60 yaş grubu, çok basit bir dizayn, Alzheimer olma oranları, demans olma diyelim, demans oranıyla daha uzun mesafe yürümek zorunda kalan son 10 yılda olanlar arasında yarı yarıya fark var. Bu başlangıç yaşlarında ve oluşum süresinde. Dolayısıyla fiziksel egzersiz tahminimizin çok çok daha ötesinde.

 

PINAR AKKAŞ: Fiziksel egzersiz derken yürümek mi kast ettiğiniz?

 

TÜRKER ŞAHİNER: En basit. Çünkü ileri yaşta en çok önerdiğimiz egzersiz.

 

PINAR AKKAŞ: Bazen görüyoruz işte, “şu hareketleri yaparsanız Alzheimer olmazsınız gibi.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Kesinlikle kısmen doğru, ötelersiniz ama bir sporcu hep aynı kasını çalıştırırsa başarı şansı yüksel değildir. Sonuçta o ne kadar yaygın, ne kadar değişik egzersiz içerirse, egzersiz türü ne kadar beynin değişik alanlarını aktive ediyorsa o çok daha değerli. Dolayısıyla bugün dünyada çok fazla ileri yaş gruplarını dansa sevketmek, dansa yönlendirmek, motive etmek üzere programlar var demanstan koruyucu. Bunlar çok iyi net bilinen programlar. Dolayısıyla ikinci kısmını fiziksel egzersizler dedik. Üçüncü çok önemli başlık önlemek için bilişsel kognitif egzersiz. Bulmaca çözmek tabii ki çözelim çok faydalı ama sadece bulmaca çözmek değil kognitif egzersiz. Bugün başka bir egzersiz türü yapabilirsiniz. Bir oyun, sosyal grupta olmak, mesela bir tavla oynamak, bir başka gün başka grupla zihinsel egzersiz yaptıran faaliyette bulunmak, okumak, müzik dinlemek, matematik problemi çözmek gibi ama korkutmamak için bunları yumuşatmaya çalışıyorum. Dil öğrenmek olağanüstü bir egzersiz çünkü dilde her kelimenin algısını bir başka dille değiştiriyorsunuz. Bunu yaptı yine Alzheimer oldu diyen örnekler olacaktır ama yapmasaydı diyoruz, inanın çok daha sert  seyrediyor, çok daha erken başlıyor. Onun için önlenebilir hastalık bu. Ana majör faktörler; metabolizmayı iyi korumak, fiziksel egzersizler ve mental egzersizler ve kan basıncını korumak.

 

OKTAR BABUNA: Ben yıllar önce bir bilimsel dergide bir yazı okumuştum. Rahibeler arasında bir rahibe okulunda 100 kişinin üzerinde 7 kişilik bir grup bakıyorlar aralarında Alzheimer yok. Hayat tarzlarına bakıyorlar, işte bulmaca çözdükleri, okudukları, aktif oldukları onunla ilgili.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Devam ediyor. Nanstadi dedikleri bu stadide hala veri alınıyor. Çünkü 80’lerin sonunda kendilerini alzheimere vakfeden ve bu konuda araştırma için bütün izinleri veren bir grup var. Onların yaşam tarzlarıyla sosyokültürel, entelektüel seviyeleriyle otopsilerindeki Alzheimer bulguları arasında çok değerli çalışmalar çıkıyor. O 100 yıl evvel Alois Alzheimer’in tanımladığı, 90’larda ne olduğunu anladığımız senil plaklar, yumaklar, nörofibriler yumaklar entelektüel seviye ne kadar artarsa, mesela doktora yapanlar, daha uzun süre entelektüel yaşamın içinde kalanlarda aynı yaşa geldiklerinde miktar çok daha az olabiliyor. Ama olmayacak anlamına gelmiyor. Her organ gibi beynin de yaşlanması var. Tabii ki illa doktora yapın demek istemiyoruz ancak beyni emekli etmemek lazım. Beynin, hani şu kavram belki bizim çocukluğumuzda yanlış anlaşılıyordu, ‘çok çalıştı sürmenaj oldu.’ Çok çalışınca beyin zarar görür diye bir kavram olur deniyordu. Hayır çok çalışmak değil de belki stresli çalışmayı önlemek lazım. Çalışmayı keyif haline getirmek lazım. Ki bugün insanlığın olağanüstü bir şansı var, internet. Yani iletişim, müzik, yaratıcılık, matematiksel yeti, görsel hayat her şeyi üzerinde kullanabileceğimiz bir ortam. Dolayısıyla zihinsel egzersiz belki tüm öneriler içinde belki en kolayı. Bir tablet hediye etmek lazım her 60 yaşındaki yakınımıza.

 

OKTAR BABUNA: Genetik yönü, yani yüzde kaçı genetik olduğu düşünülüyor Alzheimer hastalarının?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Birinci, on dördüncü, on dokuzuncu ve yirmi birinci kromozomlar, dört tane lokus var. Bu lokuslarda mutasyon taşıyanların, adlarını da o mutasyonların biliyoruz, çok erken yaşlarda çok sert seyrediyor. Maalesef en az yararı olanlardır. Ama bu kötü yanıyken iyimser yanını söyleyeyim; tüm 100 alzheimer hastasını alırsanız bu ana mutasyonlar, çok şiddetli mutasyonlar genetik faktörler anacak 100’de 1 gözüküyor. Yani o 100’de 1’lik grup çok az. Yani sırf genetik olanlar. Ama başka genler de var ve hergün artıyor. Genetik risk arttıkça çevre faktörü ve yaşam biçimi eşit ağırlığa geliyor. İstediği kadar genetik yükü olsun ama dediğim şeyleri önemsemiş olduğunda 60 yaşında başlayacak 90 yaşına kadar gecikebiliyor. O zaman adeta Alzheimer olmamış gibi algılayabilirsiniz. Yani genetik bir faktörü de sıfırlayabilirsiniz veya çok düşük risk faktörüne çevirebilirsiniz.

 

OKTAR BABUNA: Mesleklerle alakası var mı, mesela akademik olmak, akademisyen olmak veya sporcu olmak ya da başka türlü?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Çok yeni ilginç bir çalışma yayınlandı AB ülkelerinden. Kompleks işlerle uğraşmak. Daha doğrusu zihinsel faaliyetin farklı alanlara yayılması mesela avukatlık. Çünkü her davada sosyal ilişki var, zihinsel olarak çözüm üretmek var. Yani iş hepimizin yoğun ama, beynin tek düzeliğini getiren yoğunluklardan sınıflamışlar meslekleri. Ve hakikaten sizin söylediğiniz gibi komplekslik de arttıkça alzheimer ve demans yakalama oranlarının düştüğü gözüküyor. Dolayısıyla hep aynı noktaya geliyoruz. Hep aynı egzersizler değil yapabildiğimiz kadar çeşitlendirmek. Kitap okumak, dans etmek, müzik dinlemek ve stresi minimuma indirmek. Hepsi, meslekler de tabii etkili.

 

PINAR AKKAŞ: Alzheimerde arken tanı konması önemli tabii. Erken tanı için hangi aşamada hastaların size gelmesi gerekiyor?

 

TÜRKER ŞAHİNER: Her aşamada olabilir.

 

PINAR AKKAŞ: Artık annemi tanımıyor, beni tanımıyor, yakınlar tarafından getirildiğinde o biraz ileri aşama mı olmuş oluyor?

 

TÜRKER ŞAHİNER: O aşamada, evet çok haklısınız. Açıkçası bir Alzheimer, demans yani bunama hastasını o hastalığın artık net olarak yakalandığı devrede hekim dışında herkes ağlar. Çünkü o kadar büyük sosyal problem ki onun için de ailesi için de. O dönemde sorun olmuyor ama erken tanı çok önemli konu. Bugün İsviçre’de tabii 5 milyonluk İsveç’te Karolinska Enstitüsü çok etkin bir Alzheimer kliniğidir ve bir çok araştırmanın kaynağıdır. Artık onlar kendi ülkelerine kabul ettirdiler erken tanıyı mutlaka her başvuran kişiye yapıyorlar. Erken tanıda en önemli yöntem beyin omurilik sıvısında baktığımız o proteinler. Beyin omurilik sıvısı LP dediğimiz belden bir iğne girerek üç beş cc’lik bir sıvı hiç bir tehlikesi yok. Binlerce kez 100 yıllık yaptığımız bir tanı yöntemi ama biraz tabii tatsız. Belden bir iğne girip su almak herkesin kabul edeceği bir şey değil ama İsveç’te herhangi bir nedenle kliniğe giderseniz mutlaka sizden bunu alıyorlar. Çünkü orada proteinler var ve o proteinlerin sayısı erken tanıda çok çok değerli. Belli bir seviyenin üstündeyse o kullanılıyor. İkincisi yardımcı tanı yöntemleri var, işte MR, EEG kullanıyoruz. Biraz daha ilerisi yapılırsa, masraflı bir tetkik ama erken tanıda ısrarlı olunursa bu söylediğimiz proteinlere bağlanan radyoaktif maddeler var. Bunlar ticari olarak sunuldu. Şimdi ABD’de yaklaşık bir çekim 4 bin dolar oluyor. Onu damardan verdiğimizde beyindeki o plaklara bağlanıyor. Ve beyninizdeki amiloid plaka MR üzerinde renkli görüntü olarak kullanabiliyorsunuz. Peki onları neden rutinde kullanmıyoruz? Şöyle bir sorun var; etik açıdan da bunları paylaşamazsın, çünkü özellikle erken dönemde yüksek risk gösteren bu tetkiklerde bireylere sigorta maliyetleri, iş kapasiteleri ciddi etik sorunlar getiriyor ve o kadar da talep olmaması gerekiyor. O yüzden pek ön plana getirmiyoruz ama 10-15 yıl evvelden artık Alzheimer tanımlamak mümkün, hem de yüksek risk, orta risk, düşük risk gibi.

 

OKTAR BABUNA: İlaç olarak son olarak neler söyleyebiliriz, ana gruplar olarak?

 

TÜRKER ŞAHİNER: 1997’de dünyada çok iyi bilinen 3-4 büyük firmanın çıkardığı, satışa sunduğu moleküller yaklaşık 17 yıl oldu, 20 yıllığını tamamlıyorlar. Bu ana moleküller tabii muadilleriyle tabii çok preparat var piyasada ama 4 ana molekül var. Bu moleküller hastalığın sürecini durdurmuyor yavaşlatmıyor, bunu önce paylaşalım. Peki niye veriyorsunuz? Veriyoruz çünkü bu hastalığın semptomlarını oldukça kontrol edilebilir hale getirebiliyor. Yani Alzheimer hastasının bazen yakını der ki; “unutmasına razıyım, şöyle davranması onu çok üzüyor, bizi çok üzüyor, öfkelerini kontrol edelim, o davranışlarını kabul edelim, bir tuvalet alışkanlığını daha kontrol edebilelim, yeme alışkanlığını daha kontrol edebilelim.” Onlara çok yararlı bu ilaçlar. Erken, orta ve ileri evrelerde bunları veriyoruz. Bunlar beyinde hipokampusun hasarı dediğimiz o Alzheimer ve demansın en çok hasar verdiği bölgedeki eksilen maddeler. Onları yerine koymuş oluyoruz. Dolayısıyla bir süre daha bize yardım ediyor bu süreçte. Ama tedavideki ümit verici şeyler o proteinleri imnolojik olarak bağışıklık sistemini aktive ederek temizlemeyi sağlayan veya motive eden ilaçlar olacak. Onlar da faz 3’lerinde, faz 2’lerinde yani 10 yıllık araştırma periyotlarının ortalarında veya sonlarına doğru geliyorlar ama yine de bir kullanıma sunulması 10 yıl alacaktır.

 

OKTAR BABUNA: Herhalde ileride de genetik mühendisliğiyle inşaAllah o genler hiç hastalık olmadan, nasıl kanserde büyük ilerlemeler varsa öyle bir müdahale imkanı olacak öyle gözüküyor tıptaki ilerlemelerle.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Bence, tabii ki karamsar olmaya hiç gerek yok. Öyle olsaydı ortalama insan ömrü bugün 30 yıl evveline göre bu kadar artmazdı. Bir çok şey çözülerek geldi ama genetik öyle bir şey ki adeta matruşka bebekler gibi 2000’li yılların başlarında genon projesi bir an önce bitsin diye hakikaten de çok kaynak ayrıldı ve bitti. Fakat şu anda 2010’lara doğru çok yaygın olan, ‘kanımızı verelim, hangi hastalığa ne aman yakalanacağımız’ konusu giderek ilgisi düşmeye başlıyor. Çünkü demin söylediğim gibi ana alzheimerde 4 lokus var, 1-14-19-21, tama bunları biliyoruz Alzheimer yanala, bunlar yoksa siz olmayacaksınız demek değil. Bir de ana genle hata olmuyor da küçük küçük bir sürü genetik hatalar aynı hastalığa neden olabiliyor. Ama bu da tabii ki belki çok daha zaman alacak ama bu genetik ilişkilerin yakın zamanda olacağını sanmam ama eninde sonunda bunun başarılacağına ban de inanıyorum.

 

PINAR AKKAŞ: Peki Hocam, programımızın sonun ageldik çok teşekkür ederiz ama son olarak alzheimerle ilgili eklemek istediğiniz bir şey varsa alabiliriz.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Evet, şunu paylaşmak isterim izleyicilerle; alzheimerde önleyemezsiniz ama öteleyebilirisiniz mesajı bugünün en önemli mesajı. Maalesef ülkem,izde çok genç bir emeklilik yaşı var. Bunu bazen yakınlarıma da söyleyince “neden bizim emekliliğimize bu kadar itiraz ediyorsun” diyorlar. Ama tabii ki emeklilik hoş bir evre fakat maalesef insanlar 50-60’lı yaşlarda, hatta ben 70’i bile erken buluyorum eve geçip o başlangıçtaki emeklilik hayallerini kısa sürede unutuyorlar. İşte bahçe yapmak, balık tutmak, hemen monotonlaşıyor ve sabahtan akşama kadar hareketsiz bir yaşamın içine geçiyorlar. Bundan kurtulmalarını öneririm.

 

OKTAR BABUNA: Çok teşekkürler, çok anlaşılır çok güzel anlattınız bilgilendirdiniz. İnşaAllah sizi tekrar ağırlamak isteriz.

 

TÜRKER ŞAHİNER: Çok memnun olurum. Ben çok teşekkür ediyorum.

 

PINAR AKKAŞ: Bir programımızın daha sonuna geldik. Dr. Oktar Babuna ile hazırladığımız programımızda bu hafta Prof. Dr. Türker Şahiner Hocamız’ı ağırladık. Haftaya yeniden başka değerli konuklarımızla buluşmak üzere hoşça kalın.

 

http://a9.com.tr/izle/197223/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---53-Bolum---Prof-Dr-Turker-Sahiner-Noroloji-Uzmani

 

 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
youtube
Ateş
Bedenimizdeki Ayetler
Damar
Doktor
Hastalık
Nöroloji
Nöroloji Uzmanı
Prof. Dr. Türker Şahiner
Sağlık
Sağlık Bakanlığı
Sağlık Köşesi
Sinir Sistemi
Yaşam ve Sağlık
alzheimer hastalığı
epilepsi hastalığı
uzman
yaşam