Yaşam ve Sağlık – 62. Bölüm, Prof. Dr. Yavuz Önol, Üroloji Uzmanı
PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından merhaba değerli izleyenlerimiz. Dr. Oktar Babuna ile hazırladığımız Programımızda bu hafta çok değerli bir konuğumuz bizlerle birlikte. Prof. Dr. Şinasi Yavuz Önol Hocamız. Hocamız Üroloji Uzmanı ve bu hafta bizlerle çok değerli bilgilerini paylaşacak.
OKTAR BABUNA: Hocam, sizin gösterdiğiniz bu güzel ahlak. Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Bir insanın hayatını kurtaran bütün insanlığın hayatını kurtarmış gibi olur” diyor. O kadar şerefli ve büyük sevap yaptığınız şeyler, maşaAllah. Allah razı olsun.
PINAR AKKAŞ: Hocam, sizinle bu hafta böbreğin yapısı, böbrek taşları ve böbrek tümörlerinden konuşalım. İsterseniz böbreğin yapısıyla başlayalım.
YAVUZ ÖNOL: Bu çok güzel böbrek üriner sistemi gösteren bir tablo. Biz önce şu sistemde önce böbrekler -böbreklerin birazdan fonksiyonu anlatacağım- oluşan idrar bir üreter dediğimiz borucukla mesane dediğimiz idrarı toplayan bir oluşuma geliyor. Ondan sonra da üretra dediğimiz idrarı dışarı boşaltan bir kanalla da dışarı atılıyor. Burada erkekle ilgili. Kadınlarda bu idrar yolu ve cinsel birleşme organı ayrı. Erkeklerde idrarı boşaltma organı ve cinsel birleşme organı aynı, bunu ifade etmek lazım. Şimdi hemen önce taşlardan bahsedeceğiz, sonra da böbrek tümörlerinden bahsedeceğiz. Burada bakın, bir kere taşların hemen hemen hepsi böbrekte teşekkül eder oluşur, ondan sonra idrar kanalına girerek buradan aşağı kadar iner. Oradan da eğer yollar yeterince geniş ve uzunsa dışarıya atılırlar. Bizim için bunların hepsinin bir takım kılavuzları vardır. hangi taşlar ne zaman atıldı, ne yapmak lazım yani bir bizim bir anayasamız vardır. her hekim kendine göre etik olarak şunu şöyle yapacağım diyemez. Şurada bakın küçük küçük taşlar oluşmuş. Burada da bütün alt kayış sistemini dolduran taşlar oluşmuş. Bazen öyle olur ki bu, bütün bu böreğin toplayıcı kısımların içerisi tamamen taşla dolar. Şimdi çok şükür eskiye göre çok daha az gözükmekte. Çünkü artık erken dönemde tedavi edilebiliyor. Özellikle gelişmiş ülkelerde. Bütün böbreğin içini dolduran taşlar daha çok geri kalmış ülkelerde gözükür. Çünkü tıbbi imkanlardan faydalanma oranları çok düşüktür. Ayrıca geri kalmış ülkelerde ve sıcak ülkelerde taş oluşumu daha fazladır.
İsterseniz böbreğin biraz ilahi mekanizmasından bahsedelim. Bir kanaat önderine soruyorlar diyorlar ki; “efendim ağacı kestik, onun içerisinde Allah lafzı yazıyor, işte balığın kuyruğunda Allah lafzı yazıyor.” Şöyle bir cevap veriyorlar; “bunun için mucize aramaya gerek yok ki, nereye bakarsak bakalım her tarafta Allah’ın bir mucizesi var.” Dolayısıyla elimiz ayrı bir mucize, insan vücudu ayır bir mucize, böbrek apayrı bir mucize.
Şimdi böbreklerden madem bahsediyoruz, çok kısa olarak şöyle bahsedeyim ben; böbrekler bizim vücudumuzda çalışmayla oluşan toksik zararlı maddeleri atan en önemli organ. Mesela karaciğerimizde zehirleri ortadan kaldıran. Nasıl bir araba çalışınca bir takım toksik maddeler meydana geliyor egzozla atılıyor. Bir nevi biraz avami bir tabirle böbrekler, gaita, bağırsaklarımız bizim egzozlarımız. Artık maddelerin atılması gibi bir şey. Şimdi böbrekler bir günde 15 teneke idrar yapar, süzer, bunun sadece 1,5 litresinin dışında geri emilir. Bakın ne kadar ilahi bir mekanizma. Ayrıca iki böbrek birerden 2 milyon böbrekçikten yapılıdır. Biz onlara nefroz diyoruz. Allah her şeyi rezervli olarak yaratmış. Kalbimiz korner damarlarımız rezervli olarak yaratılmıştır, doğuştan kapalıdırlar. Sonra spor, mesela daha sonra anjiyoplasti, sanki yeni damar oluşumuna imkan sağlar. Siz kalbinizi sporla zorlarsanız o yedek damarlar o zorlama nedeniyle açılır. Ve onlar kolay kolay enfarktüs geçirmezler, bakın ne kadar önemli bir şey. Şimdi böbreklere geri dönecek olursak şayet her böbrekte 1-2 milyon böbrekçiğimiz var. Bir böbreği değişik nedenlerle çıkarıp atalım gelişmemiş olsun. Öbür böbreğin yarısını çıkarıp atalım yine hayat tamamen normal çalışabilir. O kadar rezervlidir insan vücudu.
OKTAR BABUNA: Çok hayati bir organ yani olmasa olmaz.
YAVUZ ÖNOL: Hiç olmasa çift yaratılmış. Biz ürologlar o yönden şanslıyız. Bir kere bir genetik yatkınlık söz konusu. Şimdi aslında taşlar bazen metabolik bozukluklarla olabildiği gibi bir de bizim bilmediğimiz başka nedenlerle de taş oluşabilir. Ben taş oluşmanın aşırı akademik yönlerine girmek istemiyorum, hem sıkıcı gelir hem de anlaşılmaz seyircilerimiz açısından. Sadece şunu söylemek isterim: çocuk yaş grubundaki taşlar mutlaka bir metabolik araştırmaya ihtiyaç gösterir. Ama erişkin yaş grubunda, bide biz bu düşürülen taşları laboratuara göndererek daha doğrusu spektrometrik merkezlere göndererek araştırıyoruz. Fakat pek çoğunda da buna gerek yoktur çünkü sonuç değişmez. Bir inanda taş oluyorsa ne yapacaksınız; bol su içecek bu arkadaş. İki, tuz taş yapar, az su içmek taş yapar, kilo, obezite taş yapar, tatlı taş yapar. Tatlı diyoruz da aslında tatlı zehir. Hayatta tatlıyı yaşamımızdan çıkarmamız gerekir. Hareketsizlik taş yapar. Şimdi bunları söylüyoruz, bunlar ilmel yakin teorik bilgi. Bunları uygulamak önemli.
OKTAR BABUNA: Eskiden kalsiyumun taşlara sebep olduğu zannediliyordu. O konuyu anlatırsanız.
YAVUZ ÖNOL: Her şeyi dengeli almak lazım. Siz peynir yiyebilirsiniz, yoğurt yiyebilirsiniz, bunu almazsanız esas taş olur. Ama siz gece-gündüz yoğurt yiyecek haliniz yok ki zaten. Ispanak da yapma. Mühim olan çok su içmek yani kalsiyumu yeterince almak. O zaman ne oluyor; vücut kendi kalsiyumunu kemiklerdeki kalsiyumu dengeliyor. Bir de şu var; bazen parathormon dediğimiz tiroitlerin altında özel kalsiyum mekanizmasını düzenleyen hormon. O hormonun fala salınmasında kalsiyum taşları meydana gelebilir. Fakat bunlar metabolik bozukluklarla ilgilidir. Ben pratik bilgiler vermek istiyorum.
PINAR AKKAŞ: Sıcak, tropikal iklimlerde ve yüksek rakımlı yerlerde böbrek taşlarına daha fazla rastlandığı söyleniyor. Bir bunun nedeni sebebi nedir? Bir de mesela kalsiyum taşları genelde kalsiyum oksalat, kalsiyum fosfat ağırlıklı görülüyor. Bu çıkan taşın cinsi, yapılan diyeti yine etkilemeyecek mi? Mesela az tuz, bol su ve hareketli bir vücut.
YAVUZ ÖNOL: Bir de şunu söyleyeyim; gece içmek, çünkü gece antidiüretik hormon dediğimiz böbreğin idrar yapmasını sağlayan o daha az salgılanıyor. Gece bir4 şekilde kalktınız namaz kılacaksınız birkaç bardak su için, yani gece taş oluşumları daha fazla. Bu herkes için değil, eğer taşa yatkınlığınız varsa daha önce taş düşürdüyseniz öneri mümkün olduğu kadar su olarak içmek. Kaliteli su falan onların o kadar önemi yok. İçtiğiniz kireçli su oraya kireçli su olarak gitmiyor. Bazen öyle zannediliyor. Damak tadı açısından iyi su alabilirsiniz ama böyle bir konsept doğru bir şey değil. Mümkün olduğu kadar her yaşta çok su içme, zaten erkek ve bayanların cilt güzelliğinde de önemli. Çok su akciğerlerin de ifrazatının atılmasında, yani çok her zaman avantajlıdır. Bir de miktar ne kadar deniyor. Bir günde 1,5-2 litre idrar çıkaracak miktarda su içmek. Yani 2 litre su içmek yaz ve kışa göre değişiyor. Sıcak ülkelerde idrar daha konsantre olduğu için taş teşekkülü daha kolay oluyor. Küçük bir nüve başlıyor onun üstünde taşlar oluşuyor. Şimdi çok önemli noktaya temasa etmek istiyorum, daha sonra da böbrek tümörlerine geçeceğim. Taşın oluşması önemli, esas taş oluştuktan sonra ne oluyor o nu da bilmek lazım. Modern görüntüleme yöntemleriyle Allah’a çok şükür bir başka nedenle oltrasonografi, tomografi, MR çekildiğinde biz hastada hiç bir belirti yokken tesadüfen böbrekte idrar yollarında taş saptıyoruz. Biz buna klinik bulgu vermeyen taş diyoruz. Maalesef teknolojinin bizi yönlendirmesiyle her tesadüfen yakalanan taşların tedavisine geçiliyor. Bu doğru değildir. Şunu bileceğiz; bir insan ne kadar sağlıklı olursa olsun gereksiz yere yapılan, en usta elde yapılan bir ameliyat gereksiz yere ameliyattır. Her ameliyatın bir riski vardır. Hatta öyle ki anestezi de 200 binde bir rastlanan hipertermi denilen bir olay vardır, çok kötü sonuçlanabilir çok ender de olsa. Dolayısıyla gerektiğinde tabii ki tedavi yapılacak. Aslında insanın yaşlanması damarının yaşlanmasıyla birliktedir. 10 tane faktör vardır; 1- yaş, 2- sigara, 3- alkol, 4- obozite, 5- hareketsizlik, 6- tansiyon yüksekliği, 7- şeker hastalığı, 8- sebze meyveden eksik beslenme, 9- kan yağları yüksekliği, 10- aşırı yoğun stres, bunlardan ne kadar bir insanda fazlaysa o kadar ameliyatı kılı kırk yararcasına düşünüp yapıp yapmamakta karar vermek lazım. Demek ki asemptomatik bulgu vermeyen taşları biz kesinlikle hemen tedavi etmeyeceğiz. Ne yapacağız o zaman; aktif izleme. Son 20 yıldan beri tababette aktif izleme denilen bir konsept yerleşti. Bu gibi hastaları bir tedavi etmiyoruz, bir şey yapmıyoruz. Fakat bunları periyodik zamanda mesela buraya bir zararsı taş saptandı, 6 ay ya da 1 sene sonra tekrar çağırıyoruz. Büyüme var mı, taşın lokalizasyonunda bir değişiklik var mı onları anlamaya çalışıyoruz, gerektiğinde tedavi ediyoruz. Bir akademisyen ‘bana göre’ diye konuşamaz. Biz çok merkezli, çok uluslu mesela 20 ülke, 120 merkez, 20-25 senelik konuşmak durumundayız. ya da 10 senelik çalışmaların sonuçlarına göre, biz bunlara kılavuzlar diyoruz, onlara göre konuşmak zorundayız. Bunlar göstermiştir ki tesadüfen yakalanan böbrek taşlarının 7,5 yıl içerisinde ancak yüzde 50’sinde ilerleme gösteriyor. Yüzde 50’sinde hiçbir şey olmuyor. Bunların da ancak çok düşük oranında semptomoloji, şikayet veriyor, bunları da çoğu yüzde 7 oranında girişim gerektiriyor. Demek ki biz hemen böyle bir hastaya müdahale ettiğimizde yüzde 7 oranında, faydalı olmak için yüzde 93 oranında boşu boşuna işlem yapmış oluyoruz. Fakat şöyle de bir gerçek var; sık sık yurt dışına çıkan bir insan veya pilot, Amerika’da savaş uçaklarında uçan pilotların küçük taşlarına müdahale ediliyordu. Bir takım mesleki özellikler durumlar farklılık gösterebilir. O yukarıda taş ağrısı çekse hayati tehlike var. Yani bu konuya iyi vakıf olan, dürüst, etik kuralları bilen, kendini yenileyen kadroya ihtiyaç vardır.
Şimdi bu taşlar yola çıktı, bunun büyüklükleri bizim için önemli. Eğer bir taş yarım santimse bunların yüzde 98’i kendi kendine düşer. Bir başka önemli nokta da küçük taşlar daha fazla ağrı yaparlar. “Aman doktor bey, benim hayatımı kurtar.” Avustralya’da hastalar müdahale edilmediği için şikayet ediyorlar. Aslında sana iyilik yapılıyor, bu taşı sen düşüreceksin. Ona sen işlemle, aşağıdan aletle girsen sana zarar verme ihtimalleri var. Yani hastanın durumuyla dürüst bir hekimin verdiği şey çok farklıdır.
Buradaki taş aşağıya düşmüş aşağıda tıkama yapmış. İşte aktif izlemde biz bunu takip ediyoruz. Burada böbrek ciddi bir sıkıntı altında opseksiyon yapmış. Tam tıkama durumunda 21 günde bu böbrek iflas eder. Acil derken çok da acil değil, bunun için biz başka alternatifler de bulabiliriz. İnsan vücudu ilahi bir mikro kozmos, ilahi bir mekanizma. Burada taş meydana geliyor ama vücudun, böbreğin kendini koruma mekanizması, sanki düşünen bir beyin gibi vücudun kendini koruma mekanizması devreye girerek böbreğin içindeki basıncı düşürüyor, yine idrar yapmaya gayret ediyor. Yani pes etmiyor böbrek, mücadele ediyor bizimle, hal diliyle bize bunları anlatıyor ama anlayabilen hekime, anlayabilen insana. Dolayısıyla, o zaman gerekirse müdahale etmek gerekebiliyor dediğim gibi. Bir de böbreğin içini olduğu gibi dolduran taşlar var. Bu konuda gerçekten teknoloji artık ameliyatın sayısını azalttı, daha çok dışarıya veya aşağıdan bir takım aletlerle girerek biz bu taşları lazerle kırma olanağına sahip olabiliyoruz. Ama bazen bunlar da abartılabiliyor maalesef, gereksiz yere de müdahale ediliyor, performans sisteminin bize zorladığı nedenlerle.
PINAR AKKAŞ: Böbrekte kum var deniyor en çok, halk arasında kum döktüm deniyor. O ne demek, kum dökmek ne demek?
YAVUZ ÖNOL: Kum dökmek tam bir kandırmaca. Böbreğin kendisi avuç avuç kum zaten. Böbrek yüzde 100 değil de özellikle çocuklarda biz böbreklerde sistin taşı gördüğümüzde bunun sistin metabolizmasında bir bozukluk olduğunu düşünürüz. Bir idrarı yaptıktan sonra koyalım, yarım saat içerisinde tortu oluşur. İşte o tordu sizin dediğiniz kumdur. Havada bir ilahi artı-eksi yükler nedeniyle idrarda berrak gözüküyor, o ortamdan ayrıldıktan sonra o artı-eksi yükler ortadan kaldırıldığı için çöküyor. Şöyle örnek vereyim; çayın içerisinde şeker koydum karıştırdım, siz o şekeri görüyor musunuz içinde? Ama bunun içinde şeker var, idrar da öyle. Dolayısıyla kum dökme tabiri yanlış diyebiliriz. Doğru bilinen yanlışlar var ya, nadir durumlar hariç. Mesela metabolik taşlarda, bazı sistin taşlarında ürik asit taşlarında ürik asit testlerinde bunu görürüz. Bunlar olmaması gereken şeylerdir ama büyük anlamda o tortu dediğimiz şeylere biz taş diyoruz.
Halk arasında ‘kansere bıçak vurulmaz’ diye bir tabir var, doğru mu değil mi onu bir anlatmak isterim. Halk doğru bilinen yanlışlar ya da yanlış bilinen doğrular gibi.
OKTAR BABUNA: İsterseniz ana hatlarıyla ne tip böbrek tümörleri var? Nasıl tedavi ediliyor, bunların seyri nasıl oluyor? Kimi sıçrayabiliyor, kimi sıçramıyor.
YAVUZ ÖNOL: O zaman kısaca ben kanser nedir ondan bahsedeyim. Şimdi, insan vücudunda ilahi bir düze var, mikro kozmos, kainatın fotokopisi. Devamlı bizim vücudumuzda hücrelerimiz bir otokontrol halinde çoğalıyor ve yıkılıyor, kontrollü hücre yıkımı var. Biz buna tıp dilinde apoptosis diyoruz. İşte değişik nedenlerle bu düzenin bozulmasında hücreler anormal çoğalmaya başlıyorlar. Bunun en önemli faktörlerinden, hücrenin DNA’sında genetik şifresinde bozukluk meydana geliyor. Bu hücreyi anormal çoğalmaya itiyor. Bunu tetikleyen faktörler ne? Biri yaş, yaşla birlikte bu hücreler de apoptosis gelişiyor. Şimdi hayatın kendisi ibadet, Allah için yapılan her şey ibadettir. Ben asistanları oradan oraya kongreye götürüyorum, “her adımınız sizin ibadet ama bunu gösteriş için, desinler diye yapmayacağız” diyorum. Şehitlik bile öyle değil mi? Bana cesur desinler diye gidersen şahit olmazsınız. Allah için yapılırsa o şey o zaman şehit. Her şey niyetlere göredir. Buradan nereye geldik; bir yaş. İkincisi obezite. O groft faktörle, o kontrol apoptosisi bozuyor, hücrelerin genetik DNA şifresinde bozukluk yaparak kanserleşmeye yol açabiliyor. Bir de kimyasal maddeler, genetik faktörler çok önemli. Mesela kolon kanserlerinde genetik faktörler çok önemli. Şimdi bu kanserde anormal büyüme yeterli değil. kanser olabilmesi için mutlaka bu anormal büyümenin etrafa saldırması, bu da yeterli değil başka yere sıçraması. Bakın bu iki özellik çok önemli. Sıçraması ve sıçraması da yeterli değil, orada kendi damarsal yapısını, anjiogenezisini sağlayarak beslenmesini sağlaması önemlidir.
PINAR AKKAŞ: Hocam, bu anlattığınız çok önemli çünkü kanser deyince akla kontrolsüz hücre bölünmesi büyümesi akla geliyor, böyle olunca da kanser gibi algılanıyor. Demek ki bu iki faktör önemli, evet.
YAVUZ ÖNOL: Oraya geleceğiz. Biz bu hücre gelişimine neoplazm diyoruz. Neoplazmlar benin dediğimiz masum büyümeler olabilir. Bir de maling dediğimiz kanserler olabilir. Kanserler de düşük risk grubu kanserler olabilir, orta ve risk grubu yüksek kanserler olabilir. Düşük risk grubu kanserler mesela güneşe bağlı bazal cell kanseronlar, bunlar hiçbir zaman öldürmez. Kanserdirler, başka yere sıçraması çok çok nadiren 100 binde bilmem ne oranında öldürürler. Her kanser kanser değildir. Hemen kısaca prostat kanserlerinden de bahsedeceğim. Prostat kanserleri ilk tanı konduğunda yüzde 50’si düşük risk grubu kanserlerdir. Bunlar sıçramazlar ve öldürmezler çok büyük oranda. Dolayısıyla prostat kanserlerinin son 10 yılda yüzde 50’sinin boşu boşuna yapıldığı anlaşıldı artık. Prostat kanserinin izlemi ve ameliyatıyla karşılaştırma sonuçları bize bunları gösteriyor. Bunun için mesela en çarpıcı bir örnek; Avrupa Üroloji Derneği Eğitim Sorumlusu yeni emekli olan …….bundan 7-8 sene öncesine kadar yılda 250 radikal prostatektomi yaparken şimdi 125’e indiriyor. Bunları ben özellikle söylüyorum çünkü büyük kaynaklardan mesaj vermezseniz yanlış algılanabilir. Demek ki kanserin öldürmesi için sıçraması lazım, her kanser sıçramaz. Fakat sizde mesela sıçramayan kanserler var ama onlar da öldürücüdür onlar da yayıldığı için. Bazı istisnai durumları da bilmemiz lazım. Demek ki sıçraması lazım, orada da kendi kolonisini yaşatması için damarlanması lazım, anjiogenezis etrafa kendi kendine damar yapıyor ve ondan sonra da kendi de ölüyor kanserin, insan vücudunu da öldürüyor. Bir kere ölüm hayatın gerçeği bunu bileceğiz. Bizim amacımız cüzi irademizi kullanarak sağlıklı yaşayıp keyif için değil ama hizmet, insanlığa hizmet için sağlıklı yaşam olmalıdır. O zaman yememize içmemize dikkat etmemiz, spor yapmamız, hareket etmemiz bunlar hepsi bir ibadet. O kadar büyük ibadet ki hele uykumuz bile ibadet. Diyor ki; “alimin uykusu şehidin -ki şehitlik ne kadar büyük bir mertebe- onun kadından çok daha yücedir” diyor Yaradan. Bir de başka bir şey Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in çok mübarek hadisleri vardır, “beşikten mezara ilim.” Yani dünyada ne kadar güzel şeyler yapılıyorsa, ister Hristiyan, ister Budist, ister Yahudi yapsın bu İslam’ındır. Ne kadar kötü şey yapılıyorsa İslam aleminde de yapılıyorsa kötüdür. Böyle algılamak lazım. Efendimiz bütün insanlığa kainata gelen bir peygamber. Dolayısıyla bir grubun peygamberi veya başka grubun değil başka dinlerde olduğu gibi.
Şimdi böbrek kanserlerine gelelim. Allah’a çok şükür ki artık böbrek kanserleri benim ilk zamanlardaki asistanlığıma göre çok erken yakalanıyor. Niye? Elhamdülillah hamdolsun, modern görüntüleme yöntemleri sıklıkla kullanılması. Mesela bir bel MR’ı çekildiğinde, diskopatiyi anlamak için, tesadüfen böbrekte kitle görünüyor, hemen beyin cerrahı arkadaşlarımız bize gönderiyorlar. Bir dahiliye uzmanı ultrason çekiliyor böbrekte bir kitle görüyor bize gönderiyor. Demek ki erken yakalayabiliyoruz biz bunu. Bu muhteşem bir şey. Şimdi bu yeterli değil.
Böbrek bilindiği gibi iki kısımdan ibaret, bir böbreğin eti parankimi diyoruz, bir de böbreğin içine toplayıcı, bunun toplayıcı hücre yapısıyla böbreğin parankiminin etinin hücre yapısı farklı. Böbrek tümörleri deyince biz böbreğin toplayıcı sisteminin tümörleriyle böbreğin parankimlerini ayrı mütalaa etmeliyiz. Böbreğin toplayıcı sisteminin tümörleri mesane tümörleriyle aynıdır. Çünkü aynı benzer epitere sahiptir. Bunlar neden oluşur, sigaradan. Sigara her şeyin melanetidir. Akciğer kanseri, böbrek kanseri, mesane kanseri, rahim kanseri. Yani sigaranın genetik şifreyi bozmadığı hiçbir şey yoktur. Kalp, anjiyo falan onları bırakın bir köşeye. Çünkü insanlar erkeklik fonksiyonunu da bozan en öneli etkenlerden birisi sigaradır. Beyne zarar veriyor, Alzheimer her şey yapmadığı zarar yok. Ama hata bizde. Ben hiçbir zaman karşı tarafa bir şey demiyorum. Amerika’da biliyorsunuz, sigara içiyorsa bir insan 1-2 dakikasını doktor, anamnezi aldıktan sonra sigaradan bahsetmek zorunda. İşte şeriat bu. Yani bir şeyleri önceden önleyebilmek önemli. Şimdi bizim konumuzla ilgili mesane tümörlerini de anlatmak isterim. Böbreğin parankim tümörlerine gelelim. Biz bütün çalışmalarımızı, yaptığımız işlemleri kılavuzlara göre yapmak durumundayız. Eğer adli bir şey olursa bize etik kurul yaptığımız işin doğru olup olmadığını bu yaptığımız kılavuzlara uymuş muyuz uymamış mıyız ona bakarak karar veririz, genel kabullere göre.
OKTAR BABUNA: “Ben öyle düşünmüyorum, ben böyle düşünüyorum..” Neye dayanarak?
YAVUZ ÖNOL: Öyle ezbere iş yok.
Şimdi böbrek tümörleri benim asistanlık dönemlerinde erken yakalama, böyle görüntüleme yöntemleri fazla olmadığı için çok büyük olarak geliyordu, iş işten geçmiş oluyordu, çok zor oluyordu bunlar. Şimdi Allah’a çok şükür bunların çoğu 5-6-7-8 santimken geliyor. Bakın burası çok önemli; yine de Amerika’da bile ürologların yüzde 60-70’i böyle bir böbrek kanserine yakalandığında bu böreği olduğu gibi çıkarıp atıyor. Yeni merkezlerde böyle değil. bizim merkezimizde biz 7-8 santim bile olsa kanserli bölgeyi çıkartarak böbreği korumaya çalışıyoruz. Şimdi diyebilirsiniz nasıl olsa yedek organ var çıkarıp atın.
PINAR AKKAŞ: O risk devam ediyor mu?
YAVUZ ÖNOL: Börek bütünüyle, bazı tümörler multifokal olabiliyor, başka yerde de olabiliyor. Bunlar genetik yatkınlığı olanlarda olabiliyor. Genellikle genetik yatkın değillerdir bunlar. Biz eğer bütünüyle çok deneyimli bir merkezde çıkarmışsak geride tümör bırakmadıysak tekrar etmez. Ama biz yine bunları takip ediyoruz, ender de olsa başka yerde primer tümör oluşabilir, o zaman da yine parsiyel çıkartabiliriz. Yani her hasta kontrol altındadır. Ama öyle çok sık kontrollere gelmiyoruz. Şimdi Amerika:’da bile ne yapılıyor; çünkü parsiyel nefroktomi çok zor bir ameliyattır. Çünkü beyin de böbrekler de end arter dediğimiz ana besleyici arterleri başka damarlarla ağızlaşmaz kestiniz mi gider, beyin damarları da öyledir hassasiyet gösterir. Hele kanser bu böbreğin daha iç alanlarında, damarsal yapıların arasındaysa bu ameliyat daha da zordur. O zaman ne yapıyoruz biz? Böreğin renal arterini biz geçici olarak tıkadığımızda maksimum 20-25 dakika kansızlığa dayanabilir ondan sonra ölür böbrek. Ama biz onu klampe ettik, böbreği buz çamuruna koyduk böbreğin hipotermisini sağladık, 1-2 saat dayanabilir. İstediğimiz kadar biz işlem yapabiliriz. Bakın teknoloji nereye getirdi. Ama bizim gibi deneyimli merkezlerde. Çoğunda bizim böbreği soğutmamıza gerek kalmıyor, biz 20 dakika içerisinde o böbreğin kanserini çıkartıyoruz, tamirini yapıyoruz harta çoğu 10-12 dakika bile sürmüyor, ama her şey deneyim. Mesela şöyle söyleyeyim; 100 bin saat, 75 bin saat, 50 bin saat uçan pilotla 20 bin saat uçan pilot aynı olmaz. Doktorluk, o yüzden ölünceye kadar doktorlukla uğraşmak lazım. Türkiye’de mesela 15-20 bin doktor idareci. O deneyimli insanlar maalesef deneyimlerini aktarmadan başka yerlere gidiyor, böyle şey olmaz. Batıda böyle bir şey yoktur. Ölünceye kadar doktorluk yaparsın ondan sonra birebir öğretirsin. O yüzden meslektaşlarımı kesinlikle ben suçlamak istemiyorum, sistemdeki bir takım revizyonlar yapılması lazım. Bir başka önemli nokta temas edeceğim; sağlık bakanlığının son zamanlarda çok üstünde durduğu, rahimlerin yüzde 75’i gereksiz yere alınıyor. Mesela bu İskandinav ülkelerinde binde 1.4. Amerika’da 6-7’lerdeyi şimdi binde 4,5’a düştü. İtalya’da 4.7, bizde anormal yüksek. Sezeryan bizde yüzde 45-50, İngiltere’de yüzde 15. Sağlık bakanlığı iyi çalışmalarda bulunuyor ama maalesef bir yerlerde bir eksiklik var. Ya biz doktorlar yeterince anlatamıyoruz, ya bizim insanımız ağrı çekmemek için hemen sezeryan olmak istiyor. Bir şeyler var, o da benim işim değil daha çok hükümetin işi.
OKTAR BABUNA: Vicdanla karar vermek gerekiyor. Mesela apandiks rahatsızlandığında bir çok insan fazlasıyla en ufak bir şeyde çıkartıyor. Bazısı da çok aşırı bir şeye giriyor, bir kısmını bırakabiliyor. İdeal oran yüzde 70’tir çok enteresan, yüzde 100 değildir. Çıkardığınız apandikslerden yüzde 100’ü hasta çıkarsa bu yanlış yapıyorsunuz demektir. Yüzde 70’ten azsa, yüzde 60’ı çıkarsa yine yanlış yapıyorsunuz demektir. Yüzde 70’tir doğru oran.
YAVUZ ÖNOL: Mesela histerektomide İtalya’dan 1000 küsur rahim alınması var. Biz hep bunları geniş çalışmalardan öğreniyoruz. Geriye dönük olarak patolojik olarak bunlar inceleniyor ve sadece yüzde 10’unda kanser saptanıyor. Demek ki yüzde 90 gereksiz yere rahim alınıyor. Biz her şeyi zamanla öğreniyoruz. Ve maalesef hep bunlar batı kaynaklı, bizim oturup bazı şeyleri önümüze koymamız gerekiyor.
Dediğim gibi, bu böbreği çıkartırken, neden peki biz böbreği olduğu gibi çıkartıp atmayalım? O da çalışmalarla belirlenmiş. Bir grup tamamen çıkartmış, öbür grup da parsiyel yapılmış. Parsiyel yapılanlar daha uzun yaşamışlar, kardiyovasküler şikayetleri olmamış, alzheimer olmamış yani hayat kalitesini, hayat yaşamını uzattığı için biz parsiyel yapıyoruz. Haklı bir nedene dayanıyor, keyfi yapmıyoruz.
OKTAR BABUNA: Peki tümör tam içeriye ulaşırsa nasıl çıkartıyorsunuz?
AVUZ ÖNOL: İşte çok zor.
PINAR AKKAŞ: Yine çıkıyor mu?
YAVUZ ÖNOL: Tabii çıkartılabiliyor. İşte o zaman belki yarım sat, 45 dakika öyle ince bir iş ki o. Böreği soğutuyorsunuz, ince ince işinizi yapıyorsunuz çıkartıyorsunuz. Bir de. Böbrek kanserleri etrafa böyle saldırgan değil de daha bir böyle kapsüle, daha kolay çıkartılabilir şekilde. Şimdi çok önemli bir noktayı ana hatırlattınız. Bu durumlarda kanser ameliyatları ikiye ayrılır. Bir, mecburi korunması gerekenler, bir de selektif, elektif yani korunsa daha iyi olur denenlerden. Eğer bu bahsettiğiniz tümör tek böbrekteyse bu içerideki tümör son derece deneyim isteyen bir ekip ve kişi tarafından yapılmalıdır. Öbür böbrek sağlamsa, hastanın yaşı da belirli bir yaşa gelmişse bu kadar zahmete, bu kadar strese girmeye gerek yok, bunu çıkarıp atabilirsiniz. Çünkü 60-70 yaşında bir insan. Ama gençse bunu mutlaka korumak zorundasın, o işin teknik detayları. Ama bir böbreği daha önce başka bir nedenle alınmış, mecbursunuz bunu korumaya. O zaman ne oluyor? Hastanın siz yaşam kalitesini tamamen bozacaksınız diyalize vereceksiniz. O ancak dünyada bile sayılı merkezlerde yapılabilen bir incelikte operasyon. Çünkü onlar birbiriyle anastomoz etmeyen şeyler ama o soğutmayla biz o böreğin arterini klampe ettikten sonra bir torba içerisine alıyoruz böbreği buz çamuru koyuyoruz oraya. O buz çamuruyla 1,5, saat, 2 saat istediğim gibi ben ince ince o kanseri çıkartabiliyorum.
PINAR AKKAŞ: Börek tümörlerinde net tedavi mutlaka cerrahi midir?
YAVUZ ÖNOL: Evet. Böbrek kanserleri çok hetorojendir, sağ gösterip sol vuran tek tip kanserler değildir. Bir de biz bu parsiyeli niye yapıyoruz? Böbrek kanserleri ne kadar küçükse, mesela 2 santimin altında böbrek kanserleri çıkarıldığında yüzde 30’u bunlar selimdir. 3 santimin altında yüzde 20’si selimdir. Biz 3 santim tümörü çıkardık, kanser gelmedi boşu boşuna böbreğini almış olduk. Bakın parsiyel nefrektomi ne kadar önemli.
OKTAR BABUNA: Benim bir tanıdığıma biz yakınlarda bir ameliyat yaptırdık, yüzeye yakın bir tümördü Güney Kalifornia’da. Hiç böbrek damarını mandallamadan doğrudan o bölgenin tümörünü çıkardı aldı.
YAVUZ ÖNOL: Benim asistanlarım yapar onu çünkü kenarında, esas onu yapsın bakalım. Şimdi, avucunuzun içi gibi böbreğin damarlanmasını çok iyi bileceksiniz, nerede tehlike var. Çok deneyimli olan bir hekim böbrek damarını klampe etmeden, çünkü böbrek damarını siz 290 dakika bile klampe etseniz bunun yüzde 100 fonksiyonu geri döner. Ama buna rağmen bile pek çok vakıada hiç böbrek damarını klampe etmeye ihtiyaç duymadan biz onu çıkarıp atabiliyoruz.
Parsiyel nefrektomi laparoskopiyle iyi yapılamaz. Açık ameliyatı da kimin yaptığı önemli. Siz laparoskopiyle nefrektomi yaptınız zaten küçük bir kesiyle çıkartıyorsunuz onu. O da bir kandırmaca. Mesela 1000 tane laparoskopik yapan adam onu yapabilir. Dünyada 1-2 tane yoktur o. Amerika’da bir takım oyun vardır, daima bu işin en eksperi, en çok vakıa yapmış insan vakıalarınız çıkar. Sen zannedersin ki kolay oluyor, öyle kolay bir iş değildir onu yapabilmek. Çünkü laparoskopiyle niye yapılmaz? Siz 20 dakikadan önce o işi bitirmek zorundasınız. Laparoskopiyle o işi yapamazsınız. Çünkü böbrek arterleri hiçbir şekilde lazerle, koterle kanaması durdurulamaz. Şu ana kadar böyle bir teknoloji yok, eğer bulunsa bile mutlaka biz kestiğimiz damarları dikmek durumundayız. Onda da vakit çeçecek. Sen laparoskopik yaptın 1 saat sürdü, böbrek zaten gitti. Ben kendimden bahsedeyim; siz o kadar hafakanlar basarcasına bu meslekle bütünleşmişsiniz ki, yapıyorsunuz, “Allah’ın beni mahcup etme” diyorsunuz. Orada öyle inanılmaz bir yardım geliyor ki diyorsun ki, “bu benden değil Allah’ım senden.” Ama sen önceden senelerce bu deneyime sahip olmasan o başarıyı vermez Allah, istediğin kadar sen kavli dua yap. Tabii her şey öyle. Ama bu inançsız bir insan da olsa Allah yine ona verir. Allah kanunlarını Müslüman, Hristiyan, Yahudi diye ayırmıyor ki, yaratanın kanunları hepimiz için geçerli. Belki çok ihlaslı kullarına arada kendini hatırlatma amacıyla bir şeyler verebiliyor. Bu hatırlatma anlayana. İnanmayana da veriyor ki beni hatırlasın diye. Nasıl insanlar sıkışınca inanmasa bile “Allah” diyorlar.
Eskiden biz bu kitleyi çıkarttıktan sonra bu kitlenin altında tümör kaldı mı diye incelerdik, ona da gerek kalmadı şimdi. Böbrek kanserleri heterojen kanserlerdir. Bazıları aşırı anarşisttir, bazıları masumcaydılar. O yüzden biz kendimiz için çıkardığımız bir işin başarısını çok iyi patoloji departmanının bu işi, burada doktor kadar deneyimli patoloji departmanı da çok önemli. Amerika’da cerrahlar patologlardan çok korkarlar, onların hatalarını eksiklerini yüzlerine vuracaklar diye bizde öyle bir şey yok. Ona göre biz ne gibi bir tedavi yapacağız? Fakat şunu söyleyebilirim; böbrek kanserlerinde radyoterapi, kemoterapi gibi bir tedavi maalesef günümüzde yok. Mesela mesane kanserlerinde var, ilave tedaviler diyoruz. Cerrahide ne yaptın yaptın. Şimdi bir başka önemli noktaya temas edeceğim. Bir de son 15-20 yılda maalesef emekleme safhasında olan özellikle küçük tümörlerde RT dediğimiz ya da hipertermi dediğimiz dışarıdan ameliyat yapmadan tedavi yöntemleri var. Ama günümüzde maalesef cerrahinin yerini tutacak hiç ama hiçbir tedavi modalitesi bunun yerine geçmemiştir.
OKTAR BABUNA: Rahat ediyorsunuz. Çıkartıyorsunuz inşaAllah.
YAVUZ ÖNOL: Tabii. Cerrah a ilave bir kanser şeyi olmuyor. Bu pelvis tümörlerinde ise o zaman buradaki lenf düğümlerini de ilaveten çıkartabiliyorsunuz. Onlara da radyoterapi verebiliyorsunuz. Böbrek tümörlerinde çünkü radyoterapinin ve kemoterapinin hemen hemen hiç yeri yoktur. Mesela beyinde pek çok tümörler artık modern radyoterapinin gelişmesiyle cyber nayf, gama nayfla bıçakla keser gibi, çünkü öyle terapilerde gelişme oldu ki artık etraf dokuları yakmadan siz sadece orayı tedavi ediyorsunuz. Hele bir de proton terapi var, henüz Türkiye’ye gelmedi o. En azından 30-40 milyon dolar onu kurmak. Şimdi her şey Amerika’da tartışılıyor. Şimdi üçlü MD Anderson’da konforman, ekstern bim ve proton tedavisinin radyoterapi karşılaştırmaları sonuçları ekleniyor. Devamlı bir fikir jimnastiği devamlı bir çalışma yapılıyor. Böbrek tümörleriyle heterojen tümörler bir de biz bunları fuhrman gradeyle değerlendiriyoruz. Fuhrman diye biri bulmuş onu, iyi, orta, kötü. Bu hücre yapısı eğer patolog tarafından değerlendirdiğinde fuhrman bim derse bunun sıçrama ihtimali çok az demektir. Fuhrman 2-3 daha tehlikeli. Yani şunu da bileceğiz ki; kanser,i ameliyat yaptın, büyük ve güzel çıkardın fuhrman grade geldi, senin hiçbir şeyin yokken bir yerde 10 sene sonra metastaz çıkabilir. Şimdi hastalar zannediyor ki kanseri yendim diye, bu sözü ben hiç sevmiyorum. Büyük konuşmamak lazım. Doktor diyor ki, “bu kanser bitti.” Hayır efendim, ben hiçbir zaman hastama ömür biçemem, o benim işim değil. ben cüzi iradenin bana verdiği çalışma gayretle ben vasıtayım. İddialı konuşamam ben. Öyle mucizevi şeyler olur ki insan şaşırır kalır. Bunların çoğu da yalnız teşhis hatasındandır onu da söyleyeyim. “Ben kanseri atlattım.” Sen kanser tanısı konduğu için atlattığını zannediyorsun. Patoloji ne kadar önemli görüyorsunuz. Bunlar çok faktörlü şeyler. Hekimlik büyük bir fedakarlık mesleği. Bu işi çok sevmeden hele şimdi günümüzde doktorlar dayak yiyorlar. Bir başka yaramdan bahsetmek istiyorum; hastanelerde gereksiz yere o kadar ziyaretçiler geliyor ki. Olmaz efendim. Hastane enfeksiyon kaynıyor deyince, demek ki bu hastanede enfeksiyon varmış diyenler oluyor. Hastanenin bünyesinde bütün mikropların misafir olduğu hatta konumladığı bir enfekte yerdir hastane. Buraya çocukların getirilmesi çocuklara zarardır, yaşlılara zarardır. Ziyaret kısa olmalı. Artık maalesef sistem hataları nedenleriyle biz doktorlar korkuyoruz insanlara mücadele etmekten.
PINAR AKKAŞ: Bizim geleneklerimiz çok uygun o tarz ziyaretlere kalabalık olarak.
YAVUZ ÖNOL: Ben hastayla pazarlık ediyorum, kardeşim bu ameliyat olacak, kesinlikle ziyaretçi istemiyorum, gelmeyecek. Mutlaka dışarıya da çıkartıyorum. Çünkü hasta ve yakınları daima eleştirisel bakıyor, efendim benim damarımı mı patlattı, damarıma giremedi, pansuman yaparken öldürüyordu az daha.. mesela uçaktayız, uçak biraz ser iniyor, aa bu pilot iyi değil iyi indiremedi. Yan rüzgarlar var ondan öyle indi. Şimdi dışarıdan görüldüğü gibi değil hiçbir şey. Herkes kendi mesleğinin dışında her şeyden bahsediyor. İlaçlar veriyor tavsiyeler veriyor. O yüzden yanına kimseyi almayacağım ben. Tabii bizim de bir takım eksiklerimiz oluyor, biz canla uğraşıyoruz.
İsrail’de ve Kalifornia’da doktorlar grev yapmış, Amerika’da bile disiplinli yerde ölüm oranları düşmüş. Tababette eksikler yapılıyor gayet tabii. Bunu mühim olan en aza indirmeye çalışmak. Ama bizim bu arada çok oranda hastalarımıza faydalı oluyoruz.
PINAR AKKAŞ: Son olarak böbrek kanserleri metastaz kaynaklı mıdır? Yoksa metastaz yaparlar mı başka organa?
YAVUZ ÖNOL: Bir tümör ne kadar küçükse. Şimdi kocaman bir böbrek tümörünü çıkardınız, akciğere metastaz yapmış. Her kanserin tümörü büyütücü groft faktörü dediğimiz faktörü vardır. Siz ana tümörü çıkarınca özellikle akciğere metastaz yapmış böbrek kanserlerinde o metastazın hayat damarlarını kesiyorsunuz. Spontan regresyon dediğimiz kendi kendine o tümörü yok ediyor ama bu 6 ay 1 sene sürüyor. 6 ay 1 sene kazanıyor yine insan. Demek ki bir tümörün ne kadar hücre yapısı anarşistse o kadar siz mükemmel çıkartsanız bile daha sonra atlama, sıçrama ve orada yerleşme imkanı olabilir. O yüzden biz zaman zaman kontrol ediyoruz. Ve hastalara da bunu anlatıyoruz. Mesela meme kanserlerinde çok güzel yaptınız her şey mükemmel. 10-15 sene sonra retroperitoneal alanda kanser çıkabiliyor. Heterojen yapılı kanserler, biz bilemiyoruz bütün bunları. Ama biz bu arada, eğer o hasta ameliyat olmasa 10 sene gidemeyecek. O kazancını düşünmüyor hasta, zannediyor ki elimizde sihirli değnek var. Öyle bir şey olsa ben kendime kullanırım önce onu. Tabii burada hekime bağlı. Şimdi bir hastalığı kanseri tedavi etmede 3 tane faktör var. 1- hekime bağlı faktörler, hekim o konuda çok deneyimli, el becerisi ve literatür takip eden birisi olması lazım. 2- kanserin bizzat yapısı. Bazı kanserler aşırı saldırgan olmayan kanserler. Ya da kanser yayılmış etrafa. Mesela böbrek kanseri duodenuma yayılmış, sen o kanseri duodenumdan çıkarmazsan kanseri yarım bıraktın demektir. Bir de hastanın genel sağlık durumu bu bahsettiğim 10 tane riskten ibaret. Önemli bir şey; biz merkezimizde böbrek kanserlerinde kanser o kadar büyür ki, bakın burada toplayıcı damar var bu ta atriumun içerisine kadar uzar. Kulakçık oluyor, onu bile biz çıkartıyoruz, 5-6 sene yaşar. Biz bunu nerden biliyoruz? Bir karaciğer kanserinde venakava içerisine yayılır, onu ameliyat ederseniz bu bir hatadır çünkü bu hastaların yaşam şansı yoktur. Biz bunu yine çok merkezli, çok uluslu çalışma merkezleriyle elde ediyoruz. Torakoabdominal giriyorsunuz yukarıdan bir kesiyle hem kalbe hakimsiniz, hem akciğere hakimsiniz retroperitoneale. 4 tane ana başlığa hakimsiniz siz. Venakavayı kesip içindeki kanseri çıkartıyorsunuz, atriumdan da kanseri çıkartıyorsunuz kalp ve akciğer makinesine bağlamadan. Ve bu hasta 3-4-5 hala 6 yıldır yaşayan hastalarımız var bizim. Böbrek kanserleri en heterojen kanserlerdir. Her kanser aynı olmaz. Çok masumları olur mesela, onkositomlar masumlardır. Papiller kanserler daha saldırgandır, 7-8 tane tipi vardır. bazen çok da ender gözüken kanserler vardır. Bir de radyoterapinin de kanser yapacağını unutmamamız lazım. Tomografinin çok sık çekilmemesi gerektiğini bilmemiz lazım. En fazla 2 kere yapmak lazım. Onlar da kanser yapabiliyor. Hekimlik mesleği zaten neyi ne zaman yapacağını bilmek. Mesela çocuk ürolojisi benim alanım aynı zamanda. Çocuklarda gereksiz yere reflü bakılıyor mesela, habire ışık alıyor çocuk. Hayır. Her yapılan işlemin, ameliyatın, tedavinin bir yan etkisi, görüntüleme ultrason dışında bir yan etki olacağını bilerek kılı kırk yararcasına, hasta anlamasa bile. Ben mesela empatiyi de kabul etmem, görevimi en iyi şekilde yapmak önemlidir benim için. Ben kendimi hasta yerine koyarsam iş yapamam ben. Biz empatiyi de yanlış anlıyoruz. Hasta böbrek taşından anormal ağrı çeker, benim umurumda değildir. Çünkü o önemli bir şey değildir o taşı düşürecektir. Ama hastanın hiçbir şikayeti olmaz hastanın hayatı gidiyordur, o beni daha çok ona ilgi göstermemi gerektirir. Hastanın beklentisiyle benim ona vereceğim farklı olduğu gibi hastanın şikayetlerine benim göstereceğim ilgiyle hastanın şikayeti olmasa da benim onun üzerindeki hassasiyetim daha farklıdır. Hekimlik çok zahmetli bir meslektir. Bu meslek sevilmeden benimsenmeden yapılamaz.
OKTAR BABUNA: Vicdanlı, Allah rızasına uygun olanı en önemlisi, inşaAllah.
YAVUZ ÖNOL: Allah’ı inancı iyi anlayan. Şekil olarak anlamışsın, mesleğinde iyi olmamışsın, o Allah’ı anlamak değildir. O işini çok iyi bilmek zorundasın. O zaman Allah’ı anlamanın içini doldurmak önemlidir. Başka dinden birisi de Allah’ı anlayabilir. Biz ona Efendimiz (s.a.v)’i tanıtmamış olabiliriz, o bizim eksikliğimiz.İslamiyet’i, inancımızı tanıtmak o kadar önemli bir şey ki ama sizler gibi batı kafasına yakın. Batı sistematiği İslamiyet’e en yakın sistematiktir.
OKTAR BABUNA: İslam tabii modernlik, güzel ahlak, sevgi, şefkat inşaAllah.
YAVUZ ÖNOL: Ve en başta belki ehliyet, inanç. “her şeyi ehline veriniz” diyor.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun, o kadar güzel anlatınız ki sizi bir daha ağırlayacağız, inşaAllah.
YAVUZ ÖNOL: Şeref olur.
OKTAR BABUNA: Çok anlaşılır çok güzel anlattınız. inşaAllah hayırlara vesile olur.
YAVUZ ÖNOL: Allah bize hata yaptırmasın ama biz o gayrette olalım. Öyle şeyler oluyor ki böyle o anda senin püstülün başka yere gidiyor ya da orada bir şey oluyor seni birisi uyarıyor. Bir ilham geliyor, o zaman anlıyorsun ki Yaratan seninle beraber, insan hissediyor.
PINAR AKKAŞ: Hocam tekrar teşekkür ediyoruz Allah razı olsun. Sizin gibi doktorlara her zaman ihtiyacımız var.
YAVUZ ÖNOL: Yurt dışına gitmeden, kongrelerde görmeden, dışarıya gitmeden eksiğini fazlalığını göremezsin. Mesela hacca gidiyoruz devamlı. Dışarıya her tarafa gidin, bizim neyimiz güzel, neyimiz eksik. Dünya artık bir köy haline geldi. Yaratan “hicret edin ben işinizi kolaylaştıracağım” diyor. Öyle sıkıntılar çektik ki biz, hicret ettik bir şeyler öğrenmeye, umulmadık kolaylıklar oldu. O sıkıntılara Allah bir şekilde vesile ediyor, bir şeyler öğreniyorsun.
Bir de yaptığınız ameliyatlarımızı belgelemek önemli, arşivlemek önemli, ezbere değil. eski Osmanlı’da da iyi bir arşivleme sistemi vardı. Bu bilgiler bize daha sonra eksiklerimizi giderme, yaptıklarımızı revize etme imkanı veriyor. Arşivleme olmadan olmaz.
PINAR AKKAŞ: Bir programımızın daha sonuna geldik. Bu hafta çok değerli bir doktorumuzu Prof. Dr. Yavuz Önol Hocamızı ağırladık. Haftaya yeniden değerli bir konuğumuzla buluşmak üzere hoşça kalın.
http://a9.com.tr/izle/202685/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---62-Bolum-Prof-Dr-Yavuz-Onol-Uroloji-Uzmani
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500