Yaşam ve Sağlık – 70. Bölüm – Prof. Dr. Sinan Ekici, Üroloji ve Ürolojik Onkoloji Uzmanı
OKTAR BABUNA: İyi Günler değerli izleyicilerimiz. Bir Yaşam ve Sağlık programında daha çok değerli bir konuğumuzla birlikteyiz. Prof. Dr. Sinan Ekici Hocamız, Üroloji Uzmanı. Hoş geldiniz, şeref verdiniz.
SİNAN EKİCİ: Burada olmak benim için de bir şereftir.
OKTAR BABUNA: Bugün sizinle öncelikle mesane tümörlerinden başlayalım. Tabii diğer alanların da tümörleri var, prostat da sizin alanınıza giriyor, böbrek de sizin alanınıza giriyor, bütün o sistem sizin alanınıza giriyor. Müthiş bir yaratılış mucizesi, çok mükemmel bir sistem yaratmış Allah ama kanser de yaratılmış. Hücreler bazen bozulabiliyor. DNA’da meydana gelen bir bozukluktan dolayı ki dış etkenlerle de olabiliyor bu, tümörler görülebiliyor. Mesela mesane tümörleri sık görülen bir kanser çeşidi. İsterseniz sizden dinleyelim, buyurun.
SİNAN EKİCİ: Şimdi, ölümün çaresi diyoruz ya, kanserin çaresi bulunduğunda da ben ölüme çare bulunacağını düşünüyorum. Onun için kansere çare bulmak hakikaten zor. Ben üroloji alanının kanserleri konusunda uzmanım. Türkiye şartlarına baktığımız zaman konuyu da mesane kanseri olarak açıyoruz. Mesane kanseri çok sık görülüyor. Çünkü mesane kanserini incelediğimizde en sık nedeninin sigara olduğunu görüyoruz. Maalesef ülkemizde, kültür seviyesi daha düşük olan ülkelerde de daha ön planda olduğunu görüyoruz. Sigara içimi çok çok fazla hakikaten.
OKTAR BABUNA: Aslında pek bilinmiyor, sigara hep akciğer kanseri yapıyor zannedilir. Mesane kanserine de sebep olabiliyor.
SİNAN EKİCİ: Mesane kanserine sebep oluyor, gerçekte bilinmiyor. Belki bilgilendirmede eksikler var, bizim hatamız belki. Mesane kanserini etkileyicilere baktığımızda sigara çok önemli. Çünkü mesane idrar kesesinin bizim tabir ettiğimiz, böbreklerden idrar süzüldükten sonra en son geldiği nokta idrarımızı yapmadan önce beklediği yer mesane idrar kesesi.
OKTAR BABUNA: Nasıl bir yapısı var mesanenin, kısaca ondan bahsedelim?
SİNAN EKİCİ: Sigaranın etkilerinden girdik. Sigaranın toksik maddeleri idrar kesesinde idrar beklerken idrar kesesinin yüzeyiyle temas halinde oluyor, o nedenden en çok zararı da mesaneye veriyor. Böbreğe de veriyor ama mesaneye daha çok veriyor. Mesanenin yapısına baktığımızda mesanenin idrarla temas ettiği bir mukoza kısmı var, ürotelyum olarak adlandırıyoruz. O mukozanın altında sub mukoza dediğimiz bir alan var, onun da altında kas dokusu daha sonra da yağ dokusu geliyor. Mesane kanserlerini daha detaylı incelediğimizde görüyoruz, bu katmanları tümör geçtikçe tümörün evresi değişiyor. Durum böyle.
OKTAR BABUNA: Hangi tip kanserler oluyor ve katmanlara geldiğinde nasıl bir evreleme sisteminiz var? Nasıl tedavi ediyorsunuz? Nasıl teşhis konuyor? Ne zaman hastanın şüphelenip doktora gitmesi gerekiyor hangi şikayetlerle?
SİNAN EKİCİ: İsterseniz sondan başlayalım. Mesane tümörü olan bir hasta “ben mesane tümörüyüm bir doktora gideyim” diye gitmiyor. Genellikle hastaların en sık şikayeti kanama oluyor. İyi kanama insanlarda bir tereddüt, bir heyecan yaratıyor ki doktora götürüyor. Kanamayı ihmal den hasta çok azdır. Yalnız şöyle bir durum var; mesane tümörlerinde kanama genellikle ağrısız kanama oluyor. Ağrısız kanama da olup geçice hasta ihmal edebilir. Bu tehlikeli bir noktadır özellikle bunun altını çizmek isterim. İzleyicilerimiz özellikle bu noktaya dikkat etsinler. İdrarda bir kanama olduğu zaman ihmale gelmez. Mutlaka alanında uzman bir üroloji doktoruna görünmelerinde fayda var. Çünkü ağrısız kanama mesane tümörlerinin yüzde 85’inde görülen bulgu. Bunu dışında görülen şikayetler sıkışma tarzı, idrar yaparken zorlanma tarzı şikayetleri oluyor. Ama öncelik dediğimi gibi ağrısız kanama. Ağrısı kanama pıhtısız şekilde olabilir, pıhtılı olabilir. En önemli özelliği de dönem dönem kanama olması, dönem dönem gayet normal idrar yapıyor olması. Hasta genellikle bu şikayetlerle gelir. Geldiği zaman ilk şüphelendiğimiz şey, bu tarz şikayetler başka ürolojik hastalarda da görüldüğü için taş hastalığında, hasta erkekse prostat hastalığında, o yönlü tanıları da dışlamak adına bir takım yöntemlerimiz var onları uyguluyoruz. Öncelikle ultrasonografi yapıyoruz, idrar tahliline bakıyoruz. Bunlarda eğer mesane tümöründen şüphelenirsek daha ileri incelemeler yapıyoruz. Mesane tümörü şüphemiz varsa, ön tanımız buysa hastaya ilk yapacağımız işlem sistoskopi dediğimiz idrar yolundan girerek mesanenin her bir köşesini dikkatli bir şekilde ekranda büyütülmüş görüntüler eşliğinde incelemek.
OKTAR BABUNA: Genel anestezi altında mı yapılıyor bu?
SİNAN EKİCİ: Genellikle genel anestezi veya bölgesel uyuşturma spinal anestezi dediğimiz anestezi altında yaptığımız bir yöntem. Maalesef bazı merkezlerde bunu lokal uyuşturmayla yapıyorlar, o sırada hasta çok rahatsız olduğu için tümörü kaçırma riski olabiliyor. O nedenle en sağlıklısı spinal anestezi, belden uyuşturma anestezisiyle veya genel anestezi yapmaktır. Bu inceleme sırasında mesane tümörünü teşhis edersek görünüm olarak kendisini çok bariz bir şekilde gösterir. Üzüm salkımı gibi salkım-saçak yapılardadır. Biz ona papiller görünüm deriz. Öyle bir durum varsa öncelikli olarak bu sistoskopik incelemeyi takiben rezektoskop dediğimiz elektrik enerjisini kullanarak o dokuların kesilmesi işlemini yapıyoruz. Tamamıyla bunu kapalı olarak yapıyoruz. Oradan hem tümörlü dokuyu almış oluyoruz hem tedavisini vermiş oluyoruz. Takiben aldığımız bu dokuları da patoloji doktoruna gönderiyoruz. Patoloji doktoru da bunları özel prosedürlerden geçirerek incelemesini yapıyor. Tümörün derecesi ve evresi konusunda bize bilgi veriyor. Tümörün dereceesi konusunda verebileceği 3 bilgi var; düşük tümör olma ihtimali derecesi var, kanser dediğimiz kötü huylu tümör çıkıyorsa düşük ya da yüksek dereceli olabilir. Evre konusunda da verebileceği değerler şunlar olabilir; sadece mukozaya sınırlı bir kanser olabilir veya mukozanın altına sub mukoza dediğimiz alana yayılmış kanser olabilir veya kasa geçmiş bir kanser olabilir. Onun için buradaki en önemli faktörlerden biri şu; işlemi yapan cerrahın mutlaka kas dokusunu aldığı dokunun içerisine dahil etmesidir. Burada oradaki üroloğun yeteneği ve tecrübesi ortaya çıkıyor. Çünkü patolog ona göre sağlıklı bilgiyi verecek. Eksik kalırsa o zaman bu işlemlerin mahir kişi tarafından tekrar yapılması gerekecek. Çünkü kas dokusu yok ama tümör aşağı doğru gidiyor, orada sağlıklı bir evrelendirme yapılmamış olur. Biz bu evreleme çalışmasını yaptıktan sonra hastalığın derecesine ve evresine göre ek bir tedavi verip vermemeye karar veriyoruz ve tedaviyi ona göre şekillendiriyoruz.
OKTAR BABUNA: İsterseniz tedavi yöntemlerine başlayalım. Hangi tip kanserler olabiliyor? Hep tek tip mi kanser yoksa başka..?
SİNAN EKİCİ: Tek tip kanser değil. En sık rastladığımız kanserler ürotelyal kanserenom veya ürotelyal kanserler değimiz yüzde 90-95 gördüğümüz kanser cinsidir. Bunun dışında adeno kanserler ve skuamöz hücreli kanserler diye başka grup kanserler var.
OKTAR BABUNA: Hangisi sigaraya bağlı olarak görülüyor?
SİNAN EKİCİ: Ürotelyal kanserler yüzde 90-95 olanlar, skuamöz kanserler daha çok kronik irritasyon sonucu mesela kronik sistitler mesane iltihapları, radyasyon veya ışın tedavi almış, herhangi işte kadınlarda kadınlık organları veya erkeklerde prostat kanseri veya testis tümörü nedeniyle tüm vücuduna radyoterapi almış olan erkelerde mesane kanseri gelişebiliyor. Bu radyoterapiye bağlı gelişen kanser cinsidir bunlar. Veya adeno kanser dediğimiz kanser türüdür bunlar. Anne karnındayken bağlı olduğumuz bir kordon vardır, daha sonra urakus şeklinde bir kalıntı bırakıyor, o urakustan gelişen kanserler vardır o da adeno kanser cinsindendir. Bunun haricinde Mısır bölgesinde şistozoma denen bir enfeksiyon vardır onlarda sık görülür. Şistozoma da kronik sistik yapar mesanede, bu durumlarda gelişen kanser cinsi de skuamöz hücreli kanserlerdir. Ama bizim genel klinik kritiğimizde en çok gördüğümüz ürotelyal kanserlerdir.
OKTAR BABUNA: Erkek-kadın oranı nasıl oluyor kanserde?
SİNAN EKİCİ: Genel olarak dünya ortalaması erkeklerde 4 kat daha fazla. Ama altını çiziyorum Türkiye’de 7 kat erkeklerde fazla. Neden? Bir sigara, ikinci sıklıkta gelen etyolojik faktörde sanayi sektörü. Çünkü sanayi sektöründe çalışanlar daha çok erkekler var dite nitelendirirsek, özellikle deri sanayi, oto sanayi, organik kimyasalların kullanıldığı sektörler, tornacılar, kömür madenlerinde çalışanlar bunlar özellikle kimyasallara çok maruz kalan sanayi sektörleri olduğu için bu kişilerde mesane tümörü gelişme riski yüksek maalesef.
OKTAR BABUNA: Hangi yaş gruplarında daha fazla görülüyor?
SİNAN EKİCİ: En çok orta ve yüksek yaş grubunda görüyoruz ama gençlerde de görülme ihtimali var yok değil. Ama özellikle 50 yaştan sonra görülme sıklığı çok çok artıyor. O nedenle biz hani ‘kanserde erken teşhis hayat kurtarır’ deriz ya bu mesane kanseri açısından da 50 yaşından sonra, sadece mesane kanseri değil aslında, mesane, prostat, böbrek açısından da baktığımızda 50 yaşından sonra yılda bir en azından ürolojik kontrollerden geçilmesinde fayda olduğunu söylüyoruz.
OKTAR BABUNA: Ne yapılmasını tavsiye edersiniz?
SİNAN EKİCİ: Bir üroloğa gidildiğinde zaten genel olarak temel bir takım inceleme yöntemleri vardır, o inceleme yöntemlerinden geçildiği zaman 50 yaşına gelmiş erkek veya kadın o tetkiklerin sonuçlarıyla en azından ürolojik kanser şüphesi var mı ortaya çıkar.
OKTAR BABUNA: Mesela hangi tetkik onları da söyleyebilir miyiz? Mesela neler yaparsınız öyle gelen kişiye?
SİNAN EKİCİ: Tam idrar tahlili, tam kan sayımı, idrar yolarıyla ilgili ultrasonografi, böbreği, böbrek kanlını, mesaneyi, erkekse prostatı değerlendirecek bir değerlendirme. İşemesi rahat mı, geride idrar kalıyor mu bunlara bakılabilir. Bunlar en azından idrar yollarıyla ilgili bir problem olup olmadığını ortaya koyacaktır.
OKTAR BABUNA: Erken devrede teşhis konursa son derece önemli her kanser için. Artık kanama aşamasına gelmiş bir tümör tabii biraz daha ilerlemiş oluyor, değil mi?
SİNAN EKİCİ: Aslında tam ilerlemiş olmuyor. Çok şükür ki orada kanama erken sinyal oluyor. Çünkü mesane tümörlerinin şöyle bir özelliği var; kılcal damarlarda bir çatlama oluyor ve oradan kanama başlıyor bunu hasta görürse eğer çok çok şanslı, hasta görmezse daha büyük boyutlara geldikten sonra fark ediyor. Vücut orayı hemen onardığı zaman hemen kanama duruyor. Hasta da zannediyor ki bir şeyler oldu geldi geçti. Aslında öyle olmuyor bu bir sinyal. Daha ilerlemiş olduğu durumlarda mesanenin kas dokusuna geçtiği zaman, kasın da ötesinde komşu organlara yayıldığı zaman başka bulgularla geliyor hasta. Mesela bacak ağrısı, böbrekten gelen idrarı mesaneye bağlayan üreter dediğimiz idrar kanalı vardır karnın sırt bölgesinde yer alır. Eğer onun mesaneye açıldığı yerde mesane tümörü söz konusuysa orada bir tıkanıklık oluşturur bu defa böbrek yetmezliğine sokabilir hastayı, o tarafında ağrı hissedebilir. Veya bu mesane kanseri gidip en çok karaciğere, akciğere, kemiğe, böbreküstü bezlerine, bağırsağa metastaz yani yayılma yapmış olabilir, sıçrama yapmış olabilir. Bu defa onlardan kaynaklı bulgularla hasta gelebilir.
OKTAR BABUNA: Nasıl metastaz oranı yüzde olarak?
SİNAN EKİCİ: Mesane tümörü tanısı koyduğumuz hastaların yüzde 75-85’i genellikle ilk geldiklerinde kas dokusuna geçmemiş mesane kanseri teşhisiyle tedavi altına alınır. Yani yüzde 15-25’i ilk geldiklerinde kasa geçmiş şeklinde gelirler. Bu kasa geçmemiş olanların yüzde 75-85’i de ilerleyen zamanlarda yüzde 20-30’u kas dokusuna geçer hale hastalık ilerleyebilir.
Bu bilgiyi de verdikten sonra isterseniz tedavi kısmına geçelim. Çünkü tedavide de daha farklı boyutları göreceğiz. Öncelikli olarak tedaviye girdiğimizde iki ana gruba ayırıyoruz hastalığı. Kas dokusuna geçmiş mesane kanseri, kas dokusuna geçmemiş. En sık gördüğümüz yüzde 75-85 kas dokusuna geçmemiş. İlk yaptığımız şey sistoskopi yapıyoruz, tümörü belirliyoruz, kazıyoruz, patoloğa gönderiyoruz, hem teşhisi hem tedaviyi ilk aşamada yapmış oluyoruz. Patologdan sonuç geldi dedi ki; “düşük dereceli bir mesane kanseriniz var.” burada hastaya yaptığımız tedavi genellikle ek bir tedavi değil izlem tedavisi. Hastaya 3 ay sonra tekrar sistoskopi yapıyoruz. İdrar torbasının içine bakıyoruz yeni bir tümör oluşumu var mı? Çünkü bazı hastalarda o ilk kazıma tamamen hastayı küredebiliyor.
OKTAR BABUNA: Yüzde kaçında bu iyileşme oluyor?
SİNAN EKİCİ: Kasa invaze olmayan mesane kanserlerinin biyolojisi henüz aydınlatılmış değil. Bilinmeyen o kadar çok şey var ki. İlk başta teşhis ettiniz çok düşük dereceli bir tümör. Tedavi verdiniz baktınız hiç tekrar etmiyor. Bir baktınız yüksek dereceli bir tümöre dönüşebilir. Veya çok yüksek dereceli bir tümördür ilk tedaviyi verdiniz, ek tedavileri de verdiniz bir daha tekrarlamıyor. Yani burada bilinmeyenler çok. Onun için yüzde ne kadar cevabı kolay bir soru değil. İlk tedaviyi verdik, sonuçta ek tedaviye gerek kalmadı düşük dereceliyse. Eğer yüksek dereceli bir tümör gelmiş ise veya evresi sadece mukozada değil sub mukoza dediğimiz bir alt tabakaya kadar inmiş bir tümör varsa o zaman bu hastalarda mesane içerisine ilaç tedavisi uyguluyoruz. Bir sondayla haftada 1 defa olmak üzere, ilaç tedavisi veriyorsan 8 hafta, immunoterapi dediğimiz biyolojik ve aktive edici tedaviler veriyorsak o zaman 6 hafta süreyle olmak üzere haftada bir defa mesanesine ilacı veriyoruz. Yaklaşık 1 saat kadar tutuyor sonra hasta işiyor. Bu, yüzeyel etkili olan bir tümör. Yani tümör kas dokusuna geçmedi tamamıyla mukozayı etkilemiş durumda. Biz de o tümöre yönelik olarak yüzeyel etkili bir tedavi veriyoruz. Bu ek olarak verdiğimiz tedaviler. Burada immunoterapiden bahsettim, burada kullandığımız ilaç BCG dediğimiz zayıflatılmış verem mikrobu. Bu verem mikrobunu biz sağlığa faydalı amaçlarla kullanıyoruz. Hastanın kendi immun sistemini hastalıklara karşı koruyucu hücrelerini aktive etmek amacıyla kullanıyoruz. Bir takım yan etkileri vardır ama hastalar tarafından genellikle kolaylıkla tolore edilebilen sıkıntılarına katlanılabilen bir şey.
OKTAR BABUNA: İlginç değişik bir tedavi, değil mi?
SİNAN EKİCİ: Bu tedavileri vermemizdeki maksat şu; kasa geçmemiş mesane tümörlerinin en önemli özelliği siz ne yaparsanız yapın nüksedebilir ve hastalık ilerleyebilir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda bu BCG’nin hem nüksü hem de ilerlemeyi durdurduğu yönünde çok güçlü deliller var. o nedenle bu BCG verdiğimiz hastalara, hasta tolore edebiliyorsa zaman zaman idame tedavilerle devam ediyoruz. Eğer bu tedavi protokolüyle hasta bu hastalıktan tekrar etmeden kurtulabiliyorsa biz hastanın kendi orijinal mesanesini korumuş oluyoruz ve hastalıktan kurtarmış oluyoruz. Ama yüksek dereceli bir tümörü varsa hastanın, genellikle bu çok çok uzun yıllar devam ediyor bu kontroller. Düşük dereceliyse genellikle 5 yıl takip ettikten sonra hastalık tekrar etmiyorsa o zaman hastayı izlenimden çıkarıyoruz. İşin öbür tarafına bakarsak, kasa invaze olmayanlar yüzde 20-30 kasa geçmiş evreye ilerleyebiliyor. Onu artık en başta yüzde 15-25 civarındaki kasa geçmiş tümör tanısı almış olan hasta grubuna eklemiş oluyoruz. Ve tümör kasa geçmiş olan hastalara yaklaşımımız daha farklı oluyor. Bunlarda eğer hastalık mesanenin dışına taşmamışsa, mesanenin kas dokusunda veya serazo dediğimiz mesanenin etrafındaki yağ dokusu içerisindeyse lenf bezlerine bir sıçraması yoksa eğer o zaman erkeklerde mesaneyi prostata alıyoruz. Kadınlarda mesaneyi, vajinin bir kısmını, rahmini ve yumurtalıkları alıyoruz. Peki sonradan ne kaldı? Böbrekler ve idrarı mesaneye getiren iki tane üreter dediğimiz idrar kanalı. Bunları ne yapacağız, idrar nereye gidecek? İnce bağırsaktan yeni mesane oluşturuyoruz. Ve bu gelen kanalları da bu yeni mesaneye bağlıyoruz. Ve normal hastanın idrar yaptığı üretra dediğimiz idrar kanalına alıyoruz. Ama tabii bunu bağlarken de bir takım dikkat ettiğimiz faktörler var, burada hastalığın evresi çok önemli. Çünkü normal evresi çok ileri bir hastalıksa, tekrar etme riski yüksekse normal yerine bağlayamıyoruz. Hastanın istemi de bu konuda önemli. Eğer ilerlemiş bir hastalığı varsa o durumda bu idrar kanallarını ince bağırsaktan elde ettiğimiz o bağırsağın bir ucuna bağlıyoruz. Diğer ucunu da karna ağızlaştırıyoruz. Arkına ağızlaştırıldığında o bölgede dışarıya yapıştırılan bir idrar torbası oluyor. Bu hakikaten sağlık sektöründe önemli bir gelişmedir. Bu konuda çok büyük adımlar atıldı konforu geliştirme adına. İlk zamanlarda “dışarı mı gelecek idrar” diye tepki gösteren hastalar zaman içerisinde çok rahatlıkla kullanabildiği bir sistem. Dışarıya ağızlaştırıyoruz idrar dışarı geliyor, zaman zaman idrar torbasını boşaltıyorlar. Düzenli kullanıldığı zaman çok çok sıkıntı oluşturmayan bir yöntem oluyor. Eğer cerrahi şansını kaybetmişse hasta, hastalık ilerlemişse o zaman radikal yani hastalığı kökünden kazıyıcı bir tedavi kalmıyor. O zaman kemoterapi uyguluyoruz.
OKTAR BABUNA: Kemoterapi, diğer ameliyat yaptığınız vakıalarda hangilerinde kullanılıyor? Sadece ameliyat edilemeyen vakıalarda mı kullanılıyor?
SİNAN EKİCİ: Ameliyat şansı veya ameliyata alternatif orada bir radyoterapi vardır. Radyoterapi de kullanılabilir. Radikal bir cerrahi veya radyoterapi alamayan veya hastalığı lenf bezlerine veya başka organlara sıçramış olan hastalara sistemik etkili bütün vücudu etkilesin diye damardan kemoterapi veriyoruz. Mesane içine verdiğimiz kemoterapi farklı o yüzeyel etkili, sadece mesanenin içini etkileyen kemoterapi ama bu bütün vücudu etkileyen bir kemoterapi. Orada bütün vücuttaki yayılmış tümör hücrelerini etkileyen tabii bu arada sağlıklı hücreler de zarar veren pek çok komplikasyonu olan bir tedavi yöntemi kemoterapi. Cerrahi açısından son zamanlarda bir takım yenilikler var. bu konularda son zamanlarda uygulamaya başladığımız, Türkiye’de çok çok iyi sonuçlar elde ettiğimiz yeni yöntemler var. robotla mesanenin prostatın çıkarılması ve yeni mesane yapılması yönünde güzel adınlar atmış durumdayız.
OKTAR BABUNA: Robotik cerrahinin de ne olduğunu kısaca anlatırsanız. Hakikaten çok güzel bir tedavi yöntemi. Hasta açısından da çok faydalı tabii ki. Çok çabuk iyileşip eve gitmesine vesile olan bir sistem ve etkili güzel bir sistem. Çünkü son teknoloji. Ondan da kısaca bahsederseniz, nasıl yapılıyor?
SİNAN EKİCİ: Robot deyince robot kelimesinin havası da var. şimdi yıllardır biz bu ürolojik kanserlerde açık cerrahi yapardık. Tabii açık cerrahi yaparken ciltte yapılan o kesilerin ameliyat sonrasında sıkıntılar da olmuyor değil. Bu sıkıntıları azaltmak adına daha estetik olarak görünümü bozmayacak yöntemler araştırılırken laparoskopik cerrahi dediğimiz cerrahi tipi doğdu. Laparoskopide yapılacak işlemin 3 veya 1 delikten girilip veya 5 delikten veya gerekiyorsa 6 delikten girerek organ cerrahisini yapabileceğimiz bir yöntemdir bu. Tamamıyla ekrana bakarak karın içine soktuğumuz özel aletlerle cerrahi işlemini yapıyoruz. Ben bunu Çinlilerin çubukla yemek yemesine benzetiyorum, öyle kolay bir iş değil hakikaten. Vücut dışından deliklerden girerek bu işlemi yapıyorsunuz. Bu işlem hakikaten özellikle meşakkatli cerrah açısından, hasta açısından da uzun süren bir işlem. Ameliyat süresini uzatan da bir işlem. Tabii yaptıkça bu süre kısalıyor ama o kadar da çok faz kısaltılamıyor. İşte bu süreyi daha fazla nasıl kısaltabiliriz yönünde arayışlar teknolojinin ve sanayinin de katkısıyla robotu ortaya çıkardı. Robot ne yapıyor? Robotun kolları var. Bizim laparoskopi aletlerini kullanabileceğimiz 2 tane elimiz var, robotun 3 eli var. Biz bu elere bir başka konsol dediğimiz uzaktan sistemle bu robotun kollarını kontrol ederek bu cerrahiyi yapıyoruz. Burada amaç, biz robota emri veriyoruz robot gidip ameliyatı yapmıyor, ameliyatı yine cerrah yapıyor. Ama robotun yaptığı iş cerrahın işini kolaylaştırmak. Çünkü yaratılış olarak bizim elimizin dönme açısı, bir takım aletleri tutma açımız değişiktir ama robot çok değişik şekilde tutabiliyor, değişik yönler verebiliyor. Bizim elimizin yeteneği dışında olan pek çok hareketi robotla gerçekleştirebiliyoruz. Bizim elimizin giremeyeceği yerlere robotla girebiliyoruz. Robotla cerrahi sırasında ameliyat sahası daha geniş gösteriliyor, ekrandan büyütülmüş bir şekilde görülüyor. Bu da bize hedef dokuyu daha rahat görmemizi sağlıyor. Özellikle bizim prostat kanserinde yaptığımız ameliyatta ve mesane kanserinde yaptığımız ameliyatta erkeklerde sinir koruma yapıyoruz, penise giden sinirleri koruyoruz. Penise giden sinirler ereksiyonu sağlayan, setleşmeyi sağlaya sinirlerdir bu sinirleri koruyabiliyoruz. Robotla bu sinirleri koruma etkinliğimiz daha fazla. Daha büyük büyütme oluyor. Damar sinir paketini daha rahatlıkla görebiliyoruz ve onu daha rahatlıkla koruyabiliyoruz. Robotun ş u an geldiği noktada tek soru işareti açık ameliyata göre henüz şimdilik üstünlük sağlayamadığı nokta kanser kontrolü. Çünkü robotla siz dokunma duyusunu alamıyorsunuz. Ama teknolojide çok ciddi gelişmeler var. Özel boyar maddelerle ekrandan patolojik dokuyu, kötü olan dokuyu gösterebilecek özel boyalar kullanılıyor. Siz bunu robotla görebiliyorsunuz. Özelikle oraya iyi bir şekilde yaklaşıp sağlıklı dokuyla kötü olan dokuyu ayırt edebileceğiniz yöntemler gelişti. Ümit ediyorum ki çok yakın bir gelecekte şu dokunma duyusuna ihtiyaç olmayan cerrahi yöntemi olarak karşımızda duruyor robot ve gelecek robot da.
OKTAR BABUNA: Peki laparoskopikle robotik cerrahi kıyasladığınızda artıları eksileri nasıl oluyor?
SİNAN EKİCİ: Robot daha çok prostat cerrahisinde ve mesane kanseri cerrahisinde yerleşti. Nedeni şu; prostat kanserinde ve mesane kanserinde laparoskopik yöntem çok meşakkatli ve çok uzun süren bir iş. Çünkü o bahsettiğim özel hareketleri insan orada yapmak istiyor, laparoskopik aletlerle onu yapamıyor ama robotla çok çok daha iyi yapabiliyor o nedenle robotla ameliyatlar daha çok prostat ve mesane kanserinde yerleşti. Böbrk kanserinde artık laparoskopi yavaş yavaş standart hale geldi. Böbrek kanserinde de robot kullanılır mı kullanılır ama gereksiz ek masraf. Çünkü robotla cerrahi ciddi masrafı olan bir ameliyat yöntemi. O zaman “çok güzel her yere bir robot alalım” olmuyor pahalı bir sistem. Bakımı çok maliyetli. Türkiye gibi bir ülkede o kadar masrafa gerek yok. Onun için bir böbrek cerrahisinden gayet rahat bir şekilde laparoskopiyle işi halledebiliyoruz.
OKTAR BABUNA: Güzel bilgiler verdiniz bilinmeyen. Çünkü sigaranın etkisinden bahsettiniz bu bilinmiyor. Robotik cerrahi tabii tanınmayan yöntemler, yeni yeni duyuluyor daha doğrusu önemli bilgiler. Bir de hangi durumda kanser olunabilir, nasıl teşhis ediliyor, bunlar da çok önemli bilgiler. Eğer mesane kanserleri konusunda eklemek istediğiniz bir şey varsa tabii ki buyurun ekleyin. Onun dışında da kısaca diğer rahatsızlıları da var mesanenin mesela idrar kaçırma gibi rahatsızlıklar olabiliyor, değil mi? Bir de kanserde robotik cerrahinin uygulandığı diğer bölümler var sizinle ilgili onlarla devam edelim.
SİNAN EKİCİ: Prostatın iyi huylu büyümesinde bile artık robot kullanılabiliyor.
OKTAR BABUNA: Prostat konusu erkekler için son derece önemli bir konu. Tabii belli yaşın üzerinde görülüyor ama çok sık görülen bir kanser, değil mi erkeklerde?
SİNAN EKİCİ: Sık görülüyor evet. Amerika’ya baktığımızda en sık tanı konulan kanser. Türkiye’de ikinci sıklıkla görülen bir kanser. Uzun zamandır Türkiye’nin istatistik çalışmalarının güvenilmez olduğu, ne kadar sık görüldüğü konusunda şüphelerimiz vardı. Son zamanlarda çıkan güvenilir istatistik çalışmaları hakikaten ülkemizde de çok sık görüldüğü konusunda bulgular ortaya koydu.
OKTAR BABUNA: Hatta teşhis konulmayanlar bile olabilir. Çünkü bazen yapılan otopsilerde de ortaya çıkabiliyor, “aa prostat kanseri varmış” diye. Hiçbir şikayeti olmamış. Belki daha da mı sık teşhis konulduğundan acaba?
SİNAN EKİCİ: Bu da ayrı bir boyutu. Bir latent prostat kanseri var bir de klinik prostat kanseri var.
Prostat; mesanenin altında içinde idrar yolunun geçtiği bir bez aslında. Bu bezin görevi salgıladığı enzimle meninin sıvılaşmasını sağlayan bir enzim üretiyor. Meni dışarı çıktığında topak şeklinde bir sıvı gibidir daha sonra sıvılaşır. Onu sağlayan prostatın salgıladığı enzimdir. Prostatın insanda, üretra dediğimiz idrar yolu etrafını çepeçevre sardığı için yaş ilerledikçe erkeklik hormonu dediğimiz testesteronun prostattaki etkisinin artmasıyla beraber prostat dokusu büyüyor ve idrar yolun tıkıyor.
OKTAR BABUNA: Normalde büyüklüğü ne kadar prostatın?
SİNAN EKİCİ: 18-20 gram civarında ceviz büyüklüğündedir. Ama ilerleyen yaşla beraber bu idrar kanalını sıkıştırmaya başlarsa o zaman hastada prostat hastalığı ortaya çıkıyor ama iyi huylu prostat büyümesi olabilir bu. Bu iyi huylu prostat büyümesi. Eğer bu büyüme dışarıya doğru oluyorsa prostatta büyüme olmasına rağmen idrar kanalını tıkamadığı için hastanın herhangi bir şikayeti olmayabilir. Ama bazı hastalar vardır. 18-20 gram normal prostat boyutu diyoruz da 25-30 gramlık bir prostatla çok ciddi yakınmaları olabilir hastanın. Prostatın yapısına baktığımızda, prostatın idrar yolunu etrafındaki dokuda büyüme meydana geldiği zaman bu iyi huylu prostat büyümesi. Ama prostat kanseri prostatın dış kısmında gelişiyor. Ben bunu portakala benzetiyorum; portakalın yenilen kısmı iyi huylu olan portakalın orta kısmına benzetin. Attığımız kabuk kısmı da prostatın kabuk kısmı. Prostat kanseri kabuktan, iyi huylu prostat büyümesi iç kısımdan gelir. Onun için iyi huylu prostat büyümesi varsa bizim yaptığımız ameliyatlarda da iç kısım alınıyor zaten iç kısım kalıyor. Prostat kanseri açısından baktığımızda iyi huylu prostat nedeniyle ameliyat olanlar, “ben prostat ameliyatı oldu, bundan sonra benim prostatla ilgili hiçbir şikayet hiçbir sıkıntı gelmez” diye düşünmesinler. Prostat kanserine yakalanma riskiniz hala devam ediyor. Çünkü kapsül dış kabuk kısmı hala duruyor. O nedenle biz iyi huylu prostat büyümesi nedeniyle olsun olmasın erkeklerin 50 yaşından itibaren mutlaka prostat kontrolünden geçmeliler. Prostat kanserinde bir de ailesel prostat durumu vardır. Çünkü genetik geçiş d söz konusudur. Eğer ailesinde birden fazla kişide prostat kanseri varsa mutlaka o ailenin erkek üyelerinin 40 yaşında itibaren ürolog kontrolüne girmelerinde fayda var.
OKTAR BABUNA: Ne tip kontroller gerekiyor, ne yapılması gerekir?
SİNAN EKİCİ: O muayenelerde mutlaka parmakla prostatın muayenesi ve prostat spesifik antijen dediğimiz PSA testinin mutlaka bakılması lazım.
OKTAR BABUNA: Hangi sıklıkla PSA bakımın yeterli olur sizce?
SİNAN EKİCİ: Eğer herhangi bir şikayeti yoksa hastanın, ilk bakılanlarda da bir sıkıntısı yoksa PSA değerlerinde yılda 1 defa bakmak yeterli. Ama yılda 1 defa PSA ve ürolog muayenesi, bunlar yeterli olur genellikle. Eğer şüphe varsa doktorun önerisine göre bu süre kısaltılır. Hastanın durumuna göre 3 ayda bir, 6 ayda bir duruma göre. PSA’nın değerlerindeki artışa göre bakma sıklıkları değişebilir. Burada önemli olan şu; iyi huylu prostat büyümesiyle prostat kanseri birlikte olabilir. Veya tek başına prostat kanseri bir hastada olabilir veya tek başına iyi huylu prostat büyümesi bir kişide olabilir. O nedenle şikayetlere bakarak bir kişide iyi huylu prostat büyümesi mi kanseri mi olduğuna emin olamayız. Prostat hastalığı genellikle zor idrar yapma, idrara sık sık çıkma, gece idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma, idrara hemen başlayamama, kesik kesik idrar yapma gibi şikayetlerle gelirler, boşaltamama şikayetleriyle gelirler. Biz bu hastalara işeme testi, işemesi rahat mı değil mi, işemesi geçtikten sonra geride idrar aklıyor mu kalmıyor mu, tüm idrar yollarının bir değerlendirilmesi gibi temel tetkikler yaparız, PSA dahil bunlara ve idrar tahlili dahil. Eğer bunlarda bir şüphe varsa o zaman ileri inceleme yaparız. Zaten ürolog muayenesi dediğim o parmakla muayeneyi eklemem gerekir mi bilmiyorum. Bunlarda şüphe duyuyorsak, bir prostat kanseri şüphemiz varsa prostattan biyopsi yapıyoruz.
OKTAR BABUNA: O nasıl yapılıyor?
SİNAN EKİCİ: Makat bölgesinden ultrason eşliğinde, görüntü eşliğinde bölgesel uyuşturarak prostatın rastgele12 bölgesinden belli bir protokol çerçevesinde biyopsiler alıyoruz, parça alıyoruz. Eğer o parçalarda patolog prostat kanseri yakalarsa teşhis ederse o zaman tespit edilen prostat kanserinin türüne göre çünkü onun da hiçbir şey yapamayacağımız prostat kanseri var veya hemen tedavi vermemiz gereken prostat kanseri var. Buna göre hastayı tedavi protokollerine alıyoruz. Bazı hastalar var mesela hiçbir şey yapmayabiliriz. Buna nasıl karar veriyoruz; orada glisin derecelendirme diye bir yöntemimiz var. O glisin derecelendirme değerinde düşük dereceli bir tümörü varsa hastayı belli dönemlerde yakinen takip ediyoruz. Eğer burada kanserin türünde bir değişiklik olursa, hastada bir takım şikayetler oluşmaya başlarsa o zaman hemen gereken aktif tedaviyi verebiliyoruz. En başta prostat kanserine girerken latent prostat kanseri ve klinik prostat kanseri dedik. Prostat kanserinde eğer hasta iyi huylu prostat şikayetleriyle geldiğinde prostat kanseri yakalanmışsa o yakalanmış oluyor. Onların içinde küçük bir grup aslında hiçbir şey yapmasanız, hiç biyopsi yapmasanız hasta ömrü boyunca prostat kanseri olduğunu fark etmeyecek. Öyle bir grup var. klinik olarak önemsiz prostat kanseri dediğimiz grup bu. Bir de latent prostat kanseri dediğimiz şey de şu; siz vefat etmiş erkeklere otopsi yapılıyor dediniz, 80 yaşına gelen erkeklerin yüzde 80-90’ında prostat kanseri odağına rastlayabilirsiniz. Çok fazla. Bu, latent yani klinik olarak aktif, hastanın yaşamını etkileyecek seviyeye gelmemiş sessiz sedasız olan bir kanser. Hasta vefat etmiş ama ömrü boyunca hiç ortaya çıkmamış.
OKTAR BABUNA: Kaç yıldır mesela o kanser orada olmuş olabilir?
SİNAN EKİCİ: Onu söylemek çok zor. Hastanın biyolojisi hastadan hastaya onun derecesine göre değişebiliyor.
Burada önemli bir felsefe var; biz prostat kanserini teşhis ediyoruz ama biyopsiler yapıyoruz, PSA’ya bir değer vermişiz şu değerin üstü olursa biyopsi yapalım, altı olursa yapmayalım inceleyelim diye. O PSA sınırını ne kadar aşağıya çekersek daha çok biyopsi yapmak durumunda kalırız. Daha çok biyopsi yaptığımızda gerçekten önemli prostat kanserini mi yakalıyoruz yoksa önemsizleri de mi yakalayıp önemli kategorisine mi koyuyoruz? Burada önemli bir felsefe var.
OKTAR BABUNA: Doğru. Ama teknoloji çok gelişti. Erken teşhis tabii bu dediğiniz yöntemlerle mümkün oluyor artık kan derine bakarak. Peki ürolojik muayene yöntemlerinde MR var, tomografi var, ultrason var bunlara kanseri görmek mümkün mü? Bir MR tekniğinden de bahsetmiştiniz.
SİNAN EKİCİ: Prostat kanseri söz konusu olursa benim akademik yaşamımdaki ilk çalışmam odur, MR’la ultrasonun kanser teşhisinde tekniğine bakın, yazı-tura atmak gibi bir şey. Yarı yarıya. Kanser varsa atlayabiliyorsunuz. O nedenle ultrason, tomografi, günümüzde biline MR prostat kanserini göstermiyor. Sadece acaba şurası mıdır diye şüphe oluşturuyor. Ama son zamanlarda bir takım yöntemler geliştirildi, multiparametrik MR yeni bir yöntem. Son zamanlarda çok büyük merkezlerden çıkan çalışmalar kanserli dokuyu göstermede etkinliğinin yüksek olduğu yönünde bulgular veriyor. Eğer bu çalışmalar sonuçlandığında gerçekten çok etkili çıkarsa ilerleyen zamanlarda çok rutin uygulamaya geçecek gibi duruyor.
OKTAR BABUNA: Biyopsiyle kıyaslandığında nasıl?
SİNAN EKİCİ: Bu önemli bir yöntem çünkü o yöntemle biyopsiyi kombine ediyorlar. O yöntemde diyor ki; şu bölgede kanser var. o zaman biyopsi iğnesini oraya yönlendiriyor sistem. Biyopsiden önce yapılmalı. Hatta şüphelenildiği zaman biyopsi sırasında da o görüntülerle kombine bir özel sistem geliştiriliyor, biyopsi iğnesini o noktaya hedefliyor o anda. O elde edilmiş görüntülerle biyopsi alınma işlemini bir arada değerlendirip tam hedeften biyopsi alınması yönünden sistemdir.
OKTAR BABUNA: O zaman tabii emniyetini ve etkinliğini çok daha yükseltir bu şekilde. Kontrast verilerek mi yapılıyor yoksa kontrastsız mı?
SİNAN EKİCİ: Özel maddeler de veriliyor, MR’nın değişik varyasyonları.
OKTAR BABUNA: Tabii prostat konusu çok önemli. Şimdi tedavide ne yapıyorsunuz prostat kanserinde? Nasıl müdahale ediyorsunuz?
SİNAN EKİCİ: Prostat kanseri eğer prostatın dışına taşmamış, metastaz yapmamışsa.
OKTAR BABUNA: Metastaz yapma oranı ne kadar?
SİNAN EKİCİ: Prostat kanserinin şöyle bir özelliği var; küçük bir odak şeklinde başlıyor, belirli bir boyuta geldikten sonra eğer bu sinirlere de çok yakın bölgedeyse ani bir sıçrama yapabiliyor. Hemen lenfatik bezlerde veya kan damarları yoluyla, hemen lenf beselerine veya oradan kemiklere özellikle sıçrama yapabiliyor. Eğer öyle bir durum söz konusu değilse prostatın ve prostatın hemen yanında erbezleri dediğimiz başka salgı bezi daha mesanenin altında bunlar. Onların tamamıyla cerrahi yöntemle alınması yöntemi kalıcı bir tedavi sağlıyor. Burada tabii hastalığın derecesi çok çok önemli, evresi çok çok önemli. Cerrahiyle bunu alıyoruz ama daha sonradan nüksetme riski olabiliyor. Eğer bu derecesi, evresi yüksek bir hastalıksa burada cerrahi sırasında günümüzün en modern uygulama yöntemi robotla cerrahi. Burada sinirleri koruyoruz, açık cerrahide zaten koruyoruz ama robotla daha etkili korunduğu yönünde. Hakikaten bizim de tecrübelerimiz var. Eğer prostat kanseri prostatın dışına taşmış lenf bezelerine taşmışsa o durumda erkelik hormonu dediğimiz testesteron hormonunu baskılayıcı ilaçlar kullanıyoruz. Hormon tedavisi kullanıyoruz. Çünkü prostat kanserini besleyen gıdası erkeklik hormonu. Fakat ne yazık ki prostat kanseri bin bir surat bir kanser. Çünkü verdiğiniz tedaviye bir süre sonra direnç gelişiyor. Direnç geliştiği zaman farklı ilaçlarla müdahale etmeye çalışıyorsunuz. Belli bir noktaya geldiğinde artık o testesteronu baskılamış olmanız artık fayda etmez hal alır. Kastrasyon bu erkeklik hormonunun en düşük seviyeye indirilmesi anlamına gelir. Kastrasyona dirençli bir prostat kanseri dediğimiz bir evreye geliyoruz. Uzun yıllar bunun mekanizması bilinmiyordu ama son zamanlarda gelen veriler prostat kanserinin kendi hücrelerinin de testesteron ürettiğini ortaya koydu, çok ilginç. Ve yeni geliştirilen ilaçlarla da bu defa kanser hücresinin içerisindeki testesteron hücrelerini baskılama ilaçları çıktı, evet. Sürekli bir mücadele var. İnsanlık ve kanser sürekli mücadele halinde. Kastrasyona dirençli gale geldiğinde o ilaçlara başlıyoruz. Genellikle o evreye geldiği zaman böyle bir hormon tedavisi, kastrasyona dirençli prostat kanseri, yeni tedaviler, olmadı üzerine ek bir kemoterapi şeklinde böyle bir tedavi silsilesi devam ediyor.
Bir de prostat kanseri prostatın içerisinde olduğu zaman cerrahiye alternatif olarak başka yöntemler var. Radyoterapi olabilir. Prostatın dışına çıkmış ama çok çok ilerlememiş bu defa radyoterapi artı hormon tedavisi şeklinde bir tedavi var.
OKTAR BABUNA: Ne kadar genişlikte radyoterapi-ışın tedavisi veriliyor?
SİNAN EKİCİ: Eskiden geniş veriliyordu maalesef radyoterapinin komplikasyonlarıyla çok karşı karşıya kalıyorduk, hatta mesane kanseri gelişimine neden oluyorlar. Ama son zamanlarda radyasyon onkolojisi alanında gelişmelerle birlikte daha çok böyle prostatı içine alan komşu olan organları koruyucu yöntemlerle prostata uygulama şansları var radyasyon onkologlarının.
OKTAR BABUNA: Ben beyin cerrahı olduğum için, beyinde belli bir büyüklüğe kadar 3 cm.lik bir büyüklüğe kadar stereotaktik radyoterapi verilebiliyor yani lokal olarak etkisini bırakan. Prostatta yer var mı bu tip tedavinin? Küçük bir tümör olduğu zaman sadece o bölgeye verip-bırakma mesela gamanayf gibi tek seferlik.
SİNAN EKİCİ: Var. daha ufak prostat odakları kanseri olduğu zaman radyasyon onkoloğu, fizikçi ve üroloğun birlikte hareket edilir.
OKTAR BABUNA: Onun yeri nedir cerrahide? Ne zaman siz böyle bir tedavi tercih ediyorsunuz? Etkili mi hakikaten? Cerrahi net zaten çıkardığınızda etki net oluyor.
SİNAN EKİCİ: Prostatın bir lobunda olan daha küçük odaklı olursa. Ama orada hastalığın karakteri ve hastanın karakteri çok önemli. Bunlar hep ön plana geliyor. Aslında bütün ürolojik kanserlere baktığımızda tedaviler var, tedaviler şekillenmiş durumda. Biz bunları uyguluyoruz ama yani karşımızdaki insan her defasında tedaviyi uygularken insanı odak noktamıza almamız lazım. O hastaya özgü tedavi vermemiz lazım. Bence bundan sonra tıbbın gitmesi gereken nokta da o. Tedaviyi herkese uygulayabilirsiniz ama her hasta o tedaviyi tolore edemeyebilir ve onun yan etkilerine maruz kalabilir. Onun için hasta bazında düşünüp hastayı merkeze alıp o hastanın özelliklerine, o hastalığın karakterine göre tedaviyi şekillendirmek lazım. Asıl püf nokta orada.
OKTAR BABUNA: Önümüzdeki dönemde tıpta çok büyük yenilikler olacağı anlaşılıyor bu noktaya getirdi. Ben mesela kemoterapi gördüm, kemoterapi başlı başına öldürücü bir tedavi. Kanser hastalarının bir kısmı kanserden, bir kısmı enfeksiyonlardan, bir kısmı da kemoterapiden vefat ediyorlar.
SİNAN EKİCİ: Kanser hücreyi yok ederken sağlıklı hücreleri de öldürüyor.
OKTAR BABUNA: Bu bilinen bir şey. İnşaAllah öyle tedaviler çıkacak ki sadece hastalığa yönelik, normal dokulara zarar vermeyen daha etkili olan. Ve böyle bir döneme geliniyor hakikaten çok büyük ilerlemeler var. Özellikle ürolojide ilerlemeler var bahsettiniz zaten.
SİNAN EKİCİ: Ben bu konuya değineyim, böbrek tümörleri. Böbrek tümörlerinde uzun yıllardır tek bilinen şey cerrahiydi. Çünkü böbrek tümörleri çok ilginç tümörler. Kemoterapiye etkisiz, radyoterapiye etkisiz sadece cerrahi yapabiliyorsunuz. Böbreğin de dışına taşmışsa eliniz kolunuz bağlı. Bir ara immunoterapiler denendi çok faydalı olmadığı görüldü ama daha sonra akıllı ilaçlar çıktı. Hedefe yönelik tedavi dediğimiz ilaçlar çıktı. Kanserin oluşum evrelerindeki bir takım molekülleri hedefleyen ilaçlar var şu an. Şu an hakikaten elimiz rahatlamış durumda. Böbreğin d dışına çıkmış olan kanserleri cerrahi tedavi yaptıktan sonra o ek ilaçlarla hastalığı tamamıyla yok edebilecek seviyelere geldiğimiz vakıalar oluyor. Günümüzde de bu ilaçları rahatlıkla kullanıyoruz. Çok iyi bir çığır açtı böbrek tümörlerinin tedavisinde. Onun için orada kemoterapi de etkileniyor. Bunlar akıllı ilaçlar, özellikle kanser hücrelerindeki hedef molekülleri hedefleyerek gidip kanserli hücreyi tedavi eder.
OKTAR BABUNA: Son bir soru daha sormak istiyorum. Kısaca, prostat ameliyatı geçiren bir kişinin yaşam kalitesi nasıl etkileniyor bundan?
SİNAN EKİCİ: İşte orada geçirdiği cerrahinin, hastalığın evresinin, hastalığın kendi özelliklerinin önemi var. Prostat cerrahiyle kast ettiğimiz iyi huylu prostat büyümesi cerrahisi geçirmiş olan hastalara baktığımız zaman genellikle hayat kalitesini koruyoruz yani orada bir hayli mesafe kat etmiş durumdayız. Eskiden çok büyük prostatlara cerrahiler yapılırdı. Artık o açık cerrahileri de yapmaz olduk. Şimdi büyük boyutlardaki prostatlara da artık kapalı yöntemle müdahale edebilir hale geliyoruz. Orada usulüne uygun mahir ellerde yapıldığı zaman genellikle bir sıkıntı görülmüyor. Prostat kanserindeyse sinir koruma konusunda deneyimlerimiz arttıkça işte robotun da bu işe vermiş olduğu katkıyla beraber hastanın ameliyat sonrasındaki enfeksiyon fonksiyonu ya da idrar kaçırma konusundaki oluşabilecek bu sıkıntıları minimuma indirdiğimiz takdirse hastanın hayat kalitesi çok iyi seviyelere geliyor.
OKTAR BABUNA: Çok çok teşekkür ediyoruz. Çok güzel anlattınız, değerli bilgilerinizden istifade ettik. Sizi tekrar ağırlamak isteriz.
SİNAN EKİCİ: hastalarımıza vereceğimiz en önemli mesaj sigaradan uzak durun, mutlaka 50 yaşından sonra bir üroloğu ziyaret edin.
OKTAR BABUNA: Bunları dua maiyetinde yaptırmak lazım. Şifa Allah’tan ama doktorlar da vesile.
Çok teşekkür ediyoruz, Prof. Sinan Ekici Beyi ağırladık bugün. Haftaya yeni bir yaşam ve Sağlık programında değerli hekim arkadaşımızla birlikte olmak üzere herkese iyi günler diliyorum.
http://a9.com.tr/izle/209127/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---70-Bolum---Prof-Dr-sinan-Ekici-Uroloji-ve-Urolojik-Onkoloji-Uzmani