Yaşam ve Sağlık – 64. Bölüm – Prof. Dr. Özenç Minareci, Nöroradyoloji Uzmanı
OKTAR BAHBUNA: İyi günler sayın izleyicilerimiz. Bir yaşam ve Sağlık programında daha birlikteyiz. Çok değerli bir konuğumuz var daha önce de ağırlamıştık, Prof. Dr. Özenç Minareci Hocamız bizimle birlikte. Hocam hoş geldiniz.
Nöroradyoloji çok önemli bir dal. Ve girişimsel nöroradyoloji asıl bugün konuşmak istediğimiz konuların balında o geliyor. Son derece önemli fakat bir o kadar da bilinmeyen bir branş. Oysa bakıldığında son derece önemli çok etkili metotlar kullanıyorsunuz, çok ağır hastalıkları tedavi edebiliyorsunuz. İsterseniz onlardan biraz bahsedelim, buyurun Hocam.
ÖZENÇ MİNARECİ: Hay hay tabii ki. Maalesef halk nezdinde bilinmez. Çünkü bilinmez. Branşlar ikiye ayrılır ya, kliniksel branşlar bir de arka plan branşları, radyoloji arka plan branş olagelmiştir. İnanların bir şikayeti olduğunda çareyi bir radyoloji kliniğinde aramak pek akıllarına gelmez. Direk olarak hastayla birebir daha çok temas eden nöroloji, nöroşirurji gibi veya cerrahi gibi branşlara müracaat edilir. O arkadaşlar da ilk planda işe ameliyat gözüyle bakıyorlar, ameliyat ediverelim, ameliyatla bu iş hallolur diye. Ancak komplike durumlarda, problemli durumlarda, ameliyatı biz yapmasak da başa çözüm yolu ne olur diye belki hasta daha çok yönlendiriliyor. Ama gittikçe gelişiyor, gittikçe daha bilinir hale geliyor nöroradyoloji, özellikle girişimsel nöroradyoloji. Bu işte sosyal medya ve internet de çok etkili oldu. Hastalar bir şekilde kendilerine bir teşhis konulduğu zaman bunu ben nasıl çözerim diye araştırıyor ve o şekilde kendi kendine gelen epey bir hastamız olmaya başladı.
OKTAR BABUNA: Evet. Sizin aslı sahanız beyin. Çok ağır hastalıkları var, mesela ne olabiliyor; felç tabii ki. Allah saklasın başka bir yerde hareket eden bir pıhtı beyin damarlarını tıkadığı zaman felç, konuşamama gibi ağır durumlar ortaya çıkabiliyor hatta öldürücü olabiliyor. Hatta dünyada 3 numaralı ölüm sebebi. Kalp hastalıkları var, kanser var ve felç var. Siz bu tip hastalarda son derece önemli bir girişimde bulunabiliyorsunuz. İsterseniz bununla başlayalım. Çünkü felç herkesi ilgilendiren bir konu olduğu için, kalp damar hastalıkları çok yaygın tabii.
ÖZENÇ MİNARECİ: Evet, çok yaygın. Çünkü kalp damar hastalığı çok yaygın ve hekime de ne zaman geleceği belli değil. randevulu gelen veya önceden teşhis edilmesi için de bir randevu alayım da doktora gideyim de diyecek bir şey değil. ne olduysa o anda yapılması gerekiyor veya gereken tedavi yapılmazsa o felç ömür boyu kalıcı olabiliyor hatta ölüme bile neden olabiliyor. Onun için bir fonksiyon kaybı, felç deyinde genelde insanlar vücudun bir tarafının tamamen tutmaması gibi algılıyor. Ani olarak görme kaybı, ani olarak kolda, elde kuvvet kaybı veya bacakta kuvvet kaybı veya bunların tamamı bir den olması bir felç olarak adlandırılıyor. Bu durumda tabii en yakın hastaneye bir müracaat edip durumu değerlendirip ondan sonra da bu tedavinin yapılacağı yere geçmek lazım. Her hastanede bu çünkü maalesef yapılmıyor. Yapılması gereken şey bütün bu klinik tablonun bir beyin kanamasına mı bağlı olduğu yoksa bir damar tıkanıklığına mı bağlı olduğu anlamak. Veya damar tıkanıklığına bağlı olduysa da mümkün olan en kısa zamanda ki bu mümkünlüğün olabilir en uzun süresi 8 saat. Bu işi yapacak bir merkeze gidip bir anjiyo yapılması, o damarı tıkayan pıhtının oradan ama eritilerek ama çekilip çıkartılarak yok ederek beyin beslenmesinin yeniden açılması ve hayati fonksiyonların tekrar kazanılması şeklinde bir süreç çalıştırmak lazım. Bunun için tanı erken konacak, yollarda dur bakalım ne olacak diye hasta oyalanmayacak, bilinçli bir şekilde bir yere gidilecek, orada da bu iş hemen yapılabiliyor olacak.
OKTAR BABUNA: Ne kadar bir vakit var? Ne kadar zaman içinde harekete geçilmesi gerekir?
ÖZENÇ MİNARECİ: Olan en kısa zamanda. Biz ‘bu işte zaman beyindir’ diyoruz. Vakit nakittir der gibi zaman beyindir. Geçen her dakika beyinde kurtarılamayacak hücre sayısı artıyor. Ne kadar erken yaparsak o kadar çok risk altındaki hücreyi kurtarabiliriz. Ama yaklaşık 8 saati geçtiyse, hadisenin başlamasından tedavinin bitimine kadar süre 8 saati geçtiyse ondan sonra çok fazla bir yarar maalesef sağlayamıyoruz.
OKTAR BABUNA: Hatta risk bile oluyor, değil mi?
ÖZENÇ MİNARECİ: Tabii. Bu sefer o damarı açsanız bile hasar görmüş dokuda kanamaya yol açabilirsiniz. Bu sefer beyin kanaması gelişebilir daha tatsız tablolar olabilir maalesef.
OKTAR BABUNA: Nasıl bir işlem uyguluyorsunuz? Neler yapıyorsunuz böyle gelen bir hastaya? Diyelim ki hemen size yetiştirildi, zaten belli merkezlerde yapılabiliyor, değil mi?
ÖZENÇ MİNARECİ: Evet. Ama 112 de bu konuda artık bilinçli. Onun için uygun yerlere hastayı yönlendirebiliyor. Hastayı hemen MR’ almakta fayda var. MR’la kanama mı değil mi, beynin hangi bölgesi bu işten etkileniyor onu görmek. Ondan sonra hastayı hemen anjiyo bölümüne almak. Anjiyo bölümünde kasıktan girerek anjiyoyu yapıp tıkalı damarın içinde g-direk mikro kateter dediğimiz kataterlerle gitmek, orada pıhtıyı eritecek ilaç vermek. Kendiliğinden eriyorsa mesela yok, erimiyorsa onu başka cihazlarımız var, yine o mikro kateterlerin içinden gidip onu alabilecek, onu alıp tutup dışarıya çekmek çok daha etkili bir yok olabiliyor bazen.
OKTAR BABUNA: Şahane bir teknoloji tabii, hayat kurtaracak bir şey. Eğer o damar çok kısa bir sürede açılırsa tamamen sapasağlam hayatına devam edebilir.
ÖZENÇ MİNARECİ: Aynen öyle oluyor. Demin dediğim gibi, konuşamayan ve bir tarafı tutmayan bir hastanın yatıp da bu işte istenilen hedefe ulaşıldığı zaman masadan kolunu bacağını oynatarak, yürümese bile konuşarak kalkması mümkün. Yürüyemiyor niye? Çünkü kasığından işlem yaptığımız için ayağa kaldırmıyoruz kasığı kanamasın diye. Birkaç saat kıpırdamadan yatması lazım. Yürüyebilecek duruma gelenler var tabii ki.
OKTAR BABUNA: Bu bilinmediği için, bir çok hekim arkadaşımızın da bu konuda fazla bir bilgisi yok. Hele halk arasında pek bilinmeyen bir yöntem. Tabii güzel haber, 112 dediniz bu konuda biraz daha bilinçli yönlendirebiliyor. Tabii bilinirse bu program da vesile olur, inşaAllah.
ÖZENÇ MİNARECİ: Ama bunun arka planında şunu yapmak lazım; çok ciddi bir organizasyon işi bu. Bu işin yapılacağı merkez sayısını artırmak lazım, o merkezlerdeki ekip sayısı 365 gün 7-24 servise hazır bir şekilde bekliyor olmalı. Yani arka planın çok kuvvetli olması lazım. Ancak bu şekilde dünyadaki 3. ölüm sebebi çok daha gerilere gidebilir.
OKTAR BABUNA: Şimdi siz tabii hocaların hocasısınız. Çok sayıda hoca, çok sayıda doktor yetiştirdiniz bu konuda. Bu konuda büyük hizmetiniz var. Nöroradyolojinin de Türkiye’deki ilk kurucularındansınız.
ÖZENÇ MİNARECİ: Yaş belli bir yere gelince hastanede falan böyle bakıyorum, benim ağabey veya hoca diye hitap ettiğim büyüklerimizin sayısı çok azaldı ama büyük bir bölüm ya ağabey ya da hoca diyor.
OKTAR BABUNA: Şimdi tabii başka hastalıklar da var hatta tanınmış sanatçılarımızdan birine de olmuştu. Bazen beyin damarlarında damar duvarında zayıflık sonucu balonlaşma oluyor. Bu konuda bir ameliyat tedavisi var bir de endovasküler girişimsel nöroradyolojiyle tedavi edilebiliyor. Şimdi sizin yönünüzden dinleyelim; böyle bir balonlaşma olduğu zaman ne tip belirtiler ortaya çıkıyor, ne tip riskleri var ve neler yapılabiliyor?
ÖZENÇ MİNARECİ: Bu anevrizma dediğimiz şey balonlaşma. Bir damardaki balonlaşmaya biz anevrizma diyoruz. Bu beyin damarında da olabilir, kalpte de olabilir, başka damarlarda da olabilir. Ama biz beyni konuşuyorsak beyin damarlarından bahsedelim. İki başlıkta incelemek lazım bunu. Bu, anevrizmanın kendi halindeyken saptanmış formu veya bizi en korkutan şey kanayabilir, patlayabilir zayıf bir noktadır çünkü, kanamış anevrizmanın tedavisi nasıl olur diye. Kanamamış anevrizma çoğu kez tesadüfen saptanıyor. Diyelim ki tabiri caizse ıvır zıvır bir nedenle bu sıklıkla yapılıyor. Hani başım ağrıyor MR çekilsin veya şöyle bir şikayetim var, bir beyin MR’ını görelim diye çekilen MR’larda tesadüfen saptanıyor ki bunların işi çok kolay. Bunların çok büyük bir bölümü ameliyata gerek kalmadan endovasküler olarak tedavi edilebiliyorlar. Burada yapılması gereken şey anevrizması olduğunu düşününce hastanın bir anjiyografisini yapmak. Çünkü anjiyo yaptığınız zaman damarı en detaylı şekilde görüyorsunuz. Anevrizmanın boyunu bosunu, ağzının genişliğini, göbeğinin genişliğini, ona nasıl bir teknikle tedavi edilecek, komşuluğundaki damarlar nelerdir. Ameliyatla yaklaşırsanız o damarlar nasıl problem çıkarır, damarın içinden giderseniz ne problem olur bütün bunları değerlendirdikten sonra işin doğrusu bütün bu tedavileri bir ekip olarak yapmak. Açık ameliyat yapan ve endovaskülerin ekip olarak çalışması, biz onları ortak toplantıda tartışırız. Bu anevrizmayı nasıl yaparsak hastaya daha yararlı oluruz, veya hastaya az zarar veririz.
OKTAR BABUNA: Anjiyonun riski var mı?
ÖZENÇ MİNARECİ: Bir yerde doktor varsa risk var. Tıbbi her işte kendine göre riski vardır ama anjiyonun riski İstanbul’da yaşamaktan daha fazla değil.
OKTAR BABUNA: Peki, bir de MR anjiyo diye yeni b,r yöntem var, bu yöntemde anevrizmayı görememe kaçırma ihtimali nasıl oluyor acaba? Etkili bir yöntem mi?
ÖZENÇ MİNARECİ: MR anjiyo bir tarama yöntemi. Cihaz kalitesine göre ve o inceleme yapılırkenki özene göre onun duyarlılığı çok değişkenlik gösteriyor. Çok küçük şeyler de yakalanabilir, çok büyük şeyler de atlanabilir. Onun için MR anjiyoda anevrizma görüldüyse o önemli bir şey ve üstünde durmak lazım. Ama klinik ve aile hikayesi de tabii böyle bir şeyi bize telkin ediyorsa ama biz MR anjiyo da görmüyorsak çok da güvenmemek lazım, ona itimat etmemek lazım. Ama detayını görmek için anjiyo hala altın standart görüntülemede. Aile hikayesi dedik çünkü aile hikayesinde beyin kanaması varsa bir hastanın bu incelemelerin yapılması lazım. Ailesinde beyin kanaması olmasa bile bir anevrizma hikayesi varsa, hele ailesindeki anevrizma olan yakını birden fazla anevrizması varsa onların mutlaka incelenmesi lazım. Çünkü bir insanda bir kaç tane anevrizma varsa onun birinci derece akrabalarının da anevrizma olma ihtimali toplumun diğer bireylerine göre 5 kat fazla.
OKTAR BABUNA: O zaman mutlaka anjiyo yapılması gerekiyor mu?
ÖZENÇ MİNARECİ: En azından iyi bir MR anjiyoyla bakmak. MR anjiyoda ikna olunamazsa anjiyoyu yapmakta fayda var.
OKTAR BABUNA: Anevrizmayı gördünüz, dediniz ki cerrahlarla birlikte karar veriyoruz. Yüzde kaçı size geliyor anevrizmaların yani henüz bir kanama yok, bulgu olarak bulundu, anevrizmaların yüzde kaçını siz tedavi ediyorsunuz?
ÖZENÇ MİNARECİ: Genel olarak yüzde 70-75’i diyebilirim kendi uygulamam açısından söyleyecek olursa. Diğer yüzde 25-30’luk bölümü de belki biraz daha zorlasanız küçültebilirsiniz. Yüzde 70-75’i belki 85-90’lara çıkarabilirsiniz. O biraz zorlama oluyor. Niye? Çünkü hastanın yaşı, onun genel durumu, eşlik eden başka hastalığı var mı yok mu, anevrizma hangi damarda, komşuluğundaki damarlarla ilişkisi ne? Ben bunu hangi teknikle, evet endovasküler teknikle yapacağız ama onun da değişik yöntemleri var. Bunu hangisiyle yapacağım bütün bunların birlikte değerlendirilmesi aşağı yukarı beni yüzde 70-75 hastaya götürüyor. Bunu biraz daha, şöyle de yaparsam böyle olur diye sıkıştırırsak evet olabilir ama orada biraz daha fazla risk alıyor olursunuz işte o konuda.
OKTAR BABUNA: Bu ferahlatıcı bir şey çünkü cerrahi çok ağır bir yöntem. Birinin beynini, kafatasını açıp orada bütün dokuları iterek kakarak oraya mandal yerleştirmek hakikaten ağır bir yöntem. Bu sizin anlattığınızda hiç öyle bir şey yok. Kasıktan giriyorsunuz, incecik kateterlerle ilgili yere geliyorsunuz. Bir de risklerini konuşalım. Böyle bir işlem sırasında neler olabilir? Uzun vadede başarı oranı nedir anevrizmaların bu şekilde tedavi edilmesinin? Bir de ne şekilde tedavi yöntemleriniz var?
ÖZENÇ MİNARECİ: Risklerimiz nelerdir? Her şey olabilir. İşlem sırasında beyin kanaması da olabilir, damar tıkanıklığına bağlı felç de gelişebilir, çok daha farklı şeyler de olabilir ama. Kanamamış bir hastada yani kanamamış bir anevrizmada bu risklerin toplamı yüzde 1-2’yi geçmez. Zaten yüksek riskli bir iş yaptığınız zaman kanamamış bir hastada hastayı risklerden korumak için bir iş yapmanın anlamı kalmaz. Çünkü hastanın ciddi bir sağlık sorunu var da biz ona yarım ediyor değiliz. Hastanın evet kaba tabirle beyninde patlamaya hazır bombası var, o bombayı kontrollü şekilde söndürmek için işlem yapıyoruz ama henüz bomba patlamamış, hasta o anda sağlık sorunu yaşamıyor. Onu fazla riske sokmanın bir alemi yok. Ancak yüzde 1-2 risk kabul edilebilir. Biz o kadar bir riskle yapıyoruz bu işi. Nasıl yapıyoruz? Değişik yöntemler var, ya kateterle incecik bir boru şeklinde anevrizma dediğimiz balonun içine giriyoruz. Özel tellerimiz var bizim coil dediğimiz, değişik çapta, değişik uzunlukta, değişik şekilde olanları var o tellerle anevrizmanın içine bir yumak örüyoruz bir yün yumak gibi, anevrizmanın içine kan giremiyor, bu bir yöntem. Bir diğer yöntem ağzı çok genişse anevrizmanın bu yumağı örerken ana damara taşacağı için ana damarın açık kalması için orayı bir balonla şişirip geçici olarak öyle dolduruyoruz. Veya oraya bir tane stent koyuyoruz. O stent o telden yaptığımız yumağın anevrizmanın içinde devamlı kalmasını sağlıyor. Bunlar değişik ve çok sık yaptığımız şeyler. Bir de sn zamanlarda gittikçe artan bir şekilde kullanmaya başladık, akım yönlendirici stent diye. Bunlar da telden örgü bir boru gibi, çok sık bir örgü bu. Onun için anevrizmanın olduğu yerde ana damarın içine koyuyoruz. O kan akımını öyle bir yönlendiriyor ki hiç anevrizmanın içine girmiyor direk olarak yoluna devam ediyor.ve o anevrizma da çöken çadır gibi kendiliğinden yok olup gidiyor, içine bir şey komamıza genellikle gerek kalmıyor. Ama burada tabii şu önemli; hastanın kanını sulandırmamız lazım. Bir stent kullanacaksan hastanın kanını sulandırmak lazım ki o stentte bir pıhtı oluşmasın. İşte ilk başta konuştuğumuz felç gibi şeylere, damar tıkanıklıklarına yol açmasın diye kanı iyi sulandırmak lazım. Bunun belli testleri var. Testlerle kanın yeterince sulanıp sulanmadığını anlayıp ona göre işlem yapmakta fayda var.
OKTAR BABUNA: Tabii anevrizmanın patlamamış olanlarından bahsettik ama bazen de doğrudan kanamayla ortaya çıkıyor. O tip durumlarda beyin kanaması yüksek oranda öldürücü ihtimali olan bir kanma olmuş oluyor. Böyle bir hasta geldiği zaman siz yüzde kaçı size geliyor, gelmesi gerekir? Yüzde kaçında cerrahi yöntemle tedavi ediliyor patlamış olan anevrizma?
ÖZENÇ MİNARECİ: Beyin kanamalarının tabii ki değişik tipleri var ama bizim süper koroid kanama dediğimiz kanama tipinde kanama nedeni genellikle anevrizma patlaması zaten. Bu tablo hakikaten çok ölümcül çok ciddi sakatlık riski taşıyan bir tablo. Hasta bize ulaşabildiyse, çünkü bu tip beyin kanamalarının yaklaşık beşte biri maalesef hastaneye bile ulaşamıyor. Onun için işin riskini vurgulamak amacıyla bunu söylüyorum ki birisinde bir anevrizma tanısı kanamadan önce konursa bu hafife alınacak bir şey değil. O anevrizma günün birinde kanarsa beşte bir ihtimalle hastaneye bile ulaşamayacak. Ulaşabilenlerde ilk yapılacak şey tomografiyle kanama olduğunu saptamak ondan sonra da, biz kendi hastanemizde böyle bir hasta geldiğinde onu direk olarak anjiyografiye alıyoruz, anjiyografiyle bütün damarları değerlendiriyoruz. Anevrizmaya rastlarsak hemen arkadaşlarla ayaküstü topaltı yapıp, bunu açık mı yapalım, kapalı mı yapalım diye. Ona göre bir an önce tedavisini yapıyoruz. Mümkün olan en kısa zamanda kanamış bir anevrizma tedavi edilmeli.
OKTAR BABUNA: Yüzde kaçı size ait olmuş oluyor böyle bir durumda yaklaşık?
ÖZENÇ MİNARECİ: Yarıdan fazlası.
OKTAR BABUNA: Peki riskler aynı mı patlamayana göre?
ÖZENÇ MİNARECİ: Patlamayanda çok çok düşük risk. Kolay algılanmasını sağlamak için şöyle diyelim; diyelim ki Ahmet beyin beyninde bir anevrizma var, bu sabah gelip hastaneye yatar, bugün biz onun tedavisini yaparsak bu akşam da Ahmet bey hastanede kalır yarın evine gider. Evine gittiğinde bir iki gün evinde istirahat etti, konu komşuya da naz yaptı ben ameliyat oldum diye. Üç gün sonra Ahmet bey tamamen sağlıklı olarak işinin başına dönebilir, bir taraf bu. Ama kanamış olursa tablo çok farklı ve bilinmezler dolu. Çünkü o kanamanın yaratacağı olumsuzluklar önceden maalesef kestirilemiyor. Hastayı felç de edebiliyor, öldürebiliyor da, aylarca yoğun bakıma kalmasına neden oluyor. Hem kendisi hem ailesi için çok ciddi sıkıntılar ortaya çıkabiliyor. Onun için bir kere kanama ayrı bir olay. Kanadığı zaman işe bir sürü belirsizlik giriyor, seyri önceden kestirebilmek açısından.
OKTAR BABUNA: Mesela koroner damarlarda olduğu gibi beyin damarlarında da darlık olabiliyor, stent koyma bir yöntem. Siz bu yöntemi sıklıkla kullanıyor musunuz? Diyelim ki beyin damarlarında belli bir yerde darlık gördünüz, tabii bu felce kadar gidebilir. Nasıl tedavi ediyorsunuz bunları, neler yapıyorsunuz?
ÖZENÇ MİNARECİ: Aynı kalp damarlarında olduğu gibi bunlara da stent konuyor. Genellikle anjiyo deyince kalp anjiyosu anlaşılıyor halk arasında. Stent deyince de kalbe konuluyor gibi düşünülür. Halbuki nerede damar varsa o damara anjiyo da yapılır, stent de takılır. Boyun damarı darlıkları tabii bizim çok sıklıkla uğraştığımız bir konu. Bu boyun damarlarında da aynı kalp damarındaki gibi damar sertliğine bağlı damar tıkanıklıkları ortaya çıkabiliyor. Ve bu daralmalara bağlı kan yeterince beyne gidemiyor. Veya burada oyalandığı için o darlıktan geçmek için orada küçük pıhtıcıklar oluyor, o pıhtıcıklar gidiyor bir yerleri tıkıyor problem çıkarıyor. Bu darlıkları belli bir derecenin üstünde ve şikayete yol açıyorsa mutlaka açmak lazım.
OKTAR BABUNA: Nedir o derece? Nereye kadar dokunmuyorsunuz?
ÖZENÇ MİNARECİ: Genellikle yüzde 70 darlığın altında pek şikayete yol açmıyor. Yüzde 70’in üzerindeki darlıklarda şikayetler eğer kan sulandırıcı ilaçlarla geçiyorsa, diyelim ki yüzde 70-80 arasında o zaman hastayı biraz daha izlemekte fayda var. Ama yüzde 85-90’ın daha üzerinde bir darlık varsa onu beklemeye gerek yok, onlar artık çabucak daralıveriyorlar, tıkanıveriyorlar çünkü. Onlara müdahale etmekte fayda var. Bunu yaparken de burada da yine iki yöntem var. Açık ameliyatla o damarın açılması veya stentle açılması. Damarın seyri ve o darlığı yapan duvar kalınlaşmasının yapısı bizim için önemli. Damarın seyri çok zikzaklar şeklinde gidiyorsa o zaman açık ameliyat biraz daha emniyetli olabilir. Çünkü o zikzakların arasından o stenti ve bizim kullandığımız telleri götürmenin bir takım zorlukları ve riskleri biraz daha artıyor. Mümkün değil mi mümkün, yapılır mı yapılır. Hani hep cerrahinin riskiyle karşılaştırıyoruz ya, hangimiz düşük riskle yaparız diye. Biz o zaman cerrahinin birazcık üstüne doğru çıkabiliyor oluyoruz. Onun için o hastaları cerrah arkadaşlar açıp temizliyorlar. Bir de o damar duvarındaki kalınlaşma çok yumuşak çamur kıvamında bir doku nedeniyle oluyorsa biz stenti koyarken oradan yukarıya bir şeylerin kontrol edemeyeceğimiz şekilde kaçırmak mümkün olabilir. Onu da tutmak için ayrı sistemlerimiz var, filtrelerimiz var ama ortadan bir problemi çıkarıp da problemi yukarıda yakalayacağım diye bir şey yapma marifeti yok. Önemli olan problemi de çıkarmadan işi halledebilmek. Tedbirinizi alırsınız ama sonuçta bunu da yukarıya mümkün olduğunca kaçırmamak lazım. Onları biz daha çok cerrahiye veriyoruz ama boyun damarındaki darlıkların da yine neresinden baksanız yüzde 70-80’i rahatlıkla stentle tedavi edilebilir şeyler. Beyin damarında da bazen oluyor beynin içinde. Boyun dediğimiz şahdamarlarında ve enseden giden vertebral arter dediğimiz ana damarlarda. Bazen beynin içindeki darlıklar da oluyor tedaviler gerekiyor. Tabii orada ameliyat yapacak hiçbir şey yok. Orada tek seçenek andovasküler, oraya gerekirse stent koyuyoruz.
OKTAR BABUNA: Beyin damarlarının bir hastalığı daha var ondan da bahsedelim. Her ne kadar az görülüyorsa da toplumda. Doğuştan damar yumakları, anormal damar malformasyonları denilen. Sonradan oluşma zaten çok az görülüyor, genelde doğumsal oluyor. Bu tip durumlarda öncelikle sizin girişiminiz çok önemli. Bu tip durumlarda neler yapıyorsunuz? Nedir bu damar yumakları, nasıl tedavi ediyorsunuz?
ÖZENÇ MİNARECİ: Damar yumakları arteriovenöz malformasyon dediğimiz hastalık. Yani bir yerdeki damarlar beynin bir bölgesindeki, bu vücudun her yerinde olabilir de biz beyni konuşuyoruz, beynin bir noktasındaki damarlar anne karnındaki gelişim sırasında farklı bir şekilde oluşuyorlar. Ve burada olmaması gereken, normalde atar damar gelir dallar verir, dallar verir, iyice incelir kılcal damar olur, kılcal damardan sonra kirli kanlar toplar damarda toplanır, onlar biriktikçe ana toplar damar olur ve gider. Bu hastalık durumunda o kılcal damarlar olmaz, orada koca koca damarlar yumak yapıp atar damarla toplar damar arasında bir kısa devre oluştururlar. Kan buradan hızla geçerken orada o damarları çatlatabilir, kanatabilir. Bu tip problemler olabilir. Veya o oradan o kadar hızlı geçer ki, o dokuyu beslemeye fırsat kalmadan kan geçtiği için o doku iyi beslenemez. Ona bağlı şikayetler ortaya çıkabilir. Onun için bazen bunları tedavi yapmak gerekli oluyor. Bazen diyorum çünkü bu konudaki yaklaşımımız son birkaç sene içinde biraz değişti. Tabii tıp çalışmaların, araştırmaların bilimsel gelişmelerin paylaşımıyla gelişiyor. Bu gelişmeler ışığında bir çalışma bizim bu arteriovenöz malformasyonlara bakışımızı azıcık değiştirdi. Eskiden bulduğumuz her hastayı tedavi edelim diye düşünürdük ve böyle bir şey önerirdik. Şimdi eğer bu yumak tesadüfen ortaya çıktı ve hastada hiçbir şikayete yol açmıyorsa, hiçbir klinik bulguya yol açmıyorsa onu ellemeden izlemek daha doğru bir yaklaşım olacak fikri yaygınlaştı. Ve biz de bunu benimsiyoruz. Aruba diye uluslar arası çok merkezli bir çalışmada yapılan incelemede hiçbir şikayet yokken yapılan işlemlerde hastaların karşılaştığı riskten, hiçbir şey yapmadan beklemeye göre biraz fazla olmaya başladı. Onun için hastada bir şikayete yol açıyorsa o zaman mutlaka tedavi etmeli. Hiçbir şikayeti yoksa AVM dediğimiz arteriovenöz malformasyon bırakalım biraz dursun. Tedavi etmek gerekiyorsa ne yapıyoruz? Başlıca üç değişik tedavi yöntemi var. Bunlardan bir tanesi bizim damarın içinden girip endovasküler yolla o damar yumağının içine bir ilaç sıkıp orayı kapatmamız, o istenmeyen damarları devre dışı bırakmamız. Diğer yöntem, ameliyatla o bölgenin temizlenmesi. Bir diğer yöntem de ışın tedavisi gamma knife dediğimiz oraya çok iyi odaklanarak ışın tedavisiyle hastada olmaması gereken damarların kurutularak yok edilmesi. Bunlar hangisi hangi hastaya daha uygun? Yine bizim ortak toplantılarımızda tartışmayla çıkar. Ama endovasküler tedavide eğer bizim yöntemlerimize uygunsa o zaman onu bir defada tamamen bitirmek mümkün. Cerrahi biraz daha zor bir şey tabii. Hatta bazıları rahat ameliyat edilecek gibi olmuyor, çok büyük oluyor. Onları biz önceden embolize ediyoruz ameliyata müsait hale getiriyoruz ve ondan sonra ameliyat edilebiliyor. Ondan sonra tamamen, önce embolizasyon arkasından ameliyatla temizlenebiliyor veya tedavi sırasında karşılaşabilinecek riskler azaltılıyor. Ama ışın tedavisinde uyguladıktan 2-3 sene sonra tam neticeyi alabiliyorsunuz. Bu bekleme süresinde yine kanama devam ediyor.
OKTAR BABUNA: Bir de beyin tümörleri konusu var. Beyin tümörlerinde de zaman zaman sizin yöntemlerinizin etkili olduğu durumlar ortaya çıkabiliyor. Mesela iyi huylu tümörleri var beynin, bunlar da özellikle. Bilmiyorum başka neler yapıyorsunuz? Bu da önemli bir konu, beyin tümörleri de hiç de az görünmeyen bir tümör grubu.
ÖZENÇ MİNARECİ: Çok sık, gittikçe de artıyor herhalde. Çok sık görür olduk beyin tümörlerini. Bunlarda beynin kendi dokusundan kaynaklanan tümörse onlarda bizim yaptığımız endovasküler olarak veya girişimsel yöntemlerle yaptığımız çok fazla bir şey yok. Ama beyni saran zardan kaynaklanan tümörlerde bizim menenjiom dediğimiz, evet onlarda o tümörü besleyen çok kanlanan tümörlerdir. Onları besleyen damarların içine kasıktan girerek yine tümörün ta göbeğine kadar gidip, onun damarlarını tıkayıp o tümörün büyümesini engellemek. Hatta beslenmesi kesildiği için küçülmesini sağlamak mümkün olabiliyor. Bu memenjiomlarda olabiliyor işte o beyin zarı tümörleri. Veya kulak çevresinde veya kafa kaidesinde sıklıkla gördüğümüz glomus tipi tümörler olabiliyor. Yine beynin kendi tümörlerinde de yaptığımız işler var. Onlarda ama ameliyatın riskini azaltmak amacıyla daha çok hem anjiyoblastomlarda onlarda belki onları tıkamakta ameliyatı rahatlatmak açısından fayda sağlanabiliyor. O tip şeylerimiz var tabii.
OKTAR BABUNA: Beyin hastalıklarından bahsettik, hakikaten maharet gerektiren konular. Sizin anlattıklarınız çok önemli. Bu girişimsel radyoloji, daha doğrusu bu girişimsel teknikler başka sahalara da yayıldı, değil mi? Pek bilinmiyor. İsterseniz bundan da bahsedelim. Son derece önemli tekniklerden bahsettiniz. Hangi hastalıklarda neler yapılabiliyor? Mesela burun kanaması bile bazen bu yöntemle durdurulabilir, değil mi?
ÖZENÇ MİNARECİ: Tabii. Burnu kanayan hastaya ne yapılır, kulak burun boğaz hekimi bir tampon koyar. Ama önden koyar ama arkadan koyar ama ikisini beraber yapar, bunların da çoğu durur. Ama durmayanları var. o zamanki çare yine embolizasyon olabilir. Yine o hastaya anjiyografik olarak burun damarlarına bakıp kanayan damara kadar, bazen kasığından girip burnunun ucuna kadar gidip burnun içinde, tuhaf gelir ama yaparız biz onu. Oraya kadar gelip o kanayan damarı tıkadığımız zaman otomatikman zaten burun kanaması duruyor, hasta bu problemden kurtuluyor. Ve bir daha da böyle bir kanaması olmuyor. Onun için KBB de her zaman bizimle irtibatta olmak isterler zor anlarında yardım isteyebilecekleri bir şey olduğu için.
OKTAR BABUNA: Başka hangi durumlarda siz devreye giriyorsunuz?
ÖZENÇ MİNARECİ: Girişimsel radyoloji deyince çok geniş. Hatta neredeyse içinde bile artık yan dallara ayrılmaya başladı. Nöroradyoloji kısmından bir tarafa ayrıldı ama nöroradyoloji dışındaki girişimsel radyoloji bile kimi arkadaşlar ben sadece damar problemleriyle uğraşırım diyor, kimi arkadaşlar damar dışı problemlerle ben uğraşırım diyor. Çünkü damar dışı dediğimiz zaman karaciğer, safra, pankreas hastalıklarıyla çok problem çözme ihtimali var, böbrekle ilgili problem çözme imkanı var. burada örneğin; böbrekteki idrar yollarında bir tıkanıklık olduğu zaman oraya bir kateterle açmak, açık ameliyata gerek kalmadan gerek hastanın bel bölgesinden girmek gerekse aşağıdan girmekle idrar yollarından girip daralmış olan idrar yollarını açmak, oraya bir kateter koymak, stent koymak ve hastayı rahatlatmak mümkün olabiliyor. Safra yolu darlıklarında buradan iğnelerle karaciğer içine girip karaciğer içindeki safra yollarına kadar girip oradaki dar yerlere girmek, oraları balonla genişletmek, safra akışını normale döndürmek mümkün olabiliyor. Karaciğer tümörlerinde metastazlarda ve primer tümörlerde artık yaygınlıkla embolizasyon dediğimiz teknik kullanılıyor. Aynı beyinde ve başka yerdeki tümör gibi karaciğer tümörünü de besleyen damarın içine anjiyografik olarak girip onları tıkamak mümkün. Onları tıkamak beslenmesini kesmek amacıyla olabilir. B,r de tamamen ortadan kaldırmaya yönelik de olabiliyor. Çok mikron boyutundaki partiküllere radyoaktif izotoplar yükleyebiliyoruz. O radyoaktif izotop yüklenmiş partiküllerle bir karaciğer içindeki tümörün içine onu enjekte ettiğiniz zaman bir çeşit radyoterapi yapıyorsunuz ama damarın içinden radyoterapi yapıyorsunuz. Tümörün içine bir Truva at sokmuş gibi oluyorsunuz. Dışarıdan bütün vücudu etkileyecek bir radyoterapi veya kemoterapi yapmaktan ziyade o tümörün içine bu ajanları verip oradaki kemoterapiyi güçlendirmek, radyoterapiyi kuvvetlendirmek çok daha düşük dozda ama çok daha etkili olarak yapmak mümkün olabiliyor. Böyle değişik şeylerimiz var. onun dışında damar yoluyla yapılan başka neler var? Damar yoluyla varislerde bir takım tedavi yöntemleri var, endovasküler olarak damardan giderek yapılabilen. Son zamanlarda gittikçe artmaya başladı. Kadınların miyomları çok popülerdir. Çok sıkıntı çekerler, çok kanamaları olur, onları zor durumda bırakır. Miyomlarda genellikle ameliyatla onlar alınır veya rahimle beraber alınır ama embolizasyonla da alınabilir. Damarın içinden girip o miyom denilen iyi huylu tümörü besleyen damarlar tıkanarak onların küçülmesi ve kanamanın durdurulması sağlanabilir. Veya yaşlı beylerde prostat büyüyor, prostat büyümesi nedeniyle rahat idrara çıkamıyorlar. Bunlarda ameliyatla genellikle o prostat alınıyor ama o yaşa gelmiş her beyefendiyi hadi gel ameliyat edeyim demek mümkün olmuyor. Çünkü başka bir sürü akciğer sorunları oluyor, böbrek sorunları oluyor. Eğer ameliyatı biraz problemli olacak gibiyse ki bu prostat büyümelerinde yine anjiyografik olarak girip o prostatı besleyen damarları tıkayarak onun beslenmesini azaltıp küçülmesini sağlamak, dolayısıyla idrar yapmayı kolaylaştırmak mümkün olabiliyor gibi böyle vücudun pek çok yerinde pek çok şey yapılabiliyor.
OKTAR BABUNA: Ulaşılmayacak damar kalmamış gibi. Saha da gittikçe genişliyor, bu iyi bir haber. Dediğiniz gibi bir çok şeyi tedavi edici acil bir kanam vs. bir şey olduğu zaman müdahale edilebilecek gibi teknoloji gelişiyor. Onun için çok sevindirici. Her branştan hekim açısından da sevindirici bu anlattıklarınız.
Nöroşirurji bölümünde uzun süre yatan hastalar bölümünde, pıhtı oluşuyordu. Onların tabii akciğere gitme riski oluyor. Akciğere gittiğinde de akciğer embolisinin öldürme ihtimali çok fazla. O zaman oraya bir filtre konuyordu damarın içerisine girip. Hala bu yöntem uygulanıyor mu?
ÖZENÇ MİNARECİ: Tabii. Yani uzun süre yatacak hastalarda veya belli hastalar var ki……çok fazla kolaylıkla gelişebiliyor. Onlarda hasta yatar yatmaz hemen bir kava filtresi yerleştiriyoruz. Artık çok sıradan gözü kapalı yapılan bir şey. Yine kasıktan girip karındaki anatoplar damarla böbrek toplardamarlarının hemen altındaki bir yere öyle bir filtre koyuyoruz ki bacaklardan aşağıdan bir yerden bir pıhtı gelecek olursa onu tutsun diye. Çünkü o pıhtı oradan geçerse orada tutulmazsa gideceği yer akciğer bir ana toplardamarları ve akciğerde ana toplardamarın aniden tıkanması ani ölüm nedenlerinden birisi olabilir.
OKTAR BABUNA: Kan akımına bir etkisi oluyor mu filtrenin?
ÖZENÇ MİNARECİ: Hayır olmuyor. Ömür boyu kalabilir de. Bazı filtreleri risk ortadan kaldırıldıktan sonra yine kasıktan girip çekilip çıkarılabilir de. Artık kullandıklarımızın neredeyse tamamını istediğimiz zaman çekip çıkarttığımız filtreler.
OKTAR BABUNA: Peki girişimsel radyolojinin geleceğine yönelik neler olabilir? Nasıl çalışmalar var, bu konuda çalışmalar var mı?
ÖZENÇ MİNARECİ: Damar için kullandığımız malzemelerde çok çeşitlik oldu. 82 senesinde, 33 sene olmuş ben tıbbiyeden mezun olduğumda böyle bir şey yoktu. Böyle bir şey hayal bile edilmiyordu. Ama birileri hayal etti ki bu durumlara geldik. İlk bahsettiğim coil dediğimiz telleri mikro kateterleri kullanmaya başladığımız zaman iki üç çeşit telimiz vardı onlarla yapıyorduk. Şimdi sayısını bilemeyeceğim kadar çok çeşitlendi ve değişik özelliklere sahip tellerimiz oldu. Bir kere bu malzemeler gelişiyor. Ama herhalde gidişatın iki yolu olacak. Bunlardan bir tanesi artık damardan bir takım enjeksiyon yapıp onlara bir takım kontrol mekanizmalarıyla manyetik alanda belki anevrizmanın içine gidip doldurması sağlanabilir. Bu hayal edilebilen bir şey şimdi. Bir başka hayal edilebilen bir şey, de bir yerde bir anevrizma var, damar problemi varsa bunu oluşturan genetik altyapıdaki problemlerin çözümüne yönelik kök hücre gibi başka şeylerle onu hiç ameliyata ve girişime gerek kalmadan yine bir takım ilaçlarla kendiliğinden iyileşmesini sağlayabilecek yöntemler. Bunlar artık hayal edilebilen hatta üstünde çalışılan yöntemler.
OKTAR BABUNA: Bunlar tabii memnuniyet verici. Hakikaten hissediliyor tıbbın geldiği bir nokta var. Önümüzdeki yıllarda çok sayıda hastalık da hastalık olmaktan çıkacak öyle görünüyor. Hem genetikte hem tedavi yöntemlerinin neler olabileceğini düşünebiliyoruz artık. Kanser artık belki kolay bir hale gelecek önümüzdeki 10-15 sene içerisinde, diğer hastalıklar da. Bazı yöntemler hakikaten çok kaba. Ben de kanser tedavisi geçirdim. Kemoterapi çok kaba bir yöntem. Tamam kansere zarar veriyor ama vücudu da altüst ediyor, bedeninizdeki normal hücrelere de zarar veriyor. Hatta tedavi olan hastaların üçte biri kemoterapiden ölüyor, üçte biri enfeksiyonlardan, üçte biri de kanserin kendisinden. Bir çok kanser için oranlar bu şekilde. Dolayısıyla daha etkili hedefe yönelik tedavilerin gelişmesi gerekiyor.
ÖZENÇ MİNARECİ: Kesinlikle. Hep denir ya ‘insan hayal ettikçe yaşar’ diye. Biz de ne kadar hayalimizi geniş tutarsak hayal edersek onlar bir gün gerçekleşiyor.
OKTAR BABUNA: Çok şerefli bir mesleğiniz var. Çünkü Allah “bir insan kurtarmak bütün insanlığı kurtarmak gibidir.” Hep onun için gayret ediyorsunuz. Çok sayıda doktor yetiştirdiniz, üniversitede hizmet ettiniz. Bugün de programımızın sonuna geliyoruz. Eklemek istediğiniz neler var?
ÖZENÇ MİNARECİ: Herkese şifa diliyorum. inşaAllah hasta olmazlar. İstemememize rağmen olurlarsa elimizden gelen her şeyi tıbbın bilgileri imkanları dahilinde yapmaya hazırız elbette. Ama birincisi, hastalarımız çok korkmasınlar, olaya bilinçli yaklaşsınlar. İkincisi, her söylenen şeye inanıp onun peşinden de gitmesinler. Çünkü artık günümüzde artık biraz internet ortamının çok yaygınlaşmasının iyilikleri de var kötülükleri de var. yanlış yönlenmeler olabiliyor, kafa karışıklıkları olabiliyor. Konudaki uzman güvenilebilir isimlerle beraber yola devam etmelerinde fayda var. çünkü herkes her hastalık için. Akla hayale sığmayacak pek çok şey söylendiğini duyuyoruz, onlara da çok itibar etmemek lazım.
OKTAR BABUNA: Çok teşekkür ederiz. Çok güzel anlattınız her zamanki gibi. Hocaların hocası olduğunuz biliniyor artık. Anlattıklarınız çok önemliydi, bilinmeyen konulara girdiniz. Bu konuda yapılabilecek çok şey var. herkesin bunu bilmesi önemli. Dolayısıyla bir şey olduğunda hemen doğrudan doğruya ameliyat için cerraha gitmek yerine böyle bir yöntemin olduğunu bilmek son derece önemli. Daha az risk varsa, daha etkiliyse niye kullanılmasın? Dolayısıyla çok faydalı oldu, çok çok teşekkür ediyoruz. inşaAllah tekrar ağırlamak isteriz. Çok teşekkürler.
ÖZENÇ MİNARECİ: Sağolun.
OKTAR BABUNA: Bir Yaşam ve Sağlık programının daha sonuna geldik. Gelecek hafta başka bir uzman konuğumuzla birlikte olmak üzere herkese iyi akşamlar.
http://a9.com.tr/izle/205366/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---64-Bolum---Prof-Dr-Ozenc-Minareci-Nororadyoloji-Uzmani
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500