Yaşam ve Sağlık – 63. Bölüm – Op. Dr. Mehmet Susam, Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı
PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından merhaba değerli izleyenlerimiz. Bu hafta programımızı Dr. Oktar Babuna ile hazırladık. Stüdyo konuğumuz ise Op. Dr. Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Sayın Mehmet Susam bizlerle birlikte. Hoş geldiniz programımıza.
MEHMET SUSAM: Teşekkür ederim hoş bulduk.
OKTAR BABUNA: Sizin uzmanlığınızın yanında bir yönünüz daha var, b,r kere hayat kurtarmak için çok güzel bir hizmet veriyorsunuz. “Bir insanı kurtarmak bütün insanları kurtarmak gibidir” diyor Allah.
MEHMET SUSAM: İnsanların dünyaya geliş nedenleri var. İnsanlara, insanlığa, iyiliğe, güzelliğe yardım etme, dürüstlüğe yardım etme üzerine hayatını kurmuş insanlar bunun için gelmişler dünyaya. Alt görevlerimiz, işte ben kalp ameliyatı yapıyorum, bu şekilde vesile oluyorum. Yani bir insanın hayatını kurtarmak zaten benim görevim onun için gelmişim. Ben böyle düşünüyorum.
OKTAR BABUNA: Doktorluk hakikaten büyük özveri gerektiriyor. Her an hazır olmak gerekiyor dediniz. Neye hazır olunacak? İşte saatlerce sürebilecek ameliyatlara. B,ir doktor olarak her şeyi bir yana bırakıp o anda acil yapılması gereken çünkü can çekişen veya ihtiyacı olan bir insan var. Orada fedakarlık çok güzel ve asil bir davranış, maşaAllah.
MEHMET SUSAM: Öyle anlar oluyor ki, bir yerde toplantım var veya eğlence için arkadaşlarımla buluşma programım olsun tam yola çıkma hazırlığı halindeyken öyle acil bir durum oluyor ki ben onlara “gelemiyorum” diye haber verme şansım bile olmuyor. Bekliyorlar, anlıyorlar ki ters giden bir şey var anlayış gösteriyorlar.
OKTAR BABUNA: Kalp damar cerrahı olduğunuz için kalp damar hastalıklarını, bunları engellemek için nelerin yapılması gerektiğini, nasıl bir yaşam tarzı olması gerektiğini tabii ki herkesten daha iyi biliyorsunuz. Bir de aynı zamanda sporcusunuz ama ağır sporlar da yapıyorsunuz. Burada denge nasıl olmalı? Sağlıklı bir yaşam için kalp damar hastalıklarının olmaması için dozu nedir sporun? Ne kadar faydalı ne kadarı zararlı olabilir?
MEHMET SUSAM: Aslında o kadar basit ki cevap. Çok güzel bir soru ama ben bu sorunun cevabında, kalp sağlığınızı korumak için şunu yapın bunu yapın, işte şöyle beslenin falan böyle konuşmayacağım. Cevap çok basit, cevap; biz insan doğasına uygun yaşamıyoruz mevcut koşullarda günümüzde. Son 100 yıla kadar ya da son 200 yıla kadar günde 35-50 km. yürüyen, kendi tarımını yapan, hayvancılığını yapan, avını avlayan ve günde en az 6500-7000 kalori ortalama tüketen bir canlı. Son 20 yıl içinde herkes bilgisayar başında, şimdi artık akıllı telefonlar var, oturuyorlar hareketsizlik ve doğamıza uygun yaşamıyoruz, doğayla barışık yaşamıyoruz. Doğada olacağız, tamam teknoloji gelişti, insanların hayatı kolaylaştı. Ama ben mesela hastanede vizit yaparken 2 kat aşağıya inmek için 15 dakika asansör bekleyenleri gördüğümde çıldırıyorum. Onlara nazikçe söylüyorum, “gelin birlikte inelim merdivenden” diyorum. Poliklinik varisli insanlarla doluyor. Diyorum ki “günlük hayatında ne yapıyorsun?” “Akşama kadar oturuyorum, işte finansçıyım, bilgisayar başından ayrılamıyorum. Şu iki tane bardak boşunu alıp mutfağa götürüp getirmeye de mi vakit yok? “Var, onları çaycı yapıyor.” Hiç sandalyeden kalkmadan geçirdiğiniz süre ne kadar diyorum? Saatleri bulabiliyor falan. Halbuki derin toplardamar pıhtılaşmasında uzun süre hareketsizliğin çok büyük rolü var. Uzun yolculuklar yapan insanların damarlarının tıkandığını duyarsınız. O kadar basit ki bunu önlemek ve sonuçlar o kadar korkunç hale gelebiliyor ki. Bunu daha uzun zamana yaydığımız zaman tabii bu sadece bir alt başlık. Genel anlamda düşündüğümüz zaman bundan 150-200 yıl öncesinde kadar ne diyabet hastalığı vardı ki, bugünümüzde toplumda yüze 6’nın üzerine çıkmış durumda. Bu çok ciddi bir rakam. Hatta bize ait istatistikler yok ama belki de 100’ün üzerinde bizim memleketimize ait. Koroner arter hastalığı yine belki de hiç yoktu. Metabolik sendrom belki de hiç yoktu. Kolesterol yüksekliğine bağlı gelişen hastalıklar belki de hiç yoktu. Bunlar günümüzün ortaya çıkardığı yan etki olan hastalıklar. Böyle bir hastalık aslında insan doğasında yok. Biz sadece doğaya uygun yaşayacağız. Dışarıda yağmur yağıyorsa yağmur bizi biraz ıslatacak. Dışarıda hava soğuksa biz de biraz üşüyeceğiz. Gideceğimiz yer uzaksa o uzaklığın zorluğunu da yaşayacağız. Veya bir şey elde etmek için biraz mücadele vereceğiz, doğada mücadele vereceğiz.
OKTAR BABUNA: Peki o zaman doğru beslenme nasıl olmalı. Biliyorsunuz bazı hekim arkadaşlar ihtilaflı konular. Mesela şekeri tamamen keselin diyen bir grup var. Ama o kişiler diyorlar ki yağda hiçbir sınır yok, kolesterolü kontrol etmeye gerek yok, ilaç almaya gerek yok bu doğru mu? Şeker herhalde doğru, karbonhidratla beslendiğiniz zaman o doğru, çalışmalar var. Son zamanlarda arka arkaya yayınlanıyor fareler üzerinde yapılan çalışmalarda. Karbonhidratı özellikle kısınca ömürleri uzuyor, kansere az yakalanıyorlar, hareketlilikleri artıyor, her şeyden önemlisi ömürleri uzuyor hakikaten. Çünkü hangi genleri aktif hale getirdiği yavaş yavaş bulunmaya başlandı. Ama yağ konusu, kolesterol konusu doğru mu?
MEHMET SUSAM: Kelimelerde manipülasyonlar var. Elbette sınırsız yağ yemek, sınırsız kırmızı et yemek veya herhangi besin bileşenini sınırsız yemek diye bir şey yok. Böyle bir şey insan doğasında yok. Her şeyde olduğu gibi ne kadar ihtiyaç varsa o kadar almak lazım. Şeker konusu da şöyle; bir insan yağsız yaşayamaz, proteinsiz yaşayamaz, vitaminsiz yaşayamaz, esansiyel elemanlar var vücudumuzun ihtiyacı olan onlarsız yaşayamaz ama şekersiz yaşayabilir. İnsanın metabolizmasında mutlak şekere ihtiyaç olan hiçbir biyokimyasal süreç yoktur. Şeker gerekiyorsa yağ asitlerinden şeker üretebilir. Proteinlerin aminoasitlerin bazı kısımlarından şeker üretilebilir, vücut bunun bütün yollarını bulur. Ve vücudumuzda var bunlar, şekersiz yaşayabiliriz. Ancak şeker niye lazım? Şeker, yüksek fiziksel performans gerektiren durumlarda gerçekten lazım. Bunu şuna benzetebiliriz; şeker vücudun bozuk parasıdır yani nakit parasıdır. Kredi kartıyla harcamak yerine hemen nakiti verirsiniz alışveriş çabuk olur. Şeker öyle bir şey, çok çabuk harcanan, rahatlıkla harcanan bir şey. Ama şeker vücuda fazla geldiği zaman gerçekten çok büyük zararlara yol açıyor.
OKTAR BABUNA: Siz nasıl besleniyorsunuz? Gayet zinde gözüküyorsunuz.
MEHMET SUSAM: Aslında ben çok kötü besleniyorum, düzensiz uyuyorum yapılmaması gereken şeyleri yapıyorum. Bunda mesleğimi suçlayasım geliyor, biraz da haklıyım da. İdealim olan kilodan biraz fazlayım. Çünkü niye? Uyku düzenim yeterli değil bu da bazen çok uykusuz kaldığım dönemlerde narkolepsi dediğimiz durumlara yol açıyor, metabolizmanın yavaşlaması. Ve yavaşlayan metabolizma nedeniyle biraz fazla iştah açılması, uykuya meyillilik. O uykuya meyilliğin getirdiği tansiyon düzensizliği falan gibi sıkıntılar çıkarabiliyor. Kendi yaşam şeklinin anormalliği nedeniyle. Ama elimden geldiğince iyi beslenmeye çalışıyorum.
PINAR AKKAŞ: Zaten sporla da telafi diyorsunuzdur, değil mi?
MEHMET SUSAM: Enerji tükettiren sporlar yapıyorum. Mesela 1000 metrelik dağa tırmanıyorum sırtımda 25 kilo çantayla 3 saat tırmanıyorum. Ne için 1,5 dakikalık uçuş için. Böyle yüksek performanslı sporlar yaptığım zaman enerjiyi çok tüketiyorum o zaman şekerden zengin gıdalar da alıyorum. Özellikle proteini eksik etmemeye çalışıyorum çünkü şeker olmazsa olabiliyor. Biraz tırmanış performansım düşüyor, biraz böyle halsizleşiyorum ama protein eksik olduğu zaman vücut o tırmanışta, o yoğun egzersizde her insan için geçerli bu, egzersiz yapan her insan mutlaka protein kaybediyor. Çünkü kaslar yoğun çalışıyor. Kasların yüksek performanslı çalışması kas yıkımına da neden oluyor belli bir derecede. Nasıl bir motorla fazla kilometre yaparsanız motorun bazı parçalarının da erken değişmesi gerekir, aynı mantık. Kas da hareket ettikçe biraz kendini eskitiyor, iskelet sistemini de. Proteini kesinlikle eksik etmemek gerekiyor. Tabii ki dozunda, tabii ki vücudun ihtiyacı kadar, sınırsız diye b,r şey yok. Yağ da öyle, yağı şöyle bir şeye benzetebiliriz; karbonhidratları nakit veya bozuk para dedik, yağ da birikmiş paramız gibi bir şey oluyor, daha sonra yavaş yavaş harcamak koşuluyla vadeli mevduat hesabından milli sınırlar içinde harcayacağımız paraya benzetebiliriz.
OKTAR BABUNA: Kolesterol konusunda ne düşünüyorsunuz? Bazı arkadaşlar çünkü kolesterole kontrole gerek yok diyorlar, katılıyor musunuz buna?
MEHMET SUSAM: Statin grubu ilaçlar çok büyük tartışma konusu. Kolesterold de aynı cevabı kesinlikle altını çizerek kolesterole de veriyorum ihtiyaç olan kadar. Vücut kolesterolsüz yapamaz, insan kolesterolsüz yaşayamaz. Metabolizmayı düzenleyen steroit hormonlar kolesterolden üretiliyor. Cinsel her tülü faaliyeti, cinsel organları yöneten düzenleyen bütün hormonlar kolesterolden üretiliyor. Su metabolizmasını çeviren hormonlar kolesterolden üretiliyor. Sindirimde rol alan bir takım asitler, karaciğerdeki bazı süreçler kolesterolden üretiliyor ve kolesterol kaynağıyla sağlanıyor. Kolesterolsüz insan yaşayamaz buna eminiz. Ama yüksek kolesterolün de tetiklediği bir çok mekanizma var. Damar sertliği var, damar duvarındaki alışverişte değiştirdiği bazı şeyler var. Yüksek kolesterolün vücuda zarar verdiğinden de eminiz.
OKTAR BABUNA: Çok sayıda vakıanın üzerinde yapılan çalışmalar bunu gösteriyor. Zaten bunu söyleyen grup tabii bakış açılarında şöyle bir şey diyorlar; bunu ilaç şirketleri finanse ediyor. Tamam doğru edebilir ama çok sayıda insan üzerinde retrospektif çalışmalar yapılmış, kabul edilmiş. Eğer siz aksini savunuyorsanız mutlaka yine sizin büyük çalışmalarla bilimsel delillerle karşı çıkmanız gerekir. Ben öyle düşünmüyorum, onu ilaç şirketi finanse etti demek de olmaz.
MEHMET SUSAM: Bu şeye benziyor, desteksiz itham yapmaya benziyor. Tabii on binler, yüz binleri içeren çalışmalar bunlar. Bunların altına tamam hadi bir tanesini iki tanesini bir ilaç firması desteklesin ama hepsi birden yalan söylüyor olabilir mi? Ve farklı farklı firmalar. Bunlar birbiriyle çekişen firmalar.
OKTAR BABUNA: Çok sayıda ülkede çok sayıda merkezde yapılan çalışmalar zaten.
MEHMET SUSAM: Ben kendi gözlemlerimden birkaç şeyi söyleyeyim; statin kullandığım hastalarımda periyodik olarak anjiyografini yapmam gereken vakıalarda gerçekten plak regresyonu dediğimiz darlığın az da olsa gerilediğini gördüm.
OKTAR BABUNA: Yüzde kaç oranında gördünüz yaklaşık olarak?
MEHMET SUSAM: En uç vakıayı söyleyeceğim; perküsyonist müzisyen ağabeyimiz Okay Temiz, kalbin en önemli damarı LAD dediğimiz önden inilen kalbin büyük bir kitlesini besleyen koroner arterinde yüzde 90 darlığı varken, buna ne yapacağız stent koyalım falan derken, benim işlerin güçlerim var, konserlerim var diye kaçtı bir anda elimizden. O sırada ilaç kullanıyordu. Yoğun medikal halindeydik. Bir sene kaçtı bizden bir sene sonra geldi, anjiyo yaptık tekrar, darlık mutlaka bu arada tıkanmıştır. Yüzde 90 darlık bir sene içinde ya tıkanmıştır ya da aynı kalmıştır iddiasıyla anjiyoya soktuk baktık ki orada plak bile yok. Bu çok uç bir vakıa. Böyle bir şey ama olabiliyor. Buna benzer rapor edilmiş vakıalar da var ama çok uç noktalar bunlar.
PINAR AKKAŞ: Ve stente gerek kalmadı tabii ki. Güzel bir örnek tabii ki.
OKTAR BABUNA: Tabii o yönden faydalı.
Peki sporda limit nedir? Basında da yeraldı bu, özellikle Amerikalılar bakmışlar haftada 30 km. ve üzerinde koşanlar daha çabuk yaşlanıyor, ölüm yaşı da geriye geliyor. Haftada 30 km. kadar koşu yürüyüş serbest. Siz profesyonel sporcusunuz yoğun spor yapıyorsunuz buna katılıyor musunuz? Bu konuda tavsiyeleriniz nasıl olacak?
MEHMET SUSAM: Şimdi, az önce dedik ya, motorun hareketli parçaları çok kilometre yapınca eskir. İnsan da çok koşunca kas iskelet sitemi eskiyor. Ne oluyor? Eklemler daha erken dejenere oluyorlar. Kaldı ki koşu esnasında dizlerde ve ayak bileklerinde bir kronik travma süreci oluşuyor. Ve çocukluğundan beri spor yapan birisi değilse bu insan daha geç bir yaşta spora başlamış, düzenli koşmaya başlamışsa bu etki daha da fazla ortaya çıkıyor bu bir, hareket sistemi üzerinde yürüyen aksam. Motora gelelim; kalp ne oluyor, daha fazla atıyor kalp. Daha fazla atan bir kalp belki ömür boyunca atma sayısı var, o atma sayısını daha erken tüketmiş oluyor. Böyle bir mantık var gerçekten ama öte yandan aerobik koşulları iyi sağladığınız zaman ana aerobik stresi kalbe yüklemediğinizde ve dolaşım sistemine ve bütün metabolizmaya yüklemediğiniz zaman ki bu ne demek; bu vücudu zorlamadan yaptığınız zaman demek. Yani aşırı nefes nefese kalmadan, çarpıntı olmadan spor yaptığınız zaman böyle bir şey olmuyor. Çünkü o sistem kendini çeviriyor. Sadece her zaman olduğu gibi aşırılıkları yapmamak koşuluyla, bedenimize, yaşımıza, spor geçmişimize uygun sporu yaptığımız zaman böyle bir etki yok. Bu 30 km. meselesi de şu; toplumun ortalaması zaten öyle bir çalışma yok ama bizim toplumumuzda günde ortalama kaç kilometre yürüyorsunuz veya koşuyorsunuz, haftada kaç kilometre koşuyorsunuz diye bir çalışma yapsak bu 5 kilometrenin üzerine çıkmaz eminim. Biz o 30 kilometreye varıp da eskitme, daha erken ölme aşamasına geçmeye zaten çok uzağız.
PINAR AKKAŞ: Peki genç yaşlarda görülen kalp krizlerinde genelde sporcu kökenli olduklarını duyuyoruz, böyle bir istatistik var mı ama genelde basından öyle duyuyoruz. Bunun gerçekliği nedir? Hakikaten sporla erken yaşta geçirilen b,ir kalp krizi arasında nasıl bir bağlantı var?
MEHMET SUSAM: kalp krizi denilen şey kalbin herhangi bir sebeple durması, halk arasında b,ir tabir, tıbbi öyle bir tanımlama yok. Durması veya hastanın ciddi bir tehlike atlatması ya da kaybedilmesi gibi tanımlayabiliriz. Ama bunun sebebi miyokardiyal enfarktüs ise yani kalbin kendini besleyen koroner damarların tıkanmasına bağlı oluşan bir şey ise bu az önce anlattığımız sebeplerden ötürü erken yaşta, hani insan doğasına uygun yaşamıyor dedik ya veya sporu düzensiz, aşırı, kontrolsüz yapma, vücuda uygun olmayan şekilde yapma şeklinde yapıldığı zaman gerçekten böyle bir risk ortaya çıkabiliyor. Nasıl çıkabiliyor? Koroner damarlarında genetik olarak veya sigara kullanıyorsa veya başka bir şey, sigaradan aşırı etkilenen bir damar yapısı varsa, düzensiz beslenmeden etkilenen bir damar yapısı varsa erken yaşta darlıkları olan bir insan da sporun uç uygulamalarına çıktığı zaman böyle bir koroner risk ortaya çıkabiliyor. Belki toplumun bir çoğunda var böyle bir şey. Gençlerde hep var. Zaten damar sertliği doğumdan itibaren başlıyor. Bebekte bile damar sertliği süreci başlamış oluyor. Onlar vücutlarını ekstrem koşullara zorlamadıkları için böyle bir şey ortaya çıkmıyor. Ama iddialı sporcularda vücutlarını çok zorladıkları için böyle bir şey ortaya çıkabiliyor. Şimdi bu bir başlık koroner kökenliyse. Koroner kökenli olmayan ritim bozuklukları var, kalbin aşırı uzun zaman boyunca zorlanması. Mesela kalp kasının aşırı güçlenmesi durumu var. Biz kürekçilerde hakikaten o sorun ortaya çıkıyor. Mesela bende septumun kalınlığı yani duvar kalınlığı normalde 1 olması gerekirken 1.3’e çıkmış durumda.
PINAR AKKAŞ: Bu kürek sporuyla mı alakalı?
MEHMET SUSAM: Kürek sporundan kalma bir sıkıntı. Ne yaptık? O dönemde çok zorladık vücudumuzu yoğun antrenmanla. Böyle bir durumda mesela ben septum kalınlığı 1 santim olan kişiye göre daha fazla risk altındayım ritim bozukluğu açısından. Kalbim mesela, yüksek egzersiz yaptığım esnada ritim sistemini düzenlemekte zorluk çektiği aşikar. Böyle bir zorluğu çekiyorken benim kalbim için konuşursak daha geniş bir kalp kitlesinde oluşan bir ritim dağılımında ritim bozukluğu olma ihtimali daha yüksek. Nasıl çok nüfuslu bir yerde sıkıntı çıkma ihtimali daha yüksektir, aykırı sözler çıkma ihtimali daha yüksektir onun gibi çok fazla kalp kası hücresi varsa, çok fazla kalp kitlesi varsa orada ritmi bozan bir şeylerin çıkma ihtimali daha yüksek.
OKTAR BABUNA: Peki bugünkü bilginizle tecrübenizle tekrar kürek yapar mıydınız?
MEHMET SUSAM: Yapardım. Bütün doğa sporlarının hiç birini bırakma niyetinde değilim. Hepsiyle vaktim olduğu sürece ilgilenmeyi çok seviyorum. Son 4 yıldır özelikle yoğun olarak ilgileniyorum, kuş adam elbisesi.
OKTAR BABUNA: Bu uçuşlar sırasında kalp ritminde bir değişiklik oluyor mu?
MEHMET SUSAM: EKG kaydı almaya başladım, değişik branşlardan arkadaşlarımla konuştum. Taşınabilir EEG cihazı, taşınabilir EKG cihazı ile kalp ve beyin dalgalarımı takip etmeye karar verdim. Artı, MR görüntüleme çok gelişti biliyorsunuz son yıllarda. MR görüntülemede beynin fonksiyonlarında bir çok parametreyi takip eder olduk. Kendi uçuş videolarımı izleyerek MR’da orada, MR’ın içinde kendi uçuş videolarımı izleyip beynimde o uçuşu gördüğümde, o anı hatırladığımda beynimde oluşan faaliyetlerini izleme kararı aldım. O aşamaya getiremedim henüz ama REKG kayıtlarını bol miktarda almaya başladım. Ciddi bir kayıt arşivim oluştu. Çoğunda vardığım sonuç şu; atlayıştan hemen önce o anksiyete, o insanın koruma güdüsü, o atlayışı engelleme güdüsü kalbimi hızlandırıyor, 140’a falan çıkarıyor kalbimi. Atlıyorum, 8-10 saniye içinde uçuşa tam geçtiğim zaman serbest düşüş aşaması tam hız kazandığında 200 km. hıza ulaştığı zaman kalp ritmim 110’lara iniyor. Ciddi bir düşüş bu. 100’ün altına düşüş sebebi ise niye daha da düşmüyor? Çünkü orada ben bir kas kuvveti uyguluyorum, ciddi bir efor sarfediyorum. Paraşüt açma anı geliyor o anda kalp ritmi yeniden hızlanıyor. O anda fiziksel eforum artmıyor. Ona rağmen orada tekrar bir heyecan meydana geliyor o esnada, 150-155’lere çıkıyor.
PINAR AKKAŞ: İlk atlayıştan bile daha fazla olmuş oluyor.
MEHMET SUSAM: Paraşüt açılıyor 20-25 saniye sonra 100’e iniyor. Yere temas etiğim zaman artık 90’na inmiş oluyor.
OKTAR BABUNA: Aynı zamanda çok iyi bir cerrahsınız, böyle bir hizmet çok önemli bir şey tabi hayat kurtarmaya vesile olan bir kişi olmuş oluyorsunuz. Çok büyük özveri ve gayretle yapılan bir şey. Aynı zamanda da eğlenceye kendinize de vakit ayırıyorsunuz.
MEHMET SUSAM: Çok şükür öyle bir ortamımız var. Biz aile gibiyiz çalıştığımız yerde. Ameliyat esnasında sıkıntılı kötü bir durum yoksa ameliyatlarımız hep fıkra anlatarak şarkı söyleyerek geçer. Bir yandan yaptığımız işten büyük zevk alırken bir yandan eğleniriz de ve bu bizim performansımızı da etkiler. Yaptığımız ameliyatımızı daha güzel yaptığımızı hissederiz. Tabii gözlerimiz hastada kalpte, sadece ağızlarımız konuşur. Hassas noktalar da onlar da susar. Ameliyatı bitirir hastayı yoğun bakıma çekeriz, hasta uyanmaya başlayınca başında canlı müzik yaparız.
PINAR AKKAŞ: Müzik çok güzel bir nimet gerçekten.
MEHMET SUSAM: Bunun sonuçlarını da aldık. Birkaç hastada takip ettiğimiz çalışmalarda ritmi belirgin oranda düzenlediğini, kalp hızını yavaşlattığını, tansiyonunu düşürdüğünü de gösterdi canlı müziğin etkisinde.
OKTAR BABUNA: tabii, güzel bir etkisi var müziğin. Gıda gibi bir şey müzik, doğru söylüyorsunuz. Spor da faydalı hepsi birer sebep. İyi beslenme, stresten uzak durma. Onun için de kişilik ve ahlak yapısı olması gerekiyor insanın stresten uzak kalabilmesi için. Her şeyi şöyledir böyledir diye kafaya taktığında kendi kendine zulmetmiş oluyor. Yoksa tedbirleri alıp ondan sonra rahat bir bakış açısıyla da baktığında ona göre oluyor. Sağlığını da çok etkiliyor bu insanın. Günümüzde stres denilen durumdan migrenler, ülserler, kalp damar hastalıkları, bel ve boyun ağrıları, kansere kadar giden bir süreç yaşanabiliyor.
MEHMET SUSAM: Evet kesinlikle. Psikosomatik etki kendini gösteriyor her yerde her aşamada. Uzak doğuda yaşayan bazı insanlardan bilirsiniz, mezarın içine girip günlerce oksijensiz havasız kalabiliyorlar metabolizmalarını iyice yavaşlatarak. Bunlar hep psikosomatik kontrollerin getirdiği şeyler. İnsanın yapabileceği o kadar çok şey var ki aslında.
PINAR AKKAŞ: Hayra ve güzelliğe harcaması gerekiyor kapasitesini tabii. O çok önemli.
Ben bir soru sormak istiyorum. Kalp durduğunda tıbbi olarak e kadar süre sonra kalbin çalışmasının mümkün olmadığını düşünüyorsunuz? Bunun belli bir limiti var mı? Belki istisnalar olabilir ama şu andan itibaren artık mümkün değildir denen şey nedir?
MEHMET SUSAM: O standart kural yarım saattir. Yani kalp durdu, biz müdahale etik cevap alamadık, yarım saat boyunca elimizden gelen her şeyi yaptık. Vücudun oksijensiz kalmaması için kalp masajı yaptık, damardan gerekli ilaçları verdik, tabii daha da öncelikle hava yolunu sağladık oksijen sağladık akciğere falan. Yarım saat boyunca sonuç alamadıysak artık o vücudu öldü kabul ederiz. Ama tabii bunun uç örnekleri de görülmüştür.
PINAR AKKAŞ: AKUT’la ilgilendiğiniz için bu afet durumlarında böyle istisnai durumlarla karşılaşıyorsunuzdur. Onunla bağlantılı olarak sormak istemiştim.
MEHMET SUSAM: Vücut kendini öyle bir koruma haline geçebiliyor ki, 9 gün sonra enkazın altından canlı insanlar çıkabiliyor. Az önce örnek verdiğimiz günlerce mezara kendini gömdürüp geri çıkanların yaptığı şeylere benziyor. İnsanın yapabileceklerinin sınırı yok aslında. O yarım saat kuralı da bizim de uyduğumuz bir kural değil aslında. Hiçbir zaman kalbi durmuş bir hastayı yarım saati doldurup, yeter artık tamam cevap alamadık diye bırakmıyoruz. Bazen saatlerce uğraştığımız oldu, 2 saat boyunca kalp masajı yapıp artık bu kesin bitmiştir dediğimiz ama 2 saatin sonunda cevap aldığımız hastalar bile nadir de olsa oluyor.
OKTAR BABUNA: Güzel kutsal bir meslek. Çok ilginç bir sohbet oldu, izleyicilerimiz de sanırım dikkatle dinlemişlerdir.
PINAR AKKAŞ: Çok güzel bir anlatım oldu.
MEHMET SUSAM: Benim için de çok zevkli bir sohbet oldu. Aslında amacım doğru olduğuna inandığım bu fikirleri mümkün olduğunca çok insana aktarmak ve onlarla paylaşmak, onlardan da bazı şeyler öğrenmek. Öte yandan bu yaptığım sporu da güzel ülkemde yaymak. Coğrafyamız buna çok müsait aslında, yüksek uçurumlarımız var çok güzel. Bunları da biraz paylaşmak, bu olanağı da bana sağladığınız için de size çok teşekkür ediyorum.
PINAR AKKAŞ: Çok teşekkür ederiz. inşaAllah kimsenin sağlığına bir zarar gelmesin, bu sporlar tabii ki olsun. Aynı zamanda tabii ki o dikkatle o tedbirlerle inşaAllah olması.
OKTAR BABUNA: Çok teşekkür ederiz.
PINAR AKKAŞ: Bir programımızın daha sonuna geldik. Bu hafta çok değerli bir konuğumuz bizlerle birlikteydi. Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Susam. Haftaya yeniden değerli bir konuğumuzla buluşmak üzere hoşça kalın.
http://a9.com.tr/izle/204004/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---63-Bolum---Op-Dr-Mehmet-Susam-Kalp-ve-Damar-Cerrahisi-Uzmani
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500