HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Galaksilerden Kuarklara Yolculuk

Galaksilerden Kuarklara Yolculuk

Harun Yahya
1658
26 Ekim, 2017
HD Belgeseller
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

GALAKSİLERDEN KUARKLARA YOLCULUK

 

Oturduğunuz yerde şöyle bir çevrenize bakın. Bulunduğunuz odadaki her şeyin yapılmış olduğunu göreceksiniz. Duvarlar, döşemeler, avize, oturduğunuz koltuk, masanın üzerinde duran bardak, sayılamayacak kadar çok detay. Tek bir tanesi dahi kendi başına oluşup odanıza gelmedi. Aynı şekilde içinde yaşadığınız evrende kendi başına oluşmadı. Maddenin en küçük parçası olan atomdan, içinde milyarlarca yıldızı barındıran galaksilere, dünyanın ayrılmaz bir parçası olan aydan, içinde bulunduğu güneş sistemine kadar her şey, her detay müthiş bir uyum içinde çalışmaktadır. Çağımızın ünlü astrobiyologlarından Prof. Paul Davies bu uyum için şöyle der:

“Evrende nereye bakarsak bakalım, en uzaktaki galaksilerden atomun derinliklerine kadar bir düzenle karşılaşırız. Bu, düzenli, özel evrenin merkezinde bilgi kavramı yatmaktadır. Yüksek derecede özelleşmiş ve organize edilmiş bir düzen sergileyen bir sistem, tarif edilebilmek için çok yoğun bir bilgi gerektirir. Ya da bir başka deyişle, bu sistem yoğun bir bilgi içermektedir.”

Bu durum çok açık bir gerçeği ortaya koymaktadır. Evren, üstün bir ilim ve güçle yaratılmış, düzenlenmiş ve korunmaktadır. Bu ilmin ve gücün sahibi ise Yüce Allah'tır. Allah, Kuran'da göklerin ve yerin ancak kendi kudreti altındayken bozulmaya uğramadığını şöyle bildirmektedir:

Şeytandan Allah'a Sığınırım:

“Şüphesiz Allah gökleri ve yeri zeval bulurlar diye her an kudreti altında tutuyor. Andolsun eğer zeval bulacak olurlarsa kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu o halimdir, bağışlayandır.” (Fatır Suresi, 41)

 Samanyolu galaksisine 10 milyon ışık yılı uzaklıkta bir mesafeden dünyaya hatta oradan da atomun içine uzanan bir yolculuğa çıkacağınız bu belgeselde evrenin nasıl muhteşem bir düzen içinde yaratıldığına tanık olacaksınız.

İşte bütün ihtişamıyla içinde yaşadığımız evren. 10 üzeri 23 metre, 10 milyon ışık yılı. Yolculuğumuzun başlangıç noktası.

Samanyolu'ndan 10 milyon ışık yılı uzaktayız. Samanyolu galaksisi, uzayın geneli düşünüldüğünde çok küçük bir yerdir. Hatta bir nokta kadar bile yer tutmamaktadır. Çünkü uzayda başka galaksiler de vardır. Hem de tahminlere göre yaklaşık 300 milyar kadar. Oldukça uzaktan fark edebileceğiniz Samanyolu galaksisi, güneş sistemini, gezegenleri ve içinde yaşadığımız dünyayı da kapsamaktadır. Siz, eviniz, bulunduğunuz şehir ve ülke, hatta üzerinde yaşadığınız gezegen, bu gezegeni ısıtan güneş ve onun gibi milyonlarca yıldız hep bu gördüğünüz noktanın içindedir.

“Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse ona yalnızca ol der. O da hemen oluverir." (Bakara Suresi, 117)

10 üzeri 22 metre, 1 milyon ışık yılı. İçinde güneşimiz gibi 250 milyar tane yıldız barındıran Samanyolu galaksisine 1 milyon ışık yılı uzaktayız. Beyaz bir duman döngüsü olarak görülen galaksi içinde yıldızlara bağlı milyarlarca sistem var. Ancak o kadar uzaktayız ki tüm bunları sadece basit bir duman bulutu gibi görebiliyoruz.

10 üzeri 21 metre, 100 bin ışık yılı. Bulutsuz ve berrak bir gecede gökyüzünü incelerseniz, gökyüzünün bir ucundan diğer ucuna kadar yayılan yıldızlardan oluşan bir kuşak görürsünüz. Gökyüzünün uçsuz bucaksız ufuklarına kadar uzanan ve kendi merkezi etrafında olağanüstü bir hızla dönen kuşak şeklindeki bu dev yıldız kümesine Samanyolu adı verilir. Bu hızı hesaplayan astrofizikçiler hayretlerini gizleyememişlerdir. Bulunduğu yörüngede bir tam devri 250 milyon yılda yapabilen galaksimiz evrenin içinde olağanüstü bir hızla hareket eder. Bu rakam, devasa galaksileri insan aklını zorlayan bir hızla hareket ettiren Rabbimizin sonsuz kudretinin delillerindendir. Allah üstün güç sahibi olandır.

10 üzeri 20 metre, 10.000 ışık yılı. Galaksiler evrendeki düzenli yapının birer delilidir. Tahmin edilen galaksi sayısı yaklaşık 300 milyarken uzayın geneli düşünüldüğünde samanyolu galaksisi çok küçük bir yeri kaplamaktadır. Bu galaksilerin arasındaki boşluklar ise güneşle alfa-sentauri arasındaki boşluğun milyonlarca katı kadardır. George Greenstein bu büyüklükle ilgili The Symbiotic Universe, Simbiyotik Evren adlı kitabında şöyle yazar:

“Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebulalarda ve diğer gök cisimlerinde süre giden temel fiziksel işlemlerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan bakıldığında galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu. Tek fark, gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzünde çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ama pardon, evet, bir fark daha olurdu. Bu manzarayı seyredecek olan ben olmazdım. Uzaydaki bu devasa boşluk, bizim varlığımızın bir ön şartıdır.”

Allah'ın dünyayı uçsuz bucaksız evren içinde bir yaşam yeri olarak yaratmış olması, düşünülmesi gereken önemli bir noktadır. Sonsuzluk içinde yok denecek kadar az yer kaplayan bir dünyada yaşıyoruz. Aslında sadece dünyamız değil, galaksimiz bile evren içinde son derece ufak bir yer kaplamaktadır. Bu durumda evrenin muhteşem büyüklüğü içinde kendinizin ne kadar yer kapladığını bir düşünün.

10 üzeri 19 metre 1000 ışık yılı. Samanyolu galaksisi içinde yol alıyoruz. Henüz güneş bile görünmüyor. Belirli belirsiz yıldız kümeleri ufak noktalar gibi görünüyor. Big Bang'den sonra evrende sadece hidrojen ve helyum atomları ortaya çıkmıştır. Astronomlar bu atomlardan oluşan dev bulutların özel olarak ayarlanmış koşulların etkisiyle sıkışarak güneş benzeri yıldızları oluşturduklarını öne sürerler. Ancak bu gerçekleşmiş olsa bile evren yine iki tür elementten oluşan ölü bir gaz yığını olmaya devam edecektir. Bir başka işlemin bu iki gazı daha ağır elementlere çevirmesi gerekmektedir. İşte bu ağır elementlerin üretim merkezleri kırmızı devlerdir. Yani güneşten ortalama 50 kat daha büyük olan devasa yıldızlar. Kırmızı devler, güneş tipi normal yıldızlardan çok daha sıcaktırlar ve bu nedenle de normal yıldızların yapamadığı bir şey yaparlar. Helyum atomlarını karbon atomlarına dönüştürürler. Ama bu dönüşüm pek öyle basit bir şekilde gerçekleşmez. Amerikalı astronom Greenstein'ın ifadesiyle bu yıldızların derinliklerinde çok olağanüstü bir işlem gerçekleşmektedir.

10 üzeri 18 metre 100 ışık yılı. 10 üzeri 17 metre 10 ışık yılı. Süpernova deyimi astronomlar tarafından bir yıldızın patlayarak dağılmasını isimlendirmek için kullanılır. Dev bir yıldız, korkunç bir patlamayla yok edilmekte ve içindeki madde büyük bir hızla dört bir yana dağılmaktadır. Bu patlamalarla maddenin evrende bir noktadan başka noktalara taşınması gerçekleştirilir. Patlama sonucunda dağılan yıldız kalıntıları, kainatın başka köşelerinde birikerek yeni yıldızların, yıldız sistemlerinin yani gezegenlerin, astroitlerin inşasına malzeme teşkil eder. Güneşin, güneş sistemi içindeki gezegenlerin ve bu arada elbette bizim dünyamızın da bünyelerindeki doğal elementlere bakıldığında çok eski zamanlarda gerçekleşmiş bir süpernova patlamasının sonucunda yaratılmış oldukları ortaya çıkmaktadır. Asteroid ve gök taşlarının ana malzemesi demirdir. Uzay bu soğumuş saf demirle doludur. Dünyamızın çekimiyle atmosfere giren ve yeryüzüne düşen göktaşları incelendiğinde bunların büyük oranda demirden oluştukları görülür. Michael Denton, Nature's Destiny, Doğa'nın Kaderi adlı kitabında şöyle yazar:

“Süpernovalar ve aslında bütün yıldızlar arasındaki mesafeler çok kritik bir konudur. Galaksimizde yıldızların birbirlerine ortalama uzaklıkları 55 milyon kilometredir. Eğer bu mesafe biraz daha az olsaydı, gezegenlerin yörüngeleri istikrarsız hale gelirdi. Eğer biraz daha fazla olsaydı, bir süpernova tarafından dağıtılan madde o kadar dağınık hale gelecekti ki, bizimkine benzer gezegen sistemleri büyük olasılıkla asla oluşamayacaktı. Eğer evren yaşam için uygun bir mekan olacaksa, süpernova patlamaları çok belirgin bir oranda gerçekleşmeli ve bu patlamalarla diğer tüm yıldızlar arasındaki uzaklık çok belirli bir uzaklık olmalıdır. Bu uzaklık, şu an zaten var olan uzaklıktır. Süpernovaların oranları ve yıldızların mesafeleri aslında evrenin sahip olduğu büyük düzenin çok küçük iki ayrıntısıdır. Evreni biraz daha detaylı olarak incelediğimizde ise karşılaştığımız düzen olağanüstüdür.”

10 üzeri 16 metre bir ışık yılı. Evreni biraz daha detaylı olarak incelediğimizde ise gittikçe büyüyen ve hassas dengeler üzerinde oturan bir düzenle karşılaşırız. Bilindiği gibi Samanyolu galaksisi spiral şekilde bir yapıya sahiptir. Spiral galaksilerdeki yıldızlar ve gök cisimleri, şişkin yuvarlak bir merkez ve bu merkezden dışarı doğru aynı düzlemde ve aynı açıda kıvrılan kolları oluşturacak biçimde konumlanmışlardır. Merkezden çıkan bu spiral kolların arasında kalan uzay boşluğunda da bazı yıldız sistemleri bulunur. Fakat bunların sayısı yok denecek kadar azdır. İşte bizim güneş sistemimiz de bahsettiğimiz bu spiral kolların arasında yer alan ender-yıldız sistemlerinden biridir. Peki, güneş sisteminin spiral kolları arasında olması neden önemlidir? Öncelikle bulunduğumuz nokta itibariyle, spiral kollardaki gazlar ve artıklardan uzak, temiz ve net bir uzay görüntüsüne sahibiz. Eğer spiral kollardan birinin içinde olsaydık, görüntümüz dikkate değer ölçüde bozulacaktı. Profesör Michael Denton, Nature's Destiny, doğanın kaderi adlı kitabında bu konuda şunları söylemektedir:

“Son derece çarpıcı olan bir başka gerçek, evrenin sadece bizim varlığımıza ve biyolojik ihtiyaçlarımıza olağanüstü derecede uygun olması değil, aynı zamanda bizim onu anlamamıza da son derece uygun olmasıdır. Güneş sistemimizin bir galaktik kolun kıyısında bulunması, bizim geceleri gökyüzünü inceleyerek uzak galaksileri görebilmemizi ve evrenin genel yapısı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır. Eğer bir galaksinin merkezinde yer alsaydık, hiçbir zaman bir spiral galaksinin yapısını gözlemleyemez ya da evrenin yapısı hakkında bir fikir sahibi olamazdık.”

Michael Denton'un da ifade ettiği gibi evren, ihtiyaçlarımıza olağanüstü uygun özelliklere sahiptir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta güneş sistemimizin galaktik kolun kıyısında yani samanyolu galaksisinin tam merkezinde değil kenarında yer almasıdır. Bu, Michael Denton'ın da ifade ettiği gibi bizim gökyüzünü inceleyebilmemize olanak vermekte ve en önemlisi evren hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır. Samanyolu galaksisinde güneş sisteminin konumlandırıldığı yeri de Rabbimiz özel olarak belirlemiştir. Bu konum bizim evreni tanımamıza, derin düşünmemize ve Allah'ın sonsuz kudretine tanık olmamıza vesile olmaktadır. Allah bir Kur'an ayetinde bizleri şu şekilde uyarmaktadır:

 “Andolsun ilk inşa yaratmayı bildiniz ama öğüt alıp düşünmeniz gerekmez mi?” (Vakıa Suresi, 62)

10 üzeri 15 metre 1 trilyon kilometre. Güneş sistemimizdeki en büyük gök cismidir ve tek başına Güneş sistemindeki kütlenin %99.8'ini oluşturur. Geri kalan kütlenin de çok büyük bir bölümü Jüpiter'e aittir.

10 üzeri 13 metre 10 milyar kilometre. Evrendeki düzenliliği en açık olarak gözlemlediğimiz alanlardan biri de dünyamızın içinde bulunduğu güneş sistemidir. Güneş sisteminde 8 ayrı gezegen ve bu gezegenlere bağlı 173 ayrı uydu yer alır. Bu gezegenler güneşe olan yakınlıklarına göre Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’dür. Bu gezegenlerin içinde yaşama uygun bir yüzey ve atmosfere sahip olan yegane gök cismi ise Dünya'dır.

“Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.” (Enbiya Suresi, 33)

10 üzeri 12 metre 1 milyar kilometre. 10 üzeri 11 metre, 100 milyon kilometre. 10 üzeri 10 metre, 10 milyon kilometre. Güneş sistemindeki bu muhteşem dengenin yanı sıra, üzerinde yaşadığımız Dünya gezegeninin bu sistem ve genel olarak uzay içindeki yeri de yine kusursuz bir yaratılışın varlığını göstermektedir.

Dünya, güneş çevresinde dönerken öyle bir yörünge çizer ki, her 18 milde doğru bir çizgiden ancak 2.8 milimetre ayrılır. Dünyanın çizdiği bu yörünge hiç şaşmaz. Bu son derece önemlidir çünkü örneğin yörüngeden 3 milimetrelik bir sapma bile büyük felaketler doğururdu. Sapma 2.8 mm yerine 2.5 mm olsaydı yörünge çok geniş olurdu ve dünya üzerindeki tüm canlılar donardı. Sapma 3.1 mm olsaydı tüm canlılar bizde dahil kavrularak yanardı.

10 üzeri 9 metre 1 milyon kilometre. Eğer ay olmasaydı dünya bugünkü gibi olmazdı. Hatta hayat bile olmazdı. Ay olmasaydı, günler daha kısa olurdu. Şiddetli fırtınalar ve kasırgaların hiç kesilmediği bir dünyada yaşıyor olurduk.

Atmosfer bugünkü gibi olmazdı. Daha kalın bir atmosfere sahip olurduk. Ay olmasaydı, gelgit olayları %70 oranında azalırdı. Ay ışığında etkinliğini sürdüren canlılar gelişemezdi ve mevsimler de olmazdı. Dünya sadece güneşin varlığıyla olan mevsimler, rüzgârlar ve yağmurların var olduğu bitkilerden ibaret boş bir gezegen olurdu. Kuran'da ay ve ayın hareketlerine şöyle dikkat çekilmiştir:

“Ay'a gelince biz onun içinde bir takım uğrak yerleri takdir ettik. Sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü, döner. Ne güneşin aya erişip yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler.” (Yasin Suresi, 39-40)

10 üzeri 8 metre, 100 bin kilometre. Dünyamız evrenin yörüngesinde saniyede 30 kilometrelik bir hızla yol alıyor. 100 bin kilometre uzaklıktan oldukça küçük görünüyor. Hatta henüz hiçbir şey görünmüyor. Sadece yuvarlak ve renkli bir görüntü var. Yaşamımız için elverişli tüm koşulların bir arada bulunduğu dünyaya, yüz milyon kilometre uzaktayken nefes alabilmek, su içebilmek, gün ışığından faydalanabilmek ve bizim için faydalı besinlerden yiyebilmek imkânsız. Üstelik atmosfer dışındaki uzay boşluğunda bir kitap veya dergiyi okumanız da mümkün değildir. Bunun nedeni güneşten ışık gelmemesi midir? Hayır. Güneşten ışık gelir ancak uzayda molekül ve atom türü zerreler mevcut değildir. Bu nedenle uzay boşluğunda güneş ışınlarının çarparak kendilerini gösterebilecekleri bir madde veya cisim bulunmamaktadır. Maddeye çarpan ışık, havai fişek gibi saçılarak ısı ve ışık halinde etrafa yayılır. Dolayısıyla ikisinden birinin bulunmadığı yerde aydınlık elde edemeyiz.

10 üzeri 7 metre, 10.000 kilometre. Çok soğuk ve zifiri karanlık içinde hızla yol alan, bizim için yaratılmış, aydınlık, kapalı ve dış etkenlerden korunan bir mekan içindeyiz. dünyaya nereden bakarsak bakalım harika bir tasarım olduğunu görürüz. Rüzgârların yağmur yüklü bulutları karalara taşımasından, ayın dünyamızı geceleri bir kandil gibi aydınlatmasına ve dünyamızın güneş etrafında harikulade bir hızla saatte ortalama 110 bin kilometre dönüşüne kadar.

Her şey kusursuz bir denge içinde yaratılmıştır. Bu denge ve sistemler aralarındaki bağlantılar dikkate alınarak incelendiğinde hepsinin insanoğlunun hizmetine sunulduğu açıkça görülmektedir.

10 üzeri 6 metre 1000 kilometre. Artık güneş sistemindeki canlı yaşamına en uygun koşullarla yaratılmış dünyadayız. Bizim için yaratılmış bu dev uzay gemisinde eksikliğini hissettiğimiz hiçbir şey yok. Hiçbir ihtiyacımız için dünyanın dışında bir kaynak aramamıza ihtiyaç yok. Işık, su, hava ve bizim için faydalı olan besin kaynakları var ve bunlar hiç tükenmemekte. Sıcaklık olması gerektiği gibi, yüzyıllar boyunca dinamik bir denge içinde tutulmuş ortalama bir sıcaklık değeri var.

Güneş'e daha uzak mesafedeki Mars'ta dondurucu soğuk, Güneş'e daha yakın mesafedeki Venüs'te ise kurşunu bile eritecek derecede yakıcı bir sıcaklık vardır. Güneş enerjisinin fazla değil, yüzde 10 bile daha az gelmesi, yeryüzündeki ortalama sıcaklığın düşmesine, dolayısıyla yeryüzünün metrelerce kalınlıkta buzul tabakasıyla kaplanmasına yol açardı. Enerjideki az bir artışsa, bütün canlıların kavrularak ölmelerine neden olurdu.

10 üzeri 5 metre, 100 kilometre. 10 üzeri 4 metre, 10 kilometre. 10 üzeri 3 metre, 1 kilometre. Dünya atmosferi %77 azot, %21 oksijen ve %1 oranında karbondioksit ve argon gibi diğer gazların karışımından oluşur. Bu gazların en önemlisi oksijendir. Çünkü insan gibi kompleks bedene sahip canlıların enerji elde etmeleri için kullandıkları çoğu kimyasal reaksiyon oksijen sayesinde gerçekleşir. Karbon bileşikleri oksijenle reaksiyona girer. Bu reaksiyon sonucunda su, karbondioksit ve enerji açığa çıkar.

Atmosfer insan yaşamı için özel olarak yaratılmıştır. Bilimin ortaya koyduğu bu gerçek, bizlere evrenin başıboş bir madde yığını olmadığını bir kez daha ispatlamaktadır. Elbette ki tüm evrene hakim olan, maddeyi dilediği gibi şekillendiren, galaksileri, yıldızları ve gezegenleri kudreti altında tutan bir yaratıcı vardır. Bu üstün yaratıcı Yüce Allah'tır.

10 üzeri 2 metre 100 metre. 10 üzeri 1 metre, 10 metre. Yüksek teknolojiyle donatılmış, uzman kişilerin faaliyet sürdürdüğü günümüz laboratuvarlarından hiçbirinin henüz başaramadığı bir işlemi bitkiler yüz milyonlarca yıldır gerçekleştirirler. Güneş ışığını kullanarak fotosentez yapar ve besin üretirler. Ancak bu olağanüstü işlemin çok önemli bir şartı, bitkilere ulaşan ışığın fotosentez yapmaya uygun bir ışık olmasıdır. Bitkilerin fotosentez yapmalarını sağlayan şey, hücrelerindeki klorofil moleküllerinin ışık enerjisine karşı duyarlı olmalarıdır. Ancak klorofil, sadece çok belirli bir dalga boyundaki ışınları kullanabilir. Güneşin yaydığı ışıkla fotosentez için gerekli olan ışığın birbiriyle yaklaşık olarak aynı olması, ışıktaki mükemmel tasarımı göstermektedir.

10 üzeri 0 metre, 1 metre. Ağaçların ve tüm yeşil bitkilerin gerçekleştirdiği fotosentez işlemiyle oksijen sürekli olarak yeniden üretilir ve denge korunur. Böylelikle biz hiç oksijensiz kalmayız. Bitkiler ve ağaçlar emilen karbondioksit yerine atmosfere oksijen verirler. Böylece karbondioksit ve oksijen dengesi sağlanarak yeryüzündeki ısının dengesi korunmuş olur. Atmosferdeki oksijen miktarının korunması içinse başka bir doğal kaynak yoktur. Bu yüzden tüm canlı sistemlerindeki dengelerin korunması için ağaçların ve tüm yeşil bitkilerin varlığı şarttır.

“İşte Rabbiniz olan Allah budur. Ondan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır. Öyleyse O'na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir.” (En’am Suresi, 102)

10 üzere eksi 1 metre, 10 santimetre. 10 üzere eksi 2 metre, 1 santimetre. 10 üzere eksi 3 metre, 1 milimetre. Yapraklardaki mikroskobik alanlarda kusursuz bir tasarım söz konusudur. Bitkiler için son derece önemli yapılardan biri olan gözenekler de bu tasarımın çok önemli bir parçasıdır. Görevleri ısı ve su dönüşümünü sağlamak ve oksijeni atmosferden temin etmektir. Buradaki yaprak kesitinde de görüldüğü gibi genellikle yaprağın alt kısımlarında yer alan gözenekler, bitkinin su ihtiyacına göre açılıp kapanabilir olma özelliğine sahiptir. Dış ortamdaki değişiklikler, gözeneklerin hareketlerini belirleyen etkenlerdir. Yaprak, mekanik bir destek gibi iş gören damarlar üzerine serilmiş bir kumaş parçasına benzer. Bu sistemin etkili olarak kullanılması için yaprağın, dokusunu desteklemek için kullanacağı enerjiyi en az seviyede tutması gerekir. Yaprak için bu çok kolaydır. Çünkü yaprağın ortasından geçen bir ana destek ve bu destekten yaprakların kenarlarına uzanan ikincil destekler vardır. Özellikle ana damarın bulunduğu yer, yaprağın ağırlık dağılımını dengelemede çok önemlidir. Ancak ana damar yaprağın tam ortasından geçtiği için üzerindeki ağırlık eşit miktarda dağılır. Bunu ağır bir kitabı kolunuzu ileri uzatarak tuttuğunuzda, zamanla kolunuzun kitabı kaldırma gücünün azalmasına, kitabın kolunuza etki eden ağırlığının ise artmasına benzetebiliriz.

10 üzere eksi 4 metre 100 mikron. 10 üzere eksi 5 metre 10 mikron. 10 üzeri eksi 6 metre 1 mikron. Bitki hücresini insan ve hayvanlarınkinden ayıran en önemli özellik, güneş enerjisini kullanabilmesidir. Bunu fotosentez denen işlemle başarır ve güneşten gelen enerjiyi insanlar ve hayvanlar tarafından besin yoluyla alınacak enerjiye çevirir.

Fotosentez işleminde gerçekleşen bazı aşamaları kısaca hatırlayalım. Öncelikle fotosentez işleminin gerçekleşebilmesi için mevcut bütün enzimlerin ve sistemlerin aynı anda bitki hücresinde bulunması gereklidir.

10 üzeri eksi 7 metre 1000 angström. Güneş ışığı yaprağın üzerine düştüğünde yapraktaki tabakalar boyunca ilerler. Yaprak hücrelerindeki kloroplast organellerin içindeki klorofiller bu ışığın enerjisini kimyasal enerjiye çevirir. Bu kimyasal enerjiyi elde eden bitki ise bunu hemen besin elde etmekte kullanır. Bilim adamlarının birkaç cümlede özetlenen bu bilgiyi elde etmeleri 20. yüzyılın ortalarını bulmuştur. Oysa bitkiler, yüz milyonlarca yıldır bu işlemleri hiç şaşmadan gerçekleştirip dünyaya oksijen ve besin sağlamaktadırlar.

10 üzeri eksi 8 metre 100 angström. DNA çift zincirli ip merdivene benzer. DNA zinciri oldukça uzundur. Nasıl ki uzun bir ipi makaraya düzenli bir şekilde sarıyorsanız, hücrede buna benzer bir mekanizmayla DNA'yı paketleyerek çekirdeğinin içine yerleştirir. DNA her hücrede bulunur. Muazzam bir kapasiteye sahip olan DNA'nın küçüklüğünün yansıtması açısından, ünlü mikrobiyoloji profesörü Michael Denton'ın yaptığı şu karşılaştırma yeterli olmaktadır:

“Bugüne kadar yaşamış, gelmiş geçmiş her canlı türünün bütün özellikleri, bilgi olarak DNA'ya yüklense, toplam DNA hacmi bir çay kaşığının ancak küçük bir kısmını doldururdu. Dahası, geriye şu ana kadar yazılmış bütün kitapları saklayabilecek kadar boşluk kalırdı.”

10 üzeri eksi 9 metre, 1 nanometre. DNA eşleme işlemi, belirli bir nükleotit diziliminde başlar. Bu özel bölümün adı eşlenme merkezidir. Bu merkezde DNA'nın sarmal kolları, DNA helikaz adlı enzim tarafından açılmaya, ardından da ayrılmaya başlar. Ayrılan kolların tekrar birbirine dolanmaması için sarmalı sabitleyen özel proteinler görev alır. Tam o sırada ayrılan kolların arasında primer RNA adlı özel bir RNA molekülü sentezlenir. Bu molekül, eşlenme işlemini yapacak olan DNA polimeraz enzimine işlemin başlayacağı yeri gösterir. DNA polimeraz enzimi ayrılan kolların karşısına gelecek şekilde nükleotitleri bağlayarak yeni DNA kolları oluşturmaya başlar.

10 üzeri eksi 10 metre, 100 pikometre. Bilindiği gibi canlı cansız tüm varlıklar atom adını verdiğimiz temel yapı taşlarından meydana gelir. Atom, çekirdekte proton adı verilen parçacıklar ve çekirdeğin çevresindeki yörüngelerde dönen elektronlardan oluşur. Atomun çekirdeğinde bulunan protonlar pozitif, çevresinde dönen elektronlarsa negatif elektrik yüküne sahiptir. Proton ve elektronun sahip oldukları bu zıt elektrik yükü, aralarında bir çekim oluşmasını sağlar ve bu çekim, elektronları atom çekirdeğinin çevresindeki yörüngelerinde tutar. İşte zıt elektrik yüklü proton ve elektronları birbirine bağlayan bu kuvvete, elektromanyetik kuvvet adı verilir.

Atom çekirdeği etrafındaki elektron yörüngelerinin özellikleri, atomların kendi aralarında ne tür bağlar yaparak ne tür moleküller oluşturabileceklerini belirler. Bir atomda aynı yörüngede saniyede 100.000 km gibi olağanüstü bir hızla hareket etmelerine karşın elektronlar birbirleriyle çarpışmazlar.

10 üzeri eksi 11 metre 10 pikometre. Atomlar bir elektron bulutuyla sarılmış olan yoğun bir çekirdekten oluşurlar. Elektromanyetik kuvvet çekirdeği ve elektronları bir arada tutar.

10 üzeri eksi 12 metre, 1 pikometre. 10 üzeri eksi 13 metre, 100 femtometre. Gözle görülmeyecek kadar küçük parçacıkların nasıl olup da bir boşlukta düzenlenerek atomu oluşturabildikleri önemli bir sorudur. Bu parçacıklar, atomu çok özel bir tasarımla meydana getirmektedirler. Bu tasarımın en önemli özelliklerinden biri, parçaların birbirlerini itmelerini ve çekmelerini sağlayan temel kuvvetlerin varlığıdır. Bu temel kuvvetler, atmosfer basıncından dünyanın yörüngesine kadar evrendeki tüm hassas dengeleri kontrol altına aldıkları gibi atomu oluşturan parçacıklar üzerinde de etkilendirirler. Bu dört temel kuvvet, güçlü nükleer kuvvet, zayıf nükleer kuvvet, yer çekimi kuvveti ve elektromanyetik kuvvettir.

10 üzeri eksi 14 metre, 10 femtometre. Hücre zarından ağaç kabuğuna, göz merceğinden bir geyiğin boynuzlarına kadar son derece farklı organik yapıların hepsi karbon temelli bileşiklerden oluşur. Karbon, hidrojen, oksijen ve azot atomlarıyla çok farklı geometrik şekil ve sıralamalarda birleşerek son derece farklı maddeler meydana getirir.

10 üzeri eksi 15 metre bir femtometre. Protonun kütlesi elektronunkinin tam 1836 katıdır. Eğer somut bir karşılaştırma yapmak gerekirse aralarındaki fark bir insanla bir fındık tanesi arasındaki fark gibidir. Yani elektronla protonun pek benzer bir fiziksel yapıları yoktur. Dikkat çekici olan ise bu iki farklı parçacığın elektrik yüklerinin birbiriyle tamı tamına aynı büyüklükte olmasıdır. Biri artı elektrik yüküne, diğeri eksi elektrik yüküne sahiptir ama bu yüklerin şiddeti birbiriyle tamamen eşittir. Bu sayede atomun elektrik yükü dengelenir. Oysa bu eşitliğin olmasını zorlayan hiçbir neden yoktur. Aksine fiziksel olarak beklenmesi gereken durum elektronun elektrik yükünün kütlesiyle orantılı olarak protonunkine göre çok daha az olmasıdır. Peki acaba durum böyle olsaydı, yani proton ve elektronun elektriksel yükleri eşit olmasaydı ne olurdu? Bu durumda evrendeki tüm atomlar, protondaki fazla artı elektrik nedeniyle artı elektrik yüküne sahip olacaklardı. Bunun sonucunda da evrendeki her atom birbirini itecekti. Acaba bu durum şu an gerçekleşse ne olur? Evrendeki atomların her biri birbirini itse neler yaşanır? Atomlardaki bu değişiklik oluştuğu anda şu anda bulunduğumuz yerdeki her şey ve siz bir anda havaya uçardınız. Yeryüzündeki tüm denizler, dağlar, güneş sistemindeki tüm gezegenler ve evrendeki büyük gök cisimleri aynı anda sonsuz parçaya ayrılıp yok olurlardı. Ve bir daha da evrende hiçbir gözle görülür cisim var olmazdı. Evren dediğimiz şey, sürekli olarak birbirlerini iten atomların karmaşasından ibaret olurdu.

10 üzeri -16 metre, 100 attometre. Atomu oluşturan proton ve nötronlar da aslında quark adı verilen daha alt parçacıklardan oluşmaktadırlar. İnsan aklının kavrama sınırlarını aşan küçüklükteki protonu oluşturan quarkların boyutu ise daha da hayret vericidir.

10 üzeri, eksi 18 metre. Hücrenin temelindeki atomların, atomların içindeki proton ve nötronların ve bunların da içindeki quarkların mekanizmalarındaki üstün yaratılış ise, insanı hayrete düşürecek bir mükemmelliktedir. Burada asıl üzerine düşülmesi gereken konu ise, tüm bu kusursuz mekanizmaların insan yaşamındaki her saniye boyunca, insanın herhangi bir müdahalesi olmadan tamamen kontrolü dışında muntazam bir şekilde çalışmasıdır. Tüm bunları üstün bir güç ve bilgi sahibi olan Allah'ın yarattığı ve denetiminin de yine Allah'a ait olduğu, akıl ve vicdan sahibi her insan için çok açık gerçeklerdir.

“Göklerde ve yerde olan ne varsa ondan ister. O her gün bir iştedir. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” (Rahman Suresi, 29-30)

 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
mp4
zip
zip
Atom
Bitki
Dünya
Elektron
Evren
Fotosentez
Galaksi
Gökyüzü
Güneş
Güneş Sistemi
Helyum
Kuark
Kuran-ı Kerim
Nötron
Proton
Samanyolu Galaksisi
Uzaylı
youtube