Böyle bir insan gerçekten gerekli bulduğu noktalarda, aklın ve vicdanın gerektirdiği şekilde muhalefet
Müminin bu konudaki samimiyeti ise, asla vicdanen yanlış olduğuna inandığı bir konuda çevresine uyum
Böyle düşünerek vicdanını zorlayan bir insan, gün boyunca karşısına bu ahlakı gösterebileceği yüzlerce
Ancak gerçek nezaket, yalnızca imanla ve vicdanın en iyi şekilde kullanılmasıyla ortaya çıkar.
Kim vicdanına en son noktasına kadar titizlikle uyuyorsa, en nezaketli insan da gerçekte odur.
baktığında, vicdanı ona çok daha fazla incelik imkanı gösterecektir.
İnsanın böyle bir durumda Kuran ahlakından yana tavır alması gerektiği çok açıktır.
Aksi olduğunda, yani insan sürekli içerisinde bulunduğu şartlardan, yaşadığı olaylardan, çevresindeki
(Nahl Suresi, 18) İnsan hayatı boyunca, en sıkıntılı anlarında bile bu gerçekleri asla unutmamalıdır.
anda o tavrını telafi edebileceğini- telkin eder.
Her an ölebileceğini bilen ve ahirete inanan bir insan da, asla ileride telafi ederim mantığına güvenip
Gerçekten Allaha gönülden iman etmişse, hayatının her anında bu imanının ve samimiyetinin gereğini yaşamalıdır
Bunun yanı sıra kişiler, söylenmelerine ve yakınmalarına şahit olan insanların da bu durumdan duyabilecekleri
rahatsızlığı gözardı ederler.
Mümin vicdanını kullanan insandır.
Dolambaçlı yöntemleri, imalı konuşmaları asla tercih etmezler.
Ruhu böyle bir üslupta asla huzur bulamaz. Böyle insanların kişiliğine de asla uyum sağlamaz.
Basitliğe asla eğilim göstermez.
Genelde insanlar arasında dediğini yaptırabilen bir kişi olabilmek önemlidir.
İnsanın daima kendinden yana tavır alması, nefsin en hoşuna giden şeylerden biridir.
Kendi dediği yapılan kimse, bu durumdan dolayı sevince kapılır ve kendisiyle gurur duyar.
Müminlerin hayatında ise durum çok farklıdır.
İman eden bir insanın hayatının her anında yapacağı çok fazla şey vardır.
İman eden bir insan için, hem kendinin hem de karşısındaki kişinin vakti son derece önemli ve kıymetlidir
Ancak sonuçta eğer bir insanın kalbinde yeterli Allah aşkı, iman coşkusu ve irade varsa, bu kimseler
Derin Allah korkusunu, Allah aşkını, Allah sevgisini, iman heyecanını kalbinde hisseden bir insan, imanından
Ve samimi iman eden bir insan için bu süreç hayatının son anına kadar aralıksız bir çabayla devam edecektir
İman eden kimse, düşünen insan demektir.
Her an, her yerde, karşılaştığı her konuyu, düşünerek; vicdanını ve aklını kullanarak değerlendirir.
Sevmek, sevilmek, dost olmak, sırdaş olmak, saygı duymak, karşılıklı güven duymak, Allahın insanlar için
Ancak her insanın, kendisini tanıtabilme, ifade edebilme ve bu şekilde çevre edinebilme imkanı bulduğu
derin vicdan sahibi, çok güzel ahlaklı bir insan da aynı şartlarda kişiliğini ortaya koymaktadır.
Darwinist ve ateist bir insan da burada sesini duyurmakta, yalnızca Allahın rızası için yaşayan iman
Bu durumda söylenebilir ki; ayrılık durumunda iman edenlerin ayrılık yoluna sapmalarının bir nedeni Allaha
Samirinin ve ona uyanların düşüncelerini, Hz.
Bu durum, Hz.
Eğer bu kimse, aklı ve vicdanı açık bir kimseyse, bu durumda ahlakını da sürekli olarak geliştirip güzelleştirebilir
İşte vicdanı yeteri kadar açık olmayan bir insan, şeytanın bu gibi telkinleri sonucunda, kimi zaman kendisi
Kuran ahlakını tam olarak yaşayan bir insan, Allahın izniyle asla aklını beğenip büyüklenme hastalığına
Kullarını asla bırakmaz ve terk etmez; her daim onları bağışlar ve onlara merhamet eder.
İman edenlere yardım etmek ise Bizim üzerimizde bir haktır.
Onları karanlıklardan nura çıkarır. İnkar edenlerin velileri ise tağuttur.
Dolayısıyla iman eden bir insan, içinde öfke hissi duyduğunda öfkelenmez.
Çünkü nefis, -akıl ve vicdan kullanılmadığı takdirde- insan üzerinde gerçekten etki sahibidir.
Allahın kendilerini, akıl kullanmaktan, vicdana uymaktan, Kuran ahlakını yaşamaktan sorumlu tutacağını
Güzel ahlaklı, vicdanlı, akıllı, kişilikli bir insan doğal olarak herkes tarafından çok sevilir.
İnsan böyle bir kişiye karşı duyduğu sevginin gücünü çoğu zaman kendinden sanır.
İman etmeyen bir insan sevgide bu kadar fedakar olamaz.
Eğer kişi bu tebliği yaparken, yüzüyle, sesiyle, üslubuyla (Allahı tenzih ederiz) mağdur olmuş bir insan
Bunun yanı sıra bazen de insan çevresindeki kimseler arasında yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek
tespit eder.
İşte insan bu tür bir durumda içinden gelenlere uyar.
Bu tür bir durumda nefisten yana bir bir tavır göstermek, asla dürüstlük, doğallık, samimiyet, içi dışı
Dolayısıyla insanın, içinden gelen herşeye uyması gibi bir yaklaşım asla makul değildir. insan içinden
Ancak zaten insanlar, yazının başında da belirtildiği gibi, genellikle sıkıntı anlarında, nefislerinin
Düşünmemek, akıl, mantık kullanmamak, içlerinde bulundukları durumu düzeltmenin ve telafi etmenin yolunu
(Cuma Suresi, 10) Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allahın zikriyle mutmain olanlardır.
İnsan, nefsinde oluşan bu olumsuz gelişmeyi, ancak enaniyetiyle çatışan bir durum olduğunda fark eder
(Bakara Suresi, 206) Dolayısıyla bu gerçeği bilen iman sahibi bir insan, nefsine zor da gelse, enaniyetten
ve büyüklük taslamayan (müstekbir olmayan)lar iman eder.