İslam’ın tebliğinde amaç, Allah’ın istediği sevgi ruhunu hakim kılabilmek ve insanlara, kurtuluşun, sevginin inşası ile olacağını gösterebilmektir. Kuran’a dayalı gerçek İslam’ı tebliğ etmenin, Hz. Mehdi’nin ve Hz. İsa’nın gelişini müjdelemenin en önemli sebebi, dünyada iman dolu bir sevgi ortamı oluşturmaktır. İnsanları, hurafelerin sarmalından uzaklaştırıp; bağnaz zihniyetin getirdiği yasakçılıktan, korkulardan, öfkeden, zevksizlikten, tekdüzelikten kurtarıp, Allah sevgisine dayalı bir din anlayışıyla, Kuran’daki gerçek din ile tanıştırmak gerekmektedir.
Sevgi ve Güzelliğin Ayrılmazlığı
Sevgi, tüm ruhları yatıştıracak, insana güzellik katacak, hayata dirilik ve sevinç verecek, tüm sıkıntıları unutturacak, eksiklikleri görünmez hale getirecek, tutulan yolu güzelleştirecek, daha sağlıklı olmaya vesile olacak, mutluluk getirecek, güç ve kuvvet katacak bir güçtür. İşte bu nedenle Allah, sevgiyi bir sır olarak tarif etmiş ve tüm yaşamın bu sırra bağlı olduğunu haber vermiştir. İşte bu yüzden de tüm kainatı sevgi üzerine yaratmıştır. Kendi yarattıklarını sergileyerek, insanlara sunarak, yaratılanda Yaratanı görmelerini sağlayarak, sevilmek istemiştir.
Yaratılıştaki Güzelliği Görmek
Bir kelebeğin şaşırtıcı güzellikleriyle varlığı, öylesine bir olay değildir.
.jpg)
Sanat eseri bir balık, tesadüfen böyle renkli, simetrik, estetik ve donanımlı var olmamıştır.
.jpg)
Ağaçların ihtişamı, dağların heybeti, denizin uçsuz bucaksız maviliği, akan şelaleler, rengarenk kuşlar, olağanüstü sevimlilikte bir tavşan, güzel bir yüz, güzel bir göz, güzel bir renk, bunların hiçbiri öylesine var olmuş değildirler.

Günlük hayatımızda bize gelen ikramlar, enfes sofralar, güzel evler, hayranlık uyandırıcı arabalar, gökdelenler, şehrin içinde bize sunulan kolaylıklar, ailemiz, dostlarımız, evimizdeki evcil hayvanlar, hayatımıza sunulan güzellikler kendi kendine var olmamaktadır.

Bunların hepsini yaratan, Allah’tır. Allah, her şeyi zaten yoktan yaratmıştır ve tekrar tekrar, en güzel haliyle var etmeye kadirdir. Tesadüfen var oluş safsatasını ısrarla savunan bir kısım kişilere aşağıdaki ayetler tam bir cevaptır:
Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: “Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?” De ki: “Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir.” (Yasin Suresi, 78-79)
Dediler ki: “Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?” De ki: “İster taş olun, ister demir.” “Ya da göğüslerinizde büyümekte olan veya büyüttüğünüz bir yaratık olun.” “Bizi kim hayata geri çevirebilir” diyecekler. De ki: “Sizi ilk defa yaratan.” Bu durumda sana başlarını alaylıca sallayacaklar ve diyecekler ki: “Ne zamanmış o?” De ki: “Umulur ki pek yakında.” (İsra Suresi, 49-51)
Bu, şüphesiz, onların ayetlerimizi inkar etmelerine ve: “Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?” demelerine karşılık cezalarıdır. Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre ecel kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler. (İsra Suresi, 98-99)

Tesadüfen var oluş konusunda ısrar eden bir kısım Darwinistler, canlı alemini oluşturan sözde ilk proteinin nasıl meydana geldiğini dahi açıklayamamaktadır. Dolayısıyla, bu argümandan kaçmak için ahiret hayatına, yeniden yaratılışa, sonsuz varlıklar olarak yaratıldığımıza itiraz getirmeleri, korkunç bir son ile yok oluşa inanmayı tercih etmeleri, yeterli değildir. Madem iddiaları tesadüfen, şans eseri var oluştur; önce dünya üzerindeki bu var oluşun ilk safhasını açıklamaları gerekmektedir. Ancak asla açıklayamamaktadırlar. Darwin’den beri cevapsız kalan ve 21. yüzyıl bilimiyle hala açıklanamayan bu konu, evrim ile ilgili tüm tartışmaları daha başlangıç noktasında bitirmektedir.
Sevgi Nasıl Yaşanır?
Sevgi, insanın fıtratında zaten var olan, yaşanması kolay ve zevkli bir şeydir. Ancak insanlar, bu dünya üzerinde çetin bir imtihana tabi olduklarından, güzelliklerin yanında kötülükler de yaratıldığından ve dikkatlerini bunlara verdiklerinden, insanlara büyük ölçüde güvenemediklerinden, özellikle günümüz şartlarında bu sevgiyi yaşamada zorlanmaktadırlar. Bugün insanların yalnız yaşamaya eğilim göstermeleri, güvensizlik problemlerinin başlaması, boşanmaların olağanüstü oranlarda artması, antidepresan kullanımlarının çoğalması, hep bu sebepledir. Bütün bunların daha da ötesi olan toplumu sarmış derin felaketler ise, ayrı değerlendirilmelidir. Çünkü insanların rahatça cinayet işleyebildikleri, kadınları rahatça katledebildikleri, toplu katliamlar yaptıkları bir dünya, sevgiden tamamen kopmuş bir dünyadır.
İşte bu durumun çözülmesi için, sevginin nasıl yaşanacağını anlamak gerekir.
Allah’ın Tecellisi Olarak İnsanı Sevmek
Kainattaki her şeyi Allah yaratmıştır. Allah, var ettiği tüm güzellikleri; Kendi eserlerini ve kudretini göstermek için yaratmıştır. İnsan ise, başlı başına mükemmel bir varlıktır ve Allah, insana, Kendi ruhundan üflediğini belirtmektedir:
Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden sülaleden, basbayağı bir sudan yapmıştır. Sonra onu ‘düzeltip bir biçime soktu’ ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz? (Secde Suresi, 7-9)
Hani Rabbin meleklere: “Gerçekten Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım” demişti. “Onu bir biçime sokup, ona Ruhum’dan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın.” (Sad Suresi, 71-72)

Allah’ın, Kendi ruhundan üfleyerek bir beşer yaratması, o beşerin üstünlüğüne işarettir. Allah, yarattığı insana, şeref ve değer katacak şekilde Kendi Ruhundan üflediğini, yani hayat, bilgi, anlayış, akıl gibi üstünlükler verdiğini belirtir. Bu, insana verilmiş bir ayrıcalıktır.
İnsan başta olmak üzere tüm varlıklar, Allah’ın birer tecellisi olarak var olurlar. Bu, Allah’ın isim ve sıfatlarının varlıklar üzerinde görünmesi ve açığa çıkması anlamına gelir.
Allah’ın yaratma sanatı, yarattıkları üzerinde var olur, görünür hale gelir. Dolayısıyla Allah, Kendisini, yüce varlığını, kudretini, yarattıkları üzerinde gösterir. Ayrıca Allah, her varlığı kontrolü altında tutan, her varlığın her anını bilen ve yöneten, her varlığa bir kader belirleyendir.
Dolayısıyla bir kişinin karşılaştığı tüm insanlar, çevresinde gördüğü tüm varlıklar, Allah’ın tecellileridir. Allah’ın şekillendirdiği gibi var olur ve Allah’ın istediklerini yaparlar. Hiçbir varlığın, Allah’ın dilemesinin dışında bir varlığı veya bir iradesi yoktur.
İnsan, şayet karşısındaki görüntülere bu gerçeği bilerek bakarsa, o zaman hiçbir varlığı Allah’tan ayrı düşünemez. İnsanların yaptıklarını, onların kendilerine atfedemez, güzellikleri onlara ait olarak göremez.
Bilir ki; her güzellik, Allah’a aittir.
İşte o zaman karşısındaki varlık, herhangi bir insan olmaktan çıkar ve Allah’ın eşsiz bir tecellisi olarak kendisine görünür. Kişi, karşısındaki insanın Allah’ın tecellisi olduğunu bilerek yaşarsa, hem ona kıymet verir, hem ondaki güzellikleri daha net görür hem de onun müstakil bir varlık olmadığını bilerek, herhangi bir durumda kızgınlığa veya öfkeye sürüklenemez.
Allah İçin Seven Bir İnsanın Bakış Açısı
İşte bir insanı, Allah için sevmek budur. Allah için seven bir insan;
Karşısındaki insanın değerini bilir.
Güzelliklerini ince ince keşfedebilir.
Ona alışamaz; her detayını her gün aynı hayranlıkla keşfeder.
Ona karşı tahammüllü ve sabırlı olur; onun Allah’ın yarattığı bir kul olduğunun bilincindedir.
Şefkat ve merhamet duyar. Onun, Rahman ve Rahim olan Allah’ın eseri olduğunu bilmektedir.
Hatalarının müstakil sahibi olmadığını, tüm bunları kaderinde olduğu için yaptığını bilir.
Onu, Allah’a ait bir varlık olarak çok üstün görür.
Güzellikleri her an görebilmek, hataları yok sayabilmek, karşıdaki insanda bulunan her detayın kıymetini bilebilmek ve her yeni günde yeniden çok sevebilmek için, bir insanı Allah için sevmek gerekir.
Sevgi Güzelliği, Güzellik Sevgiyi Doğurur
Sevgi varsa, güzellik vardır. Güzellik varsa da sevgi vardır. Bu ikisi, asla ayrılmayan bir bütündür. Sevgiyi gerçekten yaşayan bir insan, güzelliğe de aynı oranda önem verir. Sevgi, beraberinde aklını kullanmayı da getirdiğinden, sevgiyi bilen ve akıllı olan bir insan, bakışından, dış görünüşünden, giydiği kıyafetten, yaptığı bakımdan ve makyajdan, genel kültüründen, doğal ve asil tavrından hemen kendisini gösterir. Sevgiyi yaşadığı, bu nedenle de kendine özen gösterdiği anlaşılan bir insan, ortam içinde doğal olarak saygı görür. Böyle bir kişi üzerinde sevgi hemen kendini gösterir; çok belirginleşir.
Böylesine belirgin şekilde kendisini gösteren sevgi, sevgiyi bilen başka insanlar tarafından hemen karşılık bulur. Güzelliğin kıymeti çok iyi bilinir. Bu, sevgiye önem veren, Allah için seven ve sevgisinde kararlı olan kişiler için kıymetli bir durumdur. Sevgi insanları, bu şekilde mutlaka birbirlerini bulabilirler. Bu ittifak ile, sevginin gücü de çok yükselir.
Karşılıklı sevgi, mutlaka daha güçlü bir sevgi ortamını meydana getirir. Sevginin gitgide ilerlediği ve güçlendiği ortamlarda, güzellikler daha da artar, güzel ahlakta belirgin bir derinleşme olur, akıl güçlenir ve sevgiye zarar verecek her şeye hemen cephe alınır. Böyle bir ortamda sevgiyi zedeleyecek hiçbir şeyin olabilmesi mümkün değildir. Ne kötü bir söz söylenebilir ne kırıcı bir tavır söz konusu olur.
Sevginin Karşılık Bulduğu Ortamlar
Sevginin sevgiyle karşılık bulduğu ortamlarda, güzel olan her şey daha da güzelleşir. Güzel söz daha kıymetli hale gelir. Bir kişiye yöneltilen iltifat, çok güzel tepkilerle karşılık bulur. Oysa toplum içinde güzel iltifatlar genellikle güzel karşılıklar alamayabilirler. Kişi, bir iltifat aldığında ne diyeceğini bilemez, nasıl tepki göstereceğini kestiremez. O yüzden de insanlar genellikle iltifat almaktan hoşlanmazlar.
Oysa iltifat, Allah’ın yarattığı güzelliğin övülmesi, Allah’ın yüceltilmesidir. Bu gerçeği bu şekilde gören bir insan için kendisine yöneltilmiş bir iltifatın, aslında Allah’a ait olduğunu görüp takdir etmesi hem güzel hem de zevklidir.
.jpg)
Kimi zaman insanlar, kendi özelliklerini kötülemeyi de bir alışkanlık haline getirirler. Oysa insana ait her şey, Allah’a aittir. Güzellikleri güzel olarak görmek ve bunları Allah’ı överek dile getirmek en güzel sözken, toplumun geneline uyarak, bu özelliklerin tümü müstakil olarak kendine aitmiş gibi kötülemek cahilce bir davranıştır. Aynı durum, karşı tarafın özelliklerini kötüleme mevzu bahis olduğunda da ortaya çıkar. İnsanlar, karşılarındaki insanları övmek, kusurlu yönlerini görmezden gelmek yerine; kusurları ortaya çıkaran, bunlar hakkında şakalar yapan, karşı tarafı mahcup eden, hatta güzel yönleri bile kusurlu göstermeye çalışan bir ruh halinde olabilirler.
Güzel Bakmak, Allah’ı Anlamanın Şartıdır
Oysa güzel bakmak, Allah’ı çok iyi anlamanın birinci şartıdır. Allah, elbette dünyayı kusurlu yaratmıştır. Bu, imtihanın gereğidir. Ancak imtihanın tamamen bittiği anda insanın karşılaşmayı umduğu cennet, tüm kusurlardan arınmış bir güzellik mekanıdır. Dolayısıyla Allah, kusurları, bir imtihan gereği, özel olarak var etmiştir. Allah, kuşkusuz dilese, dünyayı da cennet gibi kusursuz yaratmaya kadirdir.
İnsanın; karşısındakini tüm kusurlarına rağmen, gerçek anlamda sevebildiği tek ortam, onu Allah’ın tecellisi olarak gördüğü ve o şekilde sevdiği ortamdır. Allah için sevgi yaşandığında, bir anda her şey güzel, yeni ve eşsiz gözükmeye başlar. Her an kıymetlidir; her an bir yaratılış vardır. Hiçbir şey, alışkanlıklarla eskimez, sıradanlaşmaz. Allah için sevgi, tek gerçek sevgidir.

Sevgiyi İnşa Etmek de Yaşatmak da Kolaydır
Yaşamakta olduğumuz ahir zaman, çok zor imtihanları içinde barındırdığından, insanlar kendi içlerinde ve kendi aralarında sevgiyi inşa etmeyi çok zor görüyorlar. Kolaylıkla öfkeye kapılabiliyor, içlerindeki kini her an güçlendiriyorlar. İşlerin düzelebileceğine, insanları sevebileceklerine dair inançlarını sürekli olarak kaybediyorlar. O yüzden yaşamakta, rahat etmekte, mutlu olmakta zorlanıyorlar.
Bu insanların büyük kısmı:
Allah için sevmeyi bilmediklerinden,
İnsanları müstakil varlıklar olarak gördüklerinden,
Yaşanan olayları başıboş olaylar olarak değerlendirdiklerinden
Sevgiye dair inançlarını kolay kaybediyorlar.
Oysa sevgiyi inşa etmek ve sürekli bu sevgi üzerinde yaşamak zor değil.
Allah’ı tanımak, Allah’ın kudretini anlamak ve Allah için sevmek hem zevkli hem de çok güçlü bir duygudur. İnsan, bir kere bu sevgiyi yaşamak istediğinde, Allah’ı tanıyıp Allah için sevmek istediğinde, Allah bunu insana mutlaka açacaktır. Bu, insanın önce yaşadığı çevresine, sonra her yere güzellik getirecek olan eşsiz bir nimettir. İnsanın bunu istemesi dahi, Allah’ın yaratması için yeterlidir.

Kuran’daki Gerçek İslam’a Çağrı, Sevgi Ortamının Oluşmasına Çağrıdır
Kuran’da tarif edilen İslam, şu an uygulanmakta olan geleneksel din anlayışından çok farklıdır. Kuran’ın terk edilmesi, onun yerine hurafelerin esas alınması, ataların dinine göre hareket edilmesi, İslam dinini özünden uzaklaştırarak, yasakçı, öfkeli, bağnaz, sevgisiz ve cehalet dolu bir din anlayışının yayılmasına sebep olmuştur. Bu din anlayışı, genellikle güzellikleri yasak hale getirmesiyle, helalleri haram kılmasıyla, zulüm sistemi oluşturmasıyla ve sevgisizliğiyle kendisini göstermektedir. Bu vahim sonucun tek sebebi, İslam’ın yegane kaynağı olan Kuran’ın bir kenara bırakılması; onun yerine hurafelerin tercih edilmesidir. Allah bu cüreti, büyük görmüştür.
Müslümanların büyük bölümü, kendi kitapları olan Kuran’ı hiç okumamış, onun Arapçasını duvara asarak unutmuştur. Hal böyleyken, İslam dünyası sırf bu hurafeci anlayış yüzünden felaketlere sürüklenirken, bu zihniyet nedeniyle güzel olan her şey bozulmalara uğrarken, bu zihniyet insanları dinsizliğe sürüklerken, “Kuran’a uyun” diyenlere direnmek, şaşılacak bir durumdur. Kuran’dan alabildiğine uzak hurafelerde bu kadar ısrarcı olmak, “Kuran’a uyun” dendiğinde, bunu diyenleri “geleneksel din anlayışına aykırı“ diyerek ötelemek, bile bile gerçeğe bu kadar ısrarla direnmek ciddi bir akıl tutulmasıdır.
Oysa “Kuran’a uyun” çağrısı, insanlara sevgi başta olmak üzere tüm güzellikleri getirecek çok önemli bir çağrıdır. Yüce Yaratıcımız Allah’ı tanımak, anlamak, O’nun Kuran’daki mesajını idrak edip buna göre yaşamak, O’nun yarattığı güzelliklerin peşine düşmek ve bütün bunları görerek Allah’ı çok daha fazla sevmek dünyada sahip olunacak en büyük nimettir. Bunu anlamak ancak, gerçek İslam zihniyetiyle olur.
Dolayısıyla Kuran’a dayalı İslam’ın anlaşılması, insanların dünyasını değiştirecek, insanlara sevmeyi öğretecek ve böylelikle onları güçlendirecek tek yoldur. Bu yol, aslında kolaydır. İnsanlar, hayatları zor da olsa, imtihanları çetin de olsa, Kuran’daki İslam’ın sevk ettiği yolla, sevmeyi ve mükemmel bir hayat yaşamayı başarabilirler.