Peygamberimiz (sav), ahir zaman ve Mehdiyet konularını hadislerinde çok detaylı şekilde anlatmıştır. Ahir zaman geldiğinde müminlerin o devirde olduklarını anlamaları için yüzlerce alamet bildirmiş, “Müslümanlar bu alametleri gördüklerinde Mehdi’nin zuhur ettiğini anlasınlar” istemiştir. Hicri 1400 yani Miladi 1979’dan bu yana, yaklaşık 50 yıldır Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği alametlerin 100’den fazlası birbiri ardınca, peş peşe gerçekleşmiştir. Tüm bunlar, ahir zamanda olduğumuzu, Hz. Mehdi’nin çıkışına ve Hz. İsa’nın yeryüzüne yeniden gelişine şahit olacağımız bir dönemde yaşadığımızı açıkça ortaya koymaktadır.
Peygamberimiz (sav)’in ahir zaman ve Hz. Mehdi’ye dair verdiği önemli bilgilerden biri de Hz. Mehdi’nin deccal ile yapacağı ilmi mücadeledir. Hadislere göre deccal, dünya tarihinin en büyük fitnesi olduğu için tüm peygamberler, kavimlerini deccale karşı uyarmışlardır:
Peygamberimiz (sav), deccalin bir adada bulunacağını haber vermiştir. Bu hadis, Sahih-i Müslim, Kitâbü'l-Fiten ve Eşrâtü's-Sâa, Hadis No: 2942 (Bâb: Kıssatü'l-Cessâse); Ebû Dâvûd (Sünnet, 35); Tirmizî (Fiten, 66); İbn Mâce (Fiten, 33) gibi temel kaynaklarda yer almaktadır. “Cessâse/Temîm ed-Dârî Hadisi” olarak bilinen bu hadiste deccal ile karşılaşan Müslümanların onu bir adada bulduğu anlatılır.
Bediüzzaman Hazretleri de Peygamberimiz (sav)’in, "Kırk gün... Onun (deccalin) bir günü bir yıl gibi, bir günü bir ay gibi, bir günü bir cuma (hafta) gibi, diğer günleri ise sizin normal günleriniz gibidir” hadisine dayanarak, deccalin kuzey taraflarında bir ülkeden çıkacağını ifade etmiştir. Bu işarete göre deccal, kuzeyde yer alan bir ada ülkesinde faaliyet gösterecektir.
Deccalin dünyayı kana bulayacağı, yeryüzünde büyük acılara sebep olacağı ve ekonomik krizlerle milletleri fakirleştirip onları ezip yok etmeye çalışacağı hadislerden bilinmektedir. Bugün Ortadoğu’yu paramparça eden, kardeşi kardeşe kırdıran, dünyanın hemen her köşesinde çatışmalar ve savaşlar çıkaran, insanları kan dökmeye iten bir yapı mevcuttur. Kendi himayesindeki dev silah şirketlerinin sattığı silahlarla akan kanın üzerinden kazanç sağlayan ve dünya ekonomisini kontrol ederek suni krizlerle ülkelerin ekonomilerini çökerten, dünyanın en büyük gücü konumundaki İngiliz derin devleti, deccaliyetin ta kendisidir.
Deccal olan İngiliz Derin Devleti, Hz. Mehdi’nin kendisini deşifre etmesinden dolayı büyük bir öfke duyacak ve doğrudan Hz. Mehdi’yi hedef alacaktır. Hadislerde anlatıldığı üzere deccal, Hz. Mehdi’nin Allah’ın varlığını ve birliğini anlatan, Darwinizm ile materyalizmi ilmen ortadan kaldıran, deccaliyetin tüm karanlık yönlerini ifşa eden kültürel faaliyetlerine duyduğu öfke nedeniyle onu kendince ortadan kaldırmak isteyecektir. Aslında Hz. Mehdi’nin canına kastetmeyi planlayacak ancak yaptığı tüm planlar başarısızlıkla sonuçlanacaktır.
Deccalin en önemli vasıflarından biri, geçici gücüyle kendisini muktedir sanarak insanları kendisine tabi kılmasıdır. Kendisine tabi olmayı kabul etmeyenleri ise acımasızca ezmeye yeltenir. Deccalin bu özelliği hadislerde, “yanında ekmek dağları olduğu” yani insanları maddi menfaatle kendisine bağladığı; “cenneti ve cehennemi bulunduğu” yani kendisine taraftar olanlara birçok imkan sağlayıp onları zahiren iyi yaşattığı, karşı olanlara ise amansızca eziyet ettiği şeklinde anlatılır. Deccal, Hz. Mehdi’yi kendi sistemine karşı en etkili insan olarak fark ettiği için onu etkisiz hale getirmeye çalışacaktır. Aslında doğrudan Hz. Mehdi’nin canına kastetmeyi hedeflese de bunu başaramayacak ve faaliyetlerini durdurmak için onun hapsedilmesini sağlayacaktır. Hadislerde Hz. Mehdi’nin “uzun yıllar sürecek bir zindan gaybeti” yaşayacağının haber verilmesi de deccalin kurduğu bu kumpas ve tuzağın boyutunu gözler önüne sermektedir.
HZ. Mehdi Hapsedilecektir
Oysa deccalin Hz. Mehdi aleyhine kurduğu bu tuzak, daha en baştan bozulmuş şekilde yaratılmıştır. Deccal, Hz. Mehdi’yi etkisiz hale getirmek için kendi cehennemine atacak, ancak bunu yaparken hiç farkında olmadan Hz. Mehdi’yi aslında bir cennet bahçesine yerleştirecektir.
Hz. Mehdi’nin tutuklanmasına deccalin yani İngiliz derin devletinin sebep olduğu ise hadiste şöyle anlatılmaktadır:
Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
Hadiste anlatıldığı üzere Hz. Mehdi, deccaliyetin felsefesini, düşünce yapısını, uygulamalarını, oyun ve tuzaklarını deşifre ederek deccaliyet sistemini insanlara tanıtacak ve “İşte Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği deccaliyet budur” diyecektir.
Bunun üzerine deccal, “Mehdi hakkında emir verecek”, yani Mehdi’nin yakalanıp tutuklanması, böylece deccaliyet aleyhindeki faaliyetlerinin durdurulması talimatını verecektir. İngiliz derin devletinin görevlileri de bu operasyon ve tutuklamanın gerçekleşmesi amacıyla çeşitli görüşmeler yapacaklardır.
Silahlı nöbetçilerin Hz. Mehdi’yi karşılaması; onun bulunduğu yerde 24 saat nöbet tutan silahlı askerler olacağına, yani bir cezaevinde tutulacağına işaret etmektedir. (Hadiste geçen “deccalin silahlı askerleri” ifadesi, Hz. Mehdi’nin bulunduğu yerdeki askerlerin deccalin askeri olduğu anlamına gelmemektedir. Bu ifade, Deccal olan İngiliz derin devletinin baskısı ve yönlendirmesi sonucu tutuklanan Hz Mehdi’nin tutulduğu cezaevinde silahlı askerlerin bulunacağını anlatmaktadır.)
Hz. Mehdi’nin iki elinden yakalanması; ellerine kelepçe takılacağı ve bu şekilde halka gösterileceği manasındadır.
Hz. Mehdi’nin sırtının ve karnının döve döve genişletilmesi hadisi; onun aleyhinde aralıksız olarak yalan ve iftiralar yayılacağına, çeşitli eziyetlere, baskılara ve kanun dışı uygulamalara maruz bırakılarak etkisizleştirilmek isteneceğine işaret etmektedir. Ancak tüm bu saldırılar, deccaliyetin hedeflediğinin tam aksine bir etki doğuracak, Hz. Mehdi’nin daha da güçlenmesine, davasının genişleyip büyümesine vesile olacaktır.
Deccaliyetin Hz. Mehdi’yi Cehenneme Attığını Sanarak Koyduğu Cennet, Van’daki Aden Bahçesi’dir
Hadislerde deccalin yanında bir cenneti ve cehennemi bulunacağı; kendisine tabi olanlara her türlü maddi imkanı sunarken, kendisine karşı olanlara ise acımasızca eziyet edeceği bildirilmektedir. Aynı hadisin devamında yer alan bilgiye göre ise; gerçekte deccalin cenneti olarak görünen yer aslında cehennem, cehennemi olarak görünen yer ise aslında bir cennettir.
Hadislerde deccalin, Hz. Mehdi’yi de kendi cehennemine atacağı haber verilmektedir. Deccalin bu cehennemi, aslında cezaevidir. Ancak Peygamberimiz (sav), deccalin cehennemi olan cezaevinin Hz. Mehdi için cennet olacağını haber vermiştir.
Hadiste geçen “MEHDİ BİR CENNET İÇİNE ATILMIŞTIR” ifadesinin manevi anlamı şudur: Hz. Mehdi’nin deccaliyetin hiçbir eziyetinden etkilenmeyecektir. Aksine, deccalin eziyet ve baskı amaçlı yaptığı her hamle, Hz. Mehdi’nin daha da güçlenip etki alanının genişlemesine vesile olacaktır. Bulunduğu ortam ne kadar zorlu ve kısıtlayıcı olursa olsun, Allah’a olan derin sevgisi ve teslimiyeti sayesinde orası kendisi için cennet gibi huzurlu ve güzel olacaktır.
Ancak “MEHDİ BİR CENNET İÇİNE ATILMIŞTIR” ifadesinde ayrıca fiziki ve fiili bir gerçeklik vardır. Bilindiği üzere Hz. Adem ve Hz. Havva’nın ilk yaratıldıkları andan itibaren yaşadıkları yer ahiretteki sonsuz cennet hayatı değil, dünyada bir bahçe, bir cennet boyutu olan Aden Bahçesi’dir. Tevrat’ın Yaratılış Bölümü’nde ise ADEN BAHÇESİ’NİN VAN’DA OLDUĞU ANLATILIR.
Rab DOĞUDA, ADEN’DE BİR BAHÇE DİKTİoraya yarattığı adamı (Adem’i) koydu. ADEN’DEN BİR IRMAK DOĞUYOR, BAHÇEYİ SULUYOR, ORADAN DÖRT KOLA AYRILIYORDUBirinin adı Pişon; Havila diyarının çevresinden akar, orada altın bulunur. İkincisinin adı Gihon; Kûş diyarı çevresinden akar. Üçüncüsünün adı Hiddekel (DİCLE); Asur’un doğusundan akar. Dördüncüsü ise Fırat’tır (FIRAT). (Yaratılış 2:8–14)
Görüldüğü gibi Tevrat’ın bu bölümünde Adn (Aden, Adnan) Bahçesi’nin yeri detaylı olarak tarif edilmektedir. Buna göre;
Adn (Aden, Adnan) Bahçesi doğudadır.
Adn (Aden, Adnan) Bahçesi’nde 4 ırmak vardır.
Bunlardan ikisi Fırat ve Dicle’dir.
Büyük Musevi Alimler Bu Tarifi İnceleyerek, Adn (Aden, Adnan) Bahçesi’nin Van’da Olduğu Konusunda Hemfikir Olmuşlardır
Musevilerin en büyük alimlerinden biri olarak kabul edilen Maimonides; yüksek, dağlık bir bölgede yer alan ve dört nehrin doğduğu yer olan Aden Bahçesi’ni Van çevresindeki dağ silsilesi olarak tanımlamaktadır. (M. Maimonides, Guide for the Perplexed)
Tevrat’ın Mezmurlar bölümünde de Hz. Mehdi’nin Allah’ın sağında oturduğu bildirilmiştir. (Bu ifade tamamen mecazi bir anlatım olup -haşa- fiziki olarak Allah’ın yanında oturmak şeklinde değildir. Buradaki “sağında oturma” tabiri, Hz. Mehdi’nin Allah Katındaki yüksek makamını, şerefini ve İlahi koruma altında olduğunu simgeleyen bir mecazdır.)
“RAB EFENDİME (MEHDİ’YE) DEDİ Kİ: BENİM SAĞIMDA OTUR; düşmanlarını ayaklarının altına serinceye kadar.” (Bu pasaj, Allah’ın kudretinin ve onayının Moşiyah’ın (Mehdi’nin) üzerinde olacağını anlatır.) (Mezmurlar 110:1)
Burada geçen Efendim kelimesi la’ADONİ’ (ADONAY)’dır.
ADEN, ADNAN, ADONAY, ADON HEPSİ AYNI KÖKTEN GELEN KELİMELERDİR.
İbranice ve Arapça’da Adonay, Adoni, Aden ve Adnan kelimelerinin kökü aynıdır:
İbranice א-ד-ן (aleph-dalet-nun)
Arapçaʿع-د-ن (ayn-dal-nun)
Tevrat’ın tefsiri olan Midraş’ta, “la’Adoni (Adonay, Adnan) ifadesinin, Allah’ın Davud soyundan seçtiği Mesih (Hz. Mehdi) için kullanıldığı” açıkça belirtilmektedir.
Hz. Adem ve Hz. Havva’nın Van’da, cennetten bir boyut olan Aden (Adn, Adnan) Bahçesinde yaşamış oldukları en eski devirlerden dini kaynaklarda yer alan bir bilgidir. Bu bilgi, 18. ve 19. yüzyılda yaşamış olan Tevrat ve İncil uzmanı arkeologlar ve tarihçiler tarafından da eserlerinde izah edilmiştir. Örneğin aşağıda 1700’lü yıllarda yazılmış olan eserde Eden (Harita üzerinde Eden olarak yazılıdır) Bahçesinin yerini gösteren bir harita görülmektedir. Van Gölü’nün çevresindeki sarı ile işaretli alan Hz. Adem ve Hz. Havva’nın bir cennet boyutu olarak yaşadıkları Aden Bahçesini göstermektedir.

.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
Hz. Adem Ve Hz. Havva, Bugün Van Sınırları İçinde Bulunan Aden (Adn, Adnan) Bahçesi’nde Cennetten Bir Boyutta Yaşıyorlardı
Kuran’da, Hz. Adem ve Hz. Havva’nın “ahiretteki ebedi cennet”ten çıkarıldığına dair herhangi bir ifade yer almamaktadır. Benzer şekilde Kuran’da tasvir edilen Adn Cenneti’nde Hz. Adem ve Havva’nın yaşadığını belirten hiçbir ayet de bulunmamaktadır.
Buna karşılık Tevrat'ta Hz Adem'in çıkarıldığı mekan yeryüzünde olan Adn (Aden, Adnan) Bahçesi olarak geçmektedir.
“Rab DOĞUDA, ADEN’DE BİR BAHÇE DİKTİ; oraya yarattığı adamı (Adem’i) koydu…” (Yaratılış 2:8–14)
İşte burası, Hz. Adem ve Hz. Havva’nın bir dönem Van’da yaşadıkları, kutsal kitap ve metinlerde adı geçen meşhur Aden Bahçesi’dir.
Allah Kuran’da Hz. Adem ve Hz. Havva’ya “cennette”, yani kelime anlamı itibariyle bir “bahçede” oturmalarını buyurmuştur. Dolayısıyla burada zikredilen mekan, müminlere vaat edilen ebedi ahiretteki Adn Cenneti değildir:
Ey Adem! Sen ve eşin cennette oturun. Orada dilediğiniz yerden bol bol yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz. (Bakara Suresi, 35)
Söz konusu ayette, Hz. Adem ve Hz. Havva’nın yaşadığı “cennet” ifadesinin ahiretteki sonsuz cennet olduğuna dair kesin bir mana bulunmamaktadır. Nitekim ayette geçen “el-cennetu” (ٱلْجَنَّةَ) kelimesi, lügatta doğrudan “bahçe” veya “bahçemsi yer” anlamına gelmektedir.
Fakat Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır" dedik. (Bakara Suresi, 36)
Ayette yer alan,
ve kulna ve dedik ki قول
ve ardından gelen,
hbitu inin هبط
ifadeleri de ahiretteki cennetten çıkarılıp yeryüzüne gönderilme şeklinde bir anlam taşımamaktadır.
Taberi, İbn Kesir, Ebu Müslim, el-İsfahani gibi önde gelen İslam alimleri de ayetlerde cennetten çıkarılma hadisesini ifade eden, “İnin!” (ehbitû) emrinin, ahiretteki cennetten yeryüzüne bir iniş değil, dünyadaki yüksek bir bahçeden başka bir mekana iniş anlamına geldiğini belirtmişlerdir.
Nitekim aynı fiil Hz. Nuh’un gemiden inişinde de kullanılmıştır.
'Ey Nuh' denildi. 'Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine Bizden selam ve bereketlerle in.(Hud Suresi, 48)
Hz. Nuh’un gemiden aşağıya inmesi nasıl ki fiziki olarak bulunduğu yerden yürüyerek çıkması anlamına geliyorsa; Hz. Adem ve Hz. Havva’nın durumu da gökteki bir cennetten yeryüzüne inme gibi bir manada değil, yeryüzündeki Adn (Aden, Adnan) Bahçesi’nden çıkıp başka bir yere geçiş anlamındadır.
Büyük İslam alimlerinin bu konuya dair izahları şöyledir:
Taberi
“Allah’ın onlara dediği ‘ihbitû’ sözü, ‘Artık buradan ayrılın, bu nimet hâlinden geçim mücadelesine inin’ demektir. İniş, yer değiştirmedir, illa gökten yere olmak gerekmez.”
(Câmi‘u’l-Beyân, I:506)
Ebu Müslim el-İsfahânî
“Cennet, gökteki uhrevî cennet değildir. Çünkü orada şeytanın vesvese vermesi, günah işlenmesi ve çıkartılma olması imkânsızdır. Bu cennet, yeryüzünde Allah’ın özel olarak hazırladığı bir bahçedir.”
(Ebu Müslim, naklen Fahreddin Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, II:184)
Kadı Abdülcebbar (el-Muğnî fî Ebvâbi’t-Tevhîd)
“Cennet, bir mutluluk mekânıdır ama uhrevî değildir. Orası Âdem’in yaratılışına uygun, dünyevi bir barınma yeridir. ‘İhbitû’ sözü, bu bahçeden başka bir yere nakli anlatır.”
(Kadı Abdülcebbar, el-Muğnî, c. 6, s. 203)
Zemahşerî
“‘İhbitû’ kelimesi, yukarıdan aşağıya iniş demek değildir; Arapçada aynı zamanda bir yerden başka yere geçiş anlamına da gelir. Allah onların mekânlarını değil, hâllerini değiştirdi.”
(Zemahşerî, el-Keşşâf, I:165)
İbn Kesir
“Bazıları, bu cennetin gökte değil, yeryüzünde bir bahçe olduğunu söylemişlerdir.
Bu da mümkündür; zira ‘cennet’ kelimesi dünyadaki bahçeler için de kullanılır.”
(İbn Kesîr, Tefsir, I:73)
Ebu Hayyan el-Endelüsî
“‘İhbitû’ fiili, sadece gökten yere inmeyi değil, bir konumdan diğerine geçişi de ifade eder. Allah, Âdem ve eşini nimet hâlinden meşakkat hâline geçirdi.”
(el-Bahrü’l-Muhît, I:257)
'Cennet' Kelimesi Kuran’da ‘Bahçe’ Anlamında Kullanılır
Cennet (جنة) kelimesi Kuran’da birçok ayette bahçe anlamında kullanılmıştır.
Kelimenin Arapça kökeni ج ن ن 'örtmek, gizlemek, yeşillikle kaplamak' anlamına gelir.
وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلًا رَّجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِأَحَدِهِمَا جَنَّتَيْن مِنْ أَعْنَابٍ
Onlara iki adamı örnek ver: Biz birine iki bağ (cenneteyn) verdik.” (Kehf Suresi, 32)
Burada bahsedilen iki bağ yeryüzündeki bağ, bahçedir.
لَقَدْ كَانَ لِسَبَإٍ فِي مَسْكَنِهِمْ آيَةٌ جَنَّتَانِ عَن يَمِينٍ وَشِمَالٍ
Sebe halkının yerleşim yerinde bir ibret vardı: sağ ve solda iki bahçe (cenneteyn). (Sebe Suresi, 15)
Sebe halkının memleketinin iki yanında, sağında ve solunda olan iki bahçeden, yeryüzü bahçesinden bahsedilmektedir.
إِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ
Gerçek şu ki, Biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik… (Kalem Suresi 17)
Bu ayette de yeryüzü bahçelerinden bahsedilmektedir.
Kuran’da “cennet” kelimesinin, bu şekilde yeryüzündeki bağ, bahçe anlamında kullanıldığı 10’dan fazla ayet bulunmaktadır. Hz. Adem ve Hz. Havva’nın yaşadığı yer de ahiretteki ebedi cennet değil, dünyada yer alan bir bahçe, yani cennet boyutu olan Aden Bahçesi’dir.
Zira ahiret cennetlerinin en temel vasfı, ebedi yani sonsuz olmalarıdır:
Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara altında ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaad etmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (Tevbe Suresi, 72)
İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır. (Taha Suresi, 76)
Büyük İslam alimi Muhyiddin İbni Arabi de ahiretteki Adn (Adnan) cennetinin özelliklerini, Peygamberimiz (sav)’in hadislerine dayanarak şöyle aktarmaktadır:
Musevi İnancına Göre Yüce Allah, İlk Olarak Aden (Adn, Adnan) Bahçesi’ni Ve Hz. Mehdi’yi Yaratmıştır
Museviliğin Tevrat’la birlikte en önemli yasal ve dini kaynağı olan, “Sözlü Tevrat” olarak bilinen Talmud’da, evrenin yaratılışından önce ilk olarak ADEN (ADN, ADNAN) Bahçesi’nin ve HZ. MEHDİ’NİN KUTLU MAKAMININ VE ADININ YARATILDIĞI haber verilir:
“Dünya yaratılmadan önce yaratılan yedi şey şunlardır: Tora (Tevrat), Teşuva (Tövbe), GAN EDEN (ADEN BAHÇESİ), Gehinnom (Cehennem), Yücelik Tahtı (Allah’ın arşı), Mabet, MOŞİYAH’IN ADI (HZ. MEHDİ).” (Talmud Pesahim 54a; Nedarim 39b)
Talmud’da bu bölümün devamında şu bilgi yer alır:
… (Moşiyah) Adı (MEHDİ) Güneş’ten önce var olmuştur.
Musevi tefsirlerinin en temel eseri kabul edilen Zohar’da ise bu husus şöyle aktarılmaktadır:
“Taht (Allah’ın arşı) ve Şekinah (Allah’ın ruhu, nuru), YARATILIŞTAN ÖNCE bir nur içinde birleşmişti; BU NUR MOŞİYAH’IN ADIYLA MÜHÜRLENMİŞTİ.” (Zohar Vayehi 218b)
Tevrat’ın en önemli tefsir kaynaklarından biri olan Midraş’ta ise bu konuda şu bilgiler yer almaktadır:
“Allah, dünyayı yaratmadan önce yedi şeyi düşündü ve onları hazırladı: Tora, Teşuva, GAN EDEN (ADN -ADNAN, ADEN- BAHÇESİ), Gehinnom, Taht (Allah’ın arşı), Mabet, MOŞİYAH’IN (HZ. MEHDİ) ismi.” (Midrash Tehillim 90:2)
Musevi düşünür Rabbi Moshe Chaim Luzzatto (Ramchal) tarafından 18. yüzyılın başlarında kaleme alınan ve Musevi inanç esaslarını açıklayan en temel yapıtlardan biri kabul edilen Derekh Hashem’de ise şu ifadelere yer verilir:
“Yedi önceden yaratılmış şey, yaratılışın nedenini oluşturur. MOŞİYAH (MEHDİ) BU PLANIN MERKEZİDİR; ÇÜNKÜ KURTULUŞ, YARATILIŞIN GAYESİDİR.” (Derekh Hashem II:4:1)
Aden (Adn, Adnan) Bahçesi, Van Ve Çevresindedir
Aden Bahçesi, Tevrat’ta haber verildiği üzere Doğu’da yer alan ve suları dört farklı yöne akan nehirlerin olduğu yerdedir. Bu nedenle Aden Bahçesi’nin tam olarak konumunu anlamak için Tevrat’ta bahsedilen bu nehirlerin tanımları önemlidir.
TEVRAT’TA BU NEHİRLERDEN BİRİNCİ VE İKİNCİSİNİN İSİMLERİ AÇIK OLARAK VERİLMİŞTİR: BU İKİ NEHİR FIRAT VE DİCLE’DİR.
Fırat ve Dicle son derece uzun nehirler olduğundan, Aden Bahçesi’nin tam konumunun anlaşılabilmesi için Tevrat’ta hayati bir detay daha verilmiştir. Aden Bahçesi’nin Fırat ve Dicle nehirlerinin doğduğu yerde, yani KAYNAĞINDA bulunduğu açıkça bildirilmektedir.
- FIRAT Nehri, iki ana kolun birleşmesiyle meydana gelmektedir. Bu İKİ KAYNAKTAN BİRİ ERZURUM’DA, DİĞERİ İSE VAN’DADIR.
Karasu (Batı Fırat) – Erzurum’un DUMLU Dağları’ndan doğmaktadır.
Murat Nehri (Doğu Fırat) – Ağrı Dağı’nın güney yamaçlarından, Van Gölü havzasına çok yakın olan Eleşkirt – Patnos yöresinden doğmakta ve Van’a çok yakın bir güzergahtan geçmektedir. DİCLE NEHRİ'NİN en büyük kolu ve KAYNAĞI DA BÜYÜK ZAP SUYU’DUR; VAN’IN BAŞKALE İLÇESİNDEN DOĞAR.
VAN’IN BAŞKALE İLÇESİNDEN Hakkâri – Van sınırındaki Aladağlar ve Karadağ silsilesinden doğan Büyük Zap Suyu DİCLE NEHRİ’NİN en büyük kolu ve KAYNAĞIDIR..jpg)
Hahamlar ve tarihçiler Tevrat’ta bahsi geçen diğer iki nehrin, yani 3. ve 4. nehirlerin Aras Nehri ile Büyük Zap Suyu olduğunu ifade etmektedirler. 
Dünyaca ünlü Musevi araştırmacı ve arkeolog CYRUS GORDON Before the Bible (Kitab-ı Mukaddes’ten Önce) adlı kaynak eserinde bu hususta şöyle demektedir:
Ünlü tarihçi ve Kitab-ı Mukaddes uzmanı NAHUM SARNA konuyla ilgili olarak şu değerlendirmede bulunmaktadır:
MEZOPOTAMYA, DİCLE VE FIRAT NEHİRLERİNİN ARASINDA KALAN TOPRAKLARA VERİLEN İSİMDİR. Dolayısıyla Kuzey Mezopotamya denildiğinde, Fırat ve Dicle’nin doğduğu kaynakları barındıran Van Gölü ve çevresi kastedilmektedir.
Alman araştırmacı ve arkeolog JURGEN SPANUTH Atlantis of the North (Kuzeyin Atlantisi) adlı eserinde bu hususta şöyle demektedir:
Modern Türk coğrafyasının kurucularından PROF. DR. SIRRI ERİNÇ de Doğu Anadolu Coğrafyası adlı kaynak eserinde, bölgenin jeomorfolojik yapısı ve drenaj sistemlerine ilişkin şu önemli tespitlerde bulunmaktadır:
“Fırat ve Dicle kaynaklarının yer aldığı sahalar (Van Havzası), tektonik olarak kapalı bir drenaj sistemidir. Bu durum, tek merkezden çıkan dört nehir tasvirine (Aden Bahçesi’nin anlatımına) benzer bir görüntü arz eder.” (İstanbul Üniv. Coğrafya Enstitüsü Yayınları)
Adn (Aden, Adnan) Bahçesi ile ilgili yaptığı araştırmalarıyla tanınan ünlü İngiliz TARİHÇİ DAVID ROHL Legend: The Genesis of Civilisation (Efsane: Medeniyetin Doğuşu) adlı kitabında, Aden (Adn, Adnan) Bahçesi’nin tam olarak Van Gölü’nü çevreleyen dağlık bölgede yer aldığını aktarmaktadır. Rohl, bu tarihsel coğrafya tespitini somut haritalarla da açıklamıştır. Nitekim aşağıda, David Rohl’un Daily Express gazetesinde yayımlanan makalesinde yer verdiği o harita görülmektedir. Söz konusu haritada Van Gölü ve çevresi, Aden Bahçesi (haritada “Edin” olarak belirtilen bölge) şeklinde konumlandırılmıştır.
.jpg)
Tüm bu araştırmacıların, tarihçilerin ve din alimlerinin ortaya koyduğu ortak bilgiler, Hz. Adem ve Hz. Havva’nın bir dönem yaşamış olduğu ADEN (ADN, ADNAN) BAHÇESİ’NİN VAN VE ÇEVRESİNDE OLDUĞU GERÇEĞİNİ AÇIKÇA GÖZLER ÖNÜNE SERMEKTEDİR.
Böylece, hadiste bildirilen “Halbuki o (Mehdi) bir cennet içine atılmıştır” ifadesinin sadece manevi bir anlam taşımadığı; aynı zamanda somut bir coğrafyayı da işaret ettiği açıkça anlaşılmaktadır. Deccaliyet, Hz. Mehdi’yi etkisizleştirmek amacıyla aslında bir cennet boyutu olan, Hz. Adem ve Hz. Havva’nın da geçmişte yaşadığı Van’daki Aden Bahçesi’ne atacaktır. Ancak Hz. Mehdi, burada geçireceği süre boyunca aleyhinde yürütülen tüm faaliyetlere rağmen daha da güçlenecek ve davasını büyütecektir. Allah böylece deccaliyeti kendi eliyle tuzağa düşürecektir. Deccaliyet, Hz. Mehdi’yi kendince tamamen saf dışı bıraktığını zannederken; farkında bile olmadan onun Aden bahçesinde huzur, sevgi, derin bir iman ve bereket içinde yaşamasına, bu dönemde eskisinden kat kat daha dinç ve sağlıklı hale gelmesine ve insanlar tarafından çok daha fazla sevilmesine vesile olacaktır.