Aynı Yaratıcı'ya iman eden, aynı Peygamber'e tabi olan, aynı kitabın hükümlerine uyan Müslümanlar, İslam'a göre birbirlerinin kardeşi ve velileridir. Allah bu durumu ayetlerde şöyle belirtmektedir:

Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (Hucurat Suresi, 10)

Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resulü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)

İslam'da kardeşlik kan veya soy bağına değil, iman bağına dayanır. Müslümanlar yeryüzünün neresinde yaşıyor, hangi dili konuşuyor olurlarsa olsunlar ya da hangi kavme veya hangi ırka mensup bulunurlarsa bulunsunlar, hepsi kelimenin tam anlamıyla birbirlerinin kardeşleri, velileri, dostları, destekçileri ve yardımcılarıdır. Kuran'ın müminlere verdiği bu hak ve sorumluluk gereği birbirleri üzerinde velayet (birbirini koruyup gözetme) hakkına sahiptirler. Bunun gereğini de birbirlerine sürekli olarak hakkı ve sabrı tavsiye ederek, iyiliği emrederek, kötülükten alıkoyarak, yardım ederek, birbirlerinin haklarını koruyarak, birbirlerine her zaman dostça, kardeşçe, sevgi ve şefkatle davranarak yerine getirirler. Aralarındaki kardeşlik ise karşılıklı sevgi, saygı ve dayanışmanın doğal bir sonucudur.


Müminleri birbirlerine bağlayan, iman ve takva esasına dayanan velayet bağıdır. Allah müminlerin birbirlerine sımsıkı bağlanmaları gerektiğini bir ayette şöyle bildirmiştir:

Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrılmayın ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler oldunuz. Yine siz tam bir ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah size ayetlerini işte böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi, 103)

Kardeş olmak, arkadaş ve sadık dost olmak; hayat boyu, her an ve her ortamda beraber olmak, bir olmak, birlik olmak anlamına gelir. Her şartta sevmek, saymak, güvenmek, merhamet etmek ve yardımlaşmak demektir. Bunlar olmadan kardeşlik iddiasının da bir anlamı olmaz.


Kuran'ın öngördüğü kardeşlik bütün bu esasları kapsayan bir anlayıştır. Ayetlerde Müslümanların din ve takva temelinde birbirleriyle bütünleşmeleri, yardımlaşmaları ve birbirlerine sahip çıkmaları, kardeşliğin ve velayetin temel bir gereği olarak bildirilmektedir. Kuran ahlakını yaşayarak sevgi ve velayet ruhuyla birbirlerine destek olan itaatli mümin erkek ve kadınlar Allah'ın rahmetine kavuşurlar:

Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Rasulü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği kimseler bunlardır... (Tevbe Suresi, 71)

Peygamber Efendimiz (sav), müminlerin birbirlerine olan bağlılıklarını şöyle ifade etmektedir:

"Müminin mümine bağlılığı, parçaları birbirini bütünleyen bir bina gibidir."

"Müminleri kendi aralarındaki merhametleşmelerinde, yardımlaşmalarında bir vücut gibi görürsün. Ki vücudun bir organı ağrırsa, vücudunun kalan kısmı uykusuzluk ve humma ile o organ için birbirini çağırır."

Müminlerin kardeşlik ve dostlukları hiçbir şekilde zedelenmez ve kopmaz. Peygamberimizin (sav) belirttiği gibi, tüm zerreleriyle birbirine bağlı tek bir vücut gibidirler. Nasıl ki vücudun herhangi bir uzvu rahatsız olduğunda bütün vücut aynı acıyı duyarsa, dünyanın öbür ucunda dahi olsa tek bir müminin çektiği acı diğer mümin kardeşleri tarafından hissedilir. İşte bu, İslam kardeşliğinin doğal bir sonucu ve göstergesidir.


Sevgi, muhabbet, şefkat ve merhamet gibi üstün vasıflarla donanmış olan müminler birbirlerini Allah için sever, birbirlerine Allah için merhamet eder ve şefkat duyarlar. Bu güzel duyguların karşıtı olan sevgisizliğe, merhametsizliğe, şefkatsizliğe ve ilgisizliğe müminlerin arasında yer yoktur.


Allah'a ve ahirete inanmayan insanların birliktelikleri ise dünyevi değerlere verilen önem ve bu dünyaya yönelik menfaat beklentileri üzerine kurulur. Bir araya gelmekle adeta karşılıklı bir çıkar anlaşması yapmış olan bu kimseler, birbirlerine ancak ortak menfaatleri olduğu sürece destek verirler. Aralarındaki bu birlikteliğin samimi bir güvene ya da dostluğa dayanmadığını ve birtakım şartlara bağlı olduğunu, dile getirmeseler de bu ortaklığın içinde yer alan herkes bilir. Taraflardan birinin çıkar sağlayan vasfı ortadan kalktığında bu birliktelik de kendiliğinden sona erer. Dolayısıyla beklentiler ortadan kalktığında bu birliğin bozulması son derece doğaldır. Dışarıdan birlik ve dayanışma içerisinde gibi görünseler de, gerçekte asla birlik olamazlar. Allah bu gerçeği şöyle haber vermiştir:

“… Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir.” (Haşr Suresi, 14)

Müminler ise araya hiçbir çıkar ya da menfaat beklentisi katmadan birbirlerini yalnızca Allah rızası için sever, samimi bir niyetle birbirlerinin dostu olurlar. Temeli Allah sevgisine ve Allah korkusuna dayalı olan bu bağ sayesinde güçlü bir birlik oluştururlar ve bu bağın bozulması asla mümkün olmaz. Ahirette sonsuza dek arkadaş olmaya niyet etmiş olmalarından dolayı birbirlerine derin bir sevgi, saygı ve sadakatle bağlanırlar. Bundan dolayı da aralarında rekabete, çekişmeye ya da anlaşmazlığa imkan tanımazlar. Birinde bir kusur olacak olsa, bir diğeri güzel ahlakla ona destek olup iyiliğe teşvik eder ve hatalarını örter. Bediüzzaman Said Nursi bu durumu şöyle bir örnekle dile getirmiştir:

… Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkid etmez (eleştirmez), dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını tamamlar, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine yardım eder; yoksa o vücud-u insanın (insan bedeninin) hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır. Hem nasıl ki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârane uğraşmaz, birbirinin önüne geçmeye çalışmaz, birbirinin kusurunu görerek eleştirmek suretiyle şevkini kırıp yılgınlığa uğratmaz. Belki bütün meziyetleriyle, birbirinin hareketini genel amaca yönlendirmek için yardım ederler, hakiki bir dayanışma ve bir birlik ile yaratılış gayelerine doğru yürürler. Eğer zerre mikdar bir saldırı, bir zorbalık karışsa; o fabrikayı karıştıracak, neticesiz meyvesiz bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak... (21. Lema, Sayfa 668-669)

Allah'ın Kuran'da emrettiği güzel ahlakın yeryüzünde hakim olmasının en önemli şartlarından biri, müminlerin birlik ve dayanışma içinde olmalarıdır. Müminler birbirlerine olan bağlılıklarını ve sevgilerini Kuran'ın tarif ettiği şekilde yaşadıkça, birlik ve beraberlikleri daha da güçlenecek, böylece Kuran ahlakının güzellikleri daha geniş kitlelere ulaşacaktır. Allah'ın razı olduğu bu kardeşlik ruhunun yeryüzüne hakim olması, insanların huzur, güven ve barış içinde yaşayacakları bir dünyanın oluşmasına vesile olacaktır.