Kur’an, bir hidayet rehberi olarak insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve “en doğru yola” (İsra Suresi, 9) iletir. Aynı zamanda insana akli, ruhsal ve sosyal yaşamda en mükemmel yol haritası sunar. Bu nedenle Kur’an’ı okumak, doğru şekilde anlamak, onu en iyi şekilde yaşamak dengeli bir karakter sağlar.

İnsan yaşamı boyunca birtakım zaaflar ve nefsani eğilimlerle (hırs, cimrilik, makam sevgisi, enaniyet (benlik)… gibi) ya da çeşitli korkularla (gelecek kaygısı, ölüm korkusu, rızık endişesi veya başkalarından çekinme gibi) imtihan olur. Ancak Allah, bu imtihanlarda insanlara Kur’an aracılığıyla hep yol gösterir.

Allah’ı bilip tanıyan, Kur’an ahlakını hayatına geçiren bir kişi, tüm bu zayıflıkları kolaylıkla aşabilecek bir ruh gücüne erişir. Akli dengesi sağlıklı, kişiliği güçlü, hal ve tavırları itidalli, hoşgörülü ve sevgi dolu bir kişi olur. Çevresi tarafından güvenilir, sevilir ve saygı duyulur.

 

Allah’a Adanmış Bir Hayat, Ahlaki Bozuklukları Ortadan Kaldırır

İnsanın tüm samimiyetiyle kendisini Allah’a adaması ve indirdiği Kitab’a tabi olması karakterindeki eksiklik ya da kusurları ortadan kaldırır. Çünkü Allah’a teslim olan kişi, artık yalnızca O’nun rızasını gözetir, Allah’ın beğeneceği ahlak ve yaşam üzerinde olur. Egoistlik, bencillik, kibir, ikiyüzlülük gibi nefsinin olumsuz özelliklerinden şiddetle sakınır.

Kur’an ahlakının kişinin tüm hayatına hakim olması gerektiği bir ayette şöyle bildirilir:

De ki: 'Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır.' (En’am Suresi, 162)

Hayatını Allah’a adayan bir kişi her türlü sapkınlıktan, anormallikten ve ruhsal karmaşadan uzaklaşır. Allah’ın rızasını kazanmayı amaç edindiği için son derece temiz, samimi ve güvenilir bir karaktere sahip olur. Bu tür bir kişilik, doğal olarak insanlar tarafından da sevilir ve takdir edilir. Çünkü samimiyet ve dürüstlük, insan ilişkilerinde sevgi bağının en güçlü temelini oluşturur.

Tevekkül, İnsanı Nefsine Zulmetmekten Kurtarır

Çoğu insan farkında olmadan kendisine eziyet eder. Tevekkülü unuttuğu için adeta dünya üzerine çöker. Örneğin vesvese ve endişe içinde yaşar, geleceği kontrol etmeye çalışır ya da geçmişe saplanıp kalır ve sonunda çok hızlı yıpranır. Oysa insan, Kur’an’da bildirilen tevekkül anlayışı ile canını yakan tüm ağır yüklerden kurtulur. Allah’a güvenir ve neşe içinde olur. Kuran’da bu gerçek şöyle haber verilir:

De ki: 'Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler.' (Tevbe Suresi, 51)

Allah’a tevekkül eden bir kişi tüm olayların an ve an Allah’ın kontrolünde olduğunu, her şeyin bir hayır ve hikmetle yaratıldığını bilir. Bu kavrayış insanın kendine yaptığı zihinsel ve duygusal eziyeti ortadan kaldırır; huzur ve güven verir. Tevekkülü tam elde eden insan, ferahlığı elde eder. Böylece karşılaştığı ani olaylar karşısında paniğe kapılmayan, üzülmeyen, telaşlanmayan, aksine teslimiyet ve itidalle hareket eden birine dönüşür. Çevresiyle ilişkilerinde de daha yumuşak başlı, anlayışlı ve sevgi dolu bir tavır geliştirir.

 

Sabır, Sevgi ve Dostluğun Anahtarıdır

Sabır, müminin en temel özelliklerinden biridir. Mümin zorluklar ve belirsizlikler karşısında sakinliğini korur, tepki vermeden önce durumu anlamaya çalışır, empati kurar ve çözüm odaklı düşünür. Öfkesini kontrol altında tuttuğu için incitici bir üslup benimsemez, aceleci davranışlardan kaçınır ve olayları hikmetleriyle değerlendirir. Bu anlayış, hoşgörüyü, sevgiyi ve fedakarlığı geliştirir; insan ilişkilerini güçlendirir, dostluk bağlarını sağlamlaştırır. Böyle bir kişi çevresindekiler için güvenilen ve sevilen biri haline gelir. Çünkü insanlar sabırlı kişilere daha kolay yaklaşır ve onlarla daha güçlü bağlar kurar.

Sabırsızlık ise tartışmalara, kırgınlıklara ve ilişkilerin bozulmasına neden olur. Sabırsız bir insan, karşısındakini anlamak için yeterli zaman ayırmaz; stresli durumlarda hemen parlar, hoşuna gitmeyen bir davranışa anında tepki verir, aceleci ve sert bir tutum sergiler. Bu tavır basit meselelerin gereksiz yere büyümesine neden olur. Oysa, Allah’ın sabredenlerle birlikte olduğunu bildiren “Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 153) ayeti, sabırlı olmanın kıymetli bir özellik olduğunu vurgulamaktadır.

 

Vefalı Olmak, Herkesin Sevdiği Bir İnsan Olmanın Sırrıdır

Vefa yani sadakat ve bağlılık, bir Müslümanı değerli kılan en güzel vasıflardan biridir.

Kur’an ahlakını yaşayan bir kişi, vefayı hayatının merkezine alır. Böyle bir kişinin en başta Allah’a sadakati güçlü olduğu için vefası da sarsılmaz olur. Sevdiğini Allah için sever. Dostluklarına, verdiği sözlere sahip çıkar. Önce Allah’ı sonra da sevdiğini dünyevi hiçbir menfaate tercih etmez. Bu özellik onu güven duyulan ve sevilen bir kişi haline getirir. Dolayısıyla vefanın olduğu ilişkilerde sevgi daha kalıcı ve güçlü olur. Çünkü insan kendisine değer veren, sadakatli kişilerle daha derin bir bağ kurar.

Günümüzde ilişkilerin kısa sürede bozulmasının nedeni vefasızlıktır. Allah’a bağlı olmayan, sadece dünyası için yaşayan bir kişinin vefası elbette ki ayakta duramaz; dalgalanır, sarsılır, menfaatiyle çatıştığı noktada da biter.

 

Kendini Eleştirmek veya Eleştiriye Açık Olmak, Olgun ve Dengeli Bir Karakterin Gereğidir

İnsanın kendisini eleştirmesi veya eleştiriye açık olması, olgunluğunun önemli bir göstergesidir.

Kendini eleştirip hatalarını tespit edebilen bir insan sürekli gelişir. Kendini eleştirmeyen veya müstağni gören ise kendini kusursuz görmeye başlar. Akıl sağlığı ve muhakeme yargısı bozulur. Basireti, feraseti kapanır. Bu da onu makul olmayan, dengesiz, kibirli, soğuk ve sevgiden yoksun bir insan haline getirir.

Oysa Kur’an insanı sürekli olarak düşünmeye, sorgulamaya ve kendini değerlendirmeye davet eder. İnsanın kendisini eleştirmesi, nefsini temize çıkarmaması onu akıllı kılar. Çünkü kendini eleştiren, kusurlarını samimi olarak tespit edebilen bir kişi hatalarını düzeltir ve daha üstün bir karaktere sahip olur. Olgun, anlayışlı, tevazulu ve sevgiye açık hale gelir.

Eleştiri karşısında hemen öfkelenmek ya da bahanelerle kendini savunmaya çalışmak son derece küçük düşürücüdür. Halbuki eleştiriyi bir fırsat olarak görmek gerekir. Yapıcı eleştiriler, kişinin kendini değerlendirmesine, eksiklerini ve kusurlarını düzeltmesine, kendini geliştirmesine vesile olur. Önemli olan, doğruların kimden geldiği değil, hakikatin kendisidir. Bu nedenle mümin eleştirilere açık olur ve bundan fayda sağlamaya çalışır.

Kuran’a göre eleştiriye açık olmak, hidayetin ve temiz aklın bir göstergesidir. Bir ayette şöyle bildirilir:

Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir. (Zümer Suresi, 18)

Sonuç:

İnsan hem Allah Katı’nda hem insanlar nezdinde sevgi ve değer görmek ister. Bunun için ise Kuran ahlakını hayatının temeline koyması ve Allah’ın beğenmeyeceği ahlaktan sakınması, sabırla hareket etmesi, sevdiklerine vefa göstermesi, hatalarını fark edip düzeltmeye çalışması gerekir. Eğer böyle yaparsa mutlu ve huzurlu yaşar. Unutmayalım ki; Allah’ın insana sunduğu hayat modeli, her yönüyle insanın yaratılışına yani onun ruhsal ve fiziksel yapısına en uygun olandır. Bir kişinin Allah’ın sistemi dışında mutmain olması mümkün değildir. Bir Kur’an ayetinde şöyle bildirilir:

Erkek olsun kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)