Dünyaya tapılacak derecede önem verip ahireti düşünmeyen, maddiyata aşırı düşkün dünyaperest insanlar, bu kısa ve geçici dünyanın varlığıyla tatmin bulur, Allah’tan ve ahiret gerçeğinden kendilerini uzak tutarlar. Dünyaya dair meselelerle oyalanır, dünyanın geçiciliğinin kendilerine hatırlatılmasından da etkilenmezler.

Kuran’a uyan bir Müslüman ise kişiliği, düşüncesi ve yaşam tarzı itibarıyla bu tariflerden tamamen uzaktır. Tek gerçek yurdun ahiret olduğunu, dünyanın sadece bir imtihan yeri olarak var edildiğini, kainattaki her şeyin Allah’ın kontrolünde olduğunu ve hayatın maddiyatın ötesinde metafizik bir gerçeklik taşıdığını bilir. Dünya nimetleri elbette onun için de bir zevktir, ancak hayatının amacı değildir. Dünyadaki güzellikler ona cenneti hatırlatır ve Allah’ı anmaktan alıkoymaz. Aksine, tefekkürünü ve Allah’a olan şükrünü artırır. Kısacası, Allah’ı kavramış bir Müslümanın bakış açısı, dünyayı amaç edinmiş bir kişiden tamamen farklıdır.
Bu farklılık sebebiyle iki insanın hayat anlayışı, dünyayı algılama biçimi ve olayları yorumlama şekli de bütünüyle ayrıdır. Müslüman, karşılaştığı her nimette ve yaptığı her işte Allah’ı düşünür, Allah’a yönelmeyi, Allah'ı anmayı güzel görür, karamsarlıktan uzak, sürekli Allah’tan umutlu bir hayat yaşar ve dünyevi meseleleri merkezine almaz. Tüm bu değerlerden uzak kişiler ise, çoğu zaman ahiret inancından da uzak oldukları için, Allah ve din hakkında olumsuz yorumlar yapmaya, hatta bu konularda uygun olmayan şakalar yapmaya meyilli olurlar.
Dünyanın geçici cazibesine kapılmak, Müslümanlar için de bir imtihan konusudur. Allah’tan uzak yaşayan, ibadetlerini sadece dil ile yerine getirip kalbine sindirmeyen kişiler de, dünyaperest insanlar gibi bu geçici hayatı cazip görerek aldanabilirler.
Bu kişiler, Müslümanlarla birlikte olmaktansa dünyaperest insanların bulunduğu ortamlarda kendilerini daha rahat hissederler. Müslümanların yanında çoğu zaman durgun, içe kapalı, az konuşan, neşesiz ve donuk bir görünüm sergilerken, dünyaperest insanların yanında açılır, adeta kişilik değiştirir, neşeli, dışa dönük, esprili ve atik bir hale bürünürler. Bu durum, Müslümanların yanında sergiledikleri durgun halin bilinçli bir tercih olduğunu gösterir. Oysa kolaylıkla neşeli ve aktif olabilen bu insanların gerçek kişiliklerinin donuk ve sevgisiz olması mümkün değildir. Buna rağmen Müslümanlar arasında bu tavırlarını sürdürmekte bir sakınca görmezler.
Bu kişiler dünyaperest insanların yaşam tarzından çok etkilenir ve bir gün onlar gibi yaşamanın özlemini taşırlar. Aslında hiçbir zaman gerçek anlamda Müslümanlığı yaşamamış, Müslümanların içinde samimi olarak yer almamış ve Allah’a, ahirete içten bir yöneliş göstermemişlerdir. Dünya özlemi her zaman içlerinde kalmıştır.
.jpeg)
Müslümanların Dışında Sırdaş Edinenler
Müslüman olduğu halde dünyaya ve dünyaperest yaşam tarzına meyleden, Allah’a ve ahirete yönelmekten uzak duran kişiler Müslümanları değil, dünyaperest insanları kendilerine sırdaş edinirler. Kendilerini onlara yakın hisseder, en özel konularını onlarla paylaşır, hatta Müslümanlardan gizlediklerini bu kişilere aktarırlar. Oysa Allah, ayetinde Müslümanları bu konuda uyarmıştır:
“Ey iman edenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük etmekten geri durmazlar, sizi sıkıntıya sokacak şeyleri isterler. Kinleri ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Size ayetleri açıkladık; umulur ki akledersiniz.” (Al-i İmran Suresi, 118)

Dünyaperestliğe Duyulan Hayranlığın Getirdiği Eziklik
Dünyaya ve dünyaperest insanlara özenen kişiler, bu insanlara karşı ezik ve boyun eğen bir tavır sergilerler. Onların her dediğini yapar, onlara karşı aşırı saygılı davranır, olumsuz tavırlarını dahi hoşgörüyle karşılar ve daima alttan alırlar. Çünkü bu insanların ilişkilerinin menfaat ve küçük çıkarlar üzerine kurulu olduğunu bilirler. Araları bozulduğunda kötü bir karşılık göreceklerini, bunun bir intikamla sonuçlanacağını, sırlarının ortaya dökülebileceğini ve o çevreden dışlanabileceklerini düşünürler.
Ne var ki dünyaperestlere gösterdikleri bu özenli tavrı Müslümanlara karşı göstermezler. Halim ve mazlum Müslümanlara karşı sertleşebilir, onlara olumsuz davranışlarda bulunmaktan çekinmezler.
Dünyaperest İnsanlara Kendini Beğendirme İsteği
Bu kişiler için dünyaperest insanların beğenisi son derece önemlidir. Onlardan övgü almak ve takdir kazanmak için büyük çaba gösterirler. Ancak aynı kişiler, Müslümanların beğenisini pek önemsemezler. Müslümanların kendilerini takdir etmesi ya da etmemesi onlar için bir anlam ifade etmez. Bu nedenle Müslümanlara karşı güzel görünme, bakımlı olma ya da güzel bir hal sergileme gibi bir çaba içinde olmazlar.
Bu kişilerin tüm dikkatleri dünyaperest insanlardadır. Daima dünyaperest insanları örnek alırlar. Onların yapmacık konuşma ve davranış şekillerini taklit ederler. “Ben de sizdenim, beni de kabul edin” mesajını vermek için onların yapmacık tavırlarını sergilerler.
Oysa bu, insanı son derece küçük düşüren bir haldir. Müslümanlar arasındaki saygın, dürüst ve doğal yaşamı terk etmiş, bunun yerine sahte bir dünyayı tercih etmişlerdir.
Bu Tehlikeyi Tüm Müslümanlar Ciddiye Almalıdır
Müslümanlık sevgi, neşe, güven, mutluluk, canlılık ve özgürlük demektir. Allah aşkı, insanın kalbini dirilten, gerçek huzuru tattıran ve varoluşuna anlam kazandıran en yüce hakikattir. Bu gerçekleri kavrayan insan, Allah’ın üstün sıfatlarını tanır, kainattaki her şeyin O’nun kontrolünde olduğunu idrak eder. İçinde bulunduğu hayatın yalnızca maddiyattan ibaret olmadığını, aksine derin bir metafizik hakikat taşıdığını anlar. Dünyanın bir imtihan yeri olduğunu kavrayarak, karşılaştığı her olayı bu bilinçle değerlendirir ve sabır, teslimiyet ve imanla dünya imtihanını aşarak Rabbine kavuşmayı umut eder.
Bu derin hakikatleri kavrayamayan insan ise, kaçınılmaz olarak dünyanın aldatıcı cazibesine kapılır. Oysa dünya, süslenmiş, geçici ve insanı oyalayan bir gölgeden ibarettir. Ona aldanmak, ebedi olanı fani olana değişmek demektir.
Dünyanın sahte yüzüne aldanmak, tüm Müslümanlar için dikkat ve uyanıklık gerektiren bir imtihandır. Nasıl ki Müslüman, münafıkları anlatan ayetleri okurken sakınıyorsa, dünyaperestlikten ve bu yaşam tarzına özenmekten de aynı şekilde sakınmalıdır. Uyarıları başkalarına yüklemek yerine kendine pay çıkarmalıdır. Kuran’a göre olması gereken, Müslümanın bu ölçülere göre kendini sürekli geliştirmesi ve ilerletmesidir. Eğer böyle bir hataya düşmüşse de önemli olan, hatasında ısrar etmemek, hatasından kolaylıkla geri dönebilmektir.



