Son zamanlarda Türkiye özellikle okullarda ve sokaklarda artan şiddet vakalarıyla sarsılmaktadır. Öğrenciler birbirlerine ve öğretmenlerine silah çekmekte, en güvenli olması gereken eğitim ortamları korku ve güvensizlik alanlarına dönüşmektedir. Aynı zamanda aile içinde şiddet tırmanarak eş cinayetleri gibi sonuçlara kadar varmaktadır. Bu ağır tablo sadece polisiye tedbirlerle çözülebilecek bir asayiş meselesi olmadığı ise açıktır.
Haber bültenlerinde her gün bir yenisine rastladığımız kadın cinayetleri, çocuk yaşta gençlerin birbirlerini öldürmeye varan şiddet eylemleri ve sıradan trafik tartışmalarının dahi ölümle sonuçlanması, toplumsal bir cinneti işaret etse de, bu tabloyu değiştirmek mümkündür. Çözüm, sorunu sadece "cezasızlık" algısına indirgeyen yüzeysel tartışmalarda değil, bir insanın ruhunu ve vicdanını baştan aşağı inşa edecek köklü bir eğitim devriminde ve bu eğitimi zehirleyen yayın politikalarının derhal ıslah edilmesinde yatmaktadır.

Cezaevlerinin doluluk oranlarındaki devasa artış, tutuklamanın suçun önlenmesinde tek başına bir tedbir olmadığını açıkça kanıtlamaktadır. 2025 yılı verilerine göre cezaevlerindeki mahpus sayısının 300 bini aşarak son 15 yılda yaklaşık dört kat artması, sorunun daha fazla bina inşa etmekle değil, güzel ahlakı merkeze alan ve bireyleri ruhen ve ahlaken geliştiren bir eğitim anlayışıyla çözülebileceğini ortaya koymaktadır. Suçun ve şiddetin arttığı bir toplumda salt adli yaptırımlarla netice alınması hiçbir zaman mümkün olmamıştır. Bir kişinin işlediği suçun yaptırımı olduğunu bilmesinden çok daha önemli ve kalıcı olanı, o kişinin suç işlemeye eğilim dahi göstermeyecek bir ruh ve nefis terbiyesinden geçmesidir. Cezaevine girip çıkmanın bir tür "sükse" veya "güç gösterisi" haline geldiği alt kültürleri ortadan kaldırmanın yolu, o bireyin iç dünyasına sevgi ve merhamet tohumları ekmektir. Bu noktada en büyük görev, ilkokul sıralarından itibaren insanlara sevmeyi, değer vermeyi, saygı duymayı öğreten, affediciliği esas alan, merhameti ve şefkati teşvik eden bir eğitim sistemine düşmektedir.
Gençlerimizin ruhundaki derin boşluk, Allah’ın sonsuz kudretini, eşsiz ilmini ve muazzam sanatını bilimsel ve akılcı bir bakışla keşfetmeleriyle dolar. İnanç eğitimi sadece şekilci kalıplardan veya içeriği anlaşılmayan anlatımlardan ibaret kalmamalıdır. Baktıkları her çiçekte, inceledikleri her hücrede ve uçsuz bucaksız evrende Allah’ın sonsuz aklını gören gençler, bu eşsiz nizam ve sanat karşısında Allah'a büyük bir hayranlık duyar ve O’nun yarattığı tüm varlıklara sevgi ve şefkatle yaklaşırlar. Böylece Allah'ın yarattığı bir cana kıymanın ne büyük bir zulüm ve hata olduğunu idrak eder ve bundan şiddetle sakınırlar. Kalbine gerçek Allah sevgisi yerleşen bir genç, ‘Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir’ ayetinin ağırlığını vicdanında taşıyacak, yalnız kaldığında bile kötülükten kaçınmasını sağlayan güçlü bir ahlaki bilinç geliştirecektir.
Gençlere özellikle sanatı, kaliteyi, bilimi, neşeyi ve özgürlüğü esas alan Kuran Müslümanlığı'nı çok iyi öğretmek gerekmektedir. Kadını ikinci sınıf gören, sevgiyi yasaklayan gelenekçi ve yanlış inanç modelleri yerine, şefkati, nezaketi ve insana verilen değeri en başa koyan aydınlık bir iman anlayışı toplumsal huzurun temeli olacaktır.

Bu manevi ve ruhsal eğitimin en büyük düşmanı ise, bugün evlerimizin içine kadar giren ve şiddeti adeta bir "yaşam biçimi" olarak pazarlayan yayın politikalarıdır. Televizyon kanallarında her akşam yayınlanan mafya temalı diziler, organize suç dünyasını "havalı" ve "haklı" gösteren kurgular genç dimağları zehirlemektedir. Birçok yapımda cinayet, intikam ve adam öldürme olayları ana hikaye unsuru haline getirilmiş, izleyiciler, karakterlerin öldürme süreçlerine odaklanmaya yönlendirilmiştir. Bu kurguların merkezinde yer alan infaz sahneleri, izleyicide "eylem ne zaman gerçekleşecek" beklentisi oluşturmakta ve fiil gerçekleştiğinde bunu olağan karşılayan, hatta heyecan duyan bir ruh hali yaratmaktadır. Bu sunum biçimi özellikle gençlerde fail ile özdeşleşmeyi güçlendirmekte, şiddeti zihinsel bir provaya dönüştürerek normalleştirmektedir.
Tarihi dönemleri konu alan dizilerde "tarihsel gerçeklik" adı altında sunulan işkence ve ceset teşhiri gibi ağır travmatik görüntüler de bu toplumsal duyarsızlaşmayı tetiklemektedir. Bir tarih anlatımı şiddet eylemlerini görsel bir şölene dönüştürerek eğitim veremez, aksine sadece şiddetin sıradanlaşmasına hizmet eder. Şiddeti teşvik eden, suçluyu özendiren veya meşrulaştıran bu tür yapımlara karşı çok sıkı idari yaptırımlar uygulanması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Kamu düzenini ve toplum psikolojisini bozan bu yapımlar yerine, Türk toplumunun kültürel ve psikolojik yapısını koruyan, nezaketi, kaliteyi ve estetiği ön plana çıkaran yayın politikaları geliştirilmelidir. Şiddet sahnelerinin ağır denetime tabi tutulması, gençlerin bu içeriklere erişiminin sıkı bir şekilde engellenmesi devletin ve toplumun ortak sorumluluğudur.
Cezaevlerini ıslah mekanizması olmaktan çıkarıp "suç akademilerine" dönüştüren çarpık döngüden ancak eğitimle çıkılabilir. Koğuşlarda birbirine güzel ahlak yerine, suç işleme yöntemlerini ve yalan söylemeyi anlatan bir suçlu profilinin oluşması, maneviyat eksikliğinin en acı meyvesidir. Cezaevlerinde verilen resmi ve içerikten uzak din anlatımlarının ruhları dönüştüremediği ortadadır. Açıktır ki ihtiyaç, insanların kalbine dokunan, onları düşünmeye, değişmeye ve güzelleşmeye sevk eden samimi bir sevgi dilidir. Bir insanın içindeki merhamet duygusunu uyandırmak, ona binlerce sayfalık kanun metni ezberletmekten çok daha etkilidir.
Şu gerçek asla unutulmamalıdır ki suçun ve şiddetin panzehiri hapishane duvarlarını yükseltmek değil, toplumun manevi ve kültürel seviyesini yüceltmektir. Yeni cezaevleri inşa etmek için harcanan devasa bütçelerin çok küçük bir kısmı dahi, insanlara dostluğu, affediciliği, iyilikten zevk almayı ve mahlukata şefkatle yaklaşmayı öğretecek bir eğitim seferberliği için yeterli olacaktır. Gençlerin ruhları Allah sevgisiyle, kalpleri merhametle, zihinleri ise bilgiyle donatıldığında, okullar yeniden huzur yuvalarına, sokaklar ise güven dolu yaşam alanlarına dönüşecektir. Toplumsal cinnetten kurtulup gerçek huzura ve medeniyete kavuşmanın tek yolu, insanı maddi ve manevi olarak bir bütün halinde eğiten bu köklü anlayışı acilen hayata geçirmektir.
.jpg)


