HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Kainattaki kusursuz tasarım tesadüf değil

Kainattaki kusursuz tasarım tesadüf değil

Harun Yahya
958
26 Ekim, 2017
HD Belgeseller
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

KAİNATTAKİ KUSURSUZ TASARIM TESADÜF DEĞİL

 

“Tesadüf, ateizm görüntüsü altında kendisine gizlice tapınılan bir tür ilah haline gelmiştir.” (Zoolog Pierre-Paul Grasse)

 

Bu sözler, kendisi de bir evrimci olan Fransız Bilimler Akademisi'nin eski başkanı, ünlü Zoolog Pierre-Paul Grasse'ye aittir. Grasse, evrimcilerin tesadüf kavramını nasıl ilah edindiklerini bu sözleriyle özetlemektedir.

Evrim teorisine göre, canlılık tamamen doğal sebeplerle, tesadüfler sonucunda doğmuş ve yine tesadüflerle gelişmiştir.

Yani evrimciler, tesadüfleri ilah olarak kabul etmekte, tesadüflerin tüm evrendeki hassas sistemleri ve canlıları yaratabilecek kadar akıllı, bilinçli ve güçlü olduğunu iddia etmektedirler. Onlara göre, içinde bulunduğumuz ve sayısız hassas dengelerle donatılmış evren, milyonlarca farklı canlı türü, bu canlıların son derece kompleks sistemlere ve özelliklere sahip olan yapıları, zaman içinde tesadüfler sonucunda oluşmuştur. Oysa bugün biyoloji, paleontoloji, genetik, biyokimya, mikrobiyoloji gibi bilim dalları, canlılığın hiçbir şekilde tesadüfler ve doğa şartları sonucunda kendiliğinden meydana gelemeyeceğini kanıtlamıştır.

Çünkü tek bir canlı hücresi dahi tesadüf kavramını tamamen geçersiz kılan büyük bir tasarım harikasıdır. Canlılıktaki bu üstün tasarım ve plan, onların üstün akıl ve sonsuz ilim sahibi olan Allah'ın yarattığının delillerindendir. Bu film boyunca evrendeki kusursuz dengelerin ve canlılardaki mucizevi yapıların tesadüfen oluşmuş bir yaşam iddiasını nasıl çürüttüğünü göreceğiz.

Evrimcilerin, sonsuz güç sahibi olan Allah'ın apaçık olan varlığını kabul etmemek için, kendilerini tesadüf çıkmazının içine soktuklarına şahit olacağız.

 

TESADÜF İDDİALARININ MANTIKSIZLIĞI

 

Sabah kalktığınız andan itibaren karşılaştığınız şeyleri şöyle bir düşünün. Her sabah kalkınca kendinize baktığınız ayna, arabanızın kapısını açmak için kullandığınız anahtar, yoldaki trafik ışıkları, tabelalar, arabalar...

Her birinin çevrenizde bulunmasının özel bir sebebi, belli bir amacı vardır. Kuşkusuz tüm bunlar pek çok kişi tarafından üzerinde düşünülerek, emek ve vakit harcanarak, belli amaçlar için tasarlanarak karşınıza gelmiştir. Bu konuda hiçbir şüpheniz yoktur ve hiç kimse bunların sabah kalktığınızda tam olmaları gereken yerde, tesadüf eseri karşınıza çıktığını da iddia edemez. Çünkü bunların her biri sahip oldukları pek çok karmaşık detayla birlikte bilinçli birer tasarımın örneğidir. Peki ya yolda yürürken gördüğünüz insanlar, yanından geçtiğiniz ağaçlar, önünüze çıkan köpek, mis kokulu çiçekler, yukarı baktığınızda gördüğünüz gökyüzü, sizce onların varlığının sebebi tesadüfler olabilir mi?

Hiçbir ön yargıya kapılmadan, aklı ve vicdanıyla düşünen her insan, tüm canlıların ve insanların tesadüflerin eseri olmasının mümkün olamayacağını hemen fark eder. Bütün varlıkları yaratanın üstün bir akıl, sonsuz bir ilim ve güç sahibi olan Allah olduğunu anlar.

Ancak her devirde bu kadar açık bir gerçeği göremeyen, daha doğrusu gördüğü halde görmezlikten gelen insanlar var olmuştur. Bu kişiler, kimi zaman karşımıza uzun yıllar eğitim görmüş profesörler, araştırmacılar, paleontologlar olarak çıkarlar.

Ağaçların, kuşların, bulutların, evlerin, arabaların, insanların ve canlı cansız her şeyin, kısacası içinde yaşadığımız evrenin, kör tesadüflerin eseri olduğunu iddia ederler. Tarih boyunca insanlar nasıl elleriyle yonttukları heykelleri, totemleri ilah olarak kabul etmiş, taştan topraktan heykellerin yaratıcı olabileceğine inanacak kadar şuurlarını yitirmişlerse, günümüzde de tesadüfleri ilah edinen bu kişiler onlarla aynı konumdadırlar. Allah bu insanlardan Kuran'da şöyle söz eder:

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:

“Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Çocuk edinmemiştir. O’na mülkünde ortak yoktur. Her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. Onun dışında hiçbir şeyi yaratmayan, üstelik kendileri yaratılmış olan, kendi nefislerine bile ne zarar ne yarar sağlayamayan, öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden diletip yaymaya güçleri yetmeyen bir takım ilahlar edindiler.” (Furkan Suresi, 2-3)

EVRİMCİ BİR SAFSATA CANLANAN ATOMLAR

 

Devrimcilerin hayal ürünü iddialarına göre, büyük patlama ismi verilen Big Bang'in ardından her nasılsa içlerinde çok hassas dengede kuvvetler bulunan atomlar kendi kendilerini var etmişlerdir. Rastgele yayılan atomların bir kısmı tesadüf eseri buluşarak uzaydaki yıldızları, gezegenleri oluştururken bir kısmı da dünyayı oluşturmuştur. Dünyayı oluşturan atomlardan bir kısmı ilk başta taşı toprağa oluştururken, daha sonra birdenbire canlıları oluşturmaya karar vermişlerdir. Bu atomlar ilk olarak kompleks yapıya sahip olan hücrelere dönüşmüş, sonra da ikiye bölünerek çoğalmış ve konuşmaya, duymaya başlamışlardır. Karbon, magnezyum, fosfor, potasyum, demir gibi atomlar bir araya gelerek kapkara bir kütte oluşturacaklarına, olağanüstü komplekslikte ve sırları hala tam olarak keşfedilememiş olan mükemmel beyinleri oluşturmuşlardır. Beyinler hiçbir teknolojiyle ulaşılamamış mükemmel netlikte üç boyutlu görüntüler görmeye başlamışlardır. Ardından bu atomlar üniversite profesörlerine dönüşerek elektron mikroskopları altında kendilerini inceleyip tesadüfen meydana geldiklerini iddia etmişlerdir. İşte evrim teorisinin iddiası bundan ibarettir.

Bütün bu tesadüf iddialarının mantıksızlığına rağmen 150 yıl boyunca çeşitli bilim adamlarından profesörlere, doktorlardan araştırmacılara kadar birçok kişi bu akıl ve mantık dışı teoriye inanmıştır.

Şimdi bu iddiayı çok basit ama anlaşılır ve çok da iddialı bir deneyle inceleyip, evrimcilerin hayali senaryosuna gereken cevabı verelim.

Tesadüflerin yaratıcı gücü olduğuna inanan evrimciler çok büyük bir varil alsalar. Bu varilin içine bir canlıyı oluşturmak için gerektiğini düşündükleri ne kadar madde varsa koysalar. Örneğin bu varile canlılığı oluşturan karbon, fosfor, kalsiyum gibi elementlerin hepsini koysalar. Hatta daha da ileri gidip, tek bir tanesinin bile tesadüfen oluşması mümkün olmayan amino asitleri, proteinleri de bu varilin içine koysalar. Daha sonra bu karışıma dışarıdan her türlü etkiyi uygulasalar. Örneğin, varili ısıtsalar, soğutsalar, üzerine yıldırımlar düşürseler, elektrik verseler, varile koydukları maddeleri istedikleri aletlerle istedikleri kadar süre, istedikleri hızla karıştırsalar. Ayrıca bu karışımın başında milyarlarca hatta trilyonlarca sene birbirlerine babadan oğula vasiyet ederek nöbet tutsalar ve karışımın her anını kontrol ederek birbirlerine danışıp dünyanın en önde gelen biyologlarından, genetikçilerinden, fizikçilerinden ve evrim uzmanlarından görüşler alsalar. Sonuç hiçbir zaman değişmez. Tüm bu bilinçli ve ciddi çabalara rağmen, bu varilden canlılığa ait herhangi bir şey asla çıkaramazlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, yine de bu varilin içinden çeşit çeşit kuşları, rengarenk balıkları, tavşanları, atları ve diğer hayvanları çıkaramazlar. Hepsi aynı toprakta yetişiyor, hepsi aynı suyla sulanıyor olmasına rağmen, her birinin tadı birbirinden farklı olan meyveleri hiçbir şekilde çıkaramazlar.

Ne işlem yaparlarsa yapsınlar, bu varilin içindeki atomlar, Einstein, Newton gibi karmaşık problemler çözen dahi bilim adamlarını, Picasso, Michelangelo gibi sanat ve estetik yönünden harikalar meydana getiren sanatçıları, Beethoven, Mozart gibi insan ruhuna zevk veren melodiler besteleyen müzisyenleri, buluşlar yapan, kendisini meydana getiren atomları mikroskop altında inceleyen bilim adamlarını, Araba tasarımı yapan, kitap yazan, kitap okuyan, öğrenen, öğrendiklerini hafızasında tutan, düşünen, akleden, muhakeme eden, heyecanlanan, sevinen, sevgi, merhamet ve şefkat duyan, yediği yemeğin tadından zevk alan ve bir fikri savunabilen insan zekâsını kesinlikle meydana getiremezler.

O halde evrimciler, tüm insanlığın bilgi birikimi ve çabasıyla asla meydana gelemeyecek canlılığı, şuursuz atomların, kör tesadüflerin yardımıyla meydana getirdiğini nasıl iddia edebilirler?

Bugün 20. yüzyılın bütün pozitif bilimleri, çok açık, net ve kesin bir biçimde ispatlamıştır ki, cansız maddeler bir araya getirilerek değil tesadüfen, laboratuvar ortamında bile canlı tek bir hücre meydana getirilemez. Eğer ortada canlılık varsa, mutlaka bunu yaratan vardır. Cansız maddelerin milyarlarca tanesi de bir araya gelse, kendi kendine canlanamaz, şuur sahibi olamaz. Tüm bu varlıkları yaratan, üstün bir akıl, sonsuz bir bilgi ve benzersiz bir güç sahibi olan Allah'tır.

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:

“Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberimiz olsun, yaratmak da, emir de yalnızca O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!” (A’raf Suresi, 54)

EVRENDEKİ KUSURSUZ DÜZEN

 

Evrenin oluşumu ve genişleme hızı, dünyanın samanyolu galaksisindeki konumu, güneşin yaydığı ışığın cinsi, suyun akışkanlık değeri, atmosferdeki gazların oranı ve olağanüstü hassas dengelere sahip daha pek çok sistem, evrenin kesinlikle tesadüf eseri oluşamayacağını göstermektedir.

Evrendeki çok sayıda irili ufaklı gezegenin her biri büyük bir düzenin kritik önem taşıyan parçalarını oluşturur. Hiçbirinin uzaydaki konumları da, hareketleri de gelişigüzel değildir. Tam tersine bildiğimiz, bilmediğimiz sayısız detaylarıyla özel olarak ayarlanmış, belli bir amaç üzerine yaratılmışlardır. Sadece gezegenlerin konumlarındaki ufak bir değişim bile, iç içe geçmiş dengeleri altüst etmek için yeterli olabilecek niteliktedir. Ancak bu dengeler hiçbir zaman şaşmaz ve evrendeki mükemmel düzen hiçbir aksaklığa uğramadan devam eder. Bu üstün güç sahibi olan Allah'ın kusursuz yaratmasıdır.

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:

“O, biri, diğeriyle tam bir uyum içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman olan Allah'ın yaratmasında hiçbir çelişki ve uygunsuzluk göremezsin. İşte gözünü çevirip gezdir. Herhangi bir çatlaklık, bozukluk ve çarpıklık görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip gezdir. O göz, uyumsuzluk bulmaktan umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.” (Mülk Suresi, 3-4)

Evrendeki bu mükemmel düzen, evrim teorisinin mimarı Charles Darwin'i bile evrenin yaratılışında tesadüflerin yeri olamayacağını itiraf etmek durumunda bırakmıştır. Darwin'in bu itirafı şöyledir:

“Bu muazzam ve harikulade evreni çok geriye ve çok ileriye bakabilme kabiliyeti bulunan insan da dahil olmak üzere kör tesadüf veya zaruretin eseri olarak görmek çok güç hatta imkansızdır.”

Evrendeki bir diğer hayati denge de, Ay ile Dünya arasındaki mesafedir. Bu mesafe, Dünya'da hayatın devamı ve birçok dengenin sağlanması açısından son derece önemlidir. Öyle ki, bu uzaklıkta oluşacak küçük değişiklikler bile, önemli olumsuzlukların meydana gelmesine sebep olabilir.

Örneğin, Ay'la Dünya arasındaki mesafe, eğer biraz daha yakın olsaydı, Ay Dünya'ya çarpardı. Eğer biraz daha uzak olsaydı, Ay uzayda kaybolur giderdi. Eğer biraz daha az yakın olsaydı, Ay'ın Dünya üzerinde meydana getirdiği gelgitler tehlikeli boyutlarda büyür, böylece okyanus dalgaları, kıtaların alçak yerlerini kaplardı. Eğer biraz daha az uzakta olsaydı, gelgit olayları azalırdı ve bu da okyanusların daha hareketsiz olmasına neden olurdu. Böylece durgun su, denizdeki hayatı tehlikeye sokar, bununla birlikte soluduğumuz havadaki oksijen oranı tehlikeye girerdi. Bu da canlılığın ortadan kalkmasına neden olabilecek bir durum olurdu.

Evrendeki bütün gök cisimlerinin dağılımı, insanın yaşama için tam olması gereken yapıdadır. Bu mesafeler, gezegenlerin yörüngelerini, hatta varlıklarını doğrudan etkiler. Gök cisimlerinin uzaydaki dağılımı ve aralarındaki bu devasa boşluklar, dünyada canlı hayatının var olabilmesi için zorunludur.

Amerikalı Astronom George Greenstein, The Symbiotic Universe, Simbiyotik Evren isimli kitabında gök cisimleri arasında belli uzaklıkların olmasının hayati önemini şöyle açıklar:

 

“Eğer yıldızlar birbirine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebulalarda ve diğer gök cisimlerinde süre giden temel fiziksel işlemlerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan bakıldığında galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu. Tek fark gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzünde çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ama pardon evet bir fark daha olurdu. Bu manzarayı seyredecek olan ben olmazdım. Uzaydaki bu devasa boşluk bizim varlığımızın bir ön şartıdır.”

 

Bütün bu bilgiler bize, evrende son derece hassas ve yaşam için gerekli dengelerden oluşan mükemmel sistemler olduğunu gösterir. Kuşkusuz bütün bunlar, tesadüflerin ya da şuursuz atomların oluşturdukları düzenin bir eseri olamaz. Tüm kâinat, âlemlerin Rabbi olan Allah'ın eşsiz ilmini ve sonsuz gücünü kanıtlayan delillerle doludur. Allah, Kuran'da şöyle buyurmaktadır:

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:

“Allah, O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onlar ise dilediği kadarının dışında O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O pek yücedir, pek büyüktür.” (Bakara Suresi, 255)

BİTKİLER VE HAYVANLAR ALEMİNDEKİ TÜM GÜZELLİKLERİ ALLAH YARATMIŞTIR

 

Rengiyle, kokusuyla, her biri ayrı birer estetik harikası olan çiçekler, benzersiz tatlara sahip vitamin deposu meyveler ve canlılığın oksijen kaynağı ağaçlar, Allah'ın insanlara nimet olarak sunduğu güzelliklerdendir. Her biri tesadüf iddialarına en ufak bir ihtimal bırakmayacak kadar büyük bir güzelliğe, estetiğe, olağanüstü komplekslikteki sistemlere ve benzersiz faydalara sahiptirler.

Toprağa bırakılan tohumlardaki bilgiler, bir süre sonra çeşit çeşit çiçeklere, metrelerce uzunluktaki ağaçlara dönüşür. Her tohumdan farklı tatlarda, kokularda, renk ve boyutlarda bitkiler çıkar. Kapkara toprağın minicik bir tohumla birleşerek bu tohumun içinden rengarenk çiçekleri, mis kokulu esanslı meyveleri çıkartması Yüce Rabbimizin yaratışındaki mucizelerden sadece biridir. Allah Kuran'da şöyle buyurmaktadır:

“Şimdi ekmekte olduğunuz tohumu gördünüz mü? Onu sizler mi bitiriyorsunuz yoksa bitiren biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık. Böylelikle şaşar kalırdınız.” (Vakıa Suresi, 63-65)

Saymakla bitiremeyeceğimiz çeşitlilikteki bitkiler, milyonlarca yıldır ne zaman ne yapmaları gerektiğini tohumlarında saklı program sayesinde bilmekte ve unutmadan, yanılmadan bu programı uygulamaktadırlar. Hiçbir zaman bir kiraz şekerinden şeftali ağacı çıkmamış, limon ağacına ait bir tohumdan çilek gelişmemiştir. Beyni, gözü, aklı olmayan bir tahta parçasının böylesine kusursuz işleyen bir programı kendi kendisine uyguluyor olması elbette ki imkansızdır.

Milyonlarca yıldır kusursuzca devam eden bu sistemin tesadüflerin başarısı olduğunu düşünmek ise akıl sahibi herkesin gülünç bulacağı bir hayaldir. Bitkileri bütün bu özellikleriyle yaratan Allah'tır. Bu gerçek Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

“O gökten su indirendir. Bununla her şeyin bitkisini bitirdik. Ondan bir yeşillik çıkardık. Ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, birbirine benzeyen ve benzemeyen üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler kılıyoruz. Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.” (En’am Suresi, 99)

Her biri kendisi için en uygun mekanlarda, en çok ihtiyaç duydukları sistemlerle donanmış bulunan milyonlarca canlı. Kimi güçlü kaslarla, kimi sese karşı çok hassas kulaklarla, kimi suyun içindeyken de rahatlıkla görebilecek şekilde tasarlanmış gözlerle, kimi de uzun süreli yolculuklara dayanıklı vücut yapılarıyla hayata gözlerini açar.

Peki henüz görmedikleri bir ortam hakkında hazırlıklı olmaları gerektiğine dair bilgiyi onlara kim vermiştir?

Karada doğacak bir hayvan, oksijeni direkt olarak kullanabileceği akciğerlere, suda yaşayacak olan bir balık ise, oksijeni suda erimiş olarak kullanabileceği solungaçlara sahip olması gerektiğini nereden bilmektedir?

Kuşlar uçmak için hafif iskelet yapılarına, penguenler su tutmayan özel bir yağla kaplı tüylere, kartallar binlerce metre yükseklikten avlarını görebilecekleri keskin gözlere, Ağaç kakanlar, kafalarını şiddetli darbelerden koruyacak özel bir süspansiyon sistemine sahip olmaları gerektiğini nasıl düşünmüşlerdir?

Birbirinden mükemmel özelliklere sahip tasarım harikaları olan canlıları, tesadüfler ve şuursuz atomlar nasıl olup da var etmişlerdir?

Elbette ki böyle bir şey mümkün değildir. Canlıları da, onların sahip oldukları mükemmel sistemleri de yaratan, aynı zamanda tüm evreni canlılık için en elverişli şartlarda var eden âlemlerin Rabbi olan Allah'tır.

Eski bir evrimci profesör olan Gary E. Parker'da, Diğer pek çok bilim adamı gibi, paleontoloji ve biyoloji alanında yaptığı çalışmaların sonunda, bilimin evrimi yalanladığı sonucuna varmış ve türlerdeki çeşitlilik karşısındaki samimi düşüncelerini şöyle dile getirmiştir:

 

“Canlılarda ne kadar inanılmaz bir çeşitlilik var. Hem türlerin kendi içinde gösterdiği farklılıklar hem de muazzam sayıdaki değişik türler. Çoğumuz renkte, şekilde, boyutta, özellikle fonksiyonda gördüğümüz bu çeşitlilik karşısında saygı dolu bir korku, haşyet hissediyoruz. Neden bu kadar çok çeşit mevcut?”

 

Evrim teorisinin kurucusu Charles Darwin ise teorisini geçersiz kılan canlılardaki mükemmellikleri görmekten duyduğu sıkıntıyı şöyle dile getirmiştir:

 

“Gözü düşünmenin beni titrettiği günleri hatırlıyorum. Ancak bu seviyedeki şikayetlerimin üstesinden geldim. Şimdi bir yapının küçük önemsiz parçaları beni genellikle oldukça rahatsız ediyor. Bir tavus kuşunun tüyü ise ne zaman baksam beni hasta ediyor.”

 

Darwin'i baktıkça hasta eden tavus kuşunun tüyleri de, diğer bütün hayvanlar, bitkiler ve doğadaki tüm tasarım harikaları da, her şeyi yoktan var eden Allah'ın kudretini anlayıp, onun gücünü gereği gibi takdir etmemize vesile olan hikmetli birer yaratılış delilidir. Allah, Kuran'da bu gerçeğe şöyle dikkat çekmiştir:

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:

“Yeri de nasıl döşeyip yaydık, onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda göz alıcı ve iç açıcı her çiften nice bitkiler bitirdik. Bunlar içten Allah'a yönelen her kul için hikmetle bakan bir içgöz ve bir zikirdir.” (Kaf Suresi, 7-8)

İnsanlar, Allah'ın ruhundan üflediği akıl ve irade sahibi varlıklardır. Gerçekte evrim teorisinin tesadüf iddiasının mantıksızlığı tartışma gerektirmeyecek kadar açık ve ortadadır. Çünkü evrimcilerin iddiası, şehrin ortasındaki büyük bir gökdelenin, yağmurun, fırtınanın etkisiyle molozların, taşların tesadüfen bir araya gelmesi sonucunda ortaya çıktığını iddia etmekle aynı saçmalıktadır. Hiçbir bilimsel bulguya dayanmayan bu iddialarını ortaya atarken, evrimcilerin karşılaştıkları çok büyük bir zorluk vardır. İnsan ruhunu açıklamak.

Evrimciler, cansız maddelerin ve tesadüflerin nasıl olup da düşünen, sevinen, gülen, üzülen, heyecanlanan, sanat eserleri meydana getiren, beste yapan, sevdiği şarkı çalınca coşku duyan, beğendiği yemeğin tadından, kokusundan zevk alan, dost olan, buluşlar, keşifler yapan, devlet yöneten, uzaya giden insanları oluşturduğunu kesinlikle açıklayamazlar. Çünkü tüm bu özellikler, Allah'ın insanı ruh sahibi kılmasının bir sonucudur. İnsanlar, Allah'ın ruhundan üflediği akıl ve irade sahibi varlıklardır. Bu gerçek, Kuran ayetlerinde şöyle bildirilmiştir:

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:

“Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden, sülaleden, basbayağı bir sudan yapmıştır. Sonra onu düzeltip bir biçime soktu ve ona ruhunda üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz!” (Secde Suresi, 7-9)

Dünya üzerinde yaklaşık 7 milyar insan yaşamaktadır. Bu insanlar 14 milyar kusursuz görme sistemine ve yine 14 milyar kusursuz duyma sistemine sahiptir. İnsanların sahip olduğu görme sistemleri öylesine gelişmiştir ki, bugün en ileri teknolojiyle üretilen hiçbir kamera, gözlerin insana sunduğu görüntü kalitesine ulaşamamaktadır.

Yine insanın sahip olduğu kulaklar, günümüzün ultra modern ses sistemlerini tamamen geride bırakmaktadır. Ama Darwinistler, en gelişmiş teknolojilerin boy ölçemeyeceği bu görme ve duyma sistemlerini tesadüflerin inşa ettiğine inanmaktadırlar.

Elbette bu iddialar son derece akıl dışıdır. Darwinizmin amacı, insanların son derece açık ve kesin olan yaratılış gerçeğini inkar etmelerini sağlamaktır. Kuşkusuz ki, şuursuz ve cansız atomlar düşünemezler. Fizik kanunlarını bilemezler. Matematiksel hesaplar yapamazlar. Mühendis olup tonlarca suyu tutan dayanıklı barajlar, devasa gökdelenler inşa edemezler. Bilgisayar kullanamazlar. Piyano çalıp hoşlarına giden besteler yapamazlar.

Darwinizm, eski Mısırlıların güneş tanrısı Ra’ya, Afrikalı bazı kabilelerin totemlere, Sebe halkınınsa güneşe tapması kadar ya da Hz. İbrahim (as)’ın kavminin elleriyle yaptıkları putları, Hz. Musa (as)'ın kavminin altından yaptıkları buzağıyı ilah edinmeleri kadar vahim, hatta daha da akıl almaz bir körlüktür. Bu durum Allah'ın Kuran'da da işaret ettiği bir akılsızlıktır. Allah, bazı insanların anlayışlarının kapanacağını ve gerçekleri görmekten aciz duruma düşeceklerini birçok ayetinde bildirmektedir:

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:

“Onlardan seni dinleyenler vardır. Oysa biz onu kavrayıp anlamalarına bir engel olarak kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık. Onlar hangi apaçık belgeyi görseler yine ona inanmazlar.” (En’am Suresi, 25)

SONUÇ

 

TESADÜFLER İLAH OLAMAZ

 

Bir insan bir tablo gördüğünde bu tabloyu yapan bilinçli, yetenekli, tecrübeli ve bilgili bir ressam olduğunu bilir. Ressamı görmese bile varlığından asla şüphe duymaz. Hiç kimse bu tablonun boyaların tesadüfen tuval üzerine dökülmesi sonucunda oluştuğunu iddia etmez. Bu tabloları beğenen kişi ise övgü ve takdirlerini bu tablolara değil, bunların mimarına, ressamına iletir. Çevremizde gördüğümüz tüm güzellikler ise onların yaratıcısı olan Allah'a aittir. Övgüye ve şükre layık olansa sadece Rabbimiz olan, her yarattığını benzersiz yaratan Allah'tır.

Günümüzde, bilimsellik kılıfı altında son derece uydurma ve gerçek dışı olan evrim iddialarına inanan ve bunları savunmaya hayatlarını adayanlar, gerçekler tam anlamıyla açığa çıktığında küçük duruma düşeceklerdir. Nitekim, uzun yıllar evrimi ve ateizmi savunmuş, ancak daha sonra bu yanılgısını fark ederek inançlı bir insan haline gelmiş Amerikalı yazar Malcolm Muggridge şunları söylemektedir:

“Ben kendim evrim teorisinin özellikle uygulandığı alanlarda geleceğin tarih kitaplarındaki en büyük espri malzemelerinden biri olacağına ikna oldum. Gelecek kuşak bu kadar çürük ve belirsiz bir hipotezin inanılmaz bir saflıkla kabul edilmesini hayretle karşılayacaktır.”

Bu gelecek uzakta değildir. Aksine çok yakın bir gelecekte insanlar, tesadüflerin ilah olamayacağının farkına varacaklar ve evrim teorisi dünya tarihinin en büyük aldatmacası ve en şiddetli büyüsü olarak tanımlanacaktır. Çünkü yaratılış gerçeği apaçık ortadadır. Kuran'da belirtildiği gibi, sahip olduğu her şeyi insana veren ve içinde yaşadığı tüm evreni yaratan, üstün güç sahibi Allah'tır. O halde insana düşen de, kendisinin ve her şeyin yaratıcısı olan Allah'ı bilip tanımak ve O'na şükredici olmaktır.

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:

“De ki, göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip çeviren kimdir? Onlar ‘Allah’ diyeceklerdir. Öyleyse de ki: Peki siz yine de korkup sakınmayacak mısınız? İşte bu sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Öyleyse haktan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki nasıl hala çevriliyorsunuz?” (Yunus Suresi, 31-32)

 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
mp4
zip
zip
Allah'ın Detay Sanatı
Allah'ın yaratması
Balık
Biyokimya
Canlı
Canlılar
Charles Darwin
Doğa
Einstein
Evrenin Yaratılışı
Evrim teorisinin çöküşü
Fizik
Genetik
Hayvanlar Alemi
Hücre
Kusursuz
Kuş
Meyve
Newton
Tasarım
Tavuskuşu
Tesadüf
Varilci Darwin
biyoloji
tavşan
youtube