Göç Mucizesi 1 – Havada Göç
Hayvanların gizemli yolculukları. Göç - Havada göç eden canlılar.
Akıl, Plan, cesaret. Kimi çok küçük, kimi çok narin. Kimi çok hızlı, kimi ise yavaş. Hedefe varmak için havadan, denizden ya da karadan aşılan binlerce kilometre. Göç etmek için kullanılan olağanüstü teknik bilgi. Dünyanın dört bir yanında devam eden muhteşem göç yolculukları. Besin arama yolculuklarında yere hiç inmeden 15 bin kilometre uçabilen albatroslar. Göç ederken nesil değiştiren kelebekler. Dünyanın çevresini dolaşan kırlangıçlar. 6 bin kilometrelik yolculuğa çıkan yavru yılan balıkları ve daha birçok hayvan farklı nedenlerle farklı mesafelerdeki yolculuklara çıkarlar. En hafifleri 35-40 gram olan, en ağırları ise 130 tona kadar varabilen bu canlılar yaşamları boyunca sürekli bir yerden başka bir yere seyahat ederler. Bu yolculuklar bazen bir kıtadan başka bir kıtaya gidebilecek kadar uzundur.
Bazı hayvanlar besin aramak için bazısı ise kışı geçirmek için göç ederler. Kimi ise üremek için bu yolculuğu yapar. Bu yolculukların ortak noktası ise hayvanların bu göçler sayesinde yaşamları için gerekli ihtiyaçlarını sağlayabilmelidir. Göç eden canlıların uzun ve zahmetli göç yolculuğunu kusursuz bir şekilde nasıl başardıkları ve yönlerini nasıl buldukları bilim dünyasının yıllardır üzerinde çalıştığı bir konudur. Her ne kadar farklı amaçlarla gerçekleştirseler de en küçüğünden en büyüğüne kadar göç eden her canlıda karşımıza muazzam bir plan ve yetenek çıkar. Hayvanların gizemli yolculukları belgesel serimizde göç eden canlılardaki bu muhteşem özelliklere ve harika göç yolculuklarından bazılarına şahit olacağız.
Mesela burası İstanbul Boğazı'nın Karadeniz'e açılan tarafı, Rumeli Feneri tarafları. Leylekler, özellikle leylekler ve bazı kartal ve atmacalar Mart ayında Afrika'dan Avrupa'ya doğru yani sıcaktan soğuğa doğru, Eylül ayında ise yani kış ayları gelirken de tam tersi bu sefer Avrupa'dan Afrika'ya doğru göç ediyorlar. İşte tam göç belgeselimizde bir göç yolunun üzerindeyiz.
Bir canlının bir yerden başka bir yere gidebilmesi için varış noktasını ve izleyeceği yolu bilmesi gerekir. Ayrıca mevcut konumlarını da çok iyi bilmeleri lazım, çünkü bu bilgiyi dönüş için de kullanacaklardır. Göç sonunda, bulundukları yerden kimi zaman on binlerce kilometre uzaklıktaki yerlerde, kendilerini hangi şartların beklediğini de bilmelidirler.
Geçmişte insanlar yön tayininde güneşi ve yıldızları kullanmışlar. Günümüzde ise uydu teknolojileri kullanılarak çok daha hassas ölçümler yapılabiliyor. Göç eden canlılar ise dünyaya ilk geldikleri andan itibaren bu teknolojiye sahip olarak yaratılmışlardır. Allah'ın kendileri için yarattığı özel sistemleri kullanan bu canlılar Allah'ın ilhamıyla hareket ederek uzun yolculuklar gerçekleştirir. Göç eden canlıların yanılmadan her seferinde doğru zamanda doğru yere ulaşabilmeleri açık bir mucizedir.
Belgeselimizin bu bölümünde havada göç eden canlılardan bazılarına yer vereceğiz. Bu canlıların en hareketlisi grup olarak hareket eden binlerce kilometrelik yolculuklara çıkan kuşlar, bir diğeri ise zerafetleri ile endam eden kelebekler. Uzun mesafeleri sorunsuz aşabilen kuşların göç yolculuklarındaki detaylar incelendikçe yaratılışlarındaki mükemmellik daha da göz önüne çıkmaktadır. O halde gökyüzünün bu güzel canlarına biraz daha yakından bakalım.
Uzun Mesafe Yolcuları - Kuşlar
Kuşlar uçma yetenekleriyle sürtünmenin daha az olduğu bir ortamda hareket ederler. Bundan dolayı gezegendeki en hızlı canlılar olma özelliğine sahiptirler. Bir albatros, eşinin kuluçka nöbeti sırasında çıktığı besin arama seyahatinde yere hiç inmeden 15 bin kilometre uçabilir. Okyanus dalgaları ile oluşan havayı kullanarak havada süzülür ve bu sırada çok az kanat çırpar.
Düz güzergahlarda ise hiç kimse bir kutup deniz kırlangıcı ile rekabet edemez. Kuzey Kutbu'nun deniz kırlangıçları her yıl Kuzey Kutbu'ndan Antarktika'ya ve sonra oradan da geriye doğru bir yolculuk yaparlar. Kutup buzullarından yaklaşık 15 bin kilometre uzak mesafelere giderler. Kırlangıçların göç ederken tamamladığı daire yaklaşık 40 bin kilometreye yakındır. Bu mesafe neredeyse dünyanın çevresine eşittir. Bir başka kırlangıç türü olan dağ kırlangıçları da yumurtlamak için her ilkbaharda Brezilya ve Arjantin'den yola çıkarak 4350 kilometrelik tehlikeli bir yolu aşar ve Labrador ve Alaska'ya gelirler.
Küçük bir kuş olan Baltimore Sarı Asması ise her Mayıs ayında Güney Amerika'dan kalkarak, 1250 kilometrelik bir yolculuktan sonra New York'un Scardale bölümüne gelir. Kuzey Amerika ormanlarında yumurtlayan Karaçalı bülbülleri de her sonbahar gökyüzünde büyük sürüler halinde bir araya gelerek, kışı geçirmek için Atlantik sahillerine ve Güney Amerika'ya göç ederler. Ağırlıkları 9-10 gram gelen bu küçücük kuşlar hiç mola vermeden en az 86 saat boyunca uçarak 1500 kilometrelik bir mesafe kat ederler. Ve ilkbaharda göç eden diğer birçok tür gibi geldiği rotayı takip ederek tekrar eski yerlerine geri dönerler. 10 gramlık bir kuşun bu muazzam yolculuğu gerçekleştirebiliyor olması bir yaratılış hakikatidir.
Göç Zamanı
Kuşların nasıl ve neden göç etmeye başladıkları, göç kararını nasıl aldıkları bilim dünyasının henüz açıklayamadığı bir konudur. Her ne kadar mevsimle alakalı gibi görünse de bilimsel çalışmalar kuşların göçe başlama kararını mevsim şartlarını gözlemleyerek değil, bilim adamlarının bu konuda yaptığı araştırmalara göre göç mekanizmasını başlatan kapalı bir ortamla dahi zamanlama yapabilmeyi ve mevsim değişikliklerine ait edebilmeyi sağlayan biyolojik bir iç saatin olduğunu düşünmekteler.
Göçmen kuşlar aynı yerden göçe başlamazlar. Çünkü her biri aynı yerde bulunmazlar. Çoğu kuş türü önce belirli bir yerde toplanır, sonra hep birlikte göçe başlar. Bu canlıların böyle ince bir zamanlamayı yapabilmesi ve kuşların zamanlamasının birbirleriyle de uyumlu olması ilhamla hareket ettiklerinin bir delilidir.
Göç gibi kusursuz planlı bir hareketin kendi kendine oluşması imkansızdır. Bilim adamlarının iç saat olarak nitelendirdikleri şey aslında Allah'ın bu canlılar üzerindeki kontrolüdür. Evrendeki her şey gibi göç eden canlılar da Allah'ın emirleriyle hareket ederler.
Enerji Kullanımı
Kuşlar uçmak için büyük bir enerji sarf ederler. Bu yüzden de kara ve denizdeki tüm canlılardan daha çok yakıta ihtiyaç duyarlar. Göçmen kuşların çoğu, özellikle küçük ötücü kuşlar, uzun göçleri için gerekli enerjiyi yolculuğa çıkmadan önce daha çok beslenerek vücutlarında depoladıkları yağdan sağlarlar. Yağ onların adeta yakıt tankıdır. Bazı kuşların göçten hemen önce ağırlıkları iki katına kadar çıkar. Örneğin, Nijerya'da kışlayan ötleyenlerin ağırlığı Ekim-Şubat ayları arasında 10 ila 13 gram kadarken, Avrupa'ya dönüşten önce Mayıs başında 20 grama ulaşır. Sekiz gram yağa sahip olan bir bülbül ise üç bin kilometre uçabilecek kadar yakıta sahiptir. Bu yakıtla büyük sahra çölünü bile kolayca aşabilir.
Göçmen kuşların metabolizmaları da bu zor yolculukları kaldırabilecek kadar güçlüdür. Örneğin göç eden en küçük kuş olan ağırlığı 2 ile 10 gram arasında değişen kolibrinin yani sinek kuşlarının metabolizması bir filinkinden 20 kat daha fazladır. Kolibri kanatlarını saniyede 50 defa çırpar ve bu sırada 7 metre yol alır. Kolibrinin uçuş sırasında vücut sıcaklığı 62 santigrat dereceye kadar çıkar.
Oldukça küçük bir kuş olan altın yağmur kuşu da, 3000 kilometrelik Hawaii-Alaska mesafesini kat edebilmek için yolculuğu boyunca iki buçuk milyon kez kanat çırpar. Bu minik canlı deniz üzerindeki bu göç yolculuğunda yüzmeyi bilmediği için karaya ayak basmadan 70 saat gibi uzun bir süre havada kalır ve vücut ağırlığının %50'sini kaybeder. Bu yolculuğu sırasındaki hızı ise saatte yaklaşık 80 km'dir. Bu kadar yorucu bir uçuş sırasında kuşların kanındaki asit miktarı aşırı derecede artar ve yükselen vücut ısısı nedeniyle de kuş bayılma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Bazı kuşlar bu tehlikeyi karaya inerek engellerler. Engin denizlerin üzerinde göç etmekte olan kuşlar ise kanatlarını mümkün olduğu kadar açıp kendilerini boşluğa bırakarak serinlerler. Örneğin leylekler yükselmekte olan ılık hava akımlarıyla 2000 metreye kadar çıkıp ardından kanat çırpmaksızın kendini aşağı bırakarak bir sonraki ılık hava akımına doğru süzülebilirler. Bu süzülme hareketi vücudunda çok fazla yağ biriktiremeyen büyük kuşlara büyük bir enerji tasarrufu sağlar.
V Şeklinde Uçuş
Kuş sürülerinde en çok göze çarpan uçuş tekniği V şeklindeki uçuştur. V şeklinde uçuş rastgele seçilmiş bir uçuş şekli değildir. Topluluklar halinde göç eden kuşlar, V uçuşu sayesinde hava akımından etkilenmezler. Önde uçan kuvvetli ve büyük kuşlar, hava akımına karşı bir çeşit kalkan oluşturarak daha zayıf olanların işlerini kolaylaştırırlar. Bu şekilde sürü genellikle %23 enerji tasarrufu sağlamış olur ve böylece tek başına uçan bir kuştan daha yüksek hızlara çıkabilirler.
Yüksek İrtifada Uçuş
Göçmen kuşların bir bölümü çok yüksek irtifada uçar. Örneğin kazlar 8000 metre yükseklerde uçabilir. Bu yüksekliğin ne denli muazzam olduğunu anlamak için atmosferin 5000 metre yükseklikte deniz seviyesine kıyasla %63 daha az yoğun olduğunu hatırlatalım. Atmosferin bu denli seyrek olduğu bir yükseklikte uçabilen kuşlar daha hızlı kanat çırpmak ve dolayısıyla daha fazla oksijen bulmak zorundadırlar.
Kuşların akciğerleri yükseklerdeki oksijenden maksimum oranda faydalanabilecek şekilde yaratılmıştır. Diğer hayvanlardan farklı bir şekilde çalışan akciğerleri sayesinde oksijen miktarı az olan havadan aldıkları enerjinin normalde aldıkları enerjiden daha fazla olması sağlanır.
Kuşlar göçleri sırasında hava olaylarına da dikkat ederler. Atmosferde çok uzak mesafelere yayılan son derece küçük frekanslı sesleri bile duyabilirler. Bu sayede göçmen kuş, bulunduğu yerden çok uzaktaki bir dağın üzerinde patlayan fırtınayı veya yüzlerce kilometre ileride denizin üzerindeki gök gürültüsünü işitebilir ve buna göre yönünü değiştirebilir. Kuşların Allah'ın üstün yaratma sanatının bir göstergesi olan fiziksel yapılarına ve davranışlarına Kuran'da şöyle dikkat çekilmiştir:
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman'dan başkası tutmuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir.” (Mülk Suresi, 19)
Yön Bulmadaki Kusursuzluk
Göç eden her türün farklı bir yön bulma yöntemi vardır. Kuşlar, güneşten, yıldızlardan, dünyanın manyetik alanından, bazı balık türleri ise nehirlerden gelen sudaki orijinal kimyasal kokulardan yararlanırlar. Kuşlar, yeryüzünün manyetik alanındaki değişmelere tepki verebilecek bir vücut yapısında bir fizyolojiye sahiptir. Bunu kullanarak yönlerini tayin edip göç yolculuklarını kusursuz bir biçimde tamamlayabilir.
Dünyanın manyetik alanı çekirdekte erimiş halde ve hareketli olarak bulunan demirden kaynaklanır. Manyetik alan temel bir tanımlamayla yer kürenin içinden okyanuslardan ve atmosferden geçip bir kutuptan diğerine ulaşan oval biçimli akış çizgileridir. Bu çizgiler ekvatordan yatay, kutuplara doğru gidildikçe daha dik açılarla kesişir hale gelirler. Alanın şiddeti de kutuplara yaklaştıkça artar. Bazı hayvanlar göç ederlerken bu şiddeti ve eğim açısını saptayarak yönlerini bulurlar. Kuşların dünyanın manyetik alanını hesaplayarak kendi gidecekleri yönü bulmaları için fizikte Lenz kanunu olarak bilinen dünyanın manyetik alanını hesaplamada kullanılan formülü bilmeleri veya bir gauss metreye yani dünyanın manyetik alanını hesaplayan alete sahip olmaları gerekir. Elbette ki kuşlar gerçekte bunların ne olduğundan habersizdirler. Bedenlerinde böyle bir alet de yoktur. Ayrıca manyetik alan hesaplama formülünü de bilemezler. Kuşlar, yerin manyetik alanından yararlanarak yönlerini bulmalarını sağlayan oldukça gelişmiş bir manyereseptör sistemine, yani manyetik alan algılayıcısına sahiptirler. Beyin hücrelerinde mıknatıs etkisi gösteren bir mineral taşırlar. Bu sistem sayesinde göç sırasında dünyanın değişen manyetik alanını hissederek yönlerini belirlerler. Bu sistem o kadar hassastır ki göçmen kuşlar bu sayede manyetik alandaki yüzde ikilik bir değişimi bile algılayabilirler.
Gece Göçleri
Kuşların birçoğu uzun seyahatler için daha güvenli ve avantajlı olduğundan dolayı geceleri yol alırlar. Gece gökyüzünde büyük bir hareketlik yaşanır. Dolunay'da teleskopla yapılan gözlemlerde kuş yollarına saatte 9 bin tane kuşun dahi geçtiğinin gözlemlendiği anlar olmuştur. Bu gece göçleri güneşin batmasından bir saat sonra başlar, gece yarısından biraz önce maksimuma ulaşır ve gün ağarana kadar yavaş yavaş azalmaktadır.
Beyaz fırtına kuşları gece göç eden kuş türlerinden biridir. 20 cm uzunluğunda ve yaklaşık 115 gram ağırlığında olan beyaz fırtına kuşları saatte 170 km gibi muazzam bir hızla uçabilirler. Gündüzü beslenerek ve göç için yağ depolayarak geçiren beyaz fırtına kuşları gece göç ederler, güneşin doğuşuyla beraber mola verirler ve bu döngü bu şekilde devam eder. Gece karanlığı göç eden kuşları diğer yırtıcı kuşlardan korur, ayrıca göç sırasında sürekli kanat çırpmak zorunda oldukları için kızgın güneşin sıcağı ile beraber aşırı ısınma riski de ortadan kalkmış olur.
Gece göç eden kuşların yol bulmada kullandıkları önemli bir araç da yıldızların yerleri ve yer değiştirmeleridir. Tabii ki bu küçük canlıların yıldızların yerini tespit edecek herhangi bir teleskobu veya bir matematik bilgisi yoktur. Onlara tüm bu bilgilere ilham eden kudret sahibi Rabbimizdir. Göç etme yeteneğine sahip tüm canlılarda hiç durmayan, bozulmayan, her türün en küçük bireyinde bile aynı mekanizmayla şaşmadan çalışan bu mükemmel sistemin sözde evrimsel bir süreç içinde oluşması elbette ki imkansızdır. Kör ve şuursuz tesadüflerin böylesine ince hesaplara dayanan ve büyük bir şuur göstergesi olan bir yeteneği meydana getirmesi mümkün değildir. Bu yeteneği yaratan ve dilediği canlıya veren Yüce Allah'tır.
Göç eden kuşlardaki her detay, bizlere Allah'ın her şeye kadir olduğunu, benzersiz yarattığını ve yarattıkları üzerindeki sonsuz rahmetini kanıtlayan delillerdendir. Allah, Kuran'da insanların örnek alması ve imanlarını arttırmaları için hayvanların üstün özelliklerinden çeşitli örnekler vermiştir.
“Görmedin mi ki göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar gerçekten Allah'ı tesbih etmektedir. Her biri kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. Allah onların işlediklerini bilendir.” (Nur Suresi, 41)
Havada göç eden diğer bir canlı tür de zarif ve harikulade güzellikler ile kelebeklerdir. Belgeselimizin bu bölümünde kısacık ömürlerine ve narin bedenlerine rağmen çok uzun mesafelere göç edebilen monark kelebeklerinin nesiller boyu süren muhteşem göç yolculuklarını inceleyeceğiz.
Biyolojik Pusula Sahibi Monark Kelebekleri
Güney Kanada'da Eylül ayıyla birlikte hava soğumaya başlar. Bu vakit Monark kelebeklerinin göç hazırlıklarına başladığı zamandır. 100 metrekarelik bir alan içerisinde yaşarken hayatta kalmak ve nesillerini devam ettirebilmek için milyonlarca kelebek Kanada'dan Meksika'nın Ilıman Ormanları'na doğru 3200 kilometrelik bir yolculuk için havalanmaya hazır hale gelir.
Kral kelebekleri olarak da bilinen Monarklar, bu uzun ve zorluklarla dolu yolculuğa başlamadan önce çiçek özüyle beslenerek ağırlıklarını arttırırlar. Bu yolculuk sırasında birçok defa fırtına ve şiddetli yağmurlar sonucunda savrularak yön değiştirirler ancak hiçbir zaman kaybolmazlar ve rotalarından şaşmazlar.
Monark kelebeklerinin göçü tam sonbaharda gecenin gündüze eşitlendiği gecede başlar. Ülkeler arası yolculuklarında izlenen rota son derece hassas ayarlanmıştır. Kelebekler Meksika'da her defasında hep aynı dağların yamaçlarını bulur ve kışı buradaki volkanik kayalarla kaplı arazi de geçirirler. Burada Aralık'tan Mart'a kadar 4 ay boyunca hiçbir şey yemezler. 4 aylık bir bekleyişten sonra ilk defa ilkbaharda kendilerine bir bal özü ziyafeti çekerler.
Mart sonunda yola koyulmadan önce çiftleşirler. Tam geceyle gündüzün eşitlendiği gün, koloni tekrar geldiği yere dönmek üzere kuzeye uçmaya başlar. Bir senede 4 ya da 5 nesil Monark kelebeği yaşar. Sonbahar göçünü bu nesillerden sadece bir tanesi gerçekleştirir. Diğer nesiller ortalama 6 hafta yaşadıkları halde göç eden nesil 6 ay kadar yaşayabilir. Göçe hazırlanan nesil, 3200 kilometrelik bu uzun yolculuğa ilk kez çıkar. Monarklar, hiçbir bilgileri, haritaları ve yön belirleme pusulaları olmadan bu bilinmeyen yolculuğu milyonlarca yıldır muazzam bir şekilde başarmaktadırlar.
Monark kelebeklerinin yönlerini adeta pusuda taşıyor gibi bulmaları hayret verici. Monarklar son bağdaki ışık şiddetinde güneydoğuya gidecek şekilde hareket ederler. Bu konuda adeta programlanmışlardır. Elbette bir Monark kelebeğinin kendi genlerinde böyle bir sistemi meydana getirme gücü yoktur. Zaten böyle bir bilgi de kendisinde yoktur. Bu programı kendisi yapmış olamaz.
Milyonlarca kelebeğin her birinde var olan ve bir pusula göreve gören bu sistem Allah'ın uslu yaratma gücünün bir delilidir. Hiçbir takvime sahip olmayan Monark kelebeklerinin gece ile gündüzün birbirine tam da eşitlendiği günlerde yola çıkmaları da yine Allah'ın ilhamıydadır.
Monarklar kusursuz bir göç planına göre yaratılmışlardır. Monarkları biyolojik pusulalarla donatan, bu gök sırasında milyonlarcasını dağılmadan bir arada tutan, göklerin yerlerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbi olan Allah'ın canlar üzerindeki hakimiyeti Kuran'da şu şekilde bildirilmektedir:
“Ben gerçekten benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun alnından yakalayıp denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir, dosdoğru yolda olanı korumaktadır.” (Hud Suresi, 56)
Evrim Teorisinin Çıkmazlarından Biri: Hayvanlarda Göç Yolculuğu
Evrimci kaynaklarda hayvanların göç zamanlaması, planlı hareketleri ve yoğun bulma yetenekleri konusunda tatmin edici hiçbir bilimsel açıklamaya rastlanmamaktadır. Evrimcilerin göç eden hayvanların davranışlarını açıklama çabaları hiçbir delille desteklenmeyen, sadece bir takım ön yargılı varsayımlar üzerine kurulan demagojilerden öteye geçmemektedir.
Evrim teorisi canlıların kökenini büyük ölçüde sözde hayatta kalma mücadelesine dayandırır ve bu mücadele sırasında elde edilen küçük tesadüfi avantajların zaman içinde birbirine eklenerek yeni canlılar inşa ettiğini varsayar. Küçücük bir kuşun henüz birkaç haftalıkken hiçbir rehber olmaksızın binlerce kilometrelik bir yolculuğa kalkışması ancak bu yolculuk için gerekli organ ve davranışlar eksiksiz olarak var olduğunda başarıya ulaşabilir. Dolayısıyla göç için gerekli organ ve davranışların aşama aşama elde edilmesi mümkün değildir. Çünkü gerekli donanıma ve yeteneğe sahip olmayan bir canlının hayatta kalma ihtimali son derece zayıftır. Bir evrimci kaynakta bu durumdan şöyle söz edilmektedir:
“Göç sırasında ölüm riski büyüktür. Bu riskin gölgesi altında göçün evriminin nasıl gerçekleşmiş olabileceği, göç davranışının hala açıklanmamış bir yönüdür.”
Göç davranışı eğer tam gerektiği şekilde olmazsa hayvanlar için avantajlı değil dezavantajlı hatta öldürücü olabilir. Evrimcilerin de ifade ettiği gibi göç sırasında ölüm riski çok büyüktür ve hiçbir canlının rastlantısal mutasyonların kendisine mükemmel bir göç davranışı kazandırmasını bekleyecek vakti yoktur. Yani göç etmesini bilmeyen bir canlı, mesela burası İstanbul Boğazı, burada yılda iki defa leylekler, atmacalar ve bazı kartallar göç ediyorlar. Avrupa'dan Afrika'ya, Afrika'dan Avrupa'ya. Yanlış bir şey yapsalar ölümlerine sebep olabiliyor. Görüldüğü gibi Evrim teorisinin canlılarda göçe dair hiçbir tutarlı açıklaması yoktur. Kalıtımsal olarak aktarılan ve kuşun daha önce hiç gitmediği bir yerin koordinatlarını adeta uydudan bakıyormuş gibi görmesini sağlayan bu bilginin zararlı etkileriyle bilinen mutasyonlarla ortaya çıktığını kabul etmek gerçekten mantık dışıdır.
Örneğin göç eden canlıların gidecekleri yere şaşırmadan, kaybolmadan nasıl ulaştıkları, binlerce kilometrelik mesafelere gidebilecek enerjiye ihtiyaçları olacağı için önceden hazırlık yapmayı, hava koşullarına uygun stratejiler düzenlemeyi nasıl başardıkları, daha sonra da geride bıraktıkları evlerine dönebilecek güçlü hafızaya nasıl sahip oldukları evrimciler için tam bir muammadır. Nitekim evrimciler de bu konuda yaşadıkları zorluğun ve yapılan çelişkili anlatımların kendileri de farkındadırlar. Göç davranışında ortaya çıkan planlama o kadar komplekstir ki, bunun yaratılışın ürünü olduğunu görmemek ancak Darwinist dogmatizm ile açıklanabilir.
Göç davranışları üzerinde biraz düşünüldüğünde bu canlıların üstün bir akıl ve kudret sahibi Allah tarafından yönlendirildikleri kolayca görülür. Milyarlarca canlının her göç döneminde programlanmış şekilde yola koyulması tüm bu planın bir yaratıcının eseri olduğunu göstermektedir. Allah canlıları yaratan ve her türe nasıl yaşaması gerektiğini ilham edendir.
“Göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş, musahhar kılınmış kuşları görmüyorlar mı? Onları böyle boşlukta Allah'tan başkası tutmuyor.” (Nahl Suresi, 79)
ayetiyle de işaret edildiği gibi, canlılardaki üstün yetenekler, sergiledikleri bilinçli ve akılcı davranışlar, bizlere Allah'ın canlılar üzerindeki hakimiyetini göstermektedir. Canlılardaki göç hareketi de Allah'ın onlara bir ilhamıdır.
“Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur. Hepsi O'na gönülden boyun eğmiş bulunuyorlar.” (Rum suresi, 26)