HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Hayat Kaynağı Oksijen

Hayat Kaynağı Oksijen

Harun Yahya
1921
26 Ekim, 2017
HD Belgeseller
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Oksijen: Mucizevi Hayat Kaynağımız.

 

Solunum yaparken sürekli ciğerlerimize aldığımız, görünmez ve dokunulmaz yaşam ihtiyacı. Her an, her saniye bu nimeti kullanıyoruz. Onu bulmak için uzaklara gitmemize gerek yok. Gittiğimiz her yerde, her an bizim için hazır olarak bulunuyor. Oksijen biz uyurken, çalışırken, sohbet ederken her an, her dakika bize bir nimet olarak sunulur. Ve bizler onun için hiçbir bedel ödemiyoruz.

Bir insan nefes almadan kaç dakika dayanabilir? İki, en fazla üç dakika. Nefessiz kalan kişi bir süre sonra bayılır, beş dakika sonra da beyin ölümü gerçekleşmeye başlar. Sonrasında ise tüm vücut sistemi durur ve ölüm gerçekleşir. Biz farkında bile olmadan bize her an, her saniye bu hayat kaynağını sunan Rabbimize yeteri kadar şükrediyor muyuz? 

Şeytandan Allah'a sığınırım: 

“Andolsun sizi yeryüzünde yerleşip kıldık ve orada size geçimlikler yarattık. Ne az şükrediyorsunuz.” (A’raf Suresi, 10)

Oksijendeki tasarım

 

Oksijen gazı renksiz, kokusuz, tatsız ve zehirsizdir. Bunlar, oksijenin canlılar tarafından kullanılabilir olması için mutlaka gerekli olan özelliklerdir. Soluduğumuz havanın yaklaşık %21'i oksijendir. Bu oranın sadece %25'e yükselmesi, her türlü yanıcı maddelerin kolaylıkla patlamasına sebep olurdu. Rabbimiz atmosferdeki oksijeni patlayıcı etkisi olmayan bir oranda yaratmıştır ki bu da kuşkusuz büyük bir mucizedir.

Enerji, yaşamın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Bitkilerden aldığımız besinleri yakarak enerji elde ederiz. Yakma ise besinlerin oksijenle reaksiyona girmesiyle gerçekleşir. Canlılara enerji sağlayan en temel reaksiyon, karbon ve hidrojen birleşiklerinin oksitlenmesi yani yanmasıdır. Bizim vücudumuzda temelde karbon ve hidrojen birleşiklerinden oluşmaktadır.

Peki, o zaman vücudumuz neden bir anda kibrit çöpü gibi tutuşup yanmaz?

Vücudumuzun oksijenle sürekli olarak temas ettiği halde yanmaması gerçekten şaşırılacak bir durumdur. Bunun nedeni, oksijenin normal ısılardaki moleküler formu olan O2'nin büyük ölçüde asal yani reaksiyona girmeyen bir yapıya sahip oluşudur.

Ama bu durumda da bir başka soru ortaya çıkar. Madem oksijen kolay kolay reaksiyona girmeyen bir moleküldür, o halde bu molekül bizim vücudumuzun içinde nasıl reaksiyona girmektedir? 19. yüzyıldan beri merak edilen bu sorunun cevabı son yarım yüzyıl içindeki gelişmeler sonucunda anlaşıldı. Biyokimyasal gözlemler, insan vücudundaki bazı özel enzimlerin sadece oksijenin atmosferde bulunan formu olan O2'yi reaksiyona sokmakla görevli olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hücrelerimizdeki bu özel enzimler son derece karmaşık işlemler sonucunda vücudumuzdaki demir ve bakır atomlarını katalizör yani hızlandırıcı olarak kullanmakta ve böylece oksijeni etkin hale getirmektedirler. Ortada çok dikkat çekici bir durum vardır. Oksijen yakıcı bir elementtir ve normalde bizim bedenimizde yakması beklenmelidir. Bunu engellemek için oksijenin atmosferdeki formu olan O2 asal kılınmıştır. Yani kolay kolay reaksiyona girmemektedir.

Ama bedenimizin enerji elde etmesi için de oksijenin yakıcılığına ihtiyacı vardır. Onun için hücrelerimizin içine bu asal gazı son derece etkin hale getiren karmaşık bir enzim sistemi yerleştirilmiştir. Söz konusu enzim sistemi, canlılığın rastlantılarla oluştuğunu iddia eden evrim teorisinin asla açıklayamadığı bir tasarım harikasıdır. Bu enzim sisteminin özelliği ancak eksiksiz çalışması halinde işe yaramasıdır. Dolayısıyla daha basite indirgenemez. Bu nedenle de evrimin iddia ettiği gibi basitten karmaşığa doğru bir gelişim izlediği öne sürülemez.

Türkiye'nin önde gelen evrim savunucularından biri olan Hacettepe Üniversitesi Biyoloğu Prof. Dr. Ali Demirsoy bu konuda şu itirafı yapmaktadır:

 

“Yalnız burada henüz çözülemeyen bir sorun vardır. Mitokondriler bu oksijenli parçalamaları gerçekleştirirken belirli sayıda enzim kullanırlar. Bu enzimlerin bir tanesinin eksikliği tüm sistemin durmasına neden olur. Ayrıca oksijenli enerji kazanımı kademe kademe gelişecek bir sistem olarak da görünmemektedir. Tümü ancak bir işlev sistemi oluşturur. Bu nedenle buraya kadar ilke olarak savunduğumuz kademe kademe gelişme yerine ister istemez çok az bir olasılık da olsa mitokondrilerin oksijenli tepkimelerini yürütecek tüm enzimlerin bir defada bir rastlantı sonucu bir hücreye girdiğini ya da bir defada o hücre içinde oluştuğunu kabul etmek zorundayız. Çünkü oksijeni tam olarak kullanamayan yani ara kademede kalan tüm sistemler oksijenle temas edince yok olacaktı.”

 

Ali Demirsoy'un, hepsinin bir anda tesadüfen oluştuğunu kabul etmek zorundayız dediği enzimlerin tek birinin tesadüfen oluşması bile imkansızken, beraber çalışması gereken çok sayıda enzimin tesadüfen oluştuğunu öne sürmek elbette ki mümkün değildir. Bu ihtimal sıfırdır çünkü enzimlerin oluşabilmesi için başka enzimlere ihtiyaç vardır.

Hem protein üretme aşamasında hem proteine eklenen yapılarda başka çok sayıda protein ve enzime ihtiyaç duyulur. Karbon, normal ısılarda kolay kolay oksijenle reaksiyona girmez. Oksijenin ve karbonun kimyasal özellikleri öyle ayarlanmıştır ki bunlar sadece çok yüksek bir ısıda reaksiyona girip ateş oluştururlar.

Eğer böyle olmasaydı, dünya üzerindeki yaşam imkansız hale gelirdi. Eğer oksijenin ve karbonun reaksiyona girme eğilimleri biraz daha fazla olsaydı, hava sıcaklığı biraz arttığında insanların, ağaçların, hayvanların bir anda tutuşup yanmaları sıradan olaylar haline gelirdi. Örneğin çölde yürüyen bir insan, sıcaklık gün ortasında en yüksek dereceye çıktığı anda bir kibrit çöpü gibi bir anda alevlere boğulabilirdi. Bitkiler ve hayvanlar da aynı tehlikeyle yüz yüze kalırdı. Elbette böyle bir dünyada yaşamdan söz etmek mümkün değildir.

Eğer oksijenin ve karbonun karakteristik asallıkları daha fazla olsaydı bu sefer de dünya üzerinde ateş yakmak çok zor belki de imkansız hale gelirdi. Ateşin olmadığı bir ortamda ise insanların ısınması ve teknolojinin geliştirilmesi mümkün olmazdı. Çünkü bilindiği gibi teknoloji metallere dayanır ve metaller de ancak çok yüksek ısılarda yumuşayıp şekillendirilebilirler. Bu durum, karbon ve oksijenin kimyasal özelliklerinin de yine insan yaşamı için en uygun biçimde olduğunu göstermektedir. Michael Denton bu konuda şunları yazar:

 

“Karbon ve oksijen atomlarının normal ısılarda gösterdikleri reaksiyona girmeme eğilimi, bir kez reaksiyona girdiklerinde açığa çıkan dev boyuttaki enerji ile birlikte dünya üzerindeki yaşam açısından çok önemli ayarlamalardır. Kompleks canlıların kontrollü ve düzgün bir biçimde enerji edinmelerini ve aynı zamanda insanlığın ateşi kontrollü bir biçimde kullanarak teknoloji için gerekli ısıları elde etmesini sağlayan şey, işte karbon ve oksijendeki bu ilginç ayarlamadır.”

 

Bir başka deyişle karbon da, oksijen de canlı yaşamına en uygun olacak biçimde yaratılmışlardır. Bu iki elementin özellikleri bizlere ateş yakabilme ve bu ateşi en uygun biçimde kullanma imkanı vermektedir. Dahası dünyanın her yanı çok bol miktarda karbon içeren, dolayısıyla ateş yakmak için kolaylıkla kullanabildiğimiz ağaçlarla doludur. Tüm bunlar ateşin ve malzemelerinin de insan yaşamına en uygun biçimde yaratıldığını göstermektedir. Nitekim Allah Kuran'da şöyle buyurmaktadır:

“Ki O, Allah, size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır. Siz de ondan yakıyorsunuz.” (Yasin Suresi, 80)

Vücudumuzun oksijeni kullanabilmesi, bu gazın suyun içinde çözünebilirlik özelliğinden kaynaklanır. Nefes aldığımızda ciğerlerimize giren oksijen hemen çözünerek kana karışır. Kandaki hemoglobin adlı protein çözünmüş olan bu oksijen moleküllerini yakalayarak hücrelere taşır. Hücrelerde ise az önce belirttiğimiz özel enzim sistemleri sayesinde bu oksijen kullanılarak şeker molekülleri yakılır ve enerji elde edilir. Şeker yakılmasıyla açığa çıkan enerjinin bir kısmı ısı olarak çevreye yayılır. Diğer kısmı diğer enzimlerin kullanılabilmesi için ATP molekülleri halinde taşınır.

Tüm kompleks canlılar bu sistemle enerjiye ulaşırlar. Ama elbette bu sistemin işleyebilmesi öncelikle oksijenin çözünürlük özelliğine bağlıdır. Eğer oksijen yeterli derecede çözünür olmasa, kana çok az miktarda oksijen girecek ve bu da hücrelerin enerji ihtiyacının karşılanmasına yetmeyecektir. Oksijenin fazla çözünmesi ise kandaki oksijen oranını aşırı derecede arttıracak ve oksidasyon zehirlenmesi meydana gelecektir.

Oksijenin çözünürlüğü acaba biraz daha az ya da daha fazla olsa ne olurdu?

Önce birinci ihtimale bakalım. Eğer oksijen suyun ve dolayısıyla kanın içinde biraz daha az çözünecek olsa, kana daha az oksijen karışacak ve hücreler yeterince oksijen alamayacaktır. Bu durumda insan gibi yüksek metabolizmalı canlıların yaşaması çok zorlaşacaktır. Böyle bir durumda ne kadar çok nefes alırsak alalım, havadaki oksijen hücrelere yeterince ulaşamadığı için kademeli bir biçimde boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktık.

Eğer oksijen çözünürlüğü daha fazla olursa bu kez az önce belirttiğimiz oksijen zehirlenmesi ortaya çıkar. Oksijen aslında çok tehlikeli bir gazdır ve normal sınırlarının üstünde alındığında canlılar için öldürücü bir yetkiye sahiptir. Kanda oksijen oranı arttığında bu oksijen su ile reaksiyona girerek son derece reaktif ve tahrip edici yan ürünler ortaya çıkarır.

Vücutta oksijenin bu etkisini gideren kompleks enzim sistemleri vardır. Ama eğer oksijen oranı biraz daha fazlalaşsa bu enzim sistemleri işe yaramayacak ve aldığımız her nefes vücuda biraz daha zehirleyerek bizi kısa sürede ölüme sürükleyecektir. Kimyacı Irwin Fridovich bu konuda şöyle der:

 

“Solunum yapan bütün organizmalar ilginç bir tuzağa yakalanmış durumdadırlar. Yaşamlarını destekleyen oksijen aynı zamanda onlar için zehirleyici yani toksik özelliktedir ve bu tehlikeden sadece çok hassas bazı özel savunma mekanizmaları sayesinde korunurlar.”

 

İşte bizi söz konusu tuzaktan yani oksijenle zehirlenme ya da oksijensiz kalarak boğulma tehlikelerinden koruyan şey, oksijenin çözünürlük oranı ve vücuttaki karmaşık enzim sistemlerinin tam gerektiği biçimde verilenmiş ve yaratılmış olmasıdır.

Allah solduğumuz havayı da bu havayı kullanmamızı sağlayan sistemlerimizi de kusursuz bir uyumla yaratmıştır.

 

Oksijen için kurulmuş özel dengeler

 

İnsan beyni, glikoza ve oksijene ihtiyaç duyacak şekilde yaratılmıştır. Mesela erişkin insan oksijensizliğe yaklaşık 4 dakika, yeni doğan bebek ise maksimum 10 dakika dayanabilir. Beynin sürekli ve yeterli şekilde oksijen alabilmesi için insan bedeninde üç farklı yapı birbiriyle bağlantılı olarak çalışır. Solunan havanın içindeki oksijen vücuda burun delikleri, nefes borusu ve akciğerlerle taşınır. Akciğerlerde oksijen havadan kana geçer ve kandaki alyuvarların içinde bulunan hemoglobin tarafından bağlanır. Kanda oksijen taşıyan alyuvarların üretildiği merkez ise kemik iliğidir. Oksijen bakımından zengin kan bedene kalp damar sistemi ile dağıtılır. Bu sayede oksijen bir organdan diğerine kusursuz bir şekilde nakledilir ve sistem hiç durmadan siz her nefes aldığınızda tekrar eder.

Şu an siz bu cümleleri dinlerken, cümleler üzerinde düşünürken, ekrana bakarken, oturduğunuz yerde sizin hiçbir müdahaleniz olmaksızın tüm bunlar gerçekleşir. Üstün güç sahibi Allah her şeyi kuşatandır. Bu bir ayette bizlere şöyle bildirilmektedir:

“Rabbim ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?” (En’am Suresi, 80)

Oksijen taşınmasında önemli bir faktör, gazların oluşturduğu basınç etkisidir. Çünkü akciğerlerde bulunan ve alveol olarak adlandırılan hava keseciklerindeki gaz alışverişi bu etki sayesinde düzenlenir. Başta beyin hücreleri olmak üzere, vücudumuzdaki bütün hücrelerin yeterince oksijen alabilmesi için akciğer, kan ve kalp büyük bir uyum içinde çalışırlar.

 

Oksijen ve Yaşlanma

 

İnsan vücudunun neredeyse tüm elektronları elektron çifti halinde bulunur. Bir bağ koptuğunda elektronlar birlikte kalır. Yani ikisi de bir atoma katılır. Veya birbirlerinden ayrılırlar, biri bir atoma, diğeri başka bir atoma katılır. Birlikte kalırlarsa bir iyon oluşur, eğer ayrılırlarsa da serbest radikaller oluşur. Bu eşleşmemiş elektronlar yüksek enerjilidir ve eşleşmiş elektronları birbirinden ayırıp işlerine engel olurlar. Bu nedenle serbest radikaller bizler için tehlikelidir.

Serbest radikaller zararlıdır ama yaşam için gereklidirler de. Elektron transferi, enerji üretimi ve pek çok diğer metabolojik işlemde temel oluştururlar. Ama sebep oldukları zincir reaksiyon kontrolsüz bir davranış gösterirse hücrede hasarlara neden olurlar. Bilim adamları, 1954'ten beri serbest radikallerin yaşlanma ve birçok hastalıklara neden olduğunu bilmektedirler. Serbest radikallerle ya zaman zaman dışarıdan gelen etkili saldırılar ya da bedenimizdeki faaliyetler sonucu açığa çıkmaları nedeniyle muhatap oluruz. Örneğin her yemek yiyişimizde ortaya çıkan serbest radikaller gibi. Bu moleküller hücre çekirdeğinin içine girerek DNA bilgilerine zarar verir, koruyucu hücre duvarlarını tahrip eder ve hayati önem taşıyan proteinlere saldırır. Yaşlılıkta bu tahribat daha da artar ve etkinleşir. Son olarak da hastalıklar ve hücre ölümü gerçekleşir.

Gün boyunca ortalama 23.040 defa nefes alırız. Hayat besinimiz olan oksijen bir taraftan canlılığa vesile olurken diğer taraftan da serbest radikalleri bünyemize dahil etmesi nedeniyle bedenimize tahribat veren en önemli unsurdur.

Her an, her saniye, her nefes alışımızda ölüme bir adım daha yaklaşırız. Her nerede olursak olalım, ölümden kaçış yoktur. Bu, Allah'ın yarattığı düzen içinde karşı koyulamaz bir gerçektir.

“Her nerede olursanız ölüm sizi bulur. Yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile. Onlara bir iyilik dokunsa bu Allah'tandır derler. Onlara bir kötülük dokunsa bu sendendir derler. De ki: tümü Allah'tandır. Fakat ne oluyor ki bu topluluğa hiçbir sözü anlamaya çalışmıyorlar.” (Nisa Suresi, 78)

Nefes alıp verirken vücudumuza giren oksijen serbest radikal denilen elektronlarını kaybetmiş zararlı maddelerin ortaya çıkmasına neden olur. Serbest radikaller bulundukları dokularla birleşerek onları fonksiyonlarını yapamaz hale getirirler. Bu yetki 30 yaşında başlar, 40'lı yaşlarda artarak ilerler ve 50'li yaşlardan itibaren yüksek oranda çoğalarak fark edilen bir yaşlanmaya ve pek çok hastalığın ortaya çıkmasına neden olur.

Serbest radikallerin dokulardaki zararlarının damar sertliği ve kalp hastalıklarının başta nedeni olduğu düşünülmektedir. Serbest radikallerin etkisiyle parçalanmış kan hücrelerinin atar damar duvarlarına yapışması ve kolesterolün yükselmesi atar damarlara zarar verir. Bu oluşumların tümü damar sertliğinin ilerlemesine sebep olur. Daha ileri safhalarda ise kalp ile beyne giden kan ve oksijen de azalma görülür. Oksijenden mahrum kalan dokular kalp krizi geçirme riskini daha da hızlandırır.

Serbest radikaller aynı zamanda hücrelerin genetik kodunu içinde taşıyan, hücrenin üretimini ve büyümesini sağlayan DNA'ya etki eder. Hücreler genetik kodları değiştiğinde ölebilirler. Çünkü ana hücreden gelen mesajı uzun süreli olarak okuyamazlar.

Aşırı hücre ölümü erken yaşlanmaya yol açar ve öte yandan hücreler değişime uğrar. Kanser ve benzer hastalıkları destekleyen hücre dizileri oluşur. Hücredeki enerji üretimi merkezleri de serbest radikallerin saldırısıyla zedelenir. Bu da enerji üretimine ve protein sentezinin durmasına sebep olur. Hücre sadece bir kalıntı olarak yaşamaya devam eder ve yavaş yavaş ölür.

 

Oksijen Hayat kaynağıdır

 

Solunumun gerçekleşebilmesi için bize gerekli olan sadece ve sadece oksijendir. Atmosferde bulunan başka hiçbir gaz ihtiyaç duyduğumuz özelliklere sahip değildir. Solunum sistemi içinde yer alan her ayrıntıda üstün ve benzersiz bir aklın delilleri görülür. Vücudumuz kusursuz işleyecek bir makine gibi yaratılmıştır. Bu makinenin sağlıklı işlemesi yani yaşamımızı devam ettirebilmemiz için nefes alıp vermemiz şarttır. Allah, bizi oksijene muhtaç kılmıştır.

Henüz anne karnında olan bebekler bile göbek kordonu vasıtasıyla annelerinden hazır olarak aldıkları oksijenle beslenirler. O dönemdeki vücut yapıları akciğerlerini kullanmadan solunum yapabilecek şekilde yaratılmıştır. Ancak zaman içinde diğer organlarla birlikte akciğerleri de büyür. Anne karnında bir sıvının içinde yüzen ve nefes almayan bebek dışarı çıktığı andan itibaren nefes almaya ve akciğerlerini kullanmaya başlar. Bebek için o daha doğmadan gereken tüm hazırlıklar yapılmıştır. Allah, onun dış dünyada ihtiyacı olacak her türlü organı ve bu organların işlemesi için gerekli olan oksijeni daha anne karnındayken yaratmıştır.

“De ki, yeryüzünde gezip dolaşın da böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın. Sonra Allah ahiret yaratmasını veya son yaratmayı da inşa edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah her şeye güç getirendir.” (Ankebut Suresi, 20)

Nefes alıp verme işlemi otomatik olarak gerçekleşir. İnsan bu hayati önemdeki işlemi yerine getirirken hiçbir emek sarf etmez, bir karar vermez ve hiçbir müdahalede bulunmaz. Doğduğu andan itibaren bu mucizevi sistem faaliyete geçer ve hiç aksama olmadan çalışır. Yeni doğan her bebek de o farkında dahi olmadan, ömrü boyunca hiç durmadan çalışacak olan solunum mekanizması başlatılmış olur. Solunum yalnızca nefes almak değildir. Havadaki oksijen kullanılarak vücutta enerji ortaya çıkarmak için yapılan işlemler zincirinin tümüne verilen addır. Son derece karmaşık ancak o derece kusursuz olan bu sistemin varlığı hiçbir şekilde rastlantılarla açıklanamaz.

Bütün bunlar evreni bir amaçla yaratmış olan üstün bir yaratıcının varlığının ispatlarındandır. Maddenin hangi özelliğini incelersek inceleyelim, maddeyi yoktan yaratmış olan Allah'ın sonsuz bilgi, akıl ve kudretini görürüz. Allah, evrendeki her detayın kendi yaratmasındaki mükemmelliği gösterdiğini Kuran'da insanlara şu şekilde bildirmiştir:

“Mülk elinde bulunan Allah ne yücedir. O, her şeye güç getirendir. O, biri diğeriyle tam bir uyum içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman'ın yaratmasında hiçbir çelişki ve uygunsuzluk göremezsin. İşte gözünü çevirip gezdir. Herhangi bir çatlaklık, bozukluk ve çarpıklık görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip gezdir. O göz umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.” (Mülk suresi, 1-4)

Şu anda nefes alıp vermektesiniz. Soluduğunuz hava size oldukça kısa bir süre için yetecek ve hemen ardından bir kez daha nefes almak isteyeceksiniz. Her nefesinizde aldığınız havayla ölümünüze sebep olacak gizli düşmanlarınızı da vücudunuza davet etmektesiniz. Artık serbest radikallerin yaptığı tahribata ve sizi yaşlandırdığını biliyorsunuz. Oksijene olan ihtiyacınızdan dolayı onlara karşı son derece savunmasızsınız. Serbest radikallerin vücudunuza girmesini engellemek isteseniz bunu da yapamazsınız. Çünkü içerisinde oksijen barındıran havaya muhtaç olarak yaratıldınız. Eğer vücudunuzda siz serbest radikallerin yakıcı bombardımanlarından koruyacak olan antioksidan enzimleri yaratılmış olmasa anında zarar görüp hastalanabilecek, hatta ölecektiniz. Eğer bu filmi izleyebiliyorsanız bu Allah'ın vücudunuza gözle görülmeyecek kadar ufak ve sizi koruyan moleküllerden yaratmış olması nedeniyledir.

Yine farkında bile olmadan Allah'ın içlerinde sizi koruyabilecek bilgiyle yaratmış olduğu besinlerden yemektesiniz. Bu besinlerin vesile olmasıyla korunmakta ve yaşamınızı devam ettirebilmektesiniz. Bunlar Allah'ın insan için yarattığı çok sayıdaki nimetten sadece birkaçıdır. Buna karşılık insanın yapması gereken Allah'a her an şükretmek, O'na karşı samimi olmak, Rabbimizi hoşnut edebilmek için çalışmaktır.

“Kendi nefisleri konusunda düşünmüyorlar mı? Allah, gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre ecel olarak yaratmıştır. Gerçekten insanlardan çoğu Rablerine kavuşmayı inkar ediyorlar.” (Rum Suresi, 8)
 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
mp4
zip
zip
Allah'ın Yaratma Sanatı
Allah'ın Yaratmasındaki Çeşitlilik
Allah'ın yaratması
Atmosfer
Dünya'nın atmosferi
Oksijen