Gün boyu ayaklarımızın üzerinde dururuz. Peki hiç düşündünüz mü? Bu kadar baskıya rağmen ayaklarımızın altındaki sinirler ve incecik damarlar neden zarar görmez?

Attığınız her adımda topuğunuz yere çarpar. Yürürken bu çarpmanın kuvveti vücut ağırlığınızın yaklaşık 1,5 katına ulaşır. Koşarken ise birkaç katına çıkar. Üstelik bu, günde binlerce, hatta on binlerce kez tekrarlanır.

Peki topuk kemiğimiz neden ezilmez?

Çünkü ayağımızın altında özel olarak yaratılmış bir yastık vardır: topuk yastığı.

Bu yastık, cilt ile topuk kemiği arasında yer alır. Temelini yağ dokusu oluşturur. Ama bu yağ dokusu rastgele yerleşmemiştir. Sağlam lifli perdeler onu küçük odacıklara böler ve kemiğe bağlar. Böylece darbe anında yağ dokusu kontrolsüzce dağılmaz.

Asıl dikkat çekici olan ise yastığın iki tabakadan oluşmasıdır.

Derindeki tabakada geniş odacıklar bulunur. Bunlara makro-odacık denir. Darbeyi karşılayan ve şokun büyük bölümünü emen kısım burasıdır.

Üstteki tabaka ise çok daha küçük odacıklardan oluşur. Bunlara mikro-odacık denir. Kalınlığı, derindeki tabakanın yaklaşık yüzde 30'u kadardır. Görevi, derindeki büyük odacıkların aşırı sıkışmasını sınırlamaktır.

Yani biri şoku karşılar, diğeri sistemi dengeler. Tıpkı sıvı dolu bir yastık gibi: basınç gelince sıkışır, enerjinin bir kısmını emer, sonra eski biçimine döner.

Bu akıllı düzen yalnızca topukta değil, vücudumuzun başka yerlerinde de var.

Omurlar arasındaki disklerin içinde su tutan jel benzeri bir çekirdek bulunur. Bu çekirdek basıncı farklı yönlere dağıtır. Çevresindeki lifler katman katman ve zıt yönlerde örülmüştür. Böylece disk hem basınca hem de burulmaya karşı direnç gösterir.

Tendonlar da benzer şekilde çalışır. Ani yüklenmede yay gibi gerilir, enerjiyi saniyenin onda biri içinde emer, sonra kaslara daha yavaş biçimde geri verir.

Ayak kemeri de bu sistemin parçasıdır. Her adımda biraz yassılaşır ve enerjiyi bağ dokusunda biriktirir. İtiş anında ise bu enerjiyi geri verir.

Demek ki bedenimiz darbeyi sadece karşılamaz. Onu dağıtır, sınırlar, depolar ve gerektiğinde geri verir.

İnsan yapımı darbe emici malzemeler zamanla yassılır, sertleşir ve işlevini kaybeder. Oysa vücudumuzdaki bu yapılar yıllar boyunca görevini tekrar tekrar yerine getirir.

Şimdi düşünelim: Bir yağ dokusu kendini nasıl odacıklara ayırır? Bu odacıkların boyutunu kim ayarlar? Liflerin yönünü, esneme ve geri dönme zamanını kim belirler?

Bunların hiçbiri rastgele olamaz. Karşımızda sadece bir yağ dokusu yok; birbirini tamamlayan, hassas dengeler üzerine kurulmuş bir sistem var.

Bu ince düzen, Allah’ın yaratma sanatının apaçık delillerindendir.

“Ki O, seni yarattı, sana bir düzen içinde biçim verdi ve seni bir itidal üzere kıldı. Dilediği bir surette seni tertip etti.” (İnfitâr Suresi, 7).