Yaşam ve Sağlık – 66. Bölüm – Halil İbrahim Erbıyık, Hipnoterapist, Jinekolog – Operatör
OKTAR BABUNA: İyi günler sayın izleyicilerimiz. Bir yaşam ve Sağlık programına daha hoş geldiniz. Bugün de çok değerli bir konuğumuz var, Dr. Halil İbrahim Erbıyık Hocamızla birlikteyiz. Kendisi jinokoloji ve kadın hastalıkları doğum uzmanı. Aynı zamanda şair, yazar, udi, bestekar, yönetici tabii doktor ve hipnoterapist. Hocam hoş geldiniz.
HALİL İBRAHİM ERBIYIK: Hoş bulduk teşekkürler.
Hamdolsun. Bu aslında Allah’ın lutfu, inayeti, keremi. Allah’ın kanunlarına uygun hareket ettiğiniz zaman mutlak surette başarılı oluyorsunuz. Hatta Rahman ismiyle şerrin bile muvaffak olacağını söylüyor. Çünkü inanan inanmayan, Müslim gayri Müslim herkesin Allah’ı, herkesin imdadına yetişen, herkesin elinden tutan, Allah’ın doğada koyduğu kanunlarına uyan herkesin başarabileceğini gösteriyor. Bu, yenilmeyecek hastalık, aşılmayacak engel, çözülmeyecek problem, tedavi edilmeyecek hastalık yok anlamına da geliyor. Klinikte ben hastalara şunu söylüyorum, “hastayı Allah’ı iyi eder ücreti hekim alır” diyorum, ben kendimi aradan çıkarıyorum.
OKTAR BABUNA: Çok geniş çaplı bir yelpaze ama bugün sizinle özellikle kitap yazdığınız konular, aynı zamanda 12 tane enstrüman çalıyorsunuz, sesiniz çok güzel. Anne sütü ve doğum mucizesi gibi kitaplarınız var. bu konulardan bahsedelim. Hakikaten Allah’ın yaratış mucizesi. Hem anne sütü hem insan doğumu, bir çok aslında farkında değil bilmiyor muazzam bir mucize insanın doğumu, anne sütü de.
HALİL İBRAHİM ERBIYIK: Mucizeler içinde mucizeler var.
OKTAR BABUNA: Allah’ın sonsuz sanatıyla yarattığı iki büyük mucize. İsterseniz bunlarla başlayalım. Buyurun Hocam.
HALİL İBRAHİM ERBIYIK: Diyelim ki Antalya’da hava 43 derece, bir bebek doğdu, bir nefes doğuyor, bir ses doluyor odaya. Anne sütü kitabımız da bu kelimelerle başlıyor. O çocuk 6 ay, hava ne kadar sıcak olursa olsun annesi o çocuğa bir damla su vermese bile anne sütü ona yeterli. Diyelim ki bebek bir balinanın bebeği, o da bir memeli bizim gibi, okyanusun zorba soğuklarında doğuyor. Onun sütünde öyle enteresan antibiyotikler, öyle enteresan maddeler var ki, okyanusun bu acımasız soğuklarına karşı minik balina hayatta kalıyor. Ağız denir ilk süt, aynı değildir bir sonraki sütle. 1-3-5. Gün, 1 ay sonra, daha sonra sütün kalitesi değişir. Mesela çocuk 7 aylık doğdu, aynı kadın 9 ay sonra doğursaydı çocuğu sütün kalitesi kalibresi vasfı farklı olacaktı. Doğacak bebeğin özelliğine göre ayarlanıyor. İçinde antibiyotikler var. süt inanılmaz muhteşem bir şey. Çocuk sadece süt içerek, ne makarna yiyor, ne et yiyor, ne meyve yiyor sadece süt içiyor ve insan oluyor. Daha da ilginci süt çocuğu 9 ayda neredeyse yürüyen, konuşan hareket eden bir hale getiriyor, muhteşem ve harikulade bir şey. Mesela anne sütü alan bir hanımefendinin kocası annesi diğerleri, aynı sofraya oturuyorlar, diyelim sofrada makarna var, pirzola var, salata, çorba var herkes aynı şeyi yediği halde hiç kimsenin göğsünden o muhteşem, o olağanüstü gıda gelmiyor. “Kişi rızkıyla gelir teşrif edip cihana, en güzel bir hediye var yeni doğmuş bir cana,içer ana sütünün şu yavru kana kana. O saf beyaz bir iksir gizliliklerden gelir, abu hayat ki akar masum dudaklarına. Düşünce bir minik yavru bir ana kucağına açar dudaklarını rahmet musluklarına.” Kibar bir şair. Meme göğüs dememiş, rahmet musluğu demiş. Bu rahmet musluğu kaliteli yazarların kaliteli üsluplarında da böyle geçiyor. Bir şair nezaket ve derinlik sahibiyse onun kelimeleri de farklı oluyor. Az önce Rahman’dan bahsetmiştik, burada da Rahimiyet tecelli ediyor. Ben soruyorum hastalarıma, “Allah’ın kaç ismi var?” daha bugüne kadar bilen görmedim. Herkes ya 99 diyor, ya 100 diyor, 1000’e çıkaran oluyor. Oysa ki Allah’ımızın ismi sonsuz, sonsuzluğun sahibi. Bir kere her peygambere Tövbe Suresi son ayetlerden anladığımıza göre: "Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir." [Tevbe Suresi, 128]
Eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O'dur." [Tevbe Suresi, 129]
Bu ayetlerden anladığımıza göre, her peygambere bir isim veriyorum ama, Ahmet Mahmut Mustafa’ma kainatın sevgisi olmasaydı, sevgi olmasaydı sen de ben de seyircilerimiz de olmayacaktı. O halde birbirimizi anarken O’nu da analım. İşte Rauf ve rahim ismini veriyor. Rahim enteresan bir isim.
Uterus dediğimiz, hocalarımız bize fakültede, “ çocuklar uterus bak budur, Arapçası de rahimdir, Türkçesi de döl yatağıdır.” Ben bir gün sordum kendime. Sorma huyum beni böyle araştırmacı bir yazar yaptı. Neden? Allah’ın bir ismi Rahim. Annemizin o organına, benimde bir zamanlar 9 ay 10 gün misafir olduğum o organa bu ismi kim vermiş? Bir düşünelim, kim verecek? Allah’ın kendisi veriyor. Orada inanılmaz bir Rahimiyet teşekkül ediyor.
Anne sütü şöyle bir şey; mucizevi bir şekilde kandan yapılıyor. Anne sütünü anlamak için kabaca şöyle düşünelim; süt eşittir idrar, idrar eşittir kan diyelim. İlk bakışta garip gelebilir. Ayette diyor ki “annelerinizin karnından dışkıyla kan arasından abıhayat gibi bir gıdayı üretiyoruz” diyor. Bunu açacağız bugün inşallah. Bu televizyonda ilk olacak, bu işin inceliğine kimse giremiyor. Bugün bu muhteşem konuyu anlatacağız. Hadise şu; kandan ozmos tekniğiyle 113 tane madde cımbızla çeker gibi kemali intizamla, kemali suhuletle muhteşem bir huniyle seçiliyor ve harikulade bir şey meydana geliyor. Bizim sütü anlayabilmemiz için önce bir idrarı anlayalım. İdrar aslında kanın ta kendisi. Böbreklere 180 litre idrar geliyor, börek kabaca arıtma temizleme cihazı gibi ama onun çok daha mükemmeli. Arıtma cihazları veyahut suni böbrekler var diyalizler. O aptal makineler maalesef akıllı bazı şeyleri tutamıyor onlar idrarda kaçıyor, eritrosit gibi, bazı proteinler gibi ve bütün böbrek hastalarının rengi soluktur, rengi siyahtır. Onun sebebi eritrositleri kayboluyor. Onlara mutlaka iğne yapılır, bu iğneler o kadar pahalı ki. O iğnelerin yapılma sebebi şu; idrarda aptal makine Allah’ın yarattığı muhteşem böbrek gibi değil. Anne sütünden başladık böbreğe geldik. Her şeyle alakalıdır. Vücudumuzda da muhteşem bir armoni var. Vücudun dörtte üçü su, bu su normalde berrak, billur saf, rafine, arıtılmış damıtılmış harikulade bir su. Şimdi tefekkür edelim ki insanlığımız ortaya çıksın. Şu 1 saatlik program 1000 yıl -ben demiyorum peygamber diyor bunu- nafile ibadete hatta ondan daha kıymetli. 2 tane element, biri hidrojen biri oksijen bunlar gaz, iki gaz birleşti bunlar birleşti su oldu. Allah Allah, iki gazdan bir su oldu. Peki suyun içine kömürü soksak ne olur karbon yani. Kömürü soktuk eşittir yağ oldu, makine yağı, gres yağı, tereyağı, zeytinyağı, vücudumuzdaki, basenimizdeki, buzdolabındaki hepsi yağ yani CHO. Uzayda atomlar böyle dizilirse zeytinyağı oluyor, böyle dizilirse makine yağı vs. Peki bu CHO’nun içine, insan kabaca 4 harften yazılmıştır dördüncü harf N azot, toprakta var. biz nefes aldığımız zaman herkes zannediyor ki oksijen alıyoruz. Hayır, azot alıyoruz, havanın beşte dördü azot. Bu azot CHO’nun içine girerse kas oluyor, hayvan, hayvan deyip geçmeyelim muhteşem bir ayet, olağanüstü bir yaratık eser. O esere baktığın zaman müessiri görüyorsun. Fiilden faile, eserden müessire gitmek bizim insan olarak görevimiz, onun için insanız. Allah bize öyle güzel bir isim takmış ki insan. Kuran’da insanın anlamı unutan demek, unutan kanıksayan, ülfet eden. Aslında bu ismi bize takarken Allah, ‘sana yapılan kötülüğü unut, sana yapılan zulmü, yanlışı, sıkıntıyı unut, yaptığın iyilikleri de unut anlamında bir insanlık kavramımız böyle. Biz şimdi hayvanı hatırlayalım, hayvan ne yaptı ot yedi. Ot yedi de etlendi nasıl oluyor bu? Hayvan sadece ot yiyor böyle muhteşem bir olay meydana geliyor ve sütü meydana geliyor. İşte biz topraktan nasıl geliyoruz gidiyoruz o konuya girmeyeceğim ama şunu söyleyeyim; anne sütü kısaca kandan oluşuyor. İdrar kandan nasıl oluşuyordu? Böbreğe gelen kan süzülüyor, içindeki zararlı zehirli maddeler atılıyor. Batılılar diyorlar ki; 3 tane beynimiz var. bir kafatasımızdaki beynimiz, ikincisi bağırsaklarımız. Üçüncüsü de lenf sistemi. İnsan sabah uyandığında en az 10 defa sağına soluna döndürülmüştür. Bu o kadar önemli ki, kansere karşı, enfeksiyona karşı, alerjiye karşı, bağışıklık siteminin gelişmesi için olmazsa olmaz olan lenf sisteminin direnajı meydana geliyor. Onun için ağımıza solumuza dönüyoruz ki o şekilde lenf sistemi aksın. Damarların içinden o sıvı akacak ki vücut bağışıklığı geliştirsin. Tekrar böbreğe dönüyoruz. Böbrekten zehirli maddeler atılıyor, atılırken biraz daha sulandırılıyor ve idrar halinde atılıyor.
OKTAR BABUNA: Şu anda tespit edilen 3000 madde süzüldüğü yayınlandı.
HALİL İBRAHİM ERBIYIK: Ben de ilk defa duyuyorum enteresan. Şu anda soluduğumuz havada görmediğimiz partiküller var, bunlar kanımıza dahil oluyor, hele sigara içersek 4000 küsur çeşit zehir alıyoruz bunlar kanımızı zehirliyor, kanda kalamaz bu zehir. Mesela 1 bardak kolalı meyve suyu içtiğiniz zaman 32 bardak su içeceksiniz ki tamponlama gerçekleşsin. Kimse yapay olan bir meyve suyunu içtikten sonra arkasından 32 bardak su içmiyor. O zaman da vücut tampon sisteminin devreye koyacak ki asidoz olmasın. Asidoz olursa şeker olur, metabolik sendrom olur, kanser olur, kısırlık olur. Bugün Türk kızların yüzde 80’i kıllı, androjenize. Bunun sebebi yanlış beslenme olduğu için. İşte bu zararlı maddeleri tampon etmek için kemiklerden kalsiyum mobilizasyonu oluyor. Tekrar anne sütüne dönelim. İdrarda zararlı maddeler atıldı, idrar meydana geldi. Vücutta tesadüfe yer yok, tesadüfe tesadüf edilemez. Tasarruf var, tahakkuk var, tecelli var, tevafuk var yani iri yapıyor. Ben su içtin, böyle bir şey yok. Şimdi anne sütü de böyle, muhtevasını meydana getiren, rengini, vasfını, kokusunu, tadını, muhteşem özelliklerini meydana getiren olay kandan cımbız gibi böyle desti kudret, yaratıcının eli oraya giriyor. Aslında kadın çocuğunu emziriyor ama o kadın emzirmiyor ki. O kadın zavallı biri ama Allah lutfetmese, inayet etmese o göğüsten 20 tane segment var her kadın, göğüs küçük olsun büyük olsun fark etmez 20 tane fabrika var, 18-20 arasında değişiyor. Bizim Türk annelerimizin 20, bazı ülkelerde 18-22 arası değişiyor. Ortalama 20 tane ana yapım süt fabrikası var, bunlar otomobil fabrikasında olduğu gibi bant dönüyor. Şunu da söyleyeyim; meme kanseri kanaldan çıkıyor yağ dokusundan çıkmıyor. Onun için küçük göğüslerde kanser çıkma oranı biraz daha fazla oluyor. Meme kanseri konumuz değil ama meme hamilelik ve doğum sürecinde özel bir görev üstleniyor. Bütün hamilelerin göğüsleri büyüyor hazırlık yapılıyor. Niye? Prens, prenses gelecek ona göre hazırlık yapılıyor. Hipofiz ona göre büyüyor kan sulanıyor vs. muhteşem hazırlıklar oluyor. Bu hormonlarla oluyor. Anne ister havyar yiyerek beslensin, ister Afrikalı bir anne olsun fark etmiyor. Dünyadaki bütün insanların kanı aynı kan. İnsan fizik olarak yakışıklı olabilir, çelimsiz olabilir fark etmiyor, süt de öyle, dünyanın bütün annelerinin sütü aynı, fiziği, beslenmesi ne olursa olsun. 2 sene emziren anneler de meme kanseri olmuyor onu da söyleyeyim mucize bu. Bazı bebekler sağ memeyi alıyor solu almıyor ya da solu alıyor sağı almıyor. Genelde meme kanserleri soldan çıkar. Göğüs ucundan haç şeklinde bir hat çekersek dikey ve yatay, üst sol tarafın dış tarafından çıkıyor daha ziyade. Birde bakıyoruz ki kadın o göğsünü emzirmemiş. Bir kadın göğsüm bozulur diye düşünmemeli, niye bozulsun? Göğsün ilacı soğuk su. Duş alırken 2 dakika soğuk su tuttuğu zaman hiç de bozulmaz, iyi kaliteli beslenirsen, protein alırsan hiç de bozulmaz. Zaten mesele göğüs bozulması değildir, kadın her zaman güzeldir bakmasını bilen için. Çocuk annesinin memesini niye ister oraya biraz gelelim. Çocuk aslında karnını doyurmak için istemiyor. Bebek karnını doyurmak istemiyor, çünkü çocuk annesinin sinesinde, burası sadece beslenme odası mutfak falan değil, bu sinede acısını, ağrısını, sıkıntılarını unutuyor, burada şifa buluyor, burada hoş burada mutlu, burada güvende ve esenlik içinde. 2 yıl bebek annesinden ayrı bir uzuv olduğunu kabul etmiyor, bu kadar enteresan. Annesinden ayrı bir uzuv değil, bu kadar hassas. Yani çocuk doğunca annesi, babaannesi ya da başka bir hanımın baktığı çocuktan bir hayır gelmiyor. Çocuk ileride kötü alışkanlıklar da ediniyor. Çocuk çünkü annesinin bir parçası gibi, annesinden ayrılmayacak. Onun için anneler doğurduğu zaman, “ne yapalım ekonomik durum çalışmak zorundayız..” ben onu bilmem ama hekim olarak, bu konunun otoritesi olarak bir anne soracak, ‘bu çocuk benim hayatımda kaçıncı sırada?’ biz de kendimize soralım, hayatımızın birinci sırasında neler var, kimler var? biz kimiz, nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz? Biz bu programda ne yapıyoruz, anne sütünün muhteşem özelliklerine girmeye çalışıyoruz, sonsuz bir derya. Öyle bir ilim ki girdikçe neler öğreniyoruz.
OKTAR BABUNA: 2 yılı bir açar mısınız?
HALİL İBRAHİM ERBIYIK: 2 yıl çok enteresan. Ben onu Harun Yahya kitaplarında okuduğum zaman, daha doğrusu okula giderken hocalar derste anlatıyor, gelip geçiyor. Bir dakika dedim ne oluyoruz? Tıp ilmi şu; tıp ilminin bütün ilimlerin üzerinde farklı bir özelliği var. Niye? İnsan Allah’ın en muhteşem bir sanatı. “O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir.” [Haşr Suresi, 24] En muhteşem yaratılmış. Biz burada anne sütünü konuşurken, anne sütü inanılmaz bir şey, muhteşem bir hediye. 2 yıl, bu Kuran’da belirtiliyor: “O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.” [Necm Suresi, 4] Peygamber (s.a.v) boş konuşmuyor, hiçbir sözü boş değil. kesinlikle sabah uyandığımız zaman akşam yatıncaya kadar hayatımız bu aslında bir gün, dün bir rüyaydı, yarın ise bir hayal bütün hayat bugün, bugünü iyi yaşarsan aslında sat şu saat. Ben insan olarak düşünüyorum; benim görevim ne? Çoluğa çocuğa para kazanmak mı? Hayır, ayağı olan her canlının rızkına Allah tekeffül eder. Para kazanmak için, bu saçma bir laf. Beni yaratan Rab olduğu için terbiye edici olduğu için Rezzak olduğu için rızkımı da veriyor. Şu anda Ağrı dağının tepesinde kar var ama karın altındaki kertenkeleler gıdasını buluyor kimse açlıktan ölmüyor. O zaman biz ruhumuzu nasıl doyuracağız? Biz şu anda tefekkür ediyoruz, başıboş değiliz. Madem ömür kısa, madem yapılacak iş çok, madem hayat sadece bulunduğun gün bizim yapacağımız anımızı iyi değerlendirmek, boş konuşmamak. Kuran’ın bu sözü çok önemli 2 yıl emzirin tavsiyesi. Çünkü 2 yıl emzirilen bir çocuk kişisel olarak mükemmel oluyor, ileride sapmaları olmuyor, sağlıklı oluyor, ağız çene yapısı mükemmel gelişiyor. En uygun ağız geliştirme metodu annesinin memesidir. Çünkü biberon yahut emzik çocuğun ağzını şekilsi yapıyor. Çocuğun vücudu enfeksiyonlara direnci azaldığı zaman nezle, grip, iltihap şu bu oluyor bu sefer çocuk iyice ağzından nefes almaya başlıyor, sonra çenesi yamuk ve ortodonti diye bir ilim ortaya çıkıyor. Bu anne sütünü emmeyen çocukların hasarlarını düzeltmek için bir ilim ortaya çıkıyor. Niye? Böyle bir ihtiyaç var. halbuki çocuk annesini 2 sene emmiş olsa mükemmel sağlığı alacak, ihtiyacı olan her şeyi alacak. Hava sıcak olduğunda annesinin su bile içirmesine gerek yok çünkü sütün içine o gün özel su konuyor, biri var, o annenin hangi havada hangi durumda doğduğunu iyi biliyor. İşte 2 yıl anne sütünü emen bir çocuğun kemik sistemi, iskelet ve hormonel sistemi mükemmel gelişiyor. Sağlıklı oluyor, bunlarda asla infertilite gözükmüyor, sapmalar olmuyor, ruhsal dengesizlikler olmuyor, şizofren olmuyor, ileride MS gibi hastalıklar olmuyor düzenli emenlerde. Onun için hazır en güzel kapta, en güzel bir ambalajda veriliyor. Çocuk gece acıktı yeni doğmuş ağlıyor, ağladığı zaman annenin 5 şeye dikkat etmesi lazım. Bir, acaba yattığı yer uygunsuz mu, ana rahminde dönüyordu çocuk, kalıp gibi yatamaz döndürülmesi gerekir. Ya pozisyonundan memnun değil ya kucağa alınmak istiyor ya hasta ya altı kirlendi ya da acıktı. Acıktı, anne sütü vermiyorsun inek sütü veriyorsun, ısıtacaksın soğuk olmaz, biraz fazla oldu çocuğun ağzı yanıyor ideal sıcaklık istiyor 37 derece. İşte yaratıcı en ideal sıcaklığı buraya vermiş. Göğüs, Allah’ın ne büyük bir ayeti, ne kadar harika yaratılmış, çocuğun pozisyonu ne kadar rahat. Yeni doğan bir yavru biraz topal yürüyemez, biraz kör her şey göremiyor, biraz sağır, odada gümbür gümbür ses olsun çocuk uyur. Sadece ihtiyacı için gözünü açıyor, bazı çocuklar meme emerken de uyumaya devam ediyor. Peki çocuk doğar doğmaz yürümeyi bilmez, konuşmayı bilmez, görmeyi, duymayı bilmiyor nasıl hemen annesinin memesini alabiliyor? Hamileler lütfen bundan sonra bu lafı söylemesinler, “çocuk tekme atıyor.” Çocuk karateci mi tekme atıyor, çocuk anne tahminde emme idmanları yapıyor futbolcuların antrenman yapması gibi. Ağzı o kadar mükemmel hazırlanmış ki anne rahminde her şey iyiydi, ekmek elden su gölden. Harikulade bir ortam, hastalık yok, mikrop yok, sıcak soğuk yok harikulade bir şekilde annesi besliyordu. Doğunca bir nefes aldı, bu nefes alma dıştan baktığınız zaman ağlama. Herkes gülüyor bir bebek doğuyor, bir nefes doluyor odaya. Doğduğumuzda biz ağlarken herkes gülüyor. A9 TV’de her program ilaç gibi yaratılışımızı öğreniyoruz. Öyle bir hayat yaşayacağız ki o zaman kabre gülerek gireceğiz başkaları ağlarken, doğumun tam tersi oluyor. Hayat bu kısa, hayatı sonsuz kılmak için her geceyi kadir bilebiliriz. Allah var, Allah bizi tanınması için yarattı. “Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.” [Zariyat Suresi, 56] Ve kulluk da tefekkürle oluyor, tezekkürle oluyor.
OKTAR BABUNA: Bilimsel deliller çok önemli değil mi? Derin iman için bilim gerekiyor.
HALİL İBRAHİM ERBIYIK: Bilim olmadan olmaz. Neden Müslümanlar dua ediyor? Fakat her tarafta kan, zulüm, çile, hani Müslümanların duası niye olmuyor? Olmamasının sebebi şuursuzca yapılan dualar dua olmuyor, bilim olmadan olmuyor. Kimsin, nerden geliyorsun, ne yapıyorsun? Dilimiz, vücudumuz, gözümüz, kulağımız her tarafımız muhteşem. Biz bir elmayı yerken düşünmeden haşır huşur yersek elmaya da saygısızlık, kendimize de saygısızlık yaratıcıya da saygısızlık. Elma ne kadar güzel yaratılmış, ne muhteşem bir ambalajı var, ne harika bir tadı var, kokusu nefaseti olağanüstü. Biz burada kim olduğumuzu, ne yaptığımızı bilebilirsek o zaman uzun ömürlü ve sağlıklı oluruz. Bir de güler yüz çok önemli. Anne sütü alan çocukların güleç olmaları çok mümkün. Fransız biri resim çekiyor binlerce bir de bakıyor ki iki tür gülme var, biri sanal sahte, candan değil. Gülüşü kibar olan, nazik ve samimi olan bayanlar 8,5 yıl fazla yaşıyor, kolay kolay habis hastalıklara yakalanmıyorlar, yakalanırsa bunları hemen atlatıyor. Vücudunda tümör ihtimali sıfıra iniyor, sağlıklı ve mutlu oluyor. Hastalanmıyor, enerjik, karizmatik, otantik oluyor oluyorlar. Dolayısıyla bu da önemli. Demek ki anne sütünün bir faydası da bu.
OKTAR BABUNA: Kısaca doğum mucizesine de girelim. Çünkü orada da muhteşem bir yaratılış Allah’ın yaratma mucizesi var.
HALİL İBRAHİM ERBIYIK: Hamileler diyor ki nasıl geçecek bu süre? Nasıl geçecek, çok kısa bir süre.
OKTAR BABUNA: Yumurtayla spermden başlayalım mı?
HALİL İBRAHİM ERBIYIK: Evet. 2 tane ayrı hücre, biri gözle görülen en küçük hücre, biri gözle görülemeyen en büyük hücre. 2 ayrı bedende başlıyor canlının hikayesi. Sonra bunlar bir seyahatle bir şekilde bir kanalda meydana geliyor. Dünyadaki herkes tüp bebek, annesinin tüpünde dölleniyor çünkü. Bu 2 hücre yarım hücre kromozom olarak. Vücutta 200 tür hücre var, 100 trilyon hücre var, 200 grup hücre grubu var, 20 tane sistem var, 200’e yakın da doku var. İşte organlarımızın sayısı da 20 küsur. Burada en mühim olan olay, nöronların beyin hücrelerinin asla ve asla yenilenememesi bu çok önemli bir özellik. Ama vücut hücrelerinin tamamı değişiyor. Örneğin eritrositler 4 ay yaşıyor, bağırsak mukozası 2-3 günde bir değişiyor. Anne rahmindeki su da 2 saatte bir arıtılıyor. Çocuk anne rahmindeki suyu içiyor, berrak ve özelliği hiç bozulamıyor çünkü devamlı devir daim makinesi var. içiyor fakat boğulmuyor neden? Akciğerler kapalı, peki nefesi nasıl alıyor? Annesinden alıyor. İşte iki yarım hücre 280 günde, 9 ay 10 günde ya da 10 ayda ya da 40 haftada, bu 40 haftalık seyahat de şu; inanılmaz muhteşem bir olayla harikulade bir gelişim var. annenin diyelim bulantı kusması oldu neden oluyor? Çocuk o kadar akıllı ki muhteşem bir şekilde uyarılıyor. Diyor ki annesine; “bu yediğin şey bana zararlı lütfen onu kus” diyor. Maalesef bazı hekim arkadaşlar da bulantı için hemen ilaç veriyor, ona ilaç buna ilaç. Aslında böyle olursa tıp fakültelerini kapatıp her tarafı eczacılık fakülteleriyle donatmamız lazım, doktora ne gerek var. annenin yediği fakat farkında olmadığı şey çocuk için zararlı. Çocuk bunu hissediyor ve annenin hipotalamusundan bulantı kusma merkezinden refleks harekete geçiyor ve onu dışarı atmaya çalışıyor. Onu ilaç alıp da içeride tutmak doğru değil. Nasıl ki apandisit de veya herhangi bir ağrıda rast gele ilaç almak doğru olmadığı gibi. Eğer bir kadın, kabaca düşünelim, 9 ay 10 gün sonra 2 hücre birleştiği zaman hem bir yanda çoğalıyor hem geometrik diziyle, bir yandan da farklılaşıyor. Farklılaşma diferansiasyon olmasaydı 3 kilo kıyma doğuracaktı kadın. Ama muhteşem bir yaratık doğuyor.
OKTAR BABUNA: 5. Gün başlıyor hücreler. İlk o hücrenin, spermle yumurtanın birleşmesinde çok sayıda mucize var. Çünkü ikisi birbirine uyumlu yaratılmış, tamamen farlı bedende yaratılmasına rağmen. Taşıdıkları kromozom sayısından, 23 biri, 23 biri taşıyor neden? 46 olacak insanın kromozom sayısı. Yoksa insan olmaz. O ilk anı da kısaca anlatır mısınız? 2 hücre birbirinden tamamen farklı, biri hareketli, biri normal hücre yapısında bazı özellikleri var. fakat birleşirken anahtar-kilit uyumu var nasıl oluyor?
HALİL İBRAHİM ERBIYIK: Kafamı yok farzedelim işte size rahim, bunlar da tüpler (kollarımız), tüplerin ucu el gibi, burada yumurta var. Bir kadın 29,5 gün kısır, sadece 12 saat gebe kalabilir. Erkek öyle değil, gecenin 12’sinde de numune verebilir.
OKTAR BABUNA: Hücre nerden biliyor? Yolu nasıl buluyor? Nasıl ulaşıyor ona?
HALİL İBRAHİM ERBIYIK: İşte hayretler içinde kalıyoruz. Yüce yaratıcı sikkesini mührünü tuğrasını vuruyor ki. Şunu söyleyeyim büyük mucize; hani sakat oluyor bazen çocuk, yüzlerce binlerce normal çocuk doğuyor. Aslında o alameti farika yani insanların dikkatinin tefekküre yönelmesi için. Buraya sperm geldi, yumurta da geldi, ikisi birleşti. Yumurtalar bileşirken aslında yumurtayla spermin birleşmesinde etrafında 15 kişi var. Yumurta öyle akıllı ki kemotaksik bir fısfıs sıkıyor, kimyasal bir sinyal gönderiyor. Sen gel diyor, en zekisini seçiyor yalnız, erkek kıza bakmıyor. O 15 kişiden bunlar en seçilmiş askerler elitler, en mükemmel, en sağlıklılar. Milyonlarcaydı, bir kısmı dışarı döküldü, bir kısmı haznenin asit ortamında öldü, rahmin ağzından geçerken, rahmin içine gelirken, tüpe gelirken. Giderken 100 kişiler burada 15 kişiler. Onların içine bakıyor en uygununu seçiyor çok enteresan, “sen gel” diyor. Gelen spermin hareketli olmasının sebebi kuyruk, kuyruk sadece yüzsün diye ona bir hareket veriyor motorize güç. Ve onu da lojistik elemanları taşıyor. Esas genetik kapasite başında, baş boyun ve kuyruk 3 aşamadan oluşuyor. Bu başından özel bir fısfıs sıkıyor, yumurtanın dışında harikulade bir zar var, giderken bir fısfıs salgılıyor karşıt bir kimyasal ajan. İçeri tam girerken bir elektriklenme oluyor bu 2 hücre şak diye bir hücre oluyor ama şak diye de 2 oluyor, hemen zaman kaybı olmadan bölünmeler başlıyor. Başka sperm giremiyor hemen kapanıyor, nadiren girerse ikiz dediğimiz olay oluyor. İşte burada tüp bebekte masraflar masraflar yapılıyor. Mikrotom diye bir alet var, biyolog ya da embriyolog spermin başını boynundan ayırırken milimetrik olarak yanlış yerden kestiği için bütün emekler masraf boşa gidiyor. Allah’ın bir bıçağı var, “Allah’ın boyası” ne muhteşem ayet. Allah, her şeyin sahibi o, her şeyin dizgini onun elinde, anahtarı onun elinde, onun emri olmadan yaprak kımıldamaz. Allah’ın bıçağı spermin başını boynundan ayırırken tam noktasından kesiyor atomik hassasiyetle ve hemen kapanıyor ikinci biri giremiyor. Bir yandan bölünme, hem de dönerek gidiyor ve bu seyahat devam ediyor. 8. Gün burada başka bir mucize karşımıza çıkıyor. Rahmi şöyle düşünelim, çocuk altlarda bir yerde yerleşse plasenta previa dediğimiz, kanamayla bazen hastanın ölümüyle neticelenen durum oluyor. O döllenmiş yumurta o kadar akıllı ki, acaba o hücrenin zekası mı var, aklı mı var yoksa bir emirber nefer mi ne oluyor? Bir büyük güç, her şeyin sahibi, muhteşem en büyük akıl, bütün akılların toplamı akıl mı onu yönetiyor? Evet. Gidip nereye yerleşeceğini biliyor, o kadar harikulade bir şekilde oraya yerleşiyor. Kadın karnında olanlardan habersizken “çocuk oynadı.” Böyle bir şey yok. Eğer her anne bunu düşünebilirse melekleşir, sadece loğusa olmaz. Niye? Etrafında bir çok gebe kalamayan kadın var bu nasıl kaldı? O bir şükür. Nefesi düşünsün bir hamile, nefes almakta iki tane şükürle mükellefsiniz, almasan ölürsün, vermesen de ölürsün. O nefes bir an dursun bakalım. Uykunda neden nefes almaya devam ediyorsun. Elimi kolumu kaldırırken istemli hareket ama nefes almak istemsiz şekilde yoksa uykuda ölür giderdik. Demek ki iş tesadüfe bırakılmıyor. Uykuda en iyi çalışan organımız beynimiz. Karaciğer çalışıyor, böbrekler çalışıyor. Ramazan ayında 2 tane organ ağlıyor, biri ağız biri mide. Ağzın ağzına bir tokat, midenin ağzına bir şamar “susun, sizin yüzünüzden 200 tane organı mahvedemem.” Karaciğer dinlenecek, pankreas dinlenecek, bağırsaklar dinlenecek, beyin mükemmel çalışacak, karaciğer yağlanmasını durduracak. İşte biz biraz dikkat edebilsek, biraz bakabilsek ne oluyor ne bitiyor bence o zaman insan oluyoruz, o zaman Müslüman ve insan olmanın anlamını kıvancını hissediyoruz. Kimiz, nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz, nasıl muhteşem yaratılmışız? Bu bakımdan ben kendimi şanslı görüyorum. Hastaların bana diyor, “sen farklı bir hekimsin.” Evet, farklıyım ama bu farklılık benim şahsımın özelliği değil, okudum kitaplardan Kuran’ı okumak. Ben gerçekten Harun Yahya kitaplarından çok şey öğrendim burada söylüyorum. Ben ilim sahibiyim kabul ediyorum ama bu ilmi önce Allah bana veriyor. Allah’ın kainattaki güzellikleri de boş konuşmalarla değil bununla yapmamız lazım.
OKTAR BABUNA: Allah size derin ilim nasip etmiş ve derin iman nasip etmiş, maşaAllah. Sürekli Allah’ı anıyorsunuz, Allah razı olsun.
HALİL İBRAHİM ERBIYIK: Sizden bu kitaptan bir sayfa açmanızı rica edeceğim.
Açtığınız sayfada Ali İmran Suresi 134. Ayeti var: “Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.” [Ali İmran Suresi, 134]
Muhsin şu, ihsanı anlayalım önce; ihsanın iki anlamı var. Birincisi, vermek, insanlara karşılıksız vermek, bir anlamda Allah’ı görür gibi ibadet etmek. Evet, farzlar önemli, onları taçlandıran da tefekkürü düşünmek, bilimle hareket etmek. Bize ne kadar güzel bir elbise verilmiş. Dilimizi abuk sabuk şeylerde kullanırsak adi bir tablo kapıcısı hükmüne getirmiş oluruz.
Öfkeyi kontrol. Duygusal zeka diye bir ilim çıktı, kitaplar yazılıyor. Kardeşim daha önce bu kitap yazılmış, “öfkeni yeneceksin.” Duygusal zekanın bir numaralı özelliği empatik ve sempatik olacaksın antipatik olmayacaksın yani başkasını anlayacaksın. Beynimizin ceosu Prefrontal korteks. Biriyle tanışıyorsun ayna nöronlar yanıyor. Ayna nöronlarda otizmin tedavisi var, şizofrenin tedavisi var, ayna nöron çok önemli bir konu. Ayna nöronlar yanıyor dostluk başlıyor, bir müddet sonra iletişim kopuyor. Mesaja cevap yok, telefona cevap yok, cevapsız çağrı. Ne oluyor? Çünkü iki taraftan biri hainse iletişim kopuyor. Buna biz tıpta samimiyetin nörobiyolojisi diyoruz. İhlas, samimiyet, ger.çek bir dostluk varsa o zaman bu iletişim devam ediyor. Birbirini Allah için, hak için sevmek bu çok önemli kavram. Sevgi her şeyin temeli.
OKTAR BABUNA: Dünyadan sevgi alındı yok oldu, bunun sonucunda savaşlar, komünizm, faşizm, Ortadoğu’da şu an kan gövdeyi götürüyor, Müslümanlar birbirini öldürüyor. Bunun yerine inşaAllah sevgi, güzel ahlak hakim olacak. Her şeyin temelinde sevgi var, Allah sevgisi var, onun üzerine kurulu, inşaAllah.
HALİL İBRAHİM ERBIYIK: İnsan fani olduğunu unutuyor. Yarın öleceğimizi bilsek acaba ne yaparız? İşte onun gibi düşünmemiz lazım. Aslında her gün ölüyoruz, uyku bir tür ölüm, ölümün kardeşi. Anestezi de büyük kardeşi. Aslında ölmeden önce ölmek lazım. Ruhla gönlün karşılıklı bir diyaloğu var. gönül ruhun kapısını çalıyor, “Kim o?” “Ben geldim” diyor gönül. Kapı açılmıyor. Çünkü burada ben’e yer yok. Sonra gidiyor, gitti hamdı yandı pişti tekrar vurdu tak tak. “Kim o” diye ruh soruyor, “sen geldin” diyor. Cevap, “burada sen’e yer yok gel.” Ben’e yer yok benliğe yer yok, egoya, nefse. En tehlikeli üç harfli cin değil. Bazıları cin demeye ödü kopuyor. En tehlikeli üç harfli ego, ene, ben bunlar tehlikeli. Ben’e yer yok benliğe yer yok. “Sen’e yer yok ama gel” diyor bu sefer. Senliğin içinde de benlik var. Denmesi gereken cevap hu idi ya da o ya da biz demesi gerekiyordu.
“İçeri geldi havuz sıcacık, kardeşim atla bakalım.” “Niye atlayacakmışım?” “Sen buraya biz olmayı öğrenmeye gelmedin mi?” “Evet onun için gelmiştim.” “Atla o zaman.” “Atlayamam.” “Atla.” “Atlayamam çünkü burası sıcak bir havuz. Ben de eneme bakıyorum egoma, nefsime, buz parçası hükmündeyim atlarsam eririm.” “Eri kardeşim.” “Erirsem ölürüm.” “Öl, sevmek ölmekle başlıyor.”
Yaratıcı da bir gün bizi kendi havuzunda eritecek, onun havuzunu da toprak gibi düşünecek olursak, ben bu havuzun neresindeyim?
OKTAR BABUNA: Allah’ın varlığında yok olmak.
HALİL İBRAHİM ERBIYIK: Ben bu havuzun neresindeyim? Ben-im hala malikiyet takısı var. Kardeşim havuz oldun. İşte olay bu. Şunu hep beraber düşünebildiysek; biz kimiz ya da ben kimim, nereden geliyorum, nereye gidiyorum, hayatta gayem ne, amacım ne, beni kim yarattı, niçin yarattı? Bu parmakları niye böyle verdi Allah. Bir yazar başparmak hakkında bir kitap yazmış hala bitiremedim. Bunların hiç biri boş değil. baş parmak bunlar gibi olsaydı ben ameliyat yapamazdım. Bunun mukabil olması enteresan bir şey. Tırnak enteresan, her gün tıraşımı oluyorum ama kulağımı kesmiyorum. Saçımı kesiyorum saçım acımıyor. Ben canlıyım saç cansız nasıl oluyor? Daha ilginci var kaşımı her gün almıyorum, kirpiğimi de her gün almıyorum bıyığımı sakalımı alıyorum. Niye? Hepsi aynı maddeden yapıldığı halde aynı şekilde uzamıyor, kaç belli bir yerde kalıyor. Acaba burada bir yerde bir şuur mu var? bu hücrede bir zeka mı var? Hayır, o bir emirber nefer. Yaratıcının emrini uyguluyor. Bizim de maden vücudumuzdaki her hücre yaratıcıyı dinliyor, bu 100 trilyon hücre bir araya gelince niye dinlemiyoruz ki? Bu eneye niye takılıyoruz. Bu egoyu bu nefsi atıp o havuzda neden eritemiyoruz? Neden ‘teslim oluyorum Ya Rabbi’ hani var ya ‘senin olmaya geldim’ bu Allah için söylendiği zaman güzel. Senin olmaya geldim. Kadın dediğin, erkek dediğin nedir? Aşk dediğin nedir?
OKTAR BABUNA: Allah’ın tecellisi olarak sevilir ancak.
HALİL İBRAHİM ERBIYIK: Sabah A9’a bakarken şunu gördüm; neden aşklarda mutsuzluk oluyor, çok güzel bir logo vardı. Allah’ı bulamadıkça kadını anlayamazsın ki. Kadına olan aşka kimse itiraz etmiyor ama, “Samet aynası olan batını kalple sanem misali dünyevi mahbuplara perestiş etmek o mahbupların nazarında sakildir istiskal eder reddeder.” Burası Samet’in aynası, Samet ne? Herkes ona muhtaç, o kimseye muhtaç değil. buraya sadece karını, kızını, ananı, babanı..” Hiç kimseyi koyamazsın, burası Allah’ın, burada Allah olacak. Bu demek değildir ki dünyayı kalben terk edeceksin kesben değil. sen en iyi arabaya bin, en iyi yalıda villada otur, en iyi kravatı tak, en iyi şekilde yaşa israf etmeden. Ama önce sen kimsin? Kalıbından çıkacaksın ki kalbini bulasın. Kalp de Arapça dönek demek, kap dönüyor devamlı, her atışta Allah’ın isimlerini zikrediyor. Dolayısıyla bir gün birini seversin, ona perestiş edersen seni ilk fırsatta satacaktır. Bütün aşklar onun için bitiyor. Çünkü buraya sadece Allah’ın sevgisini koyarsın. Şirk oluyor.
Arkadaşım ısrarla dedi ki, “tüpümüzü bağla.” “Arkadaşlar ben tüp bağlamayı sevmiyorum” dedim. İkisi de doktor. “Bir tane kızımız var, ona o kadar tapıyoruz ki,” irkildim ben. “Tapıyoruz.” Ne? “Biz bu çocuğa kardeş yapamayız buna haksızlık olur.” Etmeyin yapmayın, spiral takalım madem öyle. Bunlar kabul etmedi, başka bir doktor arkadaş bunların tüpünü bağladı. O kız trafik kazasında öldü. Allah alır, ya çocuğu alır ya sen, alır. Öyle yok, buraya Allah’ın sevgisini koyacaksın, yaratılış kanununa uyacaksın. Sevginin sınırını dozunu bileceksin.
OKTAR BABUNA: Övgü Allah’adır, inşaAllah.
Evet programımızın sonuna geldik. Ağzınıza sağlık, maşaAllah çok güzel bir program oldu. İlminizden istifade ettik. İnşaAllah başka bir programda tekrar ağırlarız. Allah2ı andık her şeyden önce.
HALİL İBRAHİM ERBIYIK: Bizzat televizyonu kuran, yöneten, tüm çalışanları, hizmet eden bütün arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum. Yaptıkları işin kutsal olduğunu düşünüyorum. Seyircilerimiz ise oturdukları yerden kolayca seyrediyorlar, hep beraber tefekkür edelim, tezekkür ve teşekkür edelim. Asla tekebbür etmeyelim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Allah razı olsun ağzınıza sağlık.
Bir yaşam ve Sağlık programının sonuna geldik. Gelecek hafta inşaAllah yine uzman hekim arkadaşımızla birlikte olmak üzere herkese iyi akşamlar diliyoruz.
http://a9.com.tr/izle/206969/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---66-Bolum---Halil-Ibrahim-Erbiyik-Hipnoterapist-Jinekolog---Operator