HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Bakış Açısı - 14. Bölüm - Mezhepler

Bakış Açısı - 14. Bölüm - Mezhepler

Harun Yahya
675
23 Temmuz, 2014
Bakış Açısı
Tarih, Politika ve Strateji

Bakış Açısı - 14. Bölüm – Mezhepler

 

KARTAL GÖKTAN: Merhaba. Bakış Açısı’na hoş geldiniz. Bakış Açısı’nın bu haftaki konusu İslam dinindeki mezhepler.

 

Program özetimiz bu şekilde olacak: Künye bölümünde genel hatlarıyla İslam mezheplerini tanıtacağız.

Tarihi arka planda, bu mezhepler nasıl ortaya çıktı? Mezhep kavgaları nasıl başladı? Kerbela olayı neden yaşandı? Bunlara bakacağız. Ve mezheplerin farklı uygulamaları hakkında bilgi vereceğiz.

Güncel durum raporunda ise, Suriye ve Irak'taki mezhep çatışmalarından kaynaklanan olaylara değineceğiz ve Türkiye'de bazı çevrelerce Sünni ve Alevi kardeşlerimiz arasında ulaştırılmaya çalışılan suni gerilimin sebeplerini irdeleyeceğiz.

Evet, her zaman olduğu gibi tüm bu olayların perde arkasında neler olduğuna bakacağız.

Mezhep farklılıklarına nasıl bir bakış açısı geliştirmesi gerektiğini aktaracağız.

Mezhep terimiyle ve mezhepleri tanıyarak başlayalım isterseniz.

Mezhep nedir? Mezhepler nasıl ortaya çıkmıştır? Peygamberimiz (sav) döneminde mezhepler var mıydı gibi sorular pek çok insan tarafından merak edilir.

Mezhep, kelime anlamı olarak gidilen yol, sözlük anlamı olarak da anlayış, görüş anlamına geliyor. Genel olarak tanımlarsak, bir dinin görüş, yorum ve anlayış ayrılıkları sebebiyle ortaya çıkan, kollarından her birine verilen isim.

Mezhepler, Peygamberimiz Hz.Muhammed (sav)'in ve sahabenin vefatından sonra ortaya çıkmış. Kuran'ın hükümlerinin, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinin ve sünnetinin bunlara ait bütün ilimlerin tam manasıyla anlaşılamayacağı temeline dayanıyor. Bunları gerçek anlamda yorumlayabilen alimlere tabi olunarak uygulanabileceği düşüncesi var.

Sahabe döneminden sonra zamanla İslam'da Sünnilik, Şiilik ve Haricilik mezhepleri oluştu. Tüm bu mezheplerde kendi içinde alt kollara ayrıldı.

Dünya Müslüman nüfusunun yaklaşık %85'i Sünni ve Sünni mezhepler Hanefi mezhebi, Şafii mezhebi, Hanbeli mezhebi ve Maliki mezhebi olmak üzere dörde ayrılıyor. Hanefi mezhebi İmam-ı Azam ve Ebu Hanife tarafından kuruldu. 4 Sünni mezheb içerisinde nüfus açısından en genişi. Hanifi mezhebinin takipçileri tüm İslam aleminin yaklaşık %56'sını oluşturuyor. Hanifi mezhebi önce Irak'ta doğdu. Oradan doğuya ve batıya yayıldı. Hanifi mezhebi daha çok Türkiye, Suriye, Irak, Pakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan, Afganistan, Sincan-Uygur özerk bölgesi ve Balkanlar'da yaygın.

Şafii mezhebi ise İmam-ı Şafii tarafından kuruldu. Önce Mısır'da yayıldı. Sonra kısmen Suriye, Yemen, Irak ve Horasan taraflarına geçti. Mısır'ın çoğunluğu Şafii. Malezya, Endonezya, Yemen ve Doğu Afrika'da da Şafilik yaygın. Türkiye'de de Hanefilik'ten sonra yaygın olan Sünni mezheb. Anadolu'nun güney taraflarında Suriye ve Irak'ta da Şafii mezhebinde olanlar mevcut.

Hanbeli mezhebi ise İmam-ı Hanbel tarafından kuruldu. Hanbeliler daha çok Arap Yarımadası'nın ortasında yer alan Necid adı verilen bölgede yerleşmiş durumdalar. Günümüzde Körfez ülkelerinde Irak, Küveyt, Bahreyn ve Suudi Arabistan'da mensupları bulunuyor.

Maliki mezhebi İmam Malik tarafından kuruldu. Maliki mezhebi önce Hicaz halkı tarafından benimsenmiş ve Hacca gelenler vasıtasıyla Kuzey Afrika'ya ve o zaman Endülüs denilen İspanya'ya yayılmış.

Şii mezhebine geçelim. Mensuplarına Şii veya çoğul olarak Şia deniliyor. Şii veya Şia taraftar anlamına geliyor. Bu kelime Hz. Osman (ra)'ın şehit edilmesinin ardından Hz. Ali (kv) ve Hz. Muaviye yani Haşimi ve Emevi kabileleri arasında yaşanan hilafet krizinde taraftar ifade etmek için kullanıldı. Bu ayrılık zamanında kendini kavramsal ve teolojik altyapısına oluşturarak mezhepleşti. Şii inancında Hz. Ali (kv)'nin çok özel bir yeri var.

Şiilik, halifelik sırasında farklı görüşlerden kaynaklanan alt kollara ayrılıyor. Ortak noktaları Hz. Muhammed (sav)'in vefatından sonra halifelik makamının Hz. Ali (kv) ile başlamak üzere onun soyundan gelen insanlara ait olduğunu kabul etmeleri.

Şiiliğin alt mezhepleri ise şu şekilde İsnâaşerîye, Zeydiye ve İsmailiye mezhepleri. İsnâaşerîye bugünkü esas Şia akımı, Şiilerin çoğunluğunun mensup olduğu mezhep. Günümüzde İran İslam Cumhuriyeti'nin resmi mezhebi. 12 imam görüşüne inanıyorlar. 12 imama inanmalarından dolayı 12.lik ya da 12 İmamcılık olarak adlandırdıkları da oluyor. Bu mezhebin en yaygın ve en büyük kolu Caferilik. Takriben Şiilerin %85’i 12. Olup Şii Müslüman denince genellikle Şia’dan olanlar kast ediliyor.

Şia'nın diğer mezheplerine de kısaca bakalım. Zeydiler en yoğun olarak Yemen'de yaşıyorlar. İsmail'ler, İmamlığın İsmail'in soyundan gelen kişiler ile günümüze kadar devam ettiğine inanıyorlar. Tarihte Fatimiler İsmail'i devleti. Günümüzde İsmaililer özellikle Hindistan, Pakistan, İran, Afganistan, Tacikistan coğrafyalarında ve Suriye'de yaşıyorlar. İsmaili mezhebinin alt kullarından biri herkesin çok iyi bildiği Alevilik. Diğer kulları ise Nizarilik ve Dürzilik. Şiiler, İslam dinine mensup 1,5 milyar insanı yaklaşık olarak 200 milyonla temsil ederek İslam aleminin yaklaşık %15'ini oluşturuyor. İran, Azerbaycan, Bahreyn, Irak ve bir olasılıkla Yemen'de nüfusun çoğunluğu, ayrıca Lübnan'ın da önemli bir bölümü, kısmı bir bölümü Şii.

İran'ın %89'u, Azerbaycan'ın %85'i, Irak'ın %60-65. Yemen, Bahreyn, Katar, Türkmenistan, Türkiye'nin %10'u. Ve Lübnan'ın %65'i Şii nüfus. Ayrıca Suudi Arabistan'ın %15'i, Pakistan'ın %20'si ve Afganistan'ın %19'u Şii.

Ayrıca Avrupa ülkelerinde yaklaşık 10 milyona yakın, Amerika kıtasında dağılmış 20 milyon üzeri. Afrika'da sadece Nijerya'da 10 milyon Şii bulunuyor. Türkiye'de ise çoğunluk sırasına göre Aleviler ve Caferiler yaşıyor. Alevilerin ülkemizdeki oranı %21. Bir de Haricilik mezhebi var. Günümüzde Haricilerin sadece İbadiye kolu kalmış durumda. Umman Sultanlığının yaklaşık %70'inde, Tunus'un Cerbe adası, Zanzibar ve Tanzanya'da görülüyor bu mezhep.

Son olarak Nusayrilik'ten bahsetmek istiyorum. Nusayri, Türkiye'de Adana, Mersin ve Hatay'da yerleşmiş yerli halkın ve Suriye yönetimindeki Esadların da mensup olduğu Aleviliğin bir kolu. Suriye'de ayrıca azınlık olmalarına rağmen iktidar durumundalar. Suriye'de nüfusun %15'i Nusayri, nüfusları yaklaşık olarak 350 bin civarında. Nusayri'nin bir diğer adı da Arap Aleviliği. Nusayriliğin görüşleri incelendiğinde, inançlarının İslam'dan kaynaklanmakla beraber tamamen batini yorumlara dayandığı görülüyor. Hatta görüşlerinde zaman zaman Hristiyan kültürünün izlerini dikkat çekiyor.

Şimdi tarihte geriye doğru gidelim ve mezheplerin nasıl doğduğundan, Kerbela olayından ve mezheplerin farklı uygulamalarından bahsedelim.

Evet, tarihi arka plan bölümümüzde devam ediyoruz programımıza.

Sahabe döneminden sonra farklı görüşlere sahip alimlerin yorumlarına ve ilminin sağlamlığına tabi olunmaya başladı. Bu alimlerin yetiştirdiği talebeler de yazdıkları eserlerle nesilden nesle o görüşlerini devam ettirdiler. Böylece en güvenilir kabul edilen alimin görüşleri sağlam hüküm ve prensipleri etrafında zamanla bir yorum tarzı ve tekniği yani bir mezhep oluştu.

Mezhepler ayet ve hadisleri farklı anlamaktan kaynaklandı. Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in zamanında mezhep olması elbette düşünülemez. Çünkü Peygamber (sav) zamanında bir mesele olduğunda sahabeler Peygamberimiz (sav)’e geliyor, soruyorlardı. Peygamberimiz (sav) de Allah'ın hükmüne ve Kuran'a göre hüküm veriyordu. Ayetleri de Peygamberimiz (sav) bizzat kendisi tefsir ediyordu. Peygamber (sav) bir meselede ne diyorsa sahabe onu yapıyordu. Çünkü bununla ilgili Allah'ın emri kesin.

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Al-i İmran Suresi, 31)

Bir diğer ayet ise şu şekilde:

“Resul size ne verirse artık onu alın. Sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan korkun.” (Haşr Suresi, 7)

Asr-ı Saadet boyunca her meselede hükmü Allah ve Resul'ü bildirdiği için Allah'ın Resulü hayattayken farklı mezheplere ihtiyaçlı olmamıştır. Peki mezhepler nasıl ortaya çıktı? İslam tarihine bir göz atalım.

Peygamberimiz (sav)’in vefatından sonra İslam alemi genişledi. İran, Irak, Suriye gibi yerler fethedildi. Birçok sahabe yeni fethedilen yerlere dağıldı ve her sahabe bulunduğu yerde fetva ve ilim öğretme işleriyle meşgul oldu. Sahabeler kendilerine sorulan sorularda öncelikle Kuran'a daha zor da hadislere bakıyorlardı. Bazı durumlarda da Kuran ve hadise dayanarak kendileri sonuç çıkarıyorlardı. Çünkü sahabeler Resulullah (sav)’in yanında uzun süre kalmış olmalarından dolayı Kuran ve sünnetten hüküm çıkarabilme anlayışına sahiptiler. Yani müçtehit idiler.

Bir yandan Müslümanların dini meselelerine çözüm bulan, fetva veren bu sahabeler diğer taraftan dini ilimler sahasında da pek çok talebe yetiştirdiler. Böylece Peygamberimiz (sav)’in bırakmış olduğu ilim ve hikmet mirası sahabeler yoluyla kendilerinden sonraki nesil olan tabiine aktarıldı. Sahabelerden ders alan ve kendilerine tabiin denen zatlar, çeşitli İslam merkezlerinde bulunuyorlardı. Bu imamların her biri kendisinden ders aldığı sahabenin rivayet ettiği hadisleri ve çeşitli meselelerdeki fetvalarını derlediler, bir araya topladılar. Bunlar da kendilerine sorulan soruların çoğunu önce Kuran'da sonra da hadislerde aradılar. Cevabını bulamadıkları meselelerde kendileri sonuç çıkardılar. Tabiin alimleri sahabelerin fetvalarını topladıkları gibi tebe-i tabiin alimleri de tabiin'in fetvalarını topladılar. Ayrıca kendileri de fetva verdiler. Yeni karşılaşılan meselelerde fikri çalışmalarda bulundular ve belli esaslar ortaya koydular. Gerek sahabelerin, gerekse tabiinin temel meselelerinin dışında kalan teferruatla ilgili meselelerde, Kuran ve sünnet dışında yaptıkları içtihatlar neticesinde aynı konuda farklı fetvalar ortaya çıktı.

Müslümanlar kendi bölgelerinde yaşayan önemli fetvalarını öğrendi ve onları uyguladı. İşte bu tercih ve taraftarlık zamanla yerini gidilen yol manasına gelen mezhepleri ortaya çıkardı. Müçtehitlerin fazla olması birçok mezhebin ortaya çıkmasına neden oldu. Zaman geçtikçe mezheb imamı durumunda olan alimlerin birçoğu kendilerinin daha alim gördükleri veya aynı meselede aynı içtihatta ittifak ettiklerine inandıkları imamların mezheplerine girdiler. Ve sonuç olarak Sünnilik, Şiilik ve Haricilik mezhepleri kaldı. Tüm bu mezheplerde kendi içinde alt kolları ayrıldı.

Kerbela olayı da mezhepleşme sürecinin başlamasının çok önemli sebeplerinden bir tanesi. Dediğim gibi Peygamberimiz (sav)'in torunu olan Hz. Hüseyin (ra) ve yanındakiler ile Emevi Halifesi Yezid’e bağlı ordu Hicri takvime göre 10 Muharrem 61 yılında bugünkü Irak sınırında olan Kerbela'da karşılaştılar. Aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu Hz. Hüseyin (ra) ve yanındakilerin birçoğu şehit edildi. Hz. Muaviye’nin ölümünden sonra Yezid'in halife olmasına başta Hz. Ali (kv)’nin yönetim merkezi seçtiği Küfe'deki halk olmak üzere Müslümanlar tepki gösterdi. Şura ve seçim sistemine dayanmayarak Yezid'in halife olması Müslümanlar arasında ayrılıklar çıkacağına ilk işaretli aslında.

Hz. Hüseyin (ra) ve Emevi ordusu arasında çıkan çatışma Bağdat'a 100 km uzaklıktaki Kerbela'da başladı. Emevi ordusu önce Hz. Hüseyin (ra)’ı korumaya çalışanları öldürdü. Daha sonra Hz. Hüseyin (ra) ve beraberindeki 70 kişi şehit edildi. Hz. Hüseyin (ra)’ın Kerbela'da şehit edilmesi, Ehl-i Beyt'in de büyük bir kısmının yok edilmesi neden oldu. Bazı kesimler zaten Emevilerin veraset yoluyla iktidarın devri anlayışına tepki olarak hilafetin sadece Hz. Ali (kv) soyundan gelenlerin hakkı olduğu tezini savunmaya hatta bunu bir akide olarak benimsemeye başlamışlardı. Kerbela olayı ile birlikte Şia hareketi belirgin olarak ortaya çıkmaya başlamış oldu. Şia, Kerbela olayından sonra sadece bir mezhep olarak ortaya çıkmamış, aynı zamanda Ehl-İ Beyt adına politik bir harekete de dönüşmüştür.

Tabii burada şunu da belirtmeliyim; Kerbela olayı sadece Şia'nın kınadığı bir olay değil. Kerbela, Sünni ve Şia dünyasını birleştiren bir unsur.

Mezheplerin uygulamalarına baktığımızda helaller, haramlar ve ibadetler konusunda da çeşitli farklılıklar görüyoruz. 4 ana mezhebin yüzlerce hükmü birbirinden farklı. Bir mezhepte helal olan diğerinde haram kabul edilebiliyor. Mesela abdestin farzları her mezhepte farklı. Yine Hanbeli mezhebine göre abdesti belli bir sıraya göre almayan kişi farza uymamış oluyor. Ama Hanefi mezhebine göre bunu yaptığında bir mahsur olmuyor. Ya da Şafii mezhebine göre namazda Fatiha Suresi’ni okumayan bir kişinin namazı geçerli sayılmıyor. Hanefi mezhebine göre ise geçerli. Sakalı kesmek Hanefi ve Maliki mezheplerine göre haram, Şafii mezhebine göre haram değil. Haccın şartları Hanefi mezhebine göre 2, Maliki mezhebine göre 4. Şafii mezhebine göre ise 5.

Daha burada yer vermediğimiz çok sayıda konuda mezhepler arasında farklı uygulamalar var. Mezheplerdeki farklı uygulamaları bu kadarıyla bırakıp güncel durum rakoruna geçelim.

Üç semavi dinin doğum yeri ve dünyanın kalbi sayılan Orta Doğu geçtiğimiz yüzyıldan bu yana adeta savaşların merkezi. Yakın tarihte bölge gerek ikili gerek çok taraflı devletlerarası pek çok çatışma ve iç savaşa, işgal ve sürgünlere sahne oldu. Özellikle mezhepsel temeldeki farklılıklara dayanan çatışmalar bölgeyi kana buladı. Bugün ise Suriye ve Irak'ta yaşanan mezhep çatışmalarının tüm bölgeye yayılma ihtimali üzerine duruluyor.

Orta Doğu'da yaşananları şu veya bu sebeple diye tek bir başlık altına toplamak imkansız. Siyasi sorunlar, petrol başta olmak üzere doğal zenginlikler, ekonomik, güvenlik ve askeri sorunlar, dış güçlerin tarihten gelen etnik ve mezhepsel farklılıklardan istifade ederek bölge üzerinde oynadıkları oyunlar, en başta da bölge ülkelerinin ve halklarının aynı dine mensup olmalarına rağmen birbirlerinden kopuk olmaları, dahası birbirlerini düşman bilmeleri. Her biri toplamda Orta Doğu'nun bugünkü atmosferini meydana getiren ayrı birer sebep.

Çatışma psikolojisi bölge halklarının ruhuna öyle işlemiş ki kardeşin kardeşi kırdığının farkında değiller. Hatta kardeş olduklarını dahi unutmuşlar. Öyle ya da böyle, gerçekte artı bir değer olan kültürel mozaik karakteri Orta Doğu insanına terör, şiddet, katliam ve en acısı kardeşin kardeşi kırdığı mezhepsel iç savaşları olarak görüyor.

İlk olarak Suriye'deki Nusayri-Sünni çatışmasına bakalım.

Suriye çok dinli, çok mezhepli ve çok kültürlü bir yapıya sahip. 3 yılı aşkın bir süredir Orta Doğu'yu saran Arap Baharı'nın en kanlı ve şiddetli çatışmaları Suriye'de yaşanıyor. Çatışmaların bir tarafında rejim yanlısı Nusayri, Dürzi, İsmaili ve ülkedeki Hristiyanların oluşturduğu ittifak yer alıyor. Diğer tarafında ise nüfusun çoğunluğunu oluşturan Sünni Müslümanlar. Bu kutuplaşmayı oluşturan temel unsur ise geçmişten bugün uzanan olaylar, ilişkiler ve mezheplerin birbirlerine bakış açıları.

Irak'a baktığımızda ise Maliki'nin Şiileştirme politikalarına karşı ortaya çıkan ve gittikçe güçlenen IŞİD örgütü ve yine Şii-Sünni çatışması ile karşılaşıyoruz. Amerika'nın Irak işgali ve sonrasında politikaları bir yandan bölgenin etnik ve mezhepsel farklılığını açığa çıkardı. Diğer yandan da işgale ve sonrasında kurulan Şii yönetime karşı Selefi örgütlerin mücadelesine uygun bir zemin oluşturdu.

Maliki'nin Irak'ı Şii'leştirme ve yönetimi Sünnilerden arındırma politikaları Sünni aşiretlerle Selefi örgütler arasında yakınlaşma ve işbirliğinin zeminini hazırladı. IŞİD'in 2010 sonrasında güçlenerek Suriye'de ve Irak'ın Sünni bölgelerinde anlamlı bir dirençle karşılaşmadan ilerlemeye devam etmesiyle bu çerçevede anlamlandırmak mümkün.

Ülkemizde ise uzun yıllardır Alevi ve Sünniler arasında suni bir gerilim ortamı oluşturmaya çalışıldığı aşikar. Bazı çevrelerce bu yönde periyodik olarak provokasyonlar gerçekleştiriliyor. Ancak Sünniler ve Aleviler bu topraklarda yüzyıllardır bir arada kardeşçe yaşamış insanlar ve bundan sonra da yaşamaya devam edecekler. Burada oluşturmaya çalışılan suni çatışma ortamında amaç ise tamamen ülkede kargaşa çıkarmaya ve ülkeyi bölmeye yönelik olduğu da yine ortada.

Peki, Orta Doğu bölgesinde çıkarılmak istenen mezhepsel çatışmaların arkasındaki asıl plan ne?

Perde Arkası bölümümüzle bu konuyu incelemeye devam edelim.

Evet, Perde Arkası bölümüyle devam ediyoruz programımıza. Mezhep savaşlarının petrol ve diğer enerji kaynaklarının peşinde olan bazı çıkar odakları tarafından körüklendiği bir gerçek. Hiç şüphesiz petrol bugün de tarihte olduğu gibi Orta Doğu'nun şekillenmesinde en önemli unsurlardan biri. 1800’lü yıllardan boyunca dünyanın en önemli ihtiyaçlarından petrol. Ve bu noktada bölge azımsanamayacak derecede büyük önem arz ediyor.

Bugün dünya petrol tüketiminin %60'ı, doğal gaz ihtiyacının ise %25'i Basra körfezinde komşu ülkelerden sağlanıyor. Tahminlere göre dünya petrol rezervi yaklaşık olarak 1200 milyar varil ve bunun yaklaşık 750 milyar varili Körfez Ülkelerinin topraklarında. Üstelik Körfez petrolü kaliteli ve çıkartması kolay. Bu yüzden petrol üretimine yatırılan sermayenin kar oranı dünyanın diğer kesimlerindeki petrol üretimine göre çok daha yüksek. Bu durum Orta Doğu'nun neden güç dengeleri arasında yeni oyunlara sahne olduğunu açıklayabilecek nitelikte.

İşte bu noktada Müslümanlar mezhep savaşlarının büyük bir fitne olduğunu anlamalı. Bu fitnenin büyük güç odaklarının petrol savaşları içerisinde kullanıldığının farkına varmalı.

Mezhepler Peygamberimiz (sav)’den sonra ortaya çıktı. Farklılıkların olması bir güzellik. Müslümanlar bu farklılıkları çatışma konusunda çevirmeye çalışan odaklara asla izin vermemeli. Kışkırtmalara kapılarak mezhep ayrımından kaynaklanan katliamları destekleyen bağnaz yorumlara ve gerçek dış hadislere itibar etmemeli. Herhangi bir kişiyi farklı düşünüyor, farklı inanıyor diye öldürmenin kesinlikle İslam'da yeri yok. Değil öldürmek, bu kişileri huzursuz edecek en ufak bir tavırdan bile kaçınmak İslam'ın bir gereği. Her anlaşmazlık Kuran'da bildirildiği gibi akıl ve vicdan sahibi insanlar tarafından kardeşlik, barış, huzur ve şefkat ortamında çözülür. Kuran'ın açık emrine rağmen Müslümanların birbirlerine karşı öfke ve nefretle saldırmaları çok büyük bir zulüm. Müslümanların derhal mezhep ayrılıklarını bırakarak Allah'ın farz kıldığı şekilde birlik olmaları gerekiyor. Allah Kuran'da tüm Müslümanlara tek bir topluluk olarak birlik içerisinde hareket etmelerini şöyle bildiriyor:

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” (Hucurat Suresi, 10)

“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlardınız? O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz onun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz tam ateş çukurunun kıyısındayken oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye Allah size ayetlerini böyle açıklar.” (Al-i İmran Suresi, 103)

 “Allah'a ve Resulüne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin. Çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal Suresi, 46)

Şu iyi anlaşılmalı ki, yaşanan mezhep savaşları yalnızca Hz. Mehdi (as)’ın zuhuruyla son bulabilir. Çünkü Hz. Mehdi (as) tüm mezhepleri kaldıracak ve dini Resulullah (sav) dönemindeki şekliyle uygulayacak. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde bu durum şu şekilde bildirilmiş:

“Hz. Mehdi (as) dini peygamberin (sav) zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak.” (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s.186-187) 

Evet, bu akşamki programımızın da sonuna geldik. Haftaya yeni bir Bakış Açısı dosyasıyla karşınızda olacağız. Herkese hayırlı Ramazanlar.


 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
12 İmamcılık
Alevilik
Bakış açısı
Dürziler
Hadis-i Şerif
Hanefi
Irak
Kartal Göktan
Kerbela
Maliki
Mezhep
Mezhep Çatışması
Nusayrilik
Sahabe
Suriye
Sünni
Tabiin
İsmailler
Şafi
Şia
Şii