HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Bakış Açısı - 7. Bölüm / PKK ve Özerklik Tehlikesi

Bakış Açısı - 7. Bölüm / PKK ve Özerklik Tehlikesi

Harun Yahya
838
28 Nisan, 2014
Bakış Açısı
Tarih, Politika ve Strateji

Bakış Açısı - 7. Bölüm / PKK ve Özerklik Tehlikesi

 

KARTAL GÖKTAN: İyi akşamlar, bakış açısına hoş geldiniz.

 

Bu hafta da gündemdeki önemli bir konuyu en doğru bakış açısıyla ele alacağız ve sizleri bilgilendireceğiz.

Türkiye 30 Mart yerel seçimlerini geride bıraktı. Ancak seçimi ortaya koyduğu sonuçlar üzerindeki tartışmalar halen gündemdeki yerini koruyor. Seçim sonuçları üzerine yapılan analizler bazı gerçekleri çarpıcı biçimde ortaya koydu. Ancak bu gerçekler içinde bir tanesi var ki işlerinde belki de en hayati olanı. Güneydoğu bölgemizdeki seçim sonuçları çok önemli bir tehlikenin varlığını işaret ediyor. O da özerklik tehlikesi. BDP tarafından bir seçim vaadi olarak dile getirilen özerklik seçimden sonra daha da güçlü bir biçimde vurgulanmaya başlandı. Peki, BDP'nin Güneydoğu'da aldığı yüksek oy oranı gerçekten halkın özgür iradesini yansıtıyor mu? Yoksa PKK baskısı bu sonuçları mı ortaya çıkardı? PKK hedeflerinden vazgeçip gerçekten geri çekiliyor mu? Yoksa bir taktik mi uyguluyor? Tarihi geçmişiyle bir terör örgütü olduğu açıkça belli olan bu örgütü kimler, neden legalleştirmeye çalışıyor? Çözüm süreci teröre kesin bir çözüm getirecek mi? İşte tüm bu soruların yanıtını program içerimizde bulacaksınız.

Şimdi arkanıza yaslanın ve sizin için hazırladığımız programımızı seyredin.

PKK ve özerklik dosyası ile bakış açısı başlıyor.

Evet, bu akşamki program özetimiz şu şekilde:

 Öncelikle Künye ile, PKK terör örgütünün ideolojisi ve amacı hakkında bilgiler vereceğiz.

Zaman tüneli başlığımızda, PKK terör örgütünün tarihine bakacağız. Gündeme gelen özerklik taleplerinden bahsedeceğiz.

Türkiye'nin PKK ile mücadeleyi nasıl verdiğini ve bu konuda etkili olacak yöntemi, asıl etkili olacak yöntemi aktaracağız.

Ve son olarak perde arkasında, özerkliğin getireceği bölünme tehlikesini, seçimlerde PKK'nın etkisini ve çıkarılan yapay Türk-Kürt ayrımcılığını inceleyeceğiz.

İlk olarak Künye bölümümüzde başlıyoruz programımıza.

PKK'nın ideolojisi Marksizm, Leninizm, Sosyalizm, Stalinizm ve Maoizm'e dayanıyor. PKK'nın baştan beri amacı şuydu: Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusunu, Irak'ın Kuzeyini, Suriye'nin Kuzeydoğusunu ve İran'ın Kuzeybatısını kapsayan bölgede bağımsız bir Komünist Kürdistan Devleti kurmak.

Bu toprakların Türkiye sınırlarında kalan kısmına sahip olabilmek için silahlı eylemlere başvuruyor PKK. Güvenlik güçlerini, köy korucularını ve sivilleri hedef alıyor.

PKK'nın bir terör örgütü olduğu Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, NATO gibi birçok uluslararası kuruluş ve Türkiye, Amerika, Suriye, Irak, İran gibi birçok ülke tarafından kabul edilmiş durumda.

Şimdi sıradaki bölümümüz olan zaman tüneliyle programımıza devam edelim.

Bu başlığımızda PKK terör örgütünün tarihi geçmişi hakkında bilgi vereceğiz. Gerçekleştirdiği silahlı eylemlerin bilançolarını göreceğiz. Seçimle birlikte tekrarlanan özerklik taleplerinden bahsedeceğiz. Ve son olarak Türkiye'nin PKK'ya karşı nasıl bir mücadele verdiğini ve aslında olması gereken mücadele yöntemini aktaracağız.

Evet, PKK yani Kürdistan İşçi Partisi 1974 yılında Abdullah Öcalan tarafından kuruldu. Halen de mahkum bulunduğu cezaevi hücresinden avukatları aracılığıyla PKK'yı yönetmeyi sürdürüyor Abdullah Öcalan. PKK'nın terör eylemleri için bazı Marxist-Leninist örgütleriyle iş birliği yaptığı biliniyor. Bazı ülkelerden de maddi manevi ve politik destek görüyor. Eylemlerinin finansmanının büyük bir kısmı yurt dışından sağlanıyor.

Öcalan'ın 1999 yılında yakalanmasının ardından örgüt kısa bir süre için stratejisini değiştirdi. Terörist özelliğini gizleme yoluna gitti. Barışçı yöntemlere yöneldiğini ve siyasi mücadele yolunu izleyeceği iddialarını dile getirmeye başladı. Yeni ve meşru bir örgüt görüntüsü vermek amacıyla ismini Nisam 2002'de KADEK yani Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi olarak değiştirdi. Artık siyasi bir kuruluş olarak tanınmak istediğini ileri sürdü.

15 Ekim 2003'te Irak'ta yapılan bir basın açıklamasıyla ise ismini bu kez Kongregel yani Kürdistan Halk Kongresi olarak değiştirdi. Ancak hem strateji hem de isim değişiklikleri tamamen göstermelikti. Örgütün lider kadrosu aynı kaldığı gibi terörist niteliğinde de fiiliyatta herhangi bir değişiklik olmadı. PKK kendine göre belirlediği amaçlara terörist yöntemlerle ulaşma hedefinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Militanlarını ve silahlarını muhafaza etti. Tehdit ve eylemlerine devam etti.

Bugüne kadar silah bırakma ve terörden vazgeçme yönünde bir irade ortaya koymadı. Aksine 1999 sonrasında özellikle Güneydoğu Anadolu'da saldırılarına ağırlık verdi. Zaman zaman kendine göre ateşkes veya eylemsizlik kararları aldı. Ancak bunlar da Leninizm'in bir taktiğiydi. Leninizm'e göre bir yere komünizm getirilirken gerekirse geri adım atılabilirdi.

“Bir adım ileri, iki adım geri. Bireylerin yaşamında, ulusların tarihinde ve partilerin gelişmesinde böyle şeyler olur. Ama devrimci sosyal demokrasi ülkelerinin, proletarya örgütünün ve parti disiplininin eninde sonunda tam zafer kazanacağından kuşku duymak alçaklığın en canicesi olur.”

 PKK bu dönemlerde eğitim ve hazırlık faaliyetlerine yoğunlaştı. Çünkü komünizmin hayat damarı Darwinist eğitim. Komünizm, materyalizm, Darwinizm, şiddet ve terör birbirlerinden ayrılmaz bir bütün. Bu bütünü ayakta tutan ise ideolojik propaganda.

Evet, PKK'nın tarihini aktardıktan sonra şimdi bu örgütün eylemlerinden bahsedelim. Darwinizmle eğitilmiş PKK militanlarının nasıl bir talimat gücüne ulaştığını hep birlikte görelim.

PKK'nın ilk saldırısı 15 Ağustos 1984'teki Eruh ve Şemdinli baskınları olarak geçiyor. PKK bu tarihten itibaren düzenli bir şekilde silahlı eylemler gerçekleştirmeye devam etti. Bu eylemlerinde en acımasız yöntemleri dahi kullanmaktan çekinmedi. Şimdiye kadar binlerce vatandaşımız gerçekleştirilen intihar saldırıları ve bombalı eylemler sonucunda yaşamını yitirdi. Vatanımızı canlıları pahasına koruyan askerlerimize, polisimize, jandarmamıza yönelik çok sayıda terör saldırısı düzenlendi. Cesur, yiğit, gözü kara vatan evlatlarımızın şehit edilme haberleri milletçe yüreğimizi derinden yaktı. Binlerce ailenin ocağına ateş düştü.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme Komisyonu'nun bünyesinde kurulan terör ve şiddet olayları kapsamında yaşam hakkı ihlallerinin incelenmesine yönelik Alt Komisyon tarafından bir rapor hazırlandı. 2013 yılı Ocak ayında tamamlanan bu rapora göre 30 yıldır devam eden çatışmaların bilançosu şu şekilde:

72.500 terör eylemi yaşandı. 35.000'den fazla kişiyi hayatını kaybetti. 5.557 sivil yaşamını yitirdi. 7.918 kamu görevlisi şehit oldu. 13.000'e yakın vatandaşımız da yaralandı. 5.300 polis ve 12.000 askerimiz yaralandı. Doğu ve Güneydoğu'da bulunan 14 ilde yapılan incelemelere göre 386 bin kişi köylerinden göç etmek zorunda kaldı. Köye dönüş ve rehabilitasyon projesi kapsamında bunların 188 bini köylerine geri döndü. Terörün maliyeti ise 300 milyar doları buldu.

Şu an gelinen noktada ise devletin terör örgütü ile kararlı mücadelesi sonucunda Stalinist gerilla taktikleri ile terör uygulayan örgüt büyük yaralar aldı. Sonunda bu yöntemlerle uzun süre daha ayakta kalamayacağına karar verdi. Bu noktada ise devletin birimleri ile örgüt yetkilileri arasında çözüm süreci adı altında görüşmeler başladı. Son bir yıldır sürdürülen süreçle birlikte ise ölümler ve şehit haberleri son buldu. Gerçi terör örgütü bu süreçte söz verdiği gibi dağlarda konuşlanan ve sayıları 4000 civarında olduğu belirtilen militanlarını yurt dışına çekip silahlarını bırakmadı ama yine de çatışmasızlık ortamına herkes riayet etti.

Elbette bunlar memnuniyet verici gelişmeler. Ancak az önce Leninizm'in geri adım taktiğinden bahsetmiştik. PKK'da bu süreci yaralarını sarıp yeniden toparlanıp güçlenmek ve yeni ataklar için yeni stratejiler geliştirmek için kullanıyor olabilir. Dolayısıyla şimdilik bu çatışmasızlık ortamının daha ne kadar süreceği ve kalıcı olup olmadığı henüz bilinmiyor. Ancak bilinen bir gerçek var ki PKK silahı bıraksa bile özerklik taleplerinden vazgeçmez. PKK'nın bu yöndeki talepleri özellikle 30 Mart 2014 tarihinde yapılan yerel seçimlerde sık sık gündeme geldi.

Seçimlerin sonucunda ise şöyle bir harita karşımıza çıktı: Toplamda ikisi büyükşehir olmak üzere 10 ili BDP aldı.

Seçimler bu şekilde sonuçlanınca PKK terör örgütünün özellik talepleri iyice gün yüzüne çıktı. Bu konuda oldukça tehditkar söylemlerde bulundular:

 “Bu durumda halkımızın demokratik özelliğini kendi iradesiyle inşa etmekten başka seçeneği kalmamıştır. Ya önderliğimizle yasallığa dayalı müzakere sürecine girilecektir ya da kimsenin arzulamadığı yeni bir süreç başlayacak.” (Murat Karayılan)

 Abdullah Öcalan da avukatları tarafından yönetilen Twitter hesabından tehdit mesajları yayınladı:

 “5 milyon kişi ölse biz bu teslimiyeti asla kabul etmeyiz” iletisini paylaştı. Öcalan yayınladığı mesajlarda Güneydoğu'da özelliği kabullendirmek için iç savaş tehdidini yükseltti:

 “Ben Diyarbakır'ı biliyorum. Diyarbakır'ın gençleri bir hareketlendi mi, sokak aralarına yayıldı mı, aralarında bir de geriyle katılmışsa kimse durduramaz. Böyle şeyler gelişirse, kent çatışmalarına sıçrarsa, bir günlük bilanço 30 yıllık süreçteki bilanço kadar olur.”

 PKK yerel seçimlerin ardından Güneydoğu'da özellik çalışmalarını hızlandıracağını daha önce açıklamıştı. Nitekim PKK'lılar, BDP'nin kazanamadığı bazı ilçelerde çıkan silahsız çatışmalara karıştılar. Zor yoluyla belediye sayısını arttırma girişimleri oldu.

Evet, şimdiye kadar PKK'nın sebep olduğu can kayıplarını gördük. Özerklikliği kabul ettirmek adına bu kayıplardan daha fazlasının olabileceğine yönelik tehditlerde bulunuyorlar. Bu yüzden PKK'nın halkın gözünde legal bir örgüt haline getirme çabasının bertaraf edilmesi son derece hayati.

PKK'nın gerçek yüzünün bütün çıplaklığıyla ortaya konması gerekiyor. Bu noktada da PKK terör örgütü ile mücadelede bölge ülkeleri ile iş birliğinin önemi çok açık. Türkiye bu anlayışla komşu ülkelerin ilgili makamlarıyla temas ve iş birliğini sürdürüyor. PKK'nın Kuzey Irak'taki varlığının sona erdirilmesine yönelik olarak Irak ve ABD ile ortak çalışmalar devam ediyor. Ayrıca PKK ile mücadele bağlamında Avrupa'da da gerekli bilincin pekiştirilmesi amaçlanıyor.

Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra terörizme ve terör örgütlerine karşı uluslararası bir dayanışma gelişti. Bunun gereği olarak Türkiye tüm ülkelerden terör örgütü PKK'ya karşı kararlı bir tutum takınmalarını bekliyor. Örgütün kendi ülkelerinde faaliyette bulunmasını engellemelerini istiyor. Ancak felsefesini komünizmden alan bir örgütün tamamen engellenmesi silahlı mücadele ile mümkün olmuyor.

Teröre karşı kesin çözüm anti-komünist, anti-Darwinist ilmi çalışmaları yürütmek. Öncelikle PKK militanlarını terörist hale getiren, onlara ölmeyi ve öldürmeyi meşru gösteren sapkın mantığı ortadan kaldırmak gerekiyor. Komünist, Marxist, Darwinist düşüncenin yıkılması bunun için tek yol. Bu yüzden öncelikli olarak bu batıl ve kanlı ideolojilerin temelsiz figürler olduğunun bilimsel olarak açıklanması gerekiyor.

Bunun arkasından da komünist telkinin tam aksi yönünde insanları Allah'a iman etmeye ve yalnızca ona kulluk etmeye davet etmek, İslam dininin güzelliğini, insan sevgisi, barış ve adalet üzerine kurulu olduğunu anlatmak gerekiyor.

Evet, zaman tüneli başlığımızı burada bitiriyoruz ve sıradaki bölümümüze geçiyoruz. Sıradaki bölümümüz olan perde arkasında, Kürt kardeşlerimizi bizden ayırmaya yönelik girişimlerde etken olan 3 ana faktörü inceleyeceğiz.

Bu faktörleri şöyle isimlendirdik: Bölümlerin diğer adı özerklik, seçimlerde PKK baskısı, yapay Türk-Kürt ayrımcılığı.

Evet, ilk başlığımızda perde akası bölümümüze girelim.

Güneydoğu'daki seçim sonuçları yaklaşmakta olan büyük bir tehlikeyi gösteriyor. BDP her fırsatta özerkliklerin resmi projeleri olduğunu ve özellikleri savunduklarını belirtiyor. Güneydoğu'daki seçmelere de özerklik vadeli veriliyordu. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin toplu açılış töreninde BDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş şunları söylemişti:

 “Asıl inşa edilecek şey demokratik özerkliktir. Halkın kendini yönetebilme anlayışı, mekanizması ve sistemidir. Belediyelerimiz artık bunun fiilen hayata geçirilmesi aşamasına gelmiştir.”

 Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gülten Kışanak da, “seçimlerden sonra hükümetin özerklikliğin asla ilan edilemeyeceği” şeklindeki sözleri karşısında şu açıklamaları yapmıştı:

 “İlan siyasi iradedir. Zaten bu defalarca yapıldı. Biz inşa edeceğiz.”

 Bu sözler seçimlerden sonra nasıl bir yolun izleneceğini açıkça ortaya koyuyordu. Gerçekten de bu yönde bazı talepler oldu. Kışanak, elçisiyle Türkiye'de yaptığı açıklamada Diyarbakır petrollerinden pay istediklerini söyledi:

 “Yereldeki tüm enerji kaynaklarından, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden, ekonomik varlıklardan yerelin pay alması lazım.”

 Vatanımız bir bütündür. Tüm kaynaklardan, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden elde edilen paylar ortak bir havuzda toplanır. Bu payları da tüm Türkiye'ye paylaşır. Belli bir bölgeye ayrıcalık yapılması söz konusu olamaz. Şurası iyi anlaşılmalı ki özerklik, bölünmeye giden ciddi bir tehlike. Bunun altyapısı 30 yılı aşkın bir süredir oluşturuluyor. Yapılan ideolojik çatışmalarla Kürt kardeşlerimiz bizden koparılmaya çalışılıyor. PKK-KCK terör örgütünün tehditkar söylemlerine sessiz kalmak sonunda önüne geçilemeyecek felaketlere yol açabilir. Güneydoğu'yu ülkemizden ayırmaya çalışmaları ise asla kabul edilemez.

Vatanın bütünlüğü, milletimizin birliği asla vazgeçemeyeceğimiz değerlerdir. Öncelikli olan konu budur. Eğer birlik ve beraberliğimiz tehlike altına girerse elde edilen başarıların bir değeri kalmaz. Böyle bir tehlike varken önceliğin ekonomik büyümeye, yolların ve köprülerin yapımındansa bölünme tehlikesini bertaraf etmeye verilmesi gerekir. Bu konuda gereken tedbirleri almada gecikme ise bölünmenin önünü açabilir.

Sayın Başbakanımız da konuşmalarında sık sık bölünmeye karşı olduğunu mutlaka ifade ediyor. Tüm meydanlarda “tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet” çağrısı yapıyor ve milyonlarca insanı bölünme tehlikesine karşı uyarıyor.

Ancak bu tutumun herkes tarafından paylaşılması, bölünme tehlikesi tam olarak ortadan kalkıncaya kadar bu ülkünün tüm vatandaşlarımız tarafından dile getirilip gündemde tutulması son derece önemli.

Milletimiz de seçim öncesinde ülkemize karşı oynanan oyunları gördü. Bu tehlikelere karşı gerekli tedbirlerin alınmasını istediğini ise seçim sonuçlarıyla gösterdi. Böyle hamiyetli bir tavır sergileyen milletimiz için öncelikle zenginlik değil. Bölgede yaşayan insanlarımız için de en büyük konfor önce PKK'nın yok olması. Bu yüzden bölünme tehlikesi tamamen ortadan kaldırılmalı. Devletimiz PKK propagandasına karşı milli ve manevi değerlerimize esas alan fikri bir set oluşturmalı. Bu büyük tehlikeye karşı milletimiz bilgilendirilmeli. PKK'nın gerçek hedefinin Kürt vatandaşlarımıza sahip çıkmak değil, bölgede kendi ideolojisine dayalı komünist bir Kürdistan kurma hayali olduğu tüm milletimize ve Kürt kardeşlerimize delilleriyle birlikte anlatılmalı. Buna karşılık vatanın bütünlüğünü esas alacak, ideali olan bilinçli nesiller yetiştirmeli. Bununla birlikte PKK'nın halkın gözünde legal bir örgüt haline getirilmemesi de önemli. Yoksa PKK'nın yoğun baskısı yurt dışından gelebilecek baskılarla da birleşebilir. Zaman içerisinde Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlar tarafından da referandum talepleri gündeme getirilebilir. Bu gibi olası dayatmalar da Türkiye'yi bölünme aşamasına getirebilir.

Peki, güneydoğudaki seçim sonuçları gerçekten halkın özgür iradesini yansıtıyor mu? Bu bölgede seçimlerin yıllardır silahların gölgesinde yapıldığı bilinen bir gerçek. Güneydoğuda halk dindar olduğu halde oyunu sola veriyor. Bu da oradaki baskının ne derece şiddetli olduğunu gösteriyor. PKK'nın korkutma politikasıyla şiddet ortamında yapılan seçimlerden sağlıklı bir sonuç beklenemiyor. Halk tek bir partiye oy vermeye mecbur bırakılıyor.

Seçim öncesinde Diyarbakır'da, Van'da, Hakkari'de başta AK Parti adayları ve binalarına yönelik saldırı olayları yaşanmıştı. Bu saldırılarla halka ne kadar güçlü oldukları mesajını vermek istediler. Böylece halkı kendi yanlarında olmaya zorluyorlar. Bu tip şiddet olayları olduğunda devletimizin en aciliyetli görevi şu olmalı; Güneydoğu'daki kardeşlerimize tam bir can güvenicesi sağlanmalı. Halk ancak kendini güvende hissederse oyunu rahat rahat istediği partiye verebilir. Bunun için de Güneydoğu'da halkın üstündeki bu PKK tehdidi tamamen ortadan kaldırılmalı. Çünkü şu anki durumda birçok parti bölgede siyasi faaliyet yapamıyor. Nasıl HDP ve BDP'nin batıda siyasi çalışma yapması olağansa diğer partilerin de Güneydoğu illerinde faaliyet yapması olağan olmalı. Her görüşten tüm partiler görüşlerini halka rahatça anlatabilmeli. Aksi haldeki bir durumu hiçbir devlet kabul etmez. Bir ülkede gidilemeyen yerler olması oldukça vahim bir durum.

Bunun yanı sıra Güneydoğu bölgeleri için bazı siyasi partilerin işbirliği içinde hareket etmeleri de bölgede etkili bir sonuç verebilir. Bildiğin gibi Ağrı, Bitlis, Iğdır gibi birçok ille sağ partiler çok az farklı seçim kaybetti. Ekranda bir tablomuz var ve bu üç ilin oy oranlarını göstereceğiz.

Gördüğü gibi %1'in altındaki rakamlarla BDP'nin bu bölgelerde belediye başkanlıklarının kazandığını görüyoruz. Ve böyle bir durumda bu siyasi partilerin Güneydoğu'da seçime aralarında bir ittifak kurarak girmeleri akılcı bir yöntem olur. Güneydoğu'da blok bir kayıp olmaması için AK Parti, CHP, MHP, Saadet Partisi, BBP, Hüdapar gibi ittifakla bu partilerin seçime girmesi açık bir gereklilik olarak gözüküyor. Tüm partilerimiz fedakarlıkta bulunup birlik olmalı, milletimizin bölünme tehlikesinin ortadan kaldırılmasına yönelik beklentilerini gerçekleştirmeli.

Evet, ülkemizi bölünme tehlikesine sürükleyen ana faktörlerden bir diğeri de yapay Türk-Kürt ayrımcılığı. Kürt kardeşlerimiz bizim canımız, kardeşimiz ve hepsi bizler gibi bu vatanın birer evladı. Kürt kardeşlerimizi görmeye dahi tahammül edemeyen, Güneydoğu'yu adeta yük olarak gören insanların olduğu biliniyor. Bu kimseler Kürt kardeşlerimizin bizden kopması için yıllarca uğraştılar. “Kürt’ün Kürkten başka dostu yok, Türk'ün Türk’ten başka dostu yok” gibi yapay bir algı oluşturmaya çalıştılar. Ancak bu ırkçı söylemler son derece yanlış bir bakış açısından kaynaklanıyor. Tüm bunlar Kürt kardeşlerimizle aramızda ayrılık çıkartmak için ortaya atılan birer propaganda malzemesinden başka bir şey değil.

Hepimiz Allah'ın kullarıyız, hepimiz kardeşiz, tek bir milletin fertleriyiz. Kimsenin bir diğerinin üstünlüğü yok. Hepimiz kardeşçe bir arada özgürce yaşamalıyız. Allah'ın Müslümanlara emri ayrılmak değil, birlik olup kardeşliği yaşamak.

“Allah'a ve Resulüne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin. Çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider.” (Enfal Suresi, 46)

 Bizim Kürt kardeşlerimizle aramızda ırk anlamında hiçbir sorunumuz yok. Ve böyle bir düşüncemiz asla olamaz. Bu din hem de haram. Kürt kardeşlerimiz dindar, efendi, sadık, güzel huylu, güzel ahlaklı insanlar. Hz. Adem (as)’ın soyundan gelen yiğit, tertemiz kardeşlerimiz. Onlar bizden birer parça. Bu nedenle asla ayrımız gayrımız olmaz. İşte bu bakış açısının, bu sevgi dolu yaklaşımın en güzel şekilde ortaya konulacağı ortam, Türk İslam Birliği ile mümkün olacak. Bu çatı altında Türk-Kürt kardeşliği en güzel şekilde tezahür edecek, her inançtan, her düşünceden insanlar gibi Kürt kardeşlerimiz de hak ettikleri hayatı en mükemmel şekilde yaşayacaklar. Üzerlerindeki komünist PKK baskısından kurtulacaklar. Hakları daima korunacak. En özgür ve en güvende oldukları ortamlarla karşılaşacaklar. İslam dininin getirdiği güzelliği herkesin yaşamasından kaynaklanan üstün bir sevgi, saygı ve hürmet görecekler.

Kimse bu ülkenin topraklarına göz dikip bağımsız komünist Kürdistan hayali kurmamalı. Bu millet Güneydoğu'yu komünist zulmün eline terk etmez. Adı her ne olursa olsun ister federasyon ister özerklik, bölünmeye giden her yola bu millet karşı. Bu ülkeden verilecek tek bir karış toprağımız yok. Milletimizin ideali ve ülküsü, Büyük Türkiye-İslam Birliği. Allah'ın ülkemiz için takdir ettiği bu kaderde bölünme değil, bir olmak var. İslam alemine manevi önce olmak var.

Evet, bugünkü programımızı burada sona erdiriyoruz. Haftaya yeni dosyalarla görüşmek üzere. Herkese hayırlı akşamlar.
 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
BDP
Bakış açısı
Güneydoğu
HDP
Kartal Göktan
Komünizm
Komünizm vahşeti
Kürdistan
Kürt açılımı
Kürt bölgesi
Kürt ırkçılığı
PKK
PKK Baskısı
PKK Tehdidi
PKK Terör Örgütü
PKK Terörü
PKK İdeolojisi
PKK İnfazları
PYD
PYD Nedir
Pkk ile Fikri Mücadele
Pkk silah bırakmaz
Terör ile mücadele
Terörist
Terörizm
YPG
terör eylemi
Özerklik
çözüm süreci