MERAK ETTİKLERİNİZ 3
DİDEM ÜRER: Merhaba sevgili izleyicilerimiz. Bu haftada merak ettikleriniz programımızla birlikte sizin sorularınız ve bizim cevaplarımızla birlikte bir aradayız. Yine sorularınızı en uygun cevapları vermeye çalışacağız inşaAllah. Aylin'le beraber. Hoş geldin Aylin'ciğim.
AYLİN KOCAMAN: Hoş bulduk. Kuran'dan, hadislerden, modern bilim ışığında sizin sorduğunuz bütün sorulara cevap vermeye çalışacağız. Siz de sorularınızı, merakettikleriniz@a9.com.tr adresine gönderebilirsiniz.
DİDEM ÜRER: O zaman ilk sorumuzla başlayalım inşaAllah.
Hakan isimli izleyicimizin bir sorusu var, şöyle söylüyor: “Depresyonla ilgili bir videonuzu izledim. Dediniz ki: İman eksikliği ve sevgisizliğin depresyona yol açtığını anlatmıştınız. Ben Kuran'ın hükümlerini yerine getirmeye çalışıyorum, sevgi eksikliği de hissetmiyorum. Namazımı kılıyorum, Kuran'ı okuyorum ama doktor depresyon teşhisi koydu ve ilaç kullanıyorum. Bu da bir sınav diye düşünüyorum. Bana bu konuda tavsiyeniz var mı?” diye soruyor izleyicimiz.
Şimdi tabii ki imansızlığın getirdiği insanlarda bazı ahlak bozuklukları ve bu ahlak bozukluklarının getirdiği de stres, sıkıntı, depresyon gibi sonuçlar muhakkak olabiliyor. Bunlar önemli ve bu saydıklarımız da gerçekten bunların sebebi. Sevgisizlik özellikle, insanların İçlerinde sevgi hissedememeleri kimseye, nefret ve öfke üslubu, sürekli sıkıntı halinde olmaları onları bir tür bu tarz stres ve depresyona sokabiliyor. Fakat tabii ki bu sadece iman etmeyenlere yönelik bir rahatsızlık olarak anlatmak da doğru olmaz. Allah iman edenlere de çeşitli şekillerde imtihan olarak bazı rahatsızlıklar verebilir. Bunlar bazen onların yaptıklarına karşılık olarak dünyada düşünmelerine vesile olabilecek bir takım imtihanlar olabilir, ki bunlar bazı karşılıklar olabilir. Bu da Allah'tan aslında bir nimettir iman eden bir insan için. Çünkü bazı gerçeklerle ahirette karşılaşacağına dünyada düşünmesine vesile olabilecek böyle karşılıklar alması, onun vicdanını rahatsız ederek yeniden Allah'a dönmesine vesile olabilecek karşılıklardır. Ama bunun dışında da sadece imtihan olarak dünya hayatının geçiciliğini hatırlatmak için de Allah bu şekilde rahatsızlıklar verebilir insanlara, iman edenlere, tüm insanlara da tabii ki.
Bu da hem bazı insanların imana yönelmesine vesile olur, iman edenlerin de daha da Allah'a bağlanmasına, dünyanın geçici bir yer olduğunu kavramasına, cenneti daha çok arzu etmelerine vesile olur ve bu şekilde de yeniden imanlarını tazelemiş olurlar. Bu anlamda kardeşimizin de buradaki sorusunda da olduğu gibi, rahatsız olabileceği hiçbir şey yok. Tabii ki bu bir sınavdır. İnşaAllah Allah şifa versin. Ama Allah'a yönelmek her zaman kalplere şifa olur. Ama tabii ki sebebe de sarılmak gerekir. Doktorların söyledikleri ilaçlarla tedavilerini de muhakkak yapmaları gerekir inşaAllah.
AYLİN KOCAMAN: Tabii şimdi burada sevgi konusunda çok iyi anlamak gerekiyor. Sevgi için, genel olarak insanlar sevgisizlikten kaynaklanan bir derin boşluk içine giriyorlar. Halbuki sevgi için nelerin gerekli olduğunu anlamıyorlar. Sevgi duymayı çok istiyorlar. Fakat sevgi için bir emek harcamaları gerektiğini ve bazı hislerden, bazı duygulardan kurtulmaları gerektiğini, zararlı bazı hislerden kurtulmaları gerektiğini o kadar iyi anlamıyorlar. Halbuki sevgi için bir kere bencilliğin olmaması gerekiyor. İnsanın egoist olmaması gerekiyor. Çok fedakar olması gerekiyor. Karşı tarafa gerçekten ciddi anlamda değer verebilmesi gerekiyor. Aynı zamanda tabii ki çıkarcı ve menfaatperest olmaması gerekiyor. Kendi çıkarlarını düşünen bir insanın hayatında hep kendisi olur. Bir başkasına o kadar değer veremez. Karşı tarafa hep olumlu gözle bakmak gerekiyor. Fakat bunların olması için de tabii ki Allah'a önce iman gerekiyor. Yani Allah'ı tanımak gerekiyor. Allah'ı çok sevmek gerekiyor. Allah'ı seven bir insan da zaten bunun sonucu olarak Allah'ın yarattıklarını sever. Bir hassasiyet oluşur. Ve onun sonucunda da emek verir. Ondan haz aldığı için emek verir. O sevginin haz aldığı için. Ama hiçbir şey yapmayıp sadece kendi çıkarını düşünüp sadece sevgi olsun diye düşününce işte o beraberinde sevgisizliği getiriyor. Onun sonucunda da çeşitli psikolojik hastalıklar, rahatsızlıklar -kardeşimiz için kesinlikle söylemiyorum bunu- genel olarak yani depresyon denen şeyin neticesinde bu ortaya çıkıyor yani aslında kökeninde bu ortaya çıkıyor.
Allah'a imanla çok güzel bir hayat yaşanır. Orada ne depresyon olur ne sorunlar olur. Ama elbette bir imtihan olarak senin anlattığın gibi gelir. Hz. Eyyüp (as)’a Allah ciddi anlamda zorluklar vermişti. Fakat o imanından dolayı hep Allah'a dönerek, hep Allah'a yönelerek, onun imtihan olduğunu bilerek çok güzel bir karşılık verdi Allah'a. Peygamber olmasına rağmen o zorluk geliyor. Demek ki Müslüman insana da böyle zorluklar gelebilir ama imtihandır. Allah'a olan yakin ile o ortadan kalkar inşaAllah.
DİDEM ÜRER: İnşaAllah. Burada Aylin’ciğim, sevgisizliğin de insanın asıl kendisine zarar vereceğini bu senin de anlattığın örneklerde unutmamak gerekiyor. Özellikle sosyal medyada çok fazla sayıda sevgisiz hatta öfke, hakaret, nefret içeren üsluba rastlıyoruz. Halbuki bu kişilerin diğer yazılarına baktığımızda da hep kendilerinin nasıl sıkıntı içinde olduklarını, nasıl hiç kimseyi sevemediklerini anlattıklarına şahit oluyoruz. Tabii o sevgisizlik ruhu bütün içlerine kaplayınca başka insanlara öfke ve nefret duyunca zannediyorlar ki rahatlayacaklar. Hatta bir deşarj oluşacağını zannediyorlar. Halbuki tam aksi oluyor. Çünkü o sevgisizlik insanın ruhunu karartan çok ciddi bir beladır aslında. Bundan bir an önce kurtulup hep sevgi üslubuna yönelip, gerçekten tabii ki bu tip depresyon, stres gibi rahatsızlıklara da eğer insanlar uğramak istemiyorlarsa asıl olarak kendi içlerini, kafalarını tertemiz yapmaları gerekiyor. Bunun da tabii ki asıl vesilesi imandır senin de söylediğin gibi.
AYLİN KOCAMAN: Şimdi bize genel olarak çok sık sorulan sorulardan bir tanesine ben geçmek istiyorum. Tekrar soruldu. Bize hep diyorlar ki: “Hep de demokrasiden, özgürlükten bahsediyorsunuz. Fakat aynı zamanda da Kuran'a uyduğunuzdan bahsediyorsunuz. O zaman bu Kuran'da olan bir şey mi? Yani demokrasi ve özgürlük Kuran'da olan bir şey mi?” diye soruyorlar.
DİDEM ÜRER: Tabii bu soruyu sormalarının sebeplerinden bir tanesi de şu an dünyada uygulanan İslam adı altında gösterilen bazı tabii ki eylemler. O da onları tabii soruyu sormaya yöneltiyor.
AYLİN KOCAMAN: Tabii, elbette demokrasi ve özgürlük Kuran'dadır ve gerçek demokrasi ve özgürlük Kuran'dadır. Kuran'daki gerçek demokrasi ve özgürlük şu anda dünyanın hiçbir ülkesinde uygulanmıyor. Niye insanlar ve ülkeler Kuran'a tabi bir anlayışı geliştirmediler? Bakın şimdi biraz önce senin söylediğin gibi bundan şüphe duymaları kardeşlerimizin, bağnaz anlayışın din gibi sunulmasından kaynaklanıyor. Ve bağnaz anlayışta ne vardır? Bağnazlığın eşittir açıklaması şudur; benim dinime dön ya da öl. Budur sadece. Şimdi böyle bir anlayışı İslam zanneden toplumlar şaşırıyorlar. Biz diyoruz ki demokrasidir Kuran'ın özü ve özgürlüklerdir. O zaman da gördükleri model bu olmadığı için şaşırıyorlar. Halbuki şunu unutmayalım, biz burada çok defa anlattık, çok defa yayınlarımızda anlattık, Hocamız yıllardır anlatıyor.
Bağnazlık İslam dinini temsil etmemektedir. Bağnazlık bir hurafe dinini temsil ediyor. Kuran'daki din başkadır. Kuran'daki din son derece güzel, aydınlık, bir insanın güzelliklerin her türlüsünü en derin şekilde görebileceği barış içinde, sevgi içinde harika bir dindir. Yani muhteşem bir dindir. Allah yaratır. Allah sevgi üzerine yaratmıştır bütün kainatı. Dolayısıyla onun yarattığı din de mutlaka sevgi üzerine kuruludur. Bağnazlık da demek ki o dini temsil etmiyor.
Şimdi özgürlükler ve demokrasi konusunda bu gerçekten çok önemli. Kuran'da bir demokrasi şekli var. Bu demokrasi şeklini Peygamberimiz (sav) kendi döneminde uygulamış. Medine vesikasıyla ve daha diğer bütün anlaşmalarıyla müthiş bir demokrasi getirmiş. Fakat bu demokrasi içinde bir benzeri bile şu anda yapılamıyor, yapmaya çok çalışıyorlar fakat onun bir benzeri bile yok.
Bakın düşünün ki Peygamberimiz (sav)’in hakimiyeti altındaki bir bölge orası. Orada bir kanun var ve bu kanun içine orada yaşayan Museviler dahil, Hristiyanlar dahil, putperestler dahil, bunların hepsi oradaki o anayasadan faydalanıyorlar. Ve onların hepsine eşit haklar veriliyor. Mutlaka güvence altına alınıyor. Müslümanlar bir tehlikedeyken onlar tabii ki Müslümanların yardımına koşuyorlar. Fakat aynı şekilde bir putperest tehlikede ise Müslümanlar da hemen ona yardıma koşuyorlar. Bakın bu zaten Kuran'ın ayetidir. Mutlaka bir putperest bile olsa, barış içinde olduğumuz bir müşrik bile olsa onu koruyup-kollamak bir Müslümanın sorumluluğudur. Bu Peygamberimiz (sav) döneminde uygulanmış.
Şimdi ben bu konuyla ilgili ayetler okumak istiyorum, ki kardeşlerimiz demokrasinin ve özgürlüğün Kuran'da olan, gerçekten dinde olan bir gerçek olduğunu anlasınlar diye.
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım, Bakara Suresi 256. Ayette: ''Dinde zorlama ve baskı yoktur'' diyor Allah. Bu çok net bir açıklamadır. Dinde zorlama ve baskı yok. Hiç kimseye baskı uygulayamayız. Bu haramdır.
Şimdi Kafirun Suresi var, Allah diyor ki Peygamber (sav)’e: -peygamberin bu şekilde söylemesi gerekiyor- “Ey kafirler, ben sizin taptıklarınıza tapmam, siz benim taptığıma tapacak değilsiniz. Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim, siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana.” (Kafirun Suresi, 1-6)
Burada bir ayrım var. Yani siz istediğinize tapın, benim dinim de bana aittir. Dolayısıyla ne ben size karışırım, ne de siz bana karışma hakkına sahipsiniz. Elbette tebliğ yapılır, bu ayrı bir konudur. Fakat karşı taraf eğer kendi inancında, kendi özgür düşüncesinde ısrar etmek istiyorsa, dinde ona karışma hiçbir şekilde yoktur.
DİDEM ÜRER: Şimdi bu söylediğin ayetlerde zaten hemen okunur okunmaz yani herhangi bir tefsiri ve açıklamaya dahi gerek olmayacak şekilde çok net olarak görülüyor. Fakat bazı insanlar bunun aksini iddia edebiliyorlar. Allah eğer “dinde baskı ve zorlama yoktur” diyorsa ve siz herhangi bir şekilde en ufak bir baskı insanların yaşam şekline, insanların inançlarına yönelik herhangi bir zorlamayı görüyorsanız o İslam dinine ait değildir. Bunu net olarak inançlı veya inançsız kim olursa olsun bakıp hemen bu teşhisi yapabilir. Çünkü Allah bir şeyi söylediğinde eğer o eyleme aksi yönde tavır gösteren herhangi bir insan varsa o noktada İslam dininden çıkmış demektir o kişi. O yüzden bizim ölçümüz her zaman Allah'ın sözüdür Kuran'daki. O eyleme uygulayan veya o tavır içerisinde olup kendisine Müslüman diyen kişi en hafif olarak hata içerisine girmiştir. Ama aksinde gerçek anlamda dini yaşamıyor demektir. O yüzden bizim hiçbir zaman ölçümüz insanların yaşadıkları değil, her zaman Allah'ın söylediğidir.
AYLİN KOCAMAN: İnşaAllah. Bu ayetlere devam ediyorum ben, çünkü kardeşlerimizin Kuran'daki bunun bu konuyla ilgili ayetleri bilmeleri önemli.
Yine Kaf Suresi 45. Ayette, şeytandan Allah'a sığınırım. Allah diyor ki: “Biz onların neler söylediklerini biliriz,” daha iyi biliriz diyor. “Sen onların üzerine bir zorba değilsin” yani onlara güç kullanacak, onlara herhangi bir şekilde baskı yapma yükümlülüğün senin yok diye peygambere hitap var burada yine.
DİDEM ÜRER: Bir uygulamayı zorla yaptırmıyor Peygamberimiz (sav) hiçbir zaman, sadece tebliğ yapıyor ancak tebliğci hükmünde.
AYLİN KOCAMAN: Kehf Suresi 29. ayette de: “Ve de ki” diyor, tekrar Allah bakın Peygambere “de ki” diyor, “hak Rabbinizdendir.
Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.” Yani o tamamen insanlara bırakılmış bir şey.
Yine Yunus Suresi 99. Ayette: “Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin tümü topluca iman ederdi. Öyleyse onlar mümin oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın?” Allah dilese herkese iman ettirme gücüne sahip. Dolayısıyla bizim o konuda zorlamamız bir insanı hiçbir şey sonucunda ifade etmeyecektir ve Allah bunu istemiyor. Bu -her zaman anlatırız- bir insanı zorlamak, dinde zorlamak onu münafık haline getirir. Sizi mutlu etmek için o müminim, Müslümanım der ama aslında dine karşı çok büyük bir kin duyabilir ve arka planda bir münafık olur, yani kendi mümin gibi gösteren bir münafık haline gelir. İşte bu İslam için çok büyük bir tehlikedir. Dolayısıyla böyle bir şey yaratmak değil, sevgiyle, gerçekten Kuran'ın dilini anlatarak insanları Allah'ın dinine çekmeye çalışmak gerekir. Onun sonucunda da dileyen iman eder, dileyen de inkar eder.
Yine son bir ayet daha okuyacağım. Gaşiye Suresi 21 ve 22. Ayetler: “Artık sen öğüt verip hatırlat. Sen yalnızca bir öğüt verici, bir hatırlatıcısın. Onlara zor ve baskı uygulayacak değilsin.”
DİDEM ÜRER: Evet maşaAllah. Peygamberimiz (sav) de zaten Kuran'ın gerçek anlamda en iyi uygulayıcısı olduğu için, Medine Vesikası'nda da bütün hayatında da gösterdiği gibi hem müşriklere hem de bütün insanlara bütün inançtan insanlara tabii ki Müslümanlara da en güzel ahlakı göstermiştir. Biz de tabii ki Kuran'da Allah'ın anlattığı ayetleri ve onun en iyi uygulayıcısı olan Peygamberimiz (sav)’i örnek oluyoruz. Onun dışındaki aksi yöndeki hiçbir model bizim için yani inananlar için Müslümanlar için geçerli değildir, inşaAllah.
Ben bugün yine karşımızdan gelen çok sayıdaki soruda en çok merak ettikleri konulardan bir tanesi kader anlayışı oluyor. Bu konuda gerçekten çok fazla soru geliyor. O yüzden bu kader konusunda bir açıklama getirmek istiyorum. Onunla ilgili bir soruyu okuyayım.
Coşkun isimli izleyicimiz sormuş: “Sıkıntılarla karşılaşınca kader deyip kenara mı çekilmem gerek? Yoksa kaderimi kendim mi çizmem gerek? Kaderimi geleceğimi beklemem için benim de bir şeyler yapmam gerekmez mi?” diye sormuş.
Şimdi bu konuda öncelikli olarak kavranması gereken çok önemli bir yön var ki, insanlar olayları değerlendirirken ve başta Allah'ı değerlendirirken, -Allah'ı tenzih ederim- hep insani vasıflarla değerlendirme eğilimi içerisinde oluyorlar. Mesela insan doğar, gelişir, büyür ve sonunda bütün kararlarını kendisi alan, bütün hayatına şekil veren bir yetişkin konumuna gelir diye düşünüyorlar insanlar. Ve bunun içerisinde de Allah'ın varlığını, Allah'ın gücünü değerlendirirken karar alma yetkisi olan en akıllı insanın üzerinde bir akıl gibi veya -Rabbimizi tabii ki bütün bu eksikliklerden tenzih ederim, Allah bütün insani vasıflardan münezzehtir. Hiçbiri Rabbimizin özellikleri değildir- Allah bunların hepsini yaratır ve bilir. Fakat bütün bu özelliklerden münezzehtir. İnsan Allah'ın yarattığı aciz bir kuldur ve görevi Rabbimize kulluk etmektir. Zaten Allah insanın yaratılış amacını anlatırken, şeytandan Allah'a sığınırım: “İnsanları ve cinleri bana kulluk etsinler diye yarattım” diye bildiriyor. Dolayısıyla biz Allah'ı değerlendirirken Allah'ın Kuran'da anlatılan özellikleriyle değerlendirmemiz gerekir.
Peygamberimiz (sav)’in de en çok üzerinde durduğu, kavminin Kuran'ı terk etmesi. Allah'a Kuran'da Allah'ın bildirdiği şekilde tek bir şikayet oluyor kavminden, o da bu “kavmim bu Kuran'ı terk edilmiş olarak bıraktılar” diyor.
Şimdi Kuran'ı terk edilmiş olarak bıraktılar ne demek? Demin burada ailenin demokrasi ile ilgili anlattığı konu için de bu geçerli. Baskı ve zorba bir yönetim şeklinde veya bir inanç şekli nasıl Kuran'a uygun değilse işte orada Kuran anlayışını bırakmış oluyoruz.
Sevgisizlikten bahsettik Kuran sevgi anlatır bize, İslam sevgi dinidir. Sevgiyi bir kenara bırakıp öfkeyi örnek aldığımızda öfkeyi öne çıkardığımızda yine Kuran'ı bir kenara bırakmış oluyoruz. En önemlisi Allah'ın bize Kuran'da anlattığı, Allah'ın sonsuz güç sahibi olduğu, tek mutlak güç olduğu gerçeğini Kuran'ı bir kenara bıraktığımızda işte insanlar bu sefer bunu da unutmuş oluyorlar. Halbuki Allah tek mutlak güçtür, sonsuz güç sahibidir, zamandan ve mekandan münezzehtir. Yani ne demek? Zamanı ve mekanı Allah yaratmıştır fakat zamanı ve mekana tabi değildir. Şimdi biz kader anlayışını anlattığımızda o zaman insanlar diyorlar ki “her şey kaderimde ise o zaman ben ne yapıyorum, o zaman ben gideyim evimde bir yerde oturayım, herhangi bir şey yapmadan kaderimi seyredeyim.” Tabii ki böyle bir anlayış olmaz. Çünkü biz zahire tabi olarak yaratılmış olan kullarız, varlıklarız. Yani Allah bizi bir imtihan içerisinde yaratıyor. Bu da ne demektir? Gayret göstereceğiz. Allah ciddi bir çaba göstermekten bahsediyor ayetlerinde ahiret için. Gayret göstereceğiz, ciddi bir çaba göstereceğiz ve o ciddi çaba ile ahiretimiz için ve Allah'ın rızasını kazanmak için bütün elimizden gelen ne varsa hepsini yerine getireceğiz.
Şimdi bunun içerisinde Allah kaderi yarattığında, Allah zamandan ve mekandan münezzeh dediğimizde bizim için doğmamız, büyümemiz ve yetişkin haline gelmemiz için gerekli olan zaman, Allah katında böyle bir zaman diye bir şey söz konusu değildir. Hepsi bunların tek bir an olarak yaratılmıştır. Bu ne için böyle? Dünyanın yaratıldığı, evrenin yaratıldığı ilk andan başladığımızda, ahiret de dahil olmak üzere ve sonsuz ahiret bunun içerisine dahil olmak üzere hepsi Allah katında tek bir andır. Yani başı, ortası ve sonu tek bir an olarak yaratılır. Bir zamanın geçmesi gerekmez Allah katında. O yüzden Hz. Muhammed Peygamberimiz (sav) İslam dinini tebliğ ederken şu anda tebliğ ettiğini düşündüğümüzde biz şu anda bu anı yaşayıp bu kelimeleri konuştuğumuzda Hz. Musa (as) da bir yandan Firavun'a karşı mücadelesini sürdürüyor. Hz.Yusuf (as) zindanda ve aynı zamanda da ahirette cennettekiler Rabbimizin nimetleri içerisinde rızıklandırılırken cehennemdekiler de dünya hayatında yaptıklarının karşılığını görüyorlar. Ama bunların hepsi Allah katında tek bir andır. O yüzden biz bunlar kaderde yaratılmış dediğimizde, biz onu bir zaman olarak düşündüğümüz için insanlar bunu, o zaman başı ve sonu var madem belirli neden biz emek gösteriyoruz gibi düşünebiliyorlar. Halbuki Allah sonsuz güç sahibidir. Başı da sonu da aynı andadır. Hiçbir zaman da imtihanına tabi olduğumuz için biz tabii ki kendi kararlarımızı kendimiz alıyoruz.
Bu konuşmamı yapmam için hiç kimse beni zorlamıyor. Bir insanın iman etmesi için hiç kimse zorlamıyor. Bir insanın inkar etmesi için de kimse zorlamıyor. Kararlarımızı alıyoruz ama bunların hepsini kaderimizde tayin edilmiş olan hayatımızı yaşadığımızı bilerek yapıyoruz.
Bir ayet okumak istiyorum bu konuda, şeytandan Allah'a sığınırım, Rabbimiz Kamer Suresi 49. Ayette: “Hiç şüphesiz biz her şeyi kader ile yarattık” diye bildiriyor. Ve yine Tevbe Suresi 51. Ayette: “De ki: Allah'ın bizim için yazdıkları dışında bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamız'dır.”
Ve son olarak Allah İnsan Suresi 30. ayette de: “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Gerçekten Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” diye bildiriyor, maşaAllah.
AYLİN KOCAMAN: Ben de bir ayet hatırlatmak istiyorum. Bakara Suresi 255. ayette, Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. Rabbimiz şu şekilde belirtiyor: ''O önlerindekini ve arkalarındakini bilir.'' Allah her şeyi bilir. ''Onlar ise yani insanlar, dilediği kadarının dışında onun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O’nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Onların korunması ona güç gelmez. O pek yücedir, pek büyüktür.”
Bakın burada Allah'ın verdiği bir sır var. O’nun dilediğin kadarının dışında bizim herhangi bir şeyi bilmeye ve anlamaya gücümüz yetmez. Allah ne kadarını bizim bilmenizi istiyorsa o kadarını vermiştir. Zamansızlık Allah'ın bildiği ama bizim bilmediğimiz bir şeydir. Dolayısıyla Allah onu bilir fakat biz sadece zamana tabi olarak bunu algılayabiliriz. Burada kısaca ben bir şey daha eklemek istiyorum Didem’ciğim. Biz geçtiğimiz haftalarda büyük bir felaket yaşadık bu ülkede. Soma faciası yaşandığında orada çok fazla sosyal medyada da, normal medyada da çıkan bazı ifadeler vardı. “Bu kader değil” diye açıklamalar yapılıyordu. Neden bunu söylüyorlardı? Çünkü tedbir alınır mı, alınamaz mı? Onları hep düşünüyorlardı. Kaderliği bir kenara çekilmek diye zannettikleri için bunu kadere karşı bir şey olarak kullanmaya başladılar. Bu doğru değil. Yaşadığımız her şey kaderimizdedir. O olay da kaderdeydi. Ama kaderde bir şeyin olması, yani bu kaderdedir deyip kenara çekinmek doğru bir şey değil. Elbette tedbir alınması gerekir. Allah bizden aynı zamanda kadere iman etmemizi ister. Fakat aynı zamanda da tedbir almamızı ister. Her konuda mutlaka tedbir alan bir insan o konuda dua ediyor olur. Bizim duamız tabii ki yani o konuyla da ilgili bütün dünyadaki her türlü felaketle ilgili mutlaka tedbirlerin alınmasıdır. Allah'ın takdiridir her şeye birlikte, fakat Allah bizden mutlaka en sonuna kadar bir dua mahiyetinde tedbir almamızı ister.
Dolayısıyla bu kaderdedir deyip bir kenara çekilip beklemek zaten son derece yanlış bir tutum olacaktır, inşallah.
DİDEM ÜRER: Aylin’ciğim bu vesileyle de şehit olan 301 kardeşimizi yeniden rahmetle anıyoruz. Şehittir hepsi inşaAllah.
AYLİN KOCAMAN: Onlar için bu çok büyük bir onur. Onlar için çok büyük bir şeref fakat onları da Allah böyle bir güzellikle şereflendirdi şu anda.
DİDEM ÜRER: Tabii ki çok büyük nimet onlar için de aileleri için de, inşaAllah.
Bir programımızın daha sonuna geldik. Yeniden sorularınız için cevaplarımızla birlikte bir sonraki programda buluşacağız inşaAllah. Adresimiz: merakettikleriniz@a9.com.tr adresine gönderebilirsiniz. Görüşmek üzere, hoşça kalın.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500