HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Bedenimizdeki Ayetler - 10 - Prof. Dr. Turhan Ece, Akciğer Hastalıklar...

Bedenimizdeki Ayetler - 10 - Prof. Dr. Turhan Ece, Akciğer Hastalıkları uzmanı (8 Şubat 2012)

Harun Yahya
1409
15 Şubat, 2012
Yaşam ve Sağlık
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi


Bedenimizdeki Ayetler – 10 – Prof. Dr. Turhan Ece, Akciğer Hastalıkları Uzmanı (8 Şubat 2012)


CİHAT GÜNDOĞDU: Merhaba sevgili izleyenlerimiz. Bir Bedenimizdeki Ayetler programında tekrar beraberiz. Bugünkü konuğumuz Akciğer Hastalıkları Uzmanı Sayın Prof. Dr. Turhan Ece. Hoş geldiniz Hocam.


TURHAN ECE: Hoş bulduk teşekkür ederim.


CİHAT GÜNDOĞDU: Kendileri akciğer hastalıkları uzmanı. Bu konuda çok önceye dayanan bir eğitim süreci, doçentlik ve profesörlük safhaları var. ABD Teksas Üniversitesi Houston Tıp Fakültesi’nde MD Anderson Cancer Center merkezinde geçirdiği çalışma süreçleri de var. Ve Amerikan Göğüs Hastalıkları Uzmanlığı Derneği fellowluğu devam ediyor. Ve Türkiye’de de Akciğer Kanserleri Derneği Başkanlığı’nı yürütüyor aynı şekilde. Tabii bunların içinde Çapa Tıp Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi’ndeki Tıp Fakültesinde verdiğiniz eğitim büyük yer tutuyor tabii. Bugün kendisiyle özellikle akciğer hastalıkları, akciğerin nasıl çalıştığı, akciğerin fizyolojisi, akciğerin ne derece önemli bir organ olarak, farkında olmadan insanlar vücudun bütün ihtiyacını karşılayacak şekilde mükemmel çalışmaya devam ettiği, nefes darlığının sebepleri, astım ve koah hastalığı, bunların içinde işte bu hastalıkların sebepleri ve tedavi yöntemlerini konuşacağız, inşaAllah. Buyurun Hocam, akciğer konusunda nasıl başlamak istersiniz?


TURHAN ECE: Solunum sistemi organizmamızın çok önemli bir bölümü, her uzvu her dokusu olduğu gibi. Vücudumuza enerji sağlayacak olan sistemin aslında bir başlangıcı diyebiliriz. Havadaki oksijenin kana geçişini ve dokulara iletilmesini sağlayan bir organ solunum sistemi. İki bölümü var; bir, solunum pompası dediğimiz yani dışarıdaki havayı içerideki hava keseciklerine ulaştıran sistem, ki bunun içinde bir solunum merkezi var beynimizde. Ve solunum merkezinden solunum kaslarına bu uyarıyı ileten bir sinir sistemi, solunum kasları nefes alırken ekskavatör kaslar ve nefes verirken ekskavatör kaslar. Bunların ardışık olarak kasılması gevşemesini sağlayan bir uyarı sistemi. Ve bu hareketle de havayı akciğerlerimize ileten bir hava yolları, üst solunum yolları burun boğaz bölgesi ve trakea dediğimiz ana soluk borusu ve sonrasında bronşlar ve sonunda da binlerce, yüz binlerce hava keseciği. Bir insanın akciğerin, tam olarak açabilseniz bir yüzeye, bir futbol sahası kadar bir yüzey var göğsümüzde. O kadar harika bir yapı var. Ve solunum pompasının akciğerlerin hava keseciklerine kadar taşıdığı havayı, taze oksijen içeren havayı zarlardan geçerek difüzyon dediğimiz sızma şeklinde kana, kan damarları ki her keseciğin etrafında bir damar yumağı var kapiller ağı dediğimiz. Burada dolaşan kan eritrosit yani kırmızı kan hücreleri ve bunların içinde de kana rengini veren kırmızı hemoglobin maddesi. Bu madde işte oksijeni bağlıyor. Yani nefes aldığımız hava keseciklerine gelen ve oradan sızma, difüzyon şeklinde damara gelen oksijeni eritrositlerin, kırmızı hücrenin içindeki hemoglobin maddesi bağlıyor ve kalbin pompalamasıyla bütün vücuda dağılıyor ve dokuların ihtiyacını bu şekilde temin etmiş oluyor. Buna da gaz değişim ünitesi diyoruz, yani akciğer parankiminde gaz değişimi diyoruz. Yani dolayısıyla solunum sistemi bir solunum pompası ve bir gaz değişim ünitesi olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Bu gaz değişimi oluşunca yani havadan gelen gazı ve oksijeni kana geçirmek ve vücutta kullanılmış, açığa çıkmış olan karbondioksit gazını da dışarıya gönderme tam tersi yolla yani kapiller ağdan yine sızma yoluyla, difüzyon yoluyla hava keseciğine oradan da nefes vererek dışarı atıyoruz. İçerideki gaz değişimi ise şöyle; dokulara gitti hemoglobinle oksijen, orada dokuların ihtiyacı olan dokulara bırakıyor ve karbondioksidi tekrar yüklenerek akciğere dönüyor. Böyle çalışan bir sistem var. Ve bu tamamen spontan kendiliğinden bir sistem, otomatize bir sistem. Biz aslında normalde vücudumuzun ihtiyacı olan gaz değişimini sağlarken bunun çok farkında olmuyoruz. Solunum merkezimiz uyarıyı çıkarıyor bu söylediğim sistemlerle gaz geliyor ve atık gazlar da atılmış oluyor. Böylece kendiliğinden çalışan bir sistemle nefes alış verişi oluyor. Bu sistemdeki bazı zorlanmalar yani mesela fizyolojik olan nefes darlığı dediğimiz şey daha çok spor yaparken, ağır egzersiz yaparken daha fazla oksijene ihtiyaç duyuyor vücut. Onun için daha sık ve daha derin nefesler alıp veriyoruz.


CİHAT GÜNDOĞDU: Sistemin vücudun ihtiyaçlarına göre ki 100 trilyon hücrenin ihtiyacından söz ediyoruz burada, vücudun ihtiyaçlarına göre kendini adapte etmesi, anlık olarak.


TURHAN ECE: Tabii, adapte etmesiyle vücudun bütün ihtiyacı sağlanmış oluyor anlık olarak. Fakat bu, ilerleyen yaşlarda yıllarda bir takım bozucu faktörler, özellikle sigara, sık geçirilen solunum yolu enfeksiyonları, akciğerlere kaçan bir takım dışarıdan gelen yabancı maddeler, tozlar, gazlar. Bunlar ve bazen reflü dediğimiz yani mideden asitli mayinin gece uykuda veya zaman zaman akciğerlere kaçması. Havayollarında ve akciğer parankimi dediğimiz gaz değişim ünitesinde bozulmalara neden olabiliyor. Bu olduğu zaman işte kişinin nefes alıp verdiğini fark etmesi ve bu nefes alış verişinde zorluk yaşamasına nefes darlığı diyoruz. Bu, istirahat halinde ya da normalde küçük eforlarla olmayan bir nefes alış verişinde artış ve bunu hissetmesi yani nefes darlığı durumu olduğunda bu sistemde bir zorlanma olduğunu düşünmek durumundayız. Bu işte solunum merkezinde eğer bir çalışmada zorlanma olursa ki solunum merkezi daha çok karbondioksitte yükselme ve kandaki asiditeyi belirleyen PH dediğimiz seviyesinde düşmeyle bunu sürekli ölçüyor ve ona göre bu regülasyonu sağlıyor.


CİHAT GÜNDOĞDU: Devamlı bir tahlil tetkik yapıyor, değil mi? Moleküler düzeyde tahlil süreci var sürekli.


TURHAN ECE: Evet. Ve ona göre de regüle ediyor, değiştiriyor yani solunumu daha da hızlandırıyor, derinleştiriyor vs. bunun gibi. Ve burada bir aksama olduğu zaman ki beyinde yani solunum merkezinde aksamalar ya bir takım zehirlenmelerle olabiliyor, ya bir takım ilaç etkileriyle olabilir orada hassasiyetin azalması. Yahut da kronik hastalarda mesela koah dediğimiz amfizem, kronik bronşit, ağır astım bu tür hastalarda oksijen yavaş yavaş yıllarla seviye düşüyor ve karbondioksit hafif yükselmeye başlıyor ve o solumun merkezindeki o eşik yükseliyor yani duyarlılık azalıyor. Bir de aşırı şişmanlarda, uyku apne sendromu dediğimiz bir şey var, bu da yine solunum merkezindeki duyarsızlaşma ve uykuda da üst solunum yollarının kapanmasına bağlı solunumda aksamayı getiriyor ki bu ertesi güne bir nefes darlığı şeklinde yansıyabiliyor.


CİHAT GÜNDOĞDU: Burada asıl olan akciğerlerin bütün bir sistem olduğu, işte bu kaburgaların arasındaki o kasların nasıl çalışacağını, hangi ritimde çalışacağı, ne kadar sıklıkla kasılıp gevşeyeceğine varıncaya kadar, diyafram da yine aynı şekilde komple nasıl çalışacağı beyin sapındaki o karbondioksit sensörleri tarafından yönetiliyor.


TURHAN ECE: Solunum merkezi dediğimiz yerden.


CİHAT GÜNDOĞDU: Artı bir de akciğerlerin üzerine basınç sensörleri de var. Solunumun ne kadar derinleştirilmesi gerektiği de buradan yönetiliyor, basınç sensörlerinden gelen bilgi dahilinde, yine o beyindeki solunum merkezi tarafından ayarlanıyor bu solunum derinliği.


TURHAN ECE: Yani uyarı fidbek yani geriye dönüş senkronize çalışan bir sistem söz konusu.
Solunum pompası demiştik. Solunum pompası içinde solunum kasları diyafram ana solunum kası, solunumun yüzde 60 işini yapıyor. Diyafram karın boşluğuyla göğüs boşluğu arasındaki kas zar tabakası. Kasılıp da aşağı doğru indiği zaman karına doğru göğüs boşluğunu genişletiyor ve göğüs içerisine havanın çekilmesine aspire edilmesine havanın akciğerlere dolmasını sağlıyor, bir vakum oluşturuyor. Aynı zamanda inspiratuar kaslar değimiz interkostal yani kaburgaların arasındaki kaslarda yine göğüs kafesini dışarıya öne doğru kaldırarak yine içeride bir negatif basınçla bir aspirasyon gücü oluşturuyorlar ve hava akciğerlere doluyor. Buradaki aksamalar kas hastalıklarında yani miyonöral plak hastalıkları dediğimiz bir takım miyansera gravis gibi ya da ALS dediğimiz bir takım kas hastalıklarında da solunumda sıkıntı yaşanabiliyor. En sık bizim ilgilendiğimiz gördüğümüz olay daha çok iletici hava yolları hastalıkları. Bunların başında daha genç yaşlarda başlayıp da bütün yaşamı etkileyebilecek astım gelebiliyor. Astımla alakalı daha çok alerjik nedenler var. Üst solunum yolları etkileniyor ve aynı şekilde alt solunum yolları da etkileniyor.


CİHAT GÜNDOĞDU: Astım zaten başlı başına bir konu. Nefes darlığını çok güzel izah etiniz. Neden nefes darlığı, çünkü basınç sensörleri karbondioksit düzeyinin algılanması, bu algılayıcıların zamanla eşiklerinin düşmesi, hassasiyetlerinin gitmesi şeklinde zamanla ortaya çıkan durumdan başlarsak astım sonda ortaya çıkan bir durum oluyor değil mi Hocam?


TURHAN ECE: Tabii. Burada, astımda nefes yollarını uyarılması ve kasılma yani dışarıdan nefesimizle bir çok toz, polen bu gibi maddeler vücudumuza nefes yoluyla giriyor. Solunum sistemi dışarıya atmosfere açık bir sistem, organ grubu. Tabii ki bunun savunma bariyerleri var, işte sinüslerimiz burundan nefes aldığımız zaman burun içindeki tüyler, sinüsler ve bir miktar mukus dediğimiz o salgı dışarıdan gelen o tozların içeriye geçmesini engelliyor. Ama çok küçük 3 mikrondan küçük olanlar aşağıya kadar gidebiliyorlar ve orada uyarı yapıyorlar. Gidiyor mukozaya yapışıyor mas hücresi dediğimiz bir reaksiyoner bir hücre var onu ilk kabul eden ve onlar degürenle oluyor açılıyor histemi algılanıyor ve böyle bir domino taşı efekti dediğimiz bir zincir başlıyor, bir reaksiyon zinciri. Ve salgı artıyor, nefes yollarındaki salgı bezlerinden, bronş kasları kasılıyor, sumukoza dediğimiz iç kısmın alt kısımlarında şişme oluyor ve nefes darlığıyla göğüste sıkışma hissetmeye başlıyor hastalar. Başta bir öksürük krizi, özellikle gece yarısından sonra, sabaha karşı sabah oluyor bunlar, zaman zaman oluyor başta. Buna hafif persistent astım diyoruz, ayda yılda bir polen mevsimlerinde ya da kış aylarında enfeksiyon olabiliyor. Ama bu daha sonra ilerleyen yaşlarda artabiliyor. İşte günlük şikayetler olurken haftalık, sonra her gün, sonra gece gündüz bu sıkıntılar yaşanabiliyor, hastalığın ağırlığı artabiliyor. Ve bu hastalık yaşı dediğimiz yani hastalığın başlangıcından sonraki şikayetlerin yoğunlaştığı döneme kadar geçen sürede de bir takım değişiklikler oluyor vücutta, akciğer kısımlarında. Mukozada üst düzeyde değişiklik oluyor, onun alt kısmındaki tabakada bir takım fibrozis dediğimiz değişiklikler sertleşmeler, onun altında damarlanma artışı ve kas tabakası kalınlaşması oluyor. Kas tabakası kalınlaştığı zaman artık geriye dönemez hava yolları darlıkları meydana geliyor. Normalde astım, başlangıçta vücuda gelen antijen uyarıyla kasılma havayolu daralması oluşan ve sonra vücudun bunu kontrol etmesiyle tamamen açılan ve tamamen düzelen bir rahatsızlık durumu. Ama yıllar geçtikçe giderek geriye dönemez irreversible dediğimiz değişiklerle rimmoldink dediğimiz yeniden yapılanma oluyor nefes yollarında. Ve bu yeniden yapılanmayla ne kadar nefes açıcı pompa şeklinde efendim ağız yoluyla ya da damar yoluyla ilaç kullanırsa kullansın hastalar yeterince rahatlayamıyorlar. İşte bu durumda yeni bir tedavi yöntemi var. 2010 yılında Amerika’da FDI onayı almış 2010 nisanında henüz Avrupa’da çok çok nadir ülkede olan ve benim öncülüğümde Türkiye’ye getirmeye çalıştığımız ve başlamak üzere olduğumuz ağır atımlılarda, ilaç tedavisiyle yeterinde iyileşmeyen hastalarda o kalınlaşmış kas tabakasını incelten, vücuda zarar vermeden ve üç seansta yapılan, her seansı 30 dakika süreyle uygulanan ve uygulama sonrasında da yapılan çalışmalarda astım atak sıklığında azalma, planlanmamış doktor ziyaretlerinde azalma, arada ilaç kullanımı, astım hastaları arada bir nefes sıkışır kısa etkili nefes açıcı alırlar, bunların kullanım ihtiyaçlarının azalması gibi çok hastayı rahatlatan bir sonuç elde etmek mümkün. Şimdi onun nasıl uygulandığı konusunda bir video göstermek istiyorum. Onu hep birlikte izleyelim. Bu videoda uygun tabii ki ağır bir astımlı hasta, tüm ilaçlarını kullanmasına rağmen nefesi yeterince rahatlamayan, yaşam kalitesi dediğimiz yani günlük işlerini yapmada zorlanan, bazen evin dışına çıkmakta zorlanan, eve hapsolan insanlara bir şekilde ilaç tedavisini devam ettirirken bu yeni tedavi yöntemiyle de artmış kas kitlesini azaltarak kalıcı havayolu sağlayan bir yöntem. Burada ekranda görüyorsunuz. Bir kas tabakasının belirgin artışıyla havayollarının giderek çağı azalıyor kalıcı olarak. Ve bu ne kadar ilaç kullanılırsa kullanılsın artık açılmıyor. O zaman işte bu gösterdiğimiz filmde bronkoskopla girilip 3 ila 10 milimetreye kadar havayolları burada görüldüğü gibi 60-65 derecelik bir termal etkiyle, bir radyo frekans yöntemiyle, burada tam aktiflendi şu anda, bunu 5 milimetrelik aralıklarla yaparak belirgin bir kalıcı rahatlık hali sağlanmış oluyor. Havayolları tekrar açılmış oluyor. Bu çok önemli bir gelişme. Amerika’da başladı, nisan 2010 FDI onayı alındı. Avrupa’nın bir çok ülkesinde halen yok. Bunu da şuradan biliyorum; bir bilimsel toplantıda ortak konuşmacı olduğum İtalya’dan gelen konuşmacılar ki İtalya’nın çok önde gelen hekimleri. Ben bu konuda bir konferans verince onu dikkatle dinlediler ve “biz de bunu yapmalıyız, biz de buna başlamalıyız” şeklinde bir yorum yaptılar. Bu da ülkemiz adına gerçekten çok sevindirici bir tablo. Ki gelişmeleri insanlarımıza çok kısa süre içerisinde getirmek ve onların bu tür tedavilerden faydalanmasını sağlamak bizim hakikaten en önemli görevlerimizden birisi, bunu yapmaya çalışıyoruz.


CİHAT GÜNDOĞDU: Tabii burada havayollarının daralmasında imnolojik etkenler esas yer tutmuş oluyor. Ve yıllar içinde havayollarının kalıcı daralması, kasların artması neticesinde gerçekleşmiş oluyor.İlaçların etki etmediği noktada bu tedavi tek çözüm aslında tabii.


TURHAN ECE: Tabii. Yani tüm nefes yolu ilaçlarını, nefes açıcı ilaçları kullanmasına rağmen hastaların rahatlamadığı bir dönemde yani ağır astım dediğimiz tabloda bu tedavi yöntemiyle gerçekten çok güzel sonuçlar var.


CİHAT GÜNDOĞDU: Peki bu safhalara gelmeden önce insanlar nelere dikkat etmeli? Yani bir astım hastası mesela sigara içen astım hastaları hala olabiliyor. Bu insanları nasıl daha bilinçlendirebiliriz? Nelerden uzak durmaları gerekir?


TURHAN ECE: Astım çoğunlukla alerjik atopik bir hastalık. Burada genetik faktörlerin rolü var. Yani aileden genlerden gelen irsi bir eğilim söz konusu olabiliyor. Ben bunu şöyle tanımlıyorum; astımı bir elma gibi düşünürseniz bir elmanın yarısı o genlerle aile bireylerinde, astımlı anne-baba, ya da büyük anne büyük babada olan kişilerde bu aile bireylerinde böyle bir yatkınlık var. Fakat bu elmanın tek yarısı astım tablosunu göstermiyor. Ancak çevre faktörleri ki bunlar işte bebeklikten itibaren o kişinin sigara dumanı, hava kirliliği gibi bir takım olumsuz nefes yollarını zorlayan etkenlere maruz kalması. Ve ev tozu akarı dediğimiz evde bir yakım nem ve ısı yükselmesi, özellikle sahil kesimlerinde şehirlerde, deniz seviyesinde bunları çok görüyoruz. Bu tür tozlara çok maruz kalmaları, kişilerin giderek sık solunum yolu enfeksiyonları. Özellikle respiratuar sinsityal virus ve diğer virüsler sık solunum yolu enfeksiyonu yaptıklarında bir süre sonra artık bu aşırı reaksiyon mekanizmasıdır zaten alerji, aşırı duyarlılık hali ve onun cevaplanması. Bunu tetikliyorlar ve yavaş yavaş bu refleks sıklaştıkça giderek artıp problem, klinik tablo ortaya çıkıyor, yani nefes darlığı ortaya çıkmaya başlıyor. Şöyle söyleyebiliriz; astımın aslında asıl tedavisinde korunma çok önemli ve bilinçlenme çok önemli. Korunma derken bir kere anne-babalar çok bilinçli olacaklar, çocuklarının yanında asla sigara içmeyecekler. Çocuklarının sık solunum yolu enfeksiyonuna maruz kalmasını önlemeye çalışacaklar. Bunu sıfıra indirmek mümkün değil ama, ev ortamlarının mümkün olduğu kadar tozsuz, nemi düşük ve ısısı yüksek olmayan ortamlarda çocuklarını büyütmeleri lazım. Aşırı polen çiçek tozu yapan süs bitkilerini ev içerisinde çok bulundurmamaları lazım. Özellikle riskli ailelerin çocukları için bunu söylüyorum. Anne-baba ya da büyük anne büyük babasında bu tür problemleri olan ailelerin çocuklarında bunlara biraz daha dikkat etmek lazım. Şimdi hijyen teorisi diye bir kavram var, eskiden bir dönem bu çocuklar toza, mikroba, mantar şu bu vs. her şeye maruz kalsın ki bağışıklık sistemi böyle gelişsin diye bir uygulama vardı, çocuklar çok yüksek oranda astım oldular. Bir dönem de bunlardan tamamen koruyalım, sanki bir fanus içerisinde, ayrı bir camekan içerisinde yetiştirelim, hiçbir şeye maruz kalmasınlar şeklinde korunma aşırı yapıldı. Bunlarda da erişkin döneme geldiklerinde çok sıkıntılar yaşandı. Onun için bir denge yani ne aşırı hijyeni bozuk ortamlar ne de çok steril ortamlar. Yani günlük yaşamda olabildiğince riski azaltacak bir ortam. Ama bunların en önemlisi tabii anne-baba başta olmak üzere tabii ki hastaların da kendileri hiç bir şekilde sigara dumanı, hava kirliliği gibi durumlara maruz kalmamalarını çok önemle vurguluyoruz.

 

CİHAT GÜNDOĞDU: Bunun için de desensitizasyon yani aşı tedavisi diye tabir edilen seçeneğin yeri nedir?

 

TURHAN ECE: Özellikle alerjik rinitle yani üst solunum yollarınsa hapşırma, saman nezlesi, zaman zaman burun tıkanıklığı, zaman zaman koku duyusunun kaybıyla seyreden bir tablo var. Bununla başlayıp nefes problemleri olan alerjik rinit artı astım olan kişilerde hakikaten yapılan cilt testlerinden sonra aşırı uyarı veren maddeleri tespit edip ki bunlar polen olabilir, ev tozu akarı olabilir, küf mantarları olabilir ya da bir takım evcil hayvanların kedi köpek kuş tüyü gibi onların epitel tüyleri olabilir. Bunları tespit tikten sonra önce özellikle bunlardan maruziyeti azaltmak önemli. Buna rağmen problem yaşanıyorsa da o durumda mesela bir polen alerjisi olan bir kişide desensitizasyon, immünoterapi dediğimiz şey yapılabilir. Bu çok eskiden beri geleneksel uygulanan ama son zamanlarda biraz daha bilimsel temeli yoğunlaşan yani aşırı duyarlı olan antijenik maddeyi çok uygun dozlarda ve artan dozlarda yavaş yavaş vücuda haftalık, 15 günlük, aylık uygulamalar şeklinde ki bunlar cilt altına yapılan uygulamalar ya da yeni uygulama subliminal dil altı damla ya da hap şeklinde de olabiliyor. Bu şekilde vücudu yavaş yavaş duyarsızlaştırma yani o eşiği biraz yükselterek çok yoğun olmadıkça o antijenle karşılaştığında o maddeyle, o polenle vücudun reaksiyon vermemesini sağlamak. Bir nevi vücudu alıştırma tedavisi. Bu tabii sınırlı endikasyonlar yani bir çeşit en fazla iki çeşit antijene maruz kaldığına reaksiyon veren ve alerjik riniti olan, ilaç tedavisine rağmen yeterinde kontrol edilemeyen olgularda immünoterapi yapılabilir. Ama bu bilimsel temele dayalı ve sınırlı olmalı. Her astım tanısı konulan her hastaya immünoterapi yapılmaz.

 

CİHAT GÜNDOĞDU: Tabii akciğer hastalıkları deyince akla ilk gelen şey öksürük. Bir insan öksürüyorsa bu nasıl bir mekanizmayla ortaya çıkan bir tepkidir, bir reaksiyondur? Bir şey mi atılmaya çalışılıyor ya da altında yatan başka sebepler mi var? Neler i araştırmak nelere yönlenmek lazım?

 

TURHAN ECE: Öksürük solunum sisteminin bir savunma mekanizması. Yani alt solunum sistemi akciğerlerimiz atmosfere açık, dışarıdan gelecek toz, koku, gaz, duman bunlar bir şekilde eğer küçük partiküller şeklindeyse tozlar aşağı kadar bile gelebiliyor. Şimdi bunların vücuda zarar vermesini önlemek için ne fes yollarını içinde fırçamsı hücreler var silyalı epitel dediğimiz epitel var. Ve bir de mukus salgılayan salgı bezleri var, bu salgı bezlerinin salgıladığı mukus maddesi jöle gibi, o tüysü fırçamsı hücrelerin üstünde bir tabaka oluşturuyor. Dışarıdan gelen toz oraya yapışıyor ve fırça hücreleri sürekli saniyede yüzlerce defa hareket ederek sürekli o mukusu yukarıya doğru taşıyorlar. Çok hızlı bir titreşimi var. Ve onunla biz farkında olmadan o mukusu yutuyoruz ve midemizdeki asit bariyerde oradan gelen zararlı madde mikrop neyse onu ortadan kaldırıyor. Böylece vücut çok dengeli bir şekilde yaşamını sürdürüyor. Fakat virüsler influenza bu kış mevsiminde gördüğümüz A-B virüsleri, bunların alt grupları da var, respiratuar sinsityal virus vs. Bunlar solunum yollarıyla, ellerimizle, solunum yolu mukozasından, burun mukozasından, göz konjönktivadan giriyorlar vücuda ve çoğalıyorlar. Virüsler bildiğimiz gibi bir konak hücreye muhtaçlar. Kendi sitoplazmaları olmadığı için bir hücrenin içerisine girip orada çoğalıp hastalık yapıyorlar. Ve bazı virüsler ki solunum virüslerinin çoğu öyle, biraz önce dediğimi o fırçamsı hücrelerin olduğu tabakayı ve mukusu bozuyor ve o hücrelerin ölmesine ve o dokunun koruyucu üst tabakanın dökülmesine neden oluyor. Ve bu balgam şekilde mukusla dışarıya atılıyor. Ve altta korumasız bir tabaka ortaya çıkıyor. Orada da özellikle bifurkasyon dediğimiz yani bronşların ayrım yerlerinde daha yoğun olmak üzere bir takım duyargalar var reseptörler. Bunlar dışarıdan gelen basınç, ısı gibi etkilerle, nem oranların değişmesi o duyargalarla algılanıyor ve bir öksürük refleksi oluşuyor. Bu öksürük refleksinde hem aşağıya gelen o toz gaz partikülleri bir şekilde yukarıya dışarıya atmak hem de nefes yollarını açık tutmak amaçlanıyor. Yani mekanizmayı böyle açıklayabilirim. Öksürük koruma refleksi. Onun için özellikle bol balgamla beraber öksürük olduğunda biz öksürüğü çok baskılamak istemiyoruz. Çünkü baskılarsak o mikroorganizmalar balgamla beraber vücudun içinde kalır daha da çoğalır ve hastalığı kontrol etmekte zorlanırız. Şimdi bu öksürük daha çok kronik bronşitte oluyor. Kronik bronşit ve amfizem 40 yaş üzeri erişkinlerin çok ciddi bir hastalığı, kronik opsiriktif akciğer hastalığı deniyor buna. Maalesef sigara içenlerde koah dediğimiz hastalık 40 yaşından sonra başlıyor ve bu her yıl giderek artıyor artıyor ve sonuçta hastaları hareket edemez, evinden çıkamaz hatta yatağından kalkamaz hale getiriyor maalesef. Kronik opsiriktif akciğer hastalığı koahın dört evresi var. Birinci evre hafif evre bunda nefes problemi fazla yok sadece öksürük balgam, zaman zaman nefeste zorlanmalar var. İkinci evre orta evre dediğimiz, burada biraz daha belirtiler var. Bu durumda tespit edersek o zaman hastaya nefes rahatlatıcı böyle pompa tarzında ilaçlar veriyoruz. Üçüncü evre artık nefes problemlerinin ciddi anlamda oluştuğu sık atakların geçirildiği, hastanın günlük yaşamının etkilendiği bir dönem. Bize hastalar daha çok üçüncü dönem ve dördüncü dönem geliyor maalesef. İlk iki dönemdeki hafif öksürükler, balgamlar, zaman zaman nefes zorlukları bunlara işte sigara içmenin ya da bronşitin doğal sonucu olarak, tabii sonucu olarak değerlendiriyor hastalar ve doktora gitmiyorlar. Ve üçüncü evreden itibaren artık aha yoğun nefes açıcılar gerekiyor. Bunun yanı sıra her yıl mutlaka grip aşılaması, 5 yılda b,ir zatürree aşılarının yapılması, sigaranın mutlaka bıraktırılması, rehabilitasyon dediğimiz işte biraz vücudu hareketli tutmakla, hafif egzersizlerle solunum kaslarını güçlü tutmak öneriliyor. Ve bir de oksijen seviyesi düşmeye başlıyor artık bunlarda. Vücudun ihtiyacı olan solunum sisteminin sağladığı oksijen giderek azaldıkça vücutta anormal reaksiyonlar, anormal oksidatif reaksiyonlar olmaya başlıyor.

 

CİHAT GÜNDOĞDU: Akciğer tam kapasiteyle çalışmadığı için.

 

TURHAN ECE: Çalışamıyor. Çünkü nefes yollarında problem olduğu için. Ve o zaman biz hastaya iki üç dört çeşit nefes açıcı ilacın yanı sıra bir de oksijen sürekli vermek durumunda kalıyoruz. Bu oksijen aslında uzun süreli oksijen tedavisi, tedavi seçenekleri arasında hastanın sağ kalımına yani daha uzun yaşamasına, atak sıklığının azalmasını sağlayan bu işe yarayan en önemli tedavi yöntemi. Diğerleri büyük oranda atak sıklığını azaltıp semptomatik yani o nefes darlığını kısmen kontrol ediyorlar ama esas hastalığın iyi gitmesini sağlayan oksijen tedavisi. Bunun da değişik yöntemleri var, eskiden tüpler kullanılıyordu, şimdi havadan oksijeni ayrıştıran konsantratörler var. Hatta daha yeni taşınabilir oksijen sistemleri var. Bunlar kemere takılıyor, sırt çantası olarak 1 kilo, 1,5 kilo sırt çantası olarak kullanılabiliyor ve insanlar hastalık o aşamaya geldikten sonra eve hapsolmaktan bir şekilde kurtuluyorlar. Sosyal yaşama, günlük ev içi, ev dışı yaşamlarını daha kaliteli sürdürebiliyorlar. Dördüncü evrede ise maalesef hastalar çok daha sık ve ağır ataklar geçiriyorlar. Hatta bu atakların bir kısmında yoğun bakım gereksinimleri oluyor. Basınçlı solunum destek cihazlarına ihtiyaç duyuyorlar. Ve özellikle amfizem dediğimiz yani hava keseciklerinin aralarındaki duvarların sık geçirilen enfeksiyonlarla, sigarayla inflamasyonla yıkılması, o binlerce milyonlarca küçük hava keseciğinin, özellikle akciğerin üst kısmındakilerin aralarındaki duvarlar yıkılarak böyle hava kesecikleri balonlar oluşmasına neden oluyor. Ve bunlar maalesef etrafındaki damar dokusu darlar da gidiyor. Gaz değişimini sağlamadıkları gibi aşağıdaki hem diyafram ana solunum kasına baskı yapıyorlar, onun hareketini engelliyorlar, hem de diğer kısmen daha az etkilenmiş kısmen daha sağlıklı akciğerleri baskılayarak onların çalışmasını önlüyorlar ve ciddi anlamda nefes darlığı oluyor. Biz bunlara nefes rahatlatıcı ilaçlar veriyoruz hatta noninvaziv mekanik ventilasyon dediğimiz burun ağız yoluyla basınçlı yüksek nefes verirken düşük basınçlı solunum refleks cihazları veriyoruz. Ama buna rağmen bu hastaların yaşam kaliteleri giderek bozuluyor. İşte bu durumda yine yeni bir gelişme, akciğerlerde o üst kısımlardaki amfizem balonlaşmış işe çok iyi yaramayan, artık işlevi azalmış kısımları çıkararak cerrahi yolla daha iyi çalışan kısımlara yer açmak ve diyaframın hareketini sağlamaya yönelik olarak bir tedavi yöntemi başladı. Bu ABD’de başladı net çalışması daha sonra da son 20 yılda hakikaten bu hastaları düzelttiği, sağ kalımları arttırdığı tespit edildi. Son iki üç yıldır da bu tür nefes rezervleri azalmış hastaları biz bırakmayalım, bunlara tabi yollarından böyle çekvalf gibi bir takım kontrollü sönme yapacak akciğerlerin o az çalışan kısımlarındaki balonları söndürecek bir valf ya da yapıştırıcı jel tarzında ya da sıcak buharla kontrollü atelektazi yani kontrollü çökme oluşturarak hacim açmaya yönelik işlemler olmaya başladı ve biz de bunu ilk defa ülkemize getirdik, 30 hastada bu işi uyguladık ve bunların sonuçlarında Avrupa solunum derneği kongrelerinde sözel bildiriler şeklinde tebliğ ettik. Çok güzel sonuçlar geldi, diğer ülkelerde de yapılıyor bu.

 

CİHAT GÜNDOĞDU: Valf diye bilinen çözüm bu. Ufak bir cerrahi girişim mi gerekiyor yoksa açık bir cerrahi mi?

 

TURHAN ECE: Yok, tamamen 15 dakikalık bir işlem. Bronkoskopla tabii yolları kullanarak burun ya da ağız yolundan girip ama hedef öncesinde tabii ki hastaların nefes testleri, 6 dakika yürüme testleri, bilgisayarlı tomografileri, akciğer perfüzyon sintigrafisi her şeyleri yapılıyor ve her evre dört koaha yapmıyoruz bunu. Uygun olan vakıalarda yapıyoruz. Ve sonuçlarımız da gayet iyi. Ve bu sonuçlarımızı da tebliğ ettikten sonra Avrupa’da yazılacak bir kitaptan bir bölüm yazmamızı istediler ki bu tecrübelerimizi onlarla paylaşalım. Yani oralarda da yapılıyor ama işte değişik değişik bölümler yazılacak, bir işbirliği halinde ve çok iyi bir eğitici kitap ortaya çıkacak onun da hazırlıklarını yapıyoruz.

Şimdi o videoyu görelim. Ve o işlemi nasıl yaptığımız konusunda prosedürü size aktarayım.

 

CİHAT GÜNDOĞDU: Yakinen pek kimsenin bilmediği bir prosedür.

 

TURHAN ECE: Evet, bu dünyada son 2-2,5-3 yıldır uygulanan ve son 1,5 yıldır da bizim uyguladığımız bir uygulama. Burada akciğerleri görüyorsunuz. Nefes alış-verişte alttaki beyaz diyafram kasılıyor, akciğere hava doluyor sonra nefes verirken diyafram yukarı çıkıyor ve nefes dışarı atılıyor. Yalnız söylediğim gibi amfizem olduğu durumlarda ki burada da yine amfizemin oluşum mekanizması aslında gösteriliyor. O yüz binlerce küçük hava keseciğindeki bölmeler o inflamasyonla sigara dumanıyla enfeksiyonlar eriyor ve hava kesecikleri oluşuyor ve burada gaz değişimi bozuluyor yüzey azaldığı için. Giderek akciğerin üst kısımlarında balonlar şişiyor ve diğer akciğer sahalarını ve diyaframı etkiliyor. Burada tabii daha iyi anlaşılsın diye bir tarafı gösteriyoruz. Bir tarafının çalışmadığını görüyoruz diyaframın. Şimdi bu durumu düzeltmek için tabii ki hiçbir ilaç etkili olmuyor maalesef. Bu ancak şişmiş olan kısmı bir şekilde ortadan kaldırmakla azaltmakla mümkün. Onun için eskiden açık torakoskopi cerrahi yapılırken şimdi bunları biz çekvalf dediğimiz yani nefes verirken o gerideki değişmeyen havayı boşaltarak orada kontrollü bir büzüşme çökme oluşturuyoruz ve altta daha sağlıklı kısımlara yer açıyoruz. Aynı zamanda diyafram da bu sayede aşağı yukarı hareketini yapabiliyor ve nefes belirgin rahatlıyor. Burada gördüğünüz bir valf segment bronş akciğerin üst lobuna takacağız, üç tane alt bronşun ağzına onlar yerleştiriliyor. Ve nefes alırken hasta taze hava daha sağlıklı kısımlara giriyor oralara giremiyor. Nefes verirken arkada birikmiş hapsolmuş hava dışarıya çıkıyor ve böylece belirgin bir rahatlama, ilaç kullanım miktarında ve sıklığında azalma hatta bazı hatalarda oksijen bağımlılığının azalması ve yaşam kalitesinin artması söz konusu oluyor. Bunlar yine evlerinden dışarı çıkamazken daha aktif hale gelebiliyorlar. Bu şekilde de hastaların yaşamına bir katkı ağlamış oluyoruz. Burada bakın, o lobun küçülmesiyle diyaframın daha rahat çalışabildiği ve alttaki akciğer sahalarına yer açıldığını görmüş oluyoruz.

Koahtaki tedaviyle ilgili gelişmelerde daha çok yine araştırmalar da devam ediyor. Yeni bir takım ilaçlar var. Yani nefes yollarını rahatlatıcı, eskiden 6 saate bir kullanılırken daha sonra 12 saatte bir, şimdi 24 saatte bir kullanılacak ilaçlar var. Bazı hastalara nefes rahatlatmak için kortizon tedavisi veriyorduk örneğin. Bu kortizon tedavisi de uzun dönem olduğu zaman hastalarda bir takım yan etkiler yapabiliyor. Katarakt, şeker yükselmesi, ciltte incelme gibi, kemiklerde erime kırıklar gibi. Bunları önleyecek nonstereoid dediğimiz kortizon olmayan ilaçlar. Bunlar henüz bizim ülkemize gelmedi bunlar, gelmek üzere. Bunları da bir şekilde geldikçe hastalarımıza bunları kullanma imkanı da sağlamaya gayret edeceğiz.

 

CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam, Allah razı olsun, sonuçta gerçekten bu sıkıntıları çeken insanlara ciddi anlamda fayda sağlamış oluyorsunuz Allah vesile ediyor sizi, maşaAllah. Mesela burada hava kirliliği çok geride kalıyor. Asıl olan insanların sigara gibi bir alışkanlığa kendilerini kaptırmış olmaları. Sigaranın zararları, nargile mesela o da çok yaygın olarak özellikle gençler tarafından popüler denebilecek bir şey. Yani moda olabilen bir şey, ön plana çıkarılabilen bir şey. İşte bizim geleneksel bir adetimizmiş gibi öne sürülebilen bir şey ve makul gösterilebilen bir şey. Bunun zararları üzerinde nasıl durmamız gerekir? Gençleri bunlardan nasıl uzaklaştırmamız gerekir?

 

TURHAN ECE: Tütün yanması sonucu açığa çıkan o duman sigara, puro, nargileyle bir şekilde akciğerlere çekiliyor ve maalesef bu dumanın içerisinde o kadar zararlı şeyler var ki 4000 civarında madde var. Bunların çok çok kanserojen ve zararlı olan kısımları katranı da var. Ve bu uzun dönemde maalesef vücuda çok ciddi zararlar veriyor. Şimdi sigaranın genellikle, biz hastalarımızı sorguladığımız zaman onu çok net görebiliyoruz, başlangıçta özellikle ergenlik döneminde çocuklarda bir özentiyle başlıyor. Anne-baba örnek alınabiliyor ya da bir öğretmen ya da bir rol model olarak böyle bir medyada çok popüler olmuş birisi bunlar örnek alınabiliyor. Ya da arkadaşlar arasında böyle bir özenti bir merakla başlıyor. Sonra bu giderek başta psikolojik bağımlılığa dönüşüyor. O paketi taşımak almak elde tutmak vs. Sonra bu psikolojik bağımlılık çay içerken kahve içerken mutlaka yanında bir sigara eşlik etmeliymiş gibi böyle bir algı oluşuyor yıllarca. Bu dönemde biraz daha iyi ama bundan 15-20 sene önce çocuklar doğumundan itibaren bu tür objelerle sosyal kabul görmüş bir tüketim maddesi olarak algılıyorlardı sigarayı. Çok normal yaşamın bir parçası gibi algılıyorlardı. Her yerde onları hatırlatan iyi gösteren objeler vardı, reklamlar vardı. Şimdi çok şükür ki bu dönemde onlar büyük oranda azaltılmış vaziyette. Bu psikolojik bağımlılık giderek sonra madde bağımlılığına dönüşüyor yani nikotin maddesi. Bu nikotin maddesi organizmada beyinde uyarıları kaslara taşıyan sinir uçlarıyla miyonöral dediğimiz yani sinir kas bağlantısındaki geçişi iletiyi hızlandırabiliyor. Ve bu iletiyi hızlandırdığı için de bir uyanıklık bir zindelik verdiği düşünülüyor. Ama bunu tabii çok az miktarda yapıyor. Madde arttıkça madde bağımlılığı beyinde bir takım reseptörler büyüyor ve giderek daha fazla miktarda sigara itemeye başlıyor. Aslında nikotin bağımlılığı bir uyuşturucu madde bağımlılığından farkı kalmıyor bu dönemde. Tabii burada genç insanlarımızı özellikle ki giderek bilinçleniyoruz toplum olarak. Bunun kötü bağımlılık yapıcı ve ileride de çok ciddi yaşamı zora sokucu hastalık yapıcı bir etki olduğunu medya olsun, hekimler, sağlıkçılar herkes ve sosyal medya herkes bir şekilde vurguluyor. Canlı örnekleriyle bunları anlatmak gerekiyor.

 

CİHAT GÜNDOĞDU: Amfizem bunlardan biri, kanserler, si aynı zamanda akciğer kanserleri derneğinin de başkanısınız.

 

TURHAN ECE: maalesef biz bu hastalara uğraşıyoruz. O kadar ki, şimdi bağımlı hale gelmiş kişileri bu alışkanlıktan kurtarmak için öncelikle kişilerin kararlı olması gerektiğini ve bilgilendirme broşürü veriyoruz. Sonra bağımlık düzeyini ölçüyoruz. Yani diyelim ki sabah ilk kaktığında sigarasını ne zaman içme ihtiyacı hissediyor. İlk 30 dakikada mutlaka sigara içerim diyorsa bu ağır madde bağımlısı artık. Bununla hakikaten uğraşmak gerekiyor. Yöntemler de psikoterapiler, farmakolojik tedaviler var. Bunlar beyinde sigara isteğini azaltan maddeler şeklinde ama bunların da yan etkileri olabiliyor. Amerika’da falan intihar eğilimi vs. maalesef yan etkilerden bahsedildi. O yüzden bir dönem çekinceli davranıldı. Onun dışında bir de vücudun savunma mekanizmalarını uyaran ve savunma mekanizmalarını harekete geçirerek sigara isteğini ortadan kaldıran yöntemler var. Bunların en başlangıcında akupunkturla alakalı işlemler vardı. Daha sonra bunlar geliştirildi vs. Sonuçta tabii burada kişinin kararlılığı, farkında olması farkındalık yaratılmış olması.

 

CİHAT GÜNDOĞDU: kendi vücuduna zarar verdiğinin farkında olması.

 

TURHAN ECE: Evet. Bu çok önemli. Biz bunu çok iyi gözlemleyebiliyoruz ama kişi yaşamında bunu gözlemleyemiyor. Çünkü bize gelen hastalara dışarıdan bakıyoruz, “ben hiç bir şekilde sigarayı bırakamam, son yıllarda günde 3 paket sigara içiyorum” diyen insanlar Allah korusun bir akciğer kanseri tanısı konulduğu zaman bunu hissettiğinde anında bırakabiliyorlar. İnsan vücudu ve beyni o kadar muktedir aslında bunlara. Önemli olan bizim kararlı olmamız.

 

CİHAT GÜNDOĞDU: Belki bu insanlara akciğerin zaten daha önceden kanserin varlığın başladığını hakkında belki bilinçlendirilebilir insanlar. Kanserin aslında vücut içinde her gün süregelen bir değişim olduğu da anlatılabilir bu insanlara. Bağışıklık sistemi bu hücreleri zaten elimine ediyor yakalayıp imha ediyor ta ki bağışıklık sistemindeki bir düşüş, kısa süreli de olsa çöküş olduğu zaman bu kanser hücreleri yer bulup zaman bulup, fırsat bulup ortaya çıkıp çoğalabiliyorlar.

 

TURHAN ECE: Yahut da bu bağışıklık sisteminin o elimine edici, ayıklayıcı, temizleyici kapasitesini aşan miktarda aşırı bozulma olduğu zaman.

Şimdi ABD’de yapılmış bir çalışma var, 75 yaş üstünde sigara içmiş kişiler vefat ettikten sonra bunların akciğerleri incelenmiş ve bunların yüzde 40 civarında insitu karsinom dediğimiz kanseri bulunmuş akciğerlerinde. Yani bunlar daha üç beş on sene yaşasalar kanser olacaklardı. Bir başka çalışma erken kanser tarama çalışmaları, bu bir hücreden başlıyor çoğalarak giderek başta yüzeyel sonra katmanlara nüfuz ediyor ve vücuda yayılıyor. O aşamada yani insitu karsinom dediğimiz geriye dönebilir bazal membranı geçmemiş aşamada tespit edilip de sigarayı bıraktırıldığında hiçbir şey yapılmadan vücut kendisi bunu kontrol ediyor ve başlamış kanser ortadan kalkıyor. Bu çok çarpıcı bir örnek. Bazı insanlar diyor, işte “ben 60 sene sigara içtim 80 yaşındayım bundan sonra bıraksam ne olur?” Bu örnekleri düşünmek lazım. Her aşamada geri dönüş var. Bunun için her yaşta sigarayı tabii erken yaşta, hiç tanışmamak, hiç deneyim sahibi olmamak en iyisi ama olunmuşsa da bunları hangi aşamada, hangi yaşta olursa olsun geriye döndürmek çok önemli. Biz dediğiniz gibi akciğer kanserleri ile ilgileniyoruz ve maalesef akciğer kanserlerinin yüzde 85 tedavi edilebilir aşamayı biraz geçmiş olarak geliyorlar. Yani cerrahi olarak tümörün oradan alınabilir aşamada olmasını geçmiş olarak geliyorlar. Artık iş işten geçmiş oluyor.

 

CİHAT GÜNDOĞDU: Yani bir sigara dumanında yüzlerce kanserojen madde ilk olarak gırtlak borusuna çarptığında zaten hemen orada kanser dönüşümü başlatıyorlar. Ve bunun devamlı surette tekrarlıyor olması orada hasarın daha çok artmasına ve tümör hücrelerinin büyümesine sebep oluyor. Zaten sen şu anda kanser oluyorsun demek lazım.

 

TURHAN ECE: Tabii, kesinlikle öyle. Ancak bu bozucu etkiyi sizin savunma sisteminiz bir şekilde tolere ediyor onu bir noktaya kadar kontrol ediyor durduruyor ama siz bunu yoğun bir şekilde tüketmeye devam ederseniz artık o kapasiteyi aşacağınız için böyle bir tablo oluyor. Ve inanır mısınız o kadar zor durumda geliyorlar ki hastalar. 100 hastanın 85’i böyle ve nefes yolları tıkanmak üzere olanlar. Ameliyat edilemeyecek olanlar, ilaç tedavisini sürdüremeyecek olanlar, ışın tedavisini o aşamada sürdüremeyecek olanlar. Biz de işte o aşamada girişimsel bronkoskopi dediğimiz nefes yollarını açma işlemi yapıyoruz. Bu da yeni bir tedavi yöntemi. Keşke hastalarımız o aşamaya gelmemiş olsalar ama o aşamaya geldikten sonra kişilerin böyle boğulmalarına seyirci kalmak da hoş bir şey değil. Tıbbın bu aşamada da kısmen çözüm sağlayıcı yöntemleri var. Bunlardan birsi girişimsel bronkoskopi. Yani ana soluk borusu ve ana havayollarında o büyümüş tümörleri clio terapi dediğimiz soğutma yöntemi ya da elektro koter lazer, argon plazma kva regülatörüyle sıcak yöntemlerle yakma eritmeyle oraları açıyoruz. Ondan sonra gerekirse hızlı büyüme riski varsa içeriye stent dediğimiz, nasıl kalp damarlarına konuluyor böyle yapay, kendiliğinden açılır boru tarzında o tümörün tekrar büyüyüp o nefes yolunu kapatmasını önleyici bir takım maddeler koyuyoruz stentler. Ve sonrasında da ışın tedavisi, ilaç tedavisi gibi tedavilerini aksatmadan alabiliyor. O konuda da güzel hedefe yönelik ilaçlar çok seçici, vücudun diğer hücrelerine zarar vermeden tümör dokusunu etkileyebilecek ilaçlar da var ama özellikle nefes yollarının açıklığı yüzde 50’nin altına inmişse yani dramla yüzde 50’nin üstüne çıkmışsa bu durumda mutlaka diğer onkolojik tedavilerden önce biz bu girişimsel bronkoskopi yöntemiyle nefes yollarını açıp gerekirse stenti koyup, ondan sonra medikal onkoloji ya da radyoterapiye vermek durumundayız. Eğer bunu yapmazsak, diğer tedaviye giderse bu durumda orada tedavi sırasında o doku daha da şişebiliyor ve nefes yolunu büyük oranda kapatıp nefes darlığını artırabiliyor. Ve arkasında balgam tam atılamadığı için mikroplar tam uzaklaştırılamıyor, zatürree poststenotik yani daralma gerisi enfeksiyon olabiliyor, zatürree gelişiyor, hastalar alması gereken tedaviyi de alamıyorlar. Tedavi aksıyor ve o süreç maalesef daha hızlı bir şekilde sonlanıyor. Onun için girişimsel pulmonolojiyle bronkoskopiyle ilgilenen akciğer hastalıkları uzmanının da, akciğer kanseri hastaların da nefesin rahatlatılması ve tedavinin tam yapılabilmesini sağlayıcı rollerinin olduğunu burada bir kere daha hatırlatmak isterim.

 

CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam, Allah’ın Şafi sıfatı var, şifa veren. İlaçlar, sizin gibi yetkin hocalarımız, değerli hocalarımızın varlığı Allah’ın Şafi sıfatının tecellisi olarak var, maşaAllah. Allah razı olsun. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

 

TURHAN ECE: Vesile oluyoruz. Ben genel olarak insanlarımıza, dostlarımıza, vatandaşlarımıza ve tüm insanlığa Allah’ın verdiği bu vücut sağlığını korumanın çok önemli olduğunu ve bunu sağlamak için de zararlı maddeler başta sigara olmak üzere, bir takım uyuşturucu maddeler gibi maddelere maruz kalmamaları gerektiğini ve bir sağlığın ve yaşamın insanların anki bir bankada kredi açılmış hesap gibi bunu nasıl bozacak etkilerle hızlı tüketirseniz o kadar yaşam süreniz kısalabilir. Ve aynı zamanda da bu olmasa bile sıkıntılı yaşarsınız. Ama bunu ne kadar düzenli dengeli koruyarak bakarak vücudunuza o hesap gibi kullanırsanız o durumda da daha sağlıklı daha mutlu bir yaşam sürdürülebilir. Onun için tüm insanlığa sigarasız sağlıklı mutlu günler diliyorum.

 

CİHAT GÜNDOĞDU: Akciğer anlattığınız şekilde hücrelerine varıncaya kadar, bronşlarından solunum, diyafram kasına varıncaya kadar çalışan mükemmel bir makine. Allah bizi böyle bir nimetle nimetlendirmiş, bahşetmiş bu makineyi bize. Rahatımız ve ferahlığımız için. Derin bir nefes alabilmenin daha bir karşılığı yok. Nefes alamayan bir insan için tabii ki bu geçerli. Yokluğunda her şey hissediliyor. Hastalıkları da Allah eksikliğinde nimetin farkını anlayalım, kadrini kıymetini bilelim diye veriyor, bir hayır üzere veriyor, bir anlamı var hastalıkların da o bakımdan, inşaAllah.

Evet, sevgili izleyenlerimiz, değerli hocamız Prof. Dr. Turhan Ece’yi konul ettiğimiz bu programımızda bir Bedenimizdeki Ayetler programının da sonuna gelmiş olduk. Hocamıza tekrar teşekkür ediyoruz katılımından dolayı. Tekrar görüşmek üzere tekrar hayırlı günler diliyoruz.

 

http://a9.com.tr/izle/102912/Yasam-ve-Saglik/Bedenimizdeki-Ayetler---10---Prof-Dr-Turhan-Ece-Akciger-Hastaliklari-uzmani-(8-Subat-2012)


 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
ALS
Akciğer
Akciğer Hastalıkları Uzmanı
Amerikan Göğüs Hastalıkları Uzmanlığı Derneği
Bedenimizdeki Ayetler
Doktor
Hastalık
Hastane
Havalandırma
Hemoglobin
Polen
Prof. Dr. Turhan Ece
Savunma
Sağlık
Sinüs
Yaşam ve Sağlık
amfizem
diyafram
imnolojik etkenler
kronik bronşit
nefes darlığı
solunum yolu
tedavi
İnsan Vücudu