Doğada Allah'ın Yaratma Sanatı 1. bölüm
Merhaba değerli izleyicilerimiz. Duaya baktığımızda canlı bedenlerinde hiçbir teknoloji ile kıyaslanamayacak kadar üstün tasarımlar bulunduğunu görürüz. Bu Allah'ın kusursuz yaratışıdır. Bugün sizlerle yüce Allah'ın üstün yaratma sanatından bazı örnekleri inceleyeceğiz. Ancak konumuza geçmeden önce bir tasarımın ortaya çıkma sürecini izleyelim.
İlk sırada tasarlanacak materyalin kullanım amacı ve işlevinin belirlendiği bir ön çalışma yer alır. Bundan sonra tasarımcının elinin altında bulunan boş bir kağıt ve kalemden başka bir şey değildir. Burada yapılan eskiz çizimleri ile tasarımın ana hatları belirlenir. Daha sonra tasarımın bire bir boyutlarda üç boyutlu maketi hazırlanır. Bu arada oluşturulan heykel modeli üzerinde bazı deney ve testler yapılır. Sıra bilgisayarda 3 boyutlu modelleme yapmaya gelir. Ve son olarak tasarım kullanıma sunulur. Bütün bu işlemler burada anlattığımız kadar kısa sürmez. Bu çalışma senelerce bile sürebilir.
Görüldüğü gibi bir ürün tasarlamak ilk adımından üretim aşamasına kadar oldukça zahmetli bir süreçtir. Tabii bu arada bazen tasarımlarda hatalar olabildiğini ve ürün üzerinde defalarca düzeltmeler yapıldığını da unutmamak gerek.
Size bir soru sorarak başlamak istiyorum. Çevrenize şöyle bir göz attığınızda gördüğünüz, gözünüze çarpan cisimlerden hangilerinin tasarım, hangilerinin tasarım olmadığını nasıl ayırt edersiniz? Bir şeyi tasarım olarak nitelendirebilmek için az ya da çok sayıda parçasının olması, parçaların bir amaca yönelik olarak bir araya gelmesi ve küçük de olsa herhangi bir parçanın eksikliğinde görevini yerine getirememesi gerekir. Tüm bu seçenekler bir arada ise ortada da bir tasarım olduğundan bahsedebiliriz.
Örneğin bir saat bu üç şartı da yerine getirdiği için tasarım olarak nitelendirilebilir. Bir saatte başta dişçiler olmak üzere pek çok parça zamanı ölçmek amacıyla bir araya yükselmiştir. Bir dişli ya da bir mil eksik olduğunda zamanı ölçemezsiniz. Peki ya söz konusu bir canlıysa?
Örneğin vücudumuzu ele alalım. Tasarımın tanımını az önce yapmıştık. O halde biz vücudumuz içinde bir tasarım, hatta tasarım harikası diyebiliriz. Çünkü tüm sistemlerimiz, organlarımız, hücrelerimiz, hatta hücrelerimizin içindeki enzimler, proteinler hep bir amaca hizmet ederler. Eğer bu sistemleri oluşturan parçalardan herhangi birinde bir eksiklik olursa işlevlerini yerine getiremezler. Bu noktada önemli bir hatırlatma yapmak istiyorum.
İzlediğiniz bu programda Allah'ın yaratmasındaki mükemmelliği vurgulamak için tasarım kelimesini kullanacağız. Allah'ın tüm evrende kusursuz bir tasarım yaratmış olması Rabbimizin önce plan yaptığı ya da daha sonra yarattığı anlamına gelmez. Elbette ki göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'ın yaratmak için herhangi bir tasarım yapmaya ihtiyacı yoktur. Allah'ın tasarlaması ve yaratması aynı anda olur. Allah, bütün eksikliklerden münezzehtir. Allah'ın bir şeyin ya da bir işin olmasını dilediğinde, O'nun olması için yalnızca ''Ol'' demesi yeterlidir.
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“O yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, ancak O'na ''Ol'' der, O da hemen oluverir.” (Meyrem Suresi, 35)
19. yüzyılda Charles Darwin'in “Türlerin Kökeni” adlı kitabıyla ortağı attığı bu teori, canlıların gerçekte bir tesadüfler zinciri içinde oluştuklarını ve birbirlerinden farklılaştıklarını öne sürer. Bu senaryo 140 yıldır çok bilimsel ve ikna edici bir teori edasıyla anlatılır. Darwin'in ortaya attığı bu asılsız teoriye göre cansız maddeler kendilerini rastgele değişen ve bazı olaylarla organize etmiş ve bunun sonucunda da ilk hücre tesadüfen oluşmuştur. Darwinizme göre yeryüzündeki canların tümü bu ilk hücrenin tesadüfler sonucunda evrimleşmesiyle meydana gelmiştir. Teorinin temel mantığına göre canlılar küçük ve tesadüfe bağlı değişikliklere uğramakta olur. Bu tesadüfü değişiklikler ne kadar bir canlıya yarar sağlarsa, bu canlı diğerlerine göre avantaj sağlayacak, onun nesli de aynı avantajı sürdürecektir. Böylece yeni bir tür ortaya çıkacaktır. Ancak Darwin'in teorisini büyüteç altına alıp, canlılardaki tasarım örnekleriyle kıyasladığımızda ortaya çok farklı bir tablo çıkar. Darwinizmin canlılığa getirdiği açıklama, kendi içinde çelişkili kısır döngüden başka bir şey değildir. Darwin bu iddialarıyla aslında bilim tarihindeki en büyük yanılgının mimarı olmuştur. Hiçbir somut bilimsel bulguya dayanmayan teorisi, kendisinin de kabul ettiği gibi sadece bir mantık yürütmedir. Şimdi gelin, hep birlikte bu sözde bilimsel teoriyi inceleyelim. Ve bu teorinin savunucularının yıllardır insanları nasıl bilim adı altında kandırdıklarına bir bakalım.
Evrim teorisi, iki temel mekanizmanın canlılarda gelişime yol açtığını öne sürer. Doğal seleksiyon ve mutasyon. Teorinin temel iddiası şöyledir. Doğal seleksiyon ve mutasyon, birbirlerini tamamlayan iki mekanizmadır. Evrimsel değişikliklerin kaynağı, canlıların genetik yapısında meydana gelen rastgele mutasyonlardır. Mutasyonların sebep olduğu özellikler, doğal seleksiyon mekanizması aracılığıyla seçilir. Böylece canlılar evrimleşir. Bu senaryoyu biraz incelediğimizde ise aslında ortada somut bir evrim mekanizması bulunmadığını görürüz. Çünkü ne doğal seleksiyon, ne de mutasyonlar, türlerin evrimleştikleri ve birbirlerine dönüştükleri iddiasına en ufak bir katkıda bulunmaz.
Darwinizmin temelinde doğal seleksiyon kavramı yatar. Darwin'in teorisini ortaya koyduğu kitabının başlığında da vurgulanan iddia budur. “Türlerin kökeni, doğal seleksiyon yoluyla.”
Doğal seleksiyon, doğada daima bir yaşam mücadelesi olduğu ve hayatta kalanların hep güçlü ve doğal şartlara uygun canlılar olacağı varsayımına dayanır. Örneğin yırtıcı hayvanların tehdidi altında olan bir zebra sürüsü içinde çoğunlukla hızlı kaçabilen zebralar hayatta kalacaktır. Zebraların daha hızlı koşması bacaklarındaki kas sayısını arttırmayacak ya da kanatlanıp uçmayacaklardır. Bu süreç ne kadar uzun sürerse sürsün, zebralar bir başka canlı türüne asla dönüşmeyecektir. Zebraların genetik bilgisinde bir değişiklik olmadığı için de bir tür değişimi gerçekleşmeyecektir. Zebralar ne kadar seleksiyona uğrarsa uğrasınlar, zebra olarak yaşamaya devam edeceklerdir. Doğal seleksiyonla evrimleşme teorisi, somut bilimsel bulgular karşısında da açmaz içindedir.
Bir teorinin bilimsel değeri, gözlem ve deneyler karşısındaki başarısı, ya da başarısızlığıyla ölçülür. Doğal seleksiyonla evrimleşme teorisi ise gözlem ve deneyler karşısında kesinlikle başarısızdır. Darwin'den bu yana doğal seleksiyon vasıtasıyla canların evrimleştiğine dair tek bir bulgu ortaya konamamıştır.
Ünlü bir evrimci olan İngiliz Doğa Tarihi Müzesi baş paleontoloğu Colin Paterson bu gerçeği şöyle kabul etmektedir:
“Hiç kimse doğa seleksiyon mekanizmalarıyla yeni bir tür üretememiştir. Hiç kimse böyle bir şeyin yakınına bile yaklaşamamıştır. Bugün Neo-Darwinizmin en çok tartışılan konusu da budur.”
Darwin, canlıların kazandığını iddia ettiği, yeni özelliklerin sonraki nesillere nasıl aktarıldığı konusunda bir açıklama yapmamıştı. Onu izleyen evrimciler ise bu konuda mutasyon kavramını ortaya atarak bu açığı kapattıklarını zannettiler. Oysa mutasyonlar teorinin eksik kalan noktalarını tamamlayacağı yerde teoriyi daha çok açmaza soktular. Çünkü mutasyonlar canlıların genlerinde oluşan tesadüfi kopmalar ve yer değiştirmelerdir. Ve en önemlisi ise bugüne kadar hiçbir canlının genetik bilgisini geliştiren bir mutasyon gözlenmemiştir. Bilinen mutasyon örneklerinin hemen hepsi canlıları sakat ya da hasta bırakır. Az bir kısmı ise etkisizdir.
Gelin şimdi mutasyonların canlılara neler yaptığını örnekleri ile görelim.
VTR-
Filmimizden de anlaşılacağı üzere canlıları mutasyon yoluyla geliştirebileceklerini düşünmek, bir insan topluluğuna rastgele ateş açarak eskisinden daha sağlıklı, daha gelişmiş bireyler elde etmeyi ummak gibidir. Kısacası saçmadır. Ünlü Fransız bilim adamı Pierre Paul Grasse, mutasyonların canlılar üzerindeki etkisini, “ne kadar çok sayıda olursa olsun mutasyonlar hiçbir zaman evrime neden olmaz” diyerek açıklamıştır.
Şimdi evrim teorisinin önde gelen savunucularından Richard Dawkins bu konuda ne diyor? Bir bakalım.
VTR-
Darwin, ortaya attığı evrim iddiasıyla ilgili duyduğu endişeyi, “Türlerin Kökeni” isimli kitabında şöyle yazmıştır:
“Eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır. Ama ben böyle bir organ bulamadım.”
Darwin, 19. yüzyılın ilkel bilimsel düzey içinde böyle bir organ bulamamış veya bulmak istememiş olabilir. Ancak 20. yüzyıl bilimi canlılığı en ince detaylarına kadar incelemiş ve gerçekte canlı yapıların iç içe geçmiş pek çok parçanın bir arada çalışmasıyla oluştuğunu göstermiştir. Bu parçalardan birisi bile olmasa ya da kusurlu olsa hiçbir işe yaramayacaktır. Bu tür sistemler indirgenemez komplekslik olarak tanımlanan özelliğe sahiptir.
Örneğin insan gözü daha basite indirgenemez. Çünkü tüm detaylarıyla birlikte var olmadığı sürece işlev görmez. Doğadaki tasarım örneklerini incelemeye başlamadan önce küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum. Hatırlarsanız programımızın başında endüstriyel bir tasarımın nasıl yapıldığını görmüş, üretimi tamamlanmış olsa dahi tasarımdaki hataların sonradan düzeltilebileceğini belirtmiştik. Ancak söz konusu bir canlı ise böyle bir şey yapmak asla mümkün değildir.
Söz gelimi doğada ortaya çıkan ilk aslanı bir düşünelim. Her şey tamam olsun ama pençelerinden yoksun olsun. Sizin de tahmin edebileceğiniz gibi böyle bir aslanın doğada yaşaması ve türünü devam ettirmesi imkansızdır. Aslan dünyaya geldiği ilk andan itibaren kusursuz, eksiksiz bir tasarım ile var olmalıdır. Yani yaratılmış olmalıdır. Evet, isterseniz şimdi Yüce Allah'ın sonsuz yaratma sanatının örneklerine hep birlikte şahit olalım.
Göz: Dünyaya açılan penceremiz
En güzel manzaraları onunla görürüz. Vücudumuzda başka hiçbir yerde olmayan şeffaf kısmıyla eşsizdir. Gerekli ayarlamaları yapar, ışığı geçirir ve kırar. Sonra onu elektrik sinyaline dönüştürüp beyne gönderir. Böylece dış dünyayı görürüz.
İnsan gözü yaklaşık 40 ayrı hassas parçanın birleşmesinden oluşan çok kompleks bir sistemdir. Bu parçalardan sadece bir tek tanesi üzerinde düşünelim.
Örneğin göz merceği. Biz çoğu zaman farkında olmayız ama cisimleri net görmemizi sağlayan şey göz merceğinin her saniye hiç durmadan otomatik odaklama yapmasıdır. Odaklama göz merceğinin etrafındaki küçük kaslar tarafından yapılmaktadır. Her bakış değişiminde bu kaslar devreye girer ve merceğin şişkinliğini değiştirerek ışığın doğru açıda kırılmasını ve istediğimiz cismi net görmemizi sağlar. Mercek bu ayarı hayatımız boyunca hiç hata yapmadan her saniye gerçekleştirmektedir.
Gözdeki 40 temel parçadan oluşan bir diğeri de korneadır. Kornea gözün en önünde yer alan saydam bir tabakadır. Vücudun başka hiçbir yerinde benzeri olmayan bu dokunun tam gereken yerde, yani gözün önünde ve bir kristal berraklığında bulunması elbette bir tesadüf olamaz. Gözdeki önemli parçalardan biri de bu organımıza rengini veren iris tabakasıdır. Korneanın hemen arkasında yer alan iris, ortasındaki boşluğu genişletip daraltarak göze giren ışık miktarını ayarlar. Parlak bir ışıkta hemen daralır. Karanlıkta ise göze daha çok ışık alabilmek için genişler. Benzer bir ışık ayarı sistemi kameralarda da kullanılır. Ama hiçbir kamera iris kadar başarılı değildir. Yüce Allah'ın sonsuz yaratma sanatının örneklerinden biri olan gözdeki kompleks yapı konusuna kısa bir ara veriyoruz. Sonrasında tekrar beraberiz.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500