Bedenimizdeki Ayetler - 11 – Prof. Dr. Mehmet Tınaz, Florance Nightingale Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü Şefi ( 15 Şubat 2012)
OKTAR BABUNA: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz. Bir Bedenimizdeki Ayetler programına daha hoş geldiniz. Bugün çok değerli bir konumuz var. Sayın Prof. Dr. Mehmet Tınaz. Türkiye’nin en önde gelen Kulak Burun Boğaz Uzmanlarından. Bizim ağabeyimiz hocamız aynı zamanda Çapa Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Profesörlerinden. Şu an da Florance Nightingale Hastanesi Kulak Burun Boğaz departmanında görevine devam ediyor. Hocamızın çok önemli bir özelliği daha var, sporcu kimliği aynı zamanda. Türkiye’nin önde gelen tenis şampiyonlarındandır. Şampiyonlar şampiyonudur, doktorlar bölümünde uzun yıllar rakipsizdi. Hatta sizi turnuvaya almıyorlardı hocam. Ben de her karşılaştığımda sizden bir el alabilirdim. Onu da lütfen nezaketen verirdiniz bana.
MEHMET TINAZ: Ama şimdi bir az durum değişti. Doktorlar daha fazla spor yapmaya başladılar, daha fazla tenis oynamaya başladılar.
Çok iyi tenis oynayanlar var. Yine devam ediyoruz.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, çok sağlıklısınız. Uzun yıllardır sporcu kimliğiniz var hakikaten, maşaAllah. Mesleğinizde de bir o kadar başarılısınız hocam. Çok talebe yetiştirdiniz, maşaAllah.
MEHMET TINAZ: Başarılı olmaya çalışıyoruz.
OKTAR BABUNA: Hocam, isterseniz sizin uzmanlık sahanızdan başlayalım. Kulak burun boğaz hastalıkları. Çocukluk çağının hastalıkları ayrı, yetişkinlik çağının hastalıkları ayrı. Çocukluk çağıyla başlayalım hocam inşaAllah.
MEHMET TINAZ: Çocukluk çağıyla başlayalım. Çünkü çocukların yaklaşık yüzde 40’ı mutlaka bir kere kulak burun boğaz muayenesi olur ve kulak burun boğaz hastalıklarından muzdarip olur diye biliriz. Bir çok hastalığı çocuklarda görebiliyoruz ama bunların içinde en sık olan ortakulak iltihapları. Her beş çocuktan üçü ilk 7 yaş içinde ortakulak iltihabıyla bir doktora kulak burun boğaz uzmanına. Bunun teşhisinin ve tedavisinin bir an evvel yapılması çok önemlidir. Çünkü kulak anatomik olarak beyne çok yakındır. İçinden yüzün hareketini sağlayan sinir geçmektedir. Dolayısıyla iltihap bir an evvel ortadan kaldırılmalıdır. Akut ortakulak iltihabı dediğimiz bu ortakulak iltihaplarında genelde çocukta ağrı, ateş, huzursuzluk olur. Ve bu şikayetle doktora gelir. Muayenesi mikroskop altında yapılarak teşhisi hemen konulur ve tedavisi çok çabuk gerçekleştirilir. Buradaki en önemli sebep; kulakla geniz arasındaki yolun geçirilen bir üst solunum yolu iltihabından sonra tıkanması, iyi çalışmaması ki çocuklarda bu yol çok incedir. Kıkırdak ve kemik yapısı tam oluşmadığı için iritasyona çok çabuk cevap verir ve şişer. Öksürük ve sümükleri sümkürmesiyle de iltihaplar ortakulağa geçebilir ve olay başlar. Antibiyotikler, üst solunum yolları enfeksiyonunu ortadan kaldıracak dekonjestan dediğimiz ödemi alacak ilaçlar, burun damlaları ve ağrı kesicilerle tedavi edilebilir. Çok sık olursa tabii o zaman üst solunum yollarının daha derin bir muayenesi gerekir. Daha çok da kreşe giden çocuklarda, anne sütünü yeterli almayan çocuklarda ve sigaralı ortamda, evde sigara içilen ortamda bulunan çocuklarda ortakulak iltihaplarının daha çok görüldüğü literatürde belirtilmektedir.
OKTAR BABUNA: Nasıl anlıyoruz? Mesela çocuk benim kulağım ağrıyor, kulağım iltihaplandı demez.
MEHMET TINAZ: Söyleyebilen çocuk var, söyleyemeyecek yaşta olduğu zaman çocuk ateşi olur, çok huzursuzdur ve kulağını kaşır. O sırada da eğer bir burun tıkanıklığı nezlesi varsa zaten çocuk doktorunu da rutin olarak ilk bakacağı yerlerden biri kulak muayenesidir. Otoskopla bakar. İster çocuk doktoru tedavisini yapar, ister kulak burun boğazcıya yönlendirir ve kulak burun boğazcı tarafından yapılır.
OKTAR BABUNA: Bunların ilerlediği durumlarda da biliyoruz ki siz müdahale etmek durumunda kalabiliyorsunuz. Mesela küçük delik açmak, tüp takmak gibi.
MEHMET TINAZ: Tabii. Şimdi çok şişmişse zar ve bunu tahliye etmek parasentez dediğimiz zara mikroskop altında düzgün bir çizik atıp bu iltihabı içinden vakumla alıyoruz ve çocuk hemen 10 dakika içinde hem ağrısı kesiliyor hem olayın büyük bir bölümünü çözmüş oluyoruz. Tekrar eden ortakulak iltihapları var ki, bazı çocuklar kışta beş altı kere ortakulak iltihabı oluyor. Tabii bunun zararlı etkileri var. Dediğim gibi menenjit yapma riski var, beyin apsesi yapma riski var ve yüz siniri kanalını toksik etki yaparak zehirleyici etki yaparak irite edip yüz felci yapma dahi, çok nadir görülse de var. Ayrıca çok sık tekrar eden ortakulak iltihaplarında kalıcı kayıplar, işitme kayıplarına sebebiyet olabilir. Bu açıdan bunlara eğer böyle çok fazla oluyorsa ventilasyon tüpü dediğimiz östakinin görevini geçici olarak yapabilen, halk arasında da tüp namıyla geçen bir protez takılıyor zarın üstüne. 1 milimetrelik bir protez, bu östakinin görevini yapıyor. O sırada herhangi bir bademcik dokusunun devamı olan et varsa veya üst solunum yolu enfeksiyonu varsa o da düzeltilmeye çalışılıyor.
OKTAR BABUNA: İşitmeye etkisi ne oluyor bunun? Yani o sırada işitmeye devam edebiliyor mu?
MEHMET TINAZ: Şimdi şöyle; dışarıdan sesler geliyor, kulak kepçemiz bu sesleri alıyor. Bunlar titreşerek dış kulak yoluyla zarı titreştiriyorlar. Ortakulakta çekiç, örs, üzengi kemikleri var, bunlar titreşiyor ve hava ortamından sıvı ortama içkulağa ses enerjisi güçlenerek geçiyor. İçkulakta da bu elektrik enerjisine çevrilip beyne gidiyor. Ortakulakta bir mayi veya iltihap olduğunda bu geçiş engelleniyor. Dolayısıyla iletimdeki gecikme bir tıkanıklık hissi ve ritim tipi işitme kaybı yapıyor. Ama eğer devam ederse bu mikropların veya toksik etkinin içkulağa geçmesiyle içkulaktaki bir hasar kalıcı oluyor. O işitme kaybı kalıcı olarak devam ediyor. O açıdan çok çabuk tedavi edilmesi gereken bir durum.
OKTAR BABUNA: Derhal hem ilaç hem dediğiniz yöntemler eğer gerekiyorsa mutlaka hemen yapılmalı. Yani ilk olarak kulak burun boğazcıya gidilmesi lazım.
MEHMET TINAZ: Görmesi lazım. Çünkü bazı çocuklar da var ki sekreter otismedia dediğimiz ortakulak dediğimiz normalde steril bir alan yani içinde mikrop yok. Ortakulakta mikropsuz sıvının biriktiği durumlar var. Bu, çocukluk çağında çok görülen, okul öncesi çağda çok görülen bir durum. Burada çocukların ağrısı sızısı olmuyor iltihap olmadığı için. Sadece biraz evvel söylediğim iletimde engelleme olduğu için iyi işitmiyorlar. Annesinin söylediklerini tekrar ettirebiliyor, duymamazlıktan geliyormuş gibi veya televizyonu fazla açıyor. Tabii uyanık olan aileler bunu çok çabuk fark ediyorlar ya da öğretmenleri fark ediyor, çocuğun duymadığını söylüyor. Bunlardaki ortakulaktaki sıvı tamamen mikropsuz bir sıvı. Bunun sebebi şu, üç tane sebebi var; birincisi bu çocukların hafif alerjik olması üst solunum yolları açısından. İkincisi, normalde bizim üst solunum yollarımızın kendi kendini temizleme fonksiyonları var klerens dediğimiz tıpta, oradaki hücreler orayı temizliyor. Bu çocuklarda bu yavaş çalışıyor, büyüdükçe düzelebiliyor. Tamamen çalışmazsa zaten ciddi bir hastalık oluşuyor ama yavaş çalışıyor. Bir de büyük bademcikler ve geniz etleri, östaki borusu dediğimiz kulakla geniz arasındaki yolun çalışmasına engel oluyor, dolayısıyla bu hadise oluşuyor. Bunda mutlaka eğer ilk anda kullanılan antibiyotik ve dekonjestanlara cevap vermiyorsa ve östaki tekrar çalışmıyorsa tüp takmalı. Eğer geniz eti veya tıkayıcı tipte bademcik varsa tahliye etmeli ve üst solunum yollarındaki alerji ve iltihaplar ortadan kaldırılmalı.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Demin anlattığınız hakikaten işitmede mükemmel bir fonksiyon, Allah çok güzel yaratmış. Kulak zarı, minicik milimetrik kemik.
MEHMET TINAZ: Öyle bir sistem var ki orada, bu üzengi kemikçiğimiz stapes dediğimiz kemikçiğimiz hem işitmeyi artırıyor hem aşırı seslerin kulağa gelmekte ve orada yaratmakta olduğu kötü olaylara engel oluyor. Şöyle oluyor; diyelim ki işitmemizin desibelinin 70-80 üstünde çok büyük ses oldu etrafta, bir patlama oldu, bu gelen ses stapes kemikçiğiyle beraber onun boynuna gelen çok ufak bir kas var……onun sinirini uyarıyor ve kasılıyor bu, o sesin iç kulağa geçip akustik ses travması yaratmasını engelliyor. Çok anormal bir mekanizma.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. O kas dediğiniz de mikroskobik bir kas.
MEHMET TINAZ: Tabii, mikroskop altında görebiliriz onu. Bazı ameliyatlarda onu kesiyoruz hasta daha rahat işitsin diye.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
Çocuklarda ortakulak iltihabı çok sık görülüyor ama hem çocukların hem yetişkinlerin çok önemli bir hastalığı vardır bademcik iltihabı. Hep sık sık özellikle de çocuklarda enfeksiyon olur, iltihaplanma olur. Nasıl tedavi ediliyor onu konuşalım.
MEHMET TINAZ: Bu son zamanlarda çok tartışmalı. Bir bademcik paneli oluyor, bir sürü tezler ileri sürülüyor ama buradaki olay şu; bademcikler bir halkadır. Buna tıpta waldeyer halkası diyoruz. Bizim bademcik olarak bildiğimiz iki tane palatal bademcik dediğimiz doku. İki tane dil kökünde olan dil kökü bademcikleri. İki parça halinde genizde olan ve çocuklarda geniz eti denilen bademcik ve farenksi kaplayan yutak bölümünü kaplayan yüzlerce lenf dokusu. Bunların hepsi bademcik dokusu esasında. Ve bizim aldığımız sadece geniz eti ve palatal bademcik dediğimiz kenardaki bademcikleri alıyoruz. Bunu da ne zaman alıyoruz? En fazla endikasyonu tümöral durumlarda alıyoruz. Eğer üstünde bir kanser şüphesi varsa kesin alınma endikasyonu var. İkincisi çok büyükse ki bunlar apne dediğimiz gece uykuda solunum durmasına sebebiyet veriyorlar yani rahat uyuyamıyor. Çocuk gece horluyor, solunumu belirli bir süre duruyor, terliyor, sağa sola dönüyor. Büyükler için de aynı şey geçerli.
OKTAR BABUNA: Her horlayanda bu olunum durması oluyor mu?
MEHMET TINAZ: Çok çeşitli faktörleri var, burun kemiğinin eğri olması, bademcikleri büyük olması, yumuşak damak, küçük dilin hipertrofik olması, hastanın kilolu olması, yatış pozisyonu bunların hepsi apneye götürebilir hastayı. Ama çocukları konuştuğumuz zaman büyük bademcik hastayı en fazla apneye götürüyor ve kesin endikasyonlarından biri de eğer tıkayıcı vasıfta bir geniz eti ve bademcik varsa bunu almak gerekiyor. Şöyle bir kanı var; bunlar mikropları önleyen bir kapıdır, bunları alırsanız mikroplar.. Böyle bir şey tıbbi olarak doğru değil. Çünkü onların görevini dil kökündeki bademcikler yapıyor ve farenkstekiler yapıyor. Hatta hastalar derler ki, “faranjit oluyorum.” Farenksteki lenf dokuları dışarıdan giren mikropları karşılıyor ve buna cevap veriyor, bu açıdan bu ikisi kesin endikasyonlar. Bunun haricinde ağız kokusu yapması. Geçirilen enfeksiyonlarla bunların içindeki yollar çalışmıyor. İçinde yemek artıkları kalıyor ve temizleyemediği için tahliye sebeplerinden birisi ağız kokusu insanı toplum içinde kötü duruma düşüren bir semptom. Onun haricinde çok sık enfekte olması yani senede beş altıdan fazla enfekte olması. Bu ikincil endikasyonlar kesin endikasyon değil Çünkü günümüzde o kadar çeşitli antibiyotikler var ki engellenebiliyor bunlar. Ama sonuçta ben şöyle diyorum; buna karar veren ailedir çocuğu için. Çünkü eğer çocuk her gün hastaysa, her hafta antibiyotik alıyorsa hiçbir şekilde yapılan tedavilerle önüne geçilmiyorsa bademciğin alınmasının sağlık açısından hiçbir sakıncası yok. Tabii ki günümüzde bir takım şeyler oldu, çok çok iyi gelişmemiş hastanelerde ameliyatlar oldu ve hastalara bazı komplikasyonlar ortaya çıktı. Bunlar halkı bademcik ameliyatından uzaklaştırdı. Gerçekten sonunda cik olmasına rağmen özel de bir şey var. Mesela Kıbrıslılar her şeyin sonuna cik getirirler, bademciğe badem derler, ona cik getirmezler. Bunun ameliyatı da hem solunum yolu hem de yemek borusunun ağzı aynı yerde çalıştığınız için esasında derli güç bir ameliyattır ama. Her türlü şart artık ülkemizdeki hastanelerde dört dörtlük, o açıdan hiç problem olmadan çocuklar ameliyat olabilir.
OKTAR BABUNA: Evet doğru. Ben de olmuştum, çok sık enfeksiyon kaynağı olmuştu bende. Aldıktan sonra da çok rahatlamıştım. Gerektiği zaman yapılıyor, evet.
MEHMET TINAZ: Gerektiği zaman yapmak lazım.
OKTAR BABUNA: Ama maşaAllah yedekleri de yaratılmış, bu önemli. Yani alındığı zaman mikroba tamamen açık değil.
MEHMET TINAZ: Yok yok, zaten şöyle düşünülürse, geniz eti şikayeti yapan geniz bademciği 12 yaşından sonra çocuk büyüyünce kendiliğinden ortadan kayboluyor, sadece ufak dokular halinde kalıyor. Çok çok lazımsa niye kayboluyor, kaybolmaması lazım. Onun için bademciği de aldığınız zaman dil kökü veya farenksteki lenf dokuları çok rahatlıkla bu işi halleder.
OKTAR BABUNA: Bir de şunu tavsiye ediyor musunuz; radyo frekans gibi bir yöntemle geniz etine müdahale?
MEHMET TINAZ: Lazer olsun, radyo frekans olsun bu tip aletlerin tıp alanına sokulması için çalışma yapılıyor. Başta lazerle bademciklerin plikanın dışında kalan büyük kısmı kesilerek yapılması ortaya kondu. Daha sonra bu radyo frekans sistemi kullanılarak sonuçta her şey kanamasız veya hastayı kanama riskine sokmadan bir ameliyat yapmaya dayanıyordu ama alzerlerle yapılanlarda biliyorsunuz bir ısı bıçağı. Yarattığı hasar çok derin oldu, hastalar çok fazla ağrı çektiler. Yarısı kesilen bademciğin yapılan çalışmalarla geri kalanın sonra çalışıp çalışmadığı belirsiz oldu. Bir takım bademcik taşları denilen dokular oluşabildi ve uzaklaşıldı. Ama radyo frekans hem burnun konka denilen sistemlerinin küçültülmesinde kullanılıyor, ısı verilen bir sistem. Hem de buna benzer termal vending sistem denilen bir sistem var, bunlar da kansız bademcik ameliyatı yapılması için kullanılıyor, kullanıyoruz gerçekten çok iyi. Hem hastalar çok rahat ediyor hem de cerrah hiçbir kanama olmadan ameliyatı bitirebiliyor.
OKTAR BABUNA: Çocuklarda bir önemli konu da bazen işitme kaybı olan, konuşamama sağır ve dilsiz dediğimiz insanlarımız oluyor. Onlarda yanlış müdahaleler yapılabiliyor, bilgisizlikten dolayı. O konuya da değinelim mi?
MEHMET TINAZ: Şimdi hepimizin çocukları var, kardeşleri var. Bir insan konuşma hayatına ağlamayla başlıyor. Daha sonra agulamalar oluyor, daha sonra 9-10 aydan sonra bunlar anne-baba gibi kelimelere dönüşüyor. 2 yaşına bastığı zaman iki kelimeli cümleler kurmaya başlıyor. 3 yaşında doğru düzgün cümleler koruyor. Eğer bir çocuk bunları yapmıyorsa, uyaranlara cevap vermiyorsa, “oğlum şunu yap, kızım bunu yap” cevap vermiyorsa ve aile bunun işitmediğini fark ediyorsa o zaman mutlaka hemen bir hekime gitmesi lazım. Çünkü konuşmayı hemen öğrenme yaşı ilk 2 yaş, bu 4 yaşa kadar devam eder. 4 yaşına kadar çocuk konuşmuyorsa ve ciddi bir işitme kaybı varsa ki konuşmamanın en büyük sebeplerinden biri. O zaman 4 yaşından sonra ona müdahale etmek çok zor oluyor. Nedir bunların sebepleri? Yüzde 50’sinde hiçbir sebep bulunmayabilir, genetik ve genetik olmayan sebepler vardır. Genetik sebepler bu içkulağın gelişmemesi olabilir, bir takım böbrek hastalıkları, göğüs hastalıkları ve guatr hastalıklarıyla beraber doğumsal işitme kaybı olabilir. Kromozom anomalileri olabilir. Bir de bildiğimiz sebeplerden olabilir, bu doğum öncesi hamilelik sırasında annenin geçirdiği hastalıklar sebebiyle çocuk işitmeyebilir. Bu hastalıklar nedir mesela? Bebeğin ilk 3 ayında gelişimini tamamlar anne karnında. Bu 3 ay içinde geçirilmiş hastalıklar, diyelim ki annenin kızamıkçığı çocukta işitme kaybı yapma riski doğurur, toksoplazma enfeksiyonu dediğimiz enfeksiyonlar. Annenin travmaya veya radyasyona maruz kalması ve hamilelikte bir takım ilaçların alınması. Bunlarda aminoglikozit grubu ilaçlar dediğimiz ilaçları çok dikkatli kullanmamız lazım, özellikle hamilelikte. Daha sonra doğum anında olan bazı haller var. Bunlardan biri çocuğun oksijensiz kalması doğum anında. Çünkü içkulak koklea dediğimiz salyangoz kısmı oksijene karşı çok hassastır. Oksijensiz kalması kalıcı bir işitme kaybına sebebiyet verebilir. Doğumdan sonra çocuğun kernikterus dediğimiz sarılık olması. Ama izolojik sarılık değil bilirubin, daha çok RH uyuşmazlığından, kan gruplarının uyuşmazlığından olan ve bilirubinin içkulakta çökmesiyle bir sarılık oluşabilir. Yine doğum ağırlığı düşük olan çocuklar, 2,5 altında olan çocuklar risklidir. Bunların yüzde 5’inde işitme kaybı olabileceği söylenmiştir. Yine daha sonra doğumdan sonra çocuk büyürken en fazla sebeplerden biri menenjitler. Geçirilmiş menenjitler işitme kayıplarına sebebiyet verebiliyor. Ve biraz evvel söylediğimiz ortakulak iltihapları. Çocukluk çağı hastalıkları ki bunlardan kızamık ve kabakulağı sayabiliriz. Normalde kabakulak kulak ismi geçmesine rağmen kulak hastalığı değil tükürük bezi iltihabıdır ama bu virüs 2000 vakıada bir tek taraflı kalıcı işitme kaybı yapabilir. Kızamık iki taraflı yapabilir ağır geçen vakıalarda. Demek ki böyle bir çocukla karılaşırsak yani çocuk konuşmuyorsa iyi bir anamnez almak lazım. Ülkemizde yapılan araştırmalarda da akraba evliliklerinde yüzde 50 oranında bu çocukların anamnezinde yüzde 50’sinde akraba evliliği ortaya konmuştur, işitme kaybı olan çocuklarda. Bu açıdan iyi bir anamnez almak lazım. İyi anamnez aldıktan sonra çocukların bir an evvel testlerini yapmak lazım. Bununla ilgili merkezler var ülkemizde üniversite hastanelerinde. Çocukların işitip işitmediği objektif ve sübjektif olarak yüzde yüz ortaya konuyor. Ve ondan sonra da ona göre tedavisi yapılıyor. Burada ailelerin konuşmayan çocuklarının diyelim ki bazıları diyor ki dil altı bağını keselim konuşur. Direk olarak önce bir işitme testi, kulak burun boğazcı görmesi lazım. Ama bu tip çocukları bir takımın görmesi lazım. Bu çocuk psikiyatrisi, çocuk nörologu, çocuk burun boğazcı hepsi beraber, çünkü çocuğun problemini çözmek lazım.
OKTAR BABUNA: Bu anlattıklarınızdan şu ortaya çıkıyor. Çok hassas bir sistem var, mükemmel yaratılmış. En ufak bir mutasyon gibi, oksijen yetmezliği, bilirubin çökmesi olduğu zaman çok ağır bir durum ortaya çıkabiliyor.
MEHMET TINAZ: Bilhassa gelişme çağında anne karnında çok önemli.
OKTAR BABUNA: Hocam devam edelim. Çocuklarda görülebilen önemli, çok sık değil belki ama bilen bir şey kekemelik oluyor bazen konuşma bozukluğu, konuşma zorluğu. Bunların sebepleri nelerdir ve nasıl tedavi edilebilir?
MEHMET TINAZ: Şimdi kekemelik bütün tıbbın gelişmesine rağmen sebebi bilinmeyen bir olay. Burada çocuklarda aniden ağız çene ve gırtlaktaki antagonist kas dediğimiz konuşmayla ters çalışan kasarın ani spazmıyla ortaya çıkıyor ve hakikaten sebebi bilinmiyor. Bir ritim bozukluğu olarak değerlendiriliyor. Konuşma ritmindeki bir bozukluk ve erkek çocuklarda daha çok gözüküyor. Zaten kız çocukları erkek çocuklardan daha çabuk konuşuyorlar. Erkek çocukları biraz daha geç konuşuyor. Bu tip çocuklarda anamnezin baskın anne-baba karakteri yani konuşmayan bir çocuğun üstüne fazla gitmemek lazım. Bazen çocuğun her şeyi normaldir ama geç konuşur, geç konuşabilir. Siz bütün tetkiklerini yaptırdıktan sonra çocuk konuşacaktır. Eğer sizin verdiğiniz emirlere de uyum gösteriyorsa problem yok demektir. Zaten her şeyi duyuyordur ve cevaplayacaktır. Genelde erkek çocuklarda fazla görülüyor. Tedavisi tamamen bu ritmi yakalaması için ses terapistleri veya konuşma terapistleriyle çocuğun konuşma egzersizleri yapması. Çünkü keme insanlar çok rahat şarkı söyleyebiliyorlar ritmi yakalayınca. Sebebi bilinmeyen bir olay, tedavisi de bu şekilde yapılıyor.
OKTAR BABUNA: Evet, çok değişik. Allah tabii o şekilde bir durum yaratmış. Ama ilerde tabii çok gelişmeler olur.
MEHMET TINAZ: Olacaktır mutlaka. Çok çalışma yapıyorlar, kanaryaları bile inceliyorlar konuşma mekanizmasını nasıl yakalarız diye insanda. Ama şu anda kekemeliğin sebebi bulunmuş değil.
OKTAR BABUNA: Tabii ses hayatımızda çok önemli bir rol oynuyor. Konuşma müthiş bir mucize, değil mi? Ses tellerinin titreşimiyle kelimeler, anlamlı cümleler hatta bir gramerle mükemmel bir konuma ortaya çıkıyor. Şarkı, müzik var. Bununla ilgili çok sayıda rahatsızlıkları da var tabii, değil mi ses tellerine yönelik? Onlardan bahsedelim isterseniz.
MEHMET TINAZ: Sesle ilgilenenler sesi ruhun ifadesi olarak tarif ederler dediğiniz gibi. İnsanın o andaki heyecanını, üzüntüsünü, sevincini sesle anlamak mümkün olabiliyor. Akciğerden gelen havanın ses telleri arasında titreşimiyle ses ortaya çıkıyor ama ağızda artiküle oluyor. Dilimiz, dudaklarımız, dişlerimizde artiküle oluyor.
OKTAR BABUNA: Çok kompleks hareketlerle, evet.
MEHMET TINAZ: Tabii konuşma da ayrı bir şekilde bizim entelektüel yapımızı ortaya koyuyor. Sesin hayatımızdaki önemi şu; sizin gibi şimdi program yapıyorsunuz, biz doktoruz, avukat var, şarkı söyleyen kişiler var, televizyonda spikerlik yapanlar var bunlar için birinci derecede önemli. Bunlardaki en ufak bir ses kısıklığı onların iş hayatlarını üst düzeyde etkileyebiliyor. Ama bazı insanlar da var ki hayatlarını vücutlarıyla kazanıyor, onlarda da ses kısıklığı önemli bir hastalığın ilk belirtisi olabiliyor. Bu açıdan ses kısıklıklarını çok iyi değerlendirmek lazım. Bunların fonksiyonel sebepler var yani çok fazla konuşanlar ve sesini kötü kullananlarda ses bozuklukları ikincil olarak bazı hadiselere sebebiyet veriyor. Bunlar toplumda ses teli nodülleri, ses teli polipleri olarak ortaya çıkıyor.
OKTAR BABUNA: Nedir onlar Hocam?
MEHMET TINAZ: Bunlar, ses telini kötü kullanmaya bağlı ve fazla kullanmaya bağlı ses telinin serbest kenarında ortaya çıkan kitlesel gelişimlerdir ki ses teli nodüllerinin tedavisi, sesin iyi kullanılmasını öğrenmektir. Cerrahi değildir. Yani bu hastalar bu konuyla ilgilenen ses terapistlerinin tedavileriyle, bir takım şan pedagogları da bu işle ilgileniyor şu anda. Yaptığı yanlıştan kurtularak, diyafragmasını geliştirerek, spor yaparak, akciğer kapasitesini artırarak bundan kurtulabilir. Ama eğer fibrözleşme dediğimiz sertleşme nasırlaşma olursa o zaman cerrahi olarak mikroskop altında ortadan kaldırılabiliyor. Polipler yine tek taraflı ses telinde çıkan kitleler. Bunların sapları var, bunlar da daha çok sigara içenlerde ve sesini yüksek kullanan, bağıran çağıran seyyar satıcılarda çok görülen ses teli hadisesi.
OKTAR BABUNA: Ameliyat olduğu zaman ne kadar etkisi oluyor? Sesini kaybetme ihtimali var mı?
MEHMET TINAZ: Yok. Mikroskop altında yapılıyor bu ameliyatlar, genel anestezi altında ve bu sapları 12-16 büyütme altında elden kullanılan aletlerle kesilerek çıkartılıyor. Ve çıkarılan parça biyopsiye gönderiliyor, patolojik testleri yapılıyor ama hastanın sesi en kısa zamanda düzeliyor.
OKTAR BABUNA: Şu konudan bahsedelim uygun görürseniz. Ses kısılmasının bir mikrobik sebepleri olabiliyor, bir de reflü dediğimiz mide asidi kaçağına bağlı rahatsızlıklar görülebiliyor bunlardan da bahsedelim mi?
MEHMET TINAZ: Bir çok hadise ses kısıklığı yapabiliyor. Mesela gırtlakta travma yahut kesici şekilde bir darbe alması, ses tellerinin orada ödeme kanamaya sebep olabilir. Artı gırtlağın iltihaplanması larenjit dediğimiz iltihapları, bunlar enfeksiyonlar sonucu olabilir. Trake ve soluk borusunun iltihaplanması bu da ses kısıklığı yapar. Reflünün de burada önemli bir etkisi var, gelen asitin ses tellerini ve gırtlağın ve ses tellerinin arka kısmında oluşturduğu hasarla ses kısıklıkları ve ses telindeki bazı patolojik durumlar kitlesel durumlara bir ortam hazırlayabiliyor. Bunu kulak burun boğaz muayenesinde indirekt laringoskopide direk olarak ortaya koyabiliyoruz. Reflüsü olduğundan şüphelendiğimiz hastaları gastroenterolojik muayeneye gönderiyoruz veya yemek borusuna 24 saat oranın asiditesini ölçerek teşhisini koyuyoruz. Ve tedavisi olduğu zaman hastalar daha çok rahatlıyorlar. Ve seste meydana gelecek olayları da bir bakıma engellemiş oluyoruz.
OKTAR BABUNA: Enfeksiyonlar tabii kulak burun boğazda çok geniş bir yer tutuyor. Sinüzit, bademcik iltihabı, boğaz iltihabı. Genel olarak bahsedelim mi enfeksiyondan? Çok sık görülüyor zaten, şimdi kış aylarındayız, bu soğuk havalarda özellikle üst solunum yolu enfeksiyonu dediğimiz sizin branşınıza giren enfeksiyonlar çok sık görülüyor. Hangileri nasıl tedavi edilmeli, nasıl yaklaşılmalı?
MEHMET TINAZ: Üst solunum yolları enfeksiyonunun yüzde 70’inde virüsler rol oynuyor ve günümüzde herkes kalabalık yerlerde çalışıyorlar. Birinin hastalanması hepsine bulaşmasına sebebiyet veriyor ve üst solunum yollarından gelen enfeksiyonlar önce burunda burun içi mukozasını şişiriyor. Burun içindeki etleri şişiriyor. Kafamızdaki bütün sinüs denen boşluklar ki bunlar kafanın ağırlığını azaltan ve içinde hava olan boşluklar. Bunların anatomik olarak bir ağızları var ve burun içine açılıyorlar. Eğer buraya gelen mikroplar vasıtasıyla burun içindeki mukozayla ödem ve şişme olursa sinüslerin içine hava gitmiyor, o yollar tıkanıyor ve havasız ortamda burada mikroplar üremeye başlıyor ve bu da genizden akıntıya başlıyor. Bu akıntı geliyor boğazımızı tahriş ediyor, öksürük yapıyor ve kısırdöngüye giriyoruz. Tabii bunların başlar başlamaz hemen tedavisi günümüzde mümkün. Kulak burun boğaz hekimi tarafından antibiyotikler, dekonjestan dediğimiz ödem alıcı ilaçlar, burun damlaları ateş ve ağrı kesicilerle bir hafta içinde düzeltiliyor. Düzeltilmezse kronikleşebiliyor, sinüslerdeki reaksiyonlar kronikleşebiliyor. Eğer bir hastaya bir haftadan fazla sinüs solunum yolu enfeksiyonu varsa mutlaka bir tomografi tetkikle sinüslerine bakmak gerekiyor. Eğer sinüslerindeki bu enfeksiyon kronikleşmeye yüz tütüyorsa veya artıyorsa mutlaka minimum üç hafta antibiyotik ve dekonjestan tedaviye devam etmek gerekiyor. Altı haftayı geçerse kronik sinüzitten bahsedilebilir. Bunlar ameliyata kadar gidebiliyorlar.
OKTAR BABUNA: Ameliyat çare oluyor mu?
MEHMET TINAZ: Çare oluyor. Endoskopik olarak sinüslerin buruna açılan ağızları genişletiliyor. Eğer burada polipler veya iltihaplar varsa onlar tamamen alınıyor, sinüs yolları serbestleştiriliyor ve hasta daha iyi oluyor. Tabii bu demek değil ki yüzde yüz bir daha hiç sinüzit olmayacak. Bu ameliyat başarılı geçmesine ve bu yolların açık olmasına rağmen bir mikropla karşılaşan kişiler yine üst solunum yollarında reaksiyon görebilirler ama bu kadar ağır olmaz. En azından havalanma bozukluğu olmadığından, sinüslerin içine girip çıkan hava olduğundan kafada bir ağırlık hissetmezler, kendilerini daha iyi hissederler.
OKTAR BABUNA: Burun açıcı ilaçların herhalde belli bir süresi var. Bir de okyanus suyu falan tavsiye ediyorlar, siz tavsiye ediyor musunuz?
MEHMET TINAZ: Şimdi bu hastanın durumuna göre değişiyor. Bu dekonjestan dediğimiz damlalar, yani oradaki ödemi alan damlaların bir etkisi üst solunum yollarındaki silier aktivite dediğimiz kendi kendini temizleme fonksiyonu yapan mikro silierleri felce uğratıyor. Hem burnu açıyor ama bunu felce uğratıyor ve çok uzun sürede kullanıldığı zaman bu fonksiyonu bertaraf etmiş oluyor, o açıdan alışkanlık yapıyor. Sıkmazsanız aradan bir iki saat geçince bunun ikincil etkisi geliyor, ribaunt oluyor ve burun tekrar şişiyor tekrar kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Onun için bu dekonjestan damlalar gerekli ilaçlar. Akut sinüzitte ilk başta kullanılması gerekli. Veya östaki disfonksiyonlu ortakulak iltihaplarında ama 5-7 günü geçmemek lazım, maksimum 5 gün kullanmak lazım. Deniz suyunu burayı dekonjekte etmekte kullanıyoruz ama günümüzde eğer bu olayların altında yatan bir alerjik rinit dediğimiz bir alerjisi varsa günümüzde bu alerjiye karşı cevap alabileceğimiz minimal kortikosteroid denilen içinde steroid olan spreyler var, bunlar daha uzun süre kullanılabiliyor. 15-20 günde cevabı alıyorsunuz ve buradaki steroidler kana geçerek, kanda dolaşarak vücutta herhangi bir ters etkiye sebebiyet veremiyorlar. Dolayısıyla uzun süre kullanılabilirler.
OKTAR BABUNA: Evet, devam edelim. Boğazın enfeksiyonları, biraz önce bademcikten bahsettiniz ama bir de farenjit denilen anjin de denilebilen enfeksiyonları oluyor boğazın. Onların tedavisinde nasıl davranıyorsunuz?
MEHMET TINAZ: Farenjitte, lenf dokusu farenksteki. Burada sebep varsa tedavisi kolay yani bir reflüsü varsa farenkse kadar bu tekrar eden farenjitlere sebebiyet verebiliyor. Rinit dediğimiz burun iltihapları varsa oradan gelen akıntı tahriş edebilir. Yine sinüziti varsa yine o akıntı tahriş edebilir. Eğer bunları düzeltirsek zaten hasta farenjit olmaz. Ama bunun haricinde bazı anatomik rahatsızlıklar da var. Diyelim ki burnun orta bölmesi iriliği var deviasyon denilen. Bu tip insanlar gece yatınca yer çekimiyle bunların burunlarında etlerin konka denilen etlerin içine kan dolduğundan şişer ve nefes alamazlar. Burundan nefes alamayınca ağızlarını açarlar, ağızlarını açınca da farenjit olmaya eğilimleri olur. Çünkü burnun en önemli görevlerinden biri havayı filtre etmek, ısıtmak, nemlendirmek ve öyle alt solunum yollarına göndermektir. Orada mekanizma çalışmadığı için direk hava ağza geldiği için farenjit olabilir. Bu tip şeyler düzeltildikten sonra farenjit olanlara da semptomatik tedavi yapıyoruz. Pastiller, nemlendiriciler bunların faydası var.
OKTAR BABUNA: Gargaraların faydası var mı?
MEHMET TINAZ: Gargaraların da faydası var ama onları da 3-5 günden fazla kullanmamak lazım. Kurutucu ve tahriş edici etkisini ortadan kaldırmak için.
OKTAR BABUNA: Hocam, kulaktan bahsettik bir de dışkulak yolunun enfeksiyonları oluyor, ağrıyla da gelişebiliyor. Onlarda ne yapmak gerekir?
MEHMET TINAZ: Dışkulak yolunun enfeksiyonları daha çok deniz mevsiminde görülüyor. Havuzlarda ve denizlerde dışkulak yolunda kalan suların orada üzerinde mikroorganizma ürüyerek orada bir takım şişlik ağrı ve tıkanıklığa sebebiyet veren hadiseleri. Mantarlar da bunlar da rol oynayabiliyor. Bu direk muayeneyle ortaya konuyor. Bir de dışkulak yolunda kemik çıkıntıları olan insanlar var yapısal olarak. Biz buna ekzositoz diyoruz. Bunlarda da sıvı kalması daha fazla mümkün ve yaz aylarında bunlar dışkulak yolu iltihabı geçirmeye yatkın oluyorlar. Burada kulak burun boğaz hekimi dışkulak yolunu iyice temizliyor mikroskop altında. İlaçlıyor ve dıştan topik damlalar ve ağızdan alınan antibiyotikler ve ilaçlarla bunu engelleyebiliyor. Ama bence eğer sık dışkulak iltihabı olan veya kulağında buşon dediğimiz kulağın kendi sekresyonu biriken insanlar yaz tatillerine gitmeden bir kulak burun boğaz muayenesi olup dış kulak yollarını göstermesi lazım. Artı her şeyle kulağı kaşımamak lazım. Yani elimizde bulduğumuz pamuk, firkete veya bir kürdanla, çünkü eğer orayı çizersek dışkulak yolunun enfekte olması çok kolay olur. Dışkulak yolu da kemiğe yapışık ve çok ağrılı bir bölgedir cildin, hem çok fazla ağrı yapar, insanı rahatsız eder tatili bozar. O açıdan bu tip şikayetleri olanların tatil öncesi kulaklarını gösterip tatile gitmesinde fayda var.
OKTAR BABUNA: Banyodan sonra bu pamuklu kulak çubuğunu tavsiye ediyor musunuz?
MEHMET TINAZ: Bunu içeri kadar sokmamak lazım, hemen dışkulak yolunun dışını kurulamak lazım. Uzaktan bir kurutma makinesiyle dışkulak yolunu kurutmakta fayda var. Ama içeri sokarsanız eğer bir kir varsa bunları zarın üstüne itersiniz. Ve iki üç kere yaptıktan sonra bu sefer kulağınız tıkanır yine hekime gitmek zorunda kalırsınız. En dışarıyı temizlemekte bir zarar yok ama içeri sokmamakta fayda var.
OKTAR BABUNA: Sabun kaçtığı zaman mesela onu nasıl çıkartmak ne yapmak gerekir?
MEHMET TINAZ: Onu kurutma makinesiyle kurutmak lazım. Şöyle kulağı dışarı doğru çekip dışkulağı kurutmak makinesiyle kurutmak lazım. Bu söylediğiniz dışkulak yolu iltihaplarında rol oynayan bir faktör, klorlu sular, şampuanlar bazı yatkın kişilerde bu dışkulak iltihaplarına yol açabiliyor.
OKTAR BABUNA: Hocam, tabii sizin sahanıza giren birkaç tane çok önemli belirti var, onların sebebi olduğu hastalıklar var. Daha doğrusu sonucu olduğu hastalıklar var. Kulak çınlaması, baş dönmesi ve tabii işitme kaybı. Bu rahatsızlıklardan bahsedelim mi sık görülenlerden?
MEHMET TINAZ: Tabii. Kulak çınlaması da büyük problem. Bazı insanları intihar etmeyi düşündürmeye kadar giden bir problem. Çok çeşitli sebepleri var. Sebebini bulamadığımız vakıalar kötü. Yani en önemli sebeplerinden içkulaktaki işitme kayıpları, algılama kayıpları. Burada içkulaktaki hücrelerin hassasiyetlerini kaybettikleri için buradan çıkan anormal ses deşarjlarında hastanın özellikle sessizlikte duyması bir problem. Bir takım ilaçlarla çözmeye çalışıyoruz. Önemli olan burada çınlamaya sebebiyet verecek organik bir hastalık var mı? Nedir bunlar? Damarsal bozukluklar olabilir, içkulakta işitme sinirinin beyinden içkulağa girdiği yerdeki bir takım tümörler olabilir ki bunlar büyüyerek kafa içine kadar girebilirler, bunları ekarte etmek lazım. Çınlaması olan bir hastaya önce kardiyolojik dahili muayene daha sonra kulak burun boğaz işitme testi ve beyin MR’ı çekerek nörolojik muayeneyle birleştirerek onları tedavi etmeye gitmek lazım. Vertigo Latince Türkçesi baş dönmesi. Bu da bir çok hastalığın belirtisi olabiliyor. Ama kulak burun boğazla ilgili olarak dediğim gibi bu kafa içinde içkulak yolundaki tümörler, yine içkulağın basıncının artarak bizi deniz tutması gibi krize sokan menier hastalığı denilen bir diğer hastalık var sebebi bilinmeyen, besin alerjisi denilen veya bazı kişilerde olan içkulakta bizi dengede tutan yarım daire kanallarındaki ani sıvı basıncının artması ve hastanın başının dönüp bulantı kusmayla krize girmesiyle oluşan bir hastalık. Bu da yine kulak burun boğaz odyolojik ve içkulak denge testleri ENG denilen ve günümüzde video bilgisayarla komplike edilmiş bir testle ortaya konuyor. Ayrıca bizi dengede tutan kristaller var içkulakta bunların oynaması, “taşlarım oynadı” diyor hastalar buna, bunlar da bir takım manevralarla ortaya konarak kulaktan gelen baş dönmesinin tedavisi mümkündür. Tabii ki baş dönmesi olan bir hasta, çınlaması olan bir hasta, içkulakla ilgili bu problemleri olan hastaların bir checkuptan geçmesi lazım. Bu dahili muayene olacak, nörolojik muayene olacak ve kulak burun boğaz muayenesi olacak.
OKTAR BABUNA: Bir çok yerde satılan ilaçlar var onların faydası oluyor mu, nekrozin gibi tıbbi adları olan bu tarz ilaçların bu baş dönmelerinde?
MEHMET TINAZ: Eğer baş dönmesi varsa mesela uzun süre baş dönmesi için ilaç kullanan hastalar var. Halbuki kristal oynaması rahatsızlığı var. Başın hareketiyle pozisyon olarak başı dönüyor veya yatakta dönerken. Bunlar o ilacı boşu boşuna kullanıyorlar, denge merkezini baskı altına alıyor. Üstelik şikayetlerini artırıyor. Çünkü denge sisteminin baskı altına alıyor bu ilaçlar. Bunların mutlaka kulak burun boğaz hekimi tarafından görülmesi lazım. Çünkü basit manevraları var, hangi kanala gitmişse bunlar Kızılderililerden kalma manevralar. Günümüzde çok bilimsel olarak kullanılıyor ve problemi hemen çözüyor.
OKTAR BABUNA: Hocam devam edelim. Mesela akustik nörinom diye bu işitme sinirinin bir denge siniri var. Orada çıkan bazı iyi huylu küçük kitleler oluyor. Bunların yaptığı kulak çınlaması..
MEHMET TINAZ: Biraz evvel söylediğim buydu. Tek taraflı olarak işitme kaybı yapıyor, algılama kaybı yapıyor ve kulak çınlamasıyla ortaya çıkıyor. Nadir görülüyor esasında ama günümüzdeki tıbbın teknik olanakları bunun çok çabuk koyduruyor artık. Eskiden daha zordu. İşitme testleri yapılıyor ve ortaya konuyor. Diyelim ki odyolojik olarak tek taraflı kayıp varsa bera denilen bütün işitme yollarının sağlamlığını veya buradan beyne giden işitmenin, sesin beyne giden akım yollarını inceleyen bir test var. Bunlarda gecikme görüyorsunuz daha sonra ilaçlı MR çekiyorsunuz ve bunu görüyorsunuz. Bu çok yavaş ilerleyen bir tümör. Bilhassa ileri yaşlarda çok yavaş ilerliyorsa senelik kontrollerle herhangi bir şey de yapılmıyor ama tedavisinde en fazla şu an gama nayf kullanılıyor. Evvelden, yine açan ekipler var, açıp iç kanla yolundaki kitleyi çıkarıyorlar ama öyle bir yerde ki oradan hem denge siniri, dengeyle yüz siniri, yüze mimik hareketlerini veren yüz siniri geçtiği için işitme siniri de orada. Cerrahi müdahale sonucu kalıcı işitme kayıpları olabilir. Tabii ki bu iyi ellerde yapılması gerekiyor. Ben bunun cerrahisini yapan birisi değilim, yani içkulak cerrahisi yapmıyorum ama içkulak cerrahisi yapıp bunu seri halinde yapan insanlara bu ameliyatı olmak gerekiyor. Komplikasyonları fazla.
OKTAR BABUNA: Bir konu daha var o da önemli. Mesela bazen oluyor, uyanıyor işitme kaybı yani o tarafta nasılsa işitme olmuyor, işitmediğini fark ediyor. Böyle durumlarda ne yapmak lazım?
MEHMET TINAZ: Biz buna tıpta ani işitme kaybı, akut işitme kaybı diyoruz. Sebebi belli değil. İçkulağı tek bir damar besliyor, bunun tıkandığı veya virüslerin burada etki ettiği söyleniyor. Böyle bir hastaya hemen bir odyolojik tetkik yapılıyor, işitmesine bakılıyor, işitme kaybının seviyesi saptanıyor. Çok tedavi modaliteleri var yani 30 yıldır değişen bir sürü tedavi var. Günümüzde steroid tedavisi dediğimiz kortizon tedavisine en fazla bu cevap veriyor. Bunun dozu hekim tarafından tayin ediliyor ve bu olay olduğunda ilk 7 gün içinde, ilk 10 gün içinde müdahale etmek lazım hastaya. Ve büyük bir çoğunluğu düzeliyor. Bunu yanında hiperbarik oksijen tedavisi dediğimiz bir oksijen odasında yüzde yüz oksijen solumak en uç arterlere ve bölgelere kadar oksijenin gitmesi bunun tedavisinde kullanılıyor. Hangisinin çok başarılı olduğu belli değil ama kortizonun başarılı olduğu kesin. İlk 7 gün içinde bunun tedavisine başlanıyor. 10-15 gün içinde tedaviye cevap alınması kortizon direk ortakulağa da verilebiliyor. Transtimpanik olarak oralara enjeksiyon yapıyoruz hastanın işitmesini geri getirmek için. Benim kendi tecrübelerime göre total kayıpların çok azı düzeliyor. Ama orta derecede, ortanın üstünde olan kayıplar düzeliyorlar. Buna akut işitme kaybı diyoruz ve kulak burun boğaz acillerinden biri.
OKTAR BABUNA: Evet, çok önemli bir konu, bunu aslında en sona bıraktık. Kanserler her sahanın olduğu gibi. Kulak burun boğazın, mesela boğaz yollarının önemli kanserleri var. İsterseniz biraz da bunlardan bahsedelim.
MEHMET TINAZ: Biraz evvel ses kısıklığından bahsederken sesini kullanan için önemli bir belirti olabilir dedim ama sesini kullanmayan için de önemli bir hastalığın ilk belirtisi oluyor. Ki gırtlak kanserleri bunlardan biridir. Gırtlağımız üç bölümdür, orta bölüm, üst bölüm ve alt bölüm. Genelde ses tellerini tutan kanserler ilk belirtileri ses kısıklığıdır. Bunun sebepleri arasında birinci sebep sigaradır. Bugün ortaya konmuş sigara içmeyen bir insanda gırtlak kanseri görülme olayı çok çok düşüktür. İkinci sebebi alkoldür. Alkol insana kanserojen etki etmez ama bizim kokarsinojen dediğimiz vücut direncini, immun sistemine yaptığı negatif etki ve alkolle sigarayı beraber alırsanız sigaradaki kanserojen maddelerin çözülümünü arttırdığı için gırtlak kanseri rol oynar. Tedavisi vardır ses kısıklığında sigara içen insanların hemen bir hekime başvurması lazım. Direk olarak görülebilir kanser dokusu. Gerekli tespitler yapıldıktan sonra cerrahi veya radyo terapiyle tedavi edilir. Veya ikisinin beraber kullanımıyla tedavi edilebilir. Bütün gırtlağın alınması gereken durumlar vardır ama son yıllarda organ koruma ön plana geçtiği için bir takım tedavi modaliteleri de tıbba girmiştir. Ama bir insan eğer total olarak gırtlağı alınması gerekiyorsa a her türlü yaşamak bana göre iyidir. Bunu da kabul etmesi lazım. Burada devamlı kalıcı bir deliğin bazı hastaları bu tip tedavilerden kaçırıyor. Ondan sonra da geri dönülmez yola götürüyor. Tabii burada en önemli faktör konuşması. Bir insan gırtlağı olmadan da konuşabilir, bunu da burada belirtmek isterim. Cerrahiden sonra total gırtlağı alınan kişilerin gırtlak arka kısımlarına ufak bir protez konarak akciğerden gelen havayı ses halinde ağza getirebilirsek ağızda şekillendirebiliriz. Ama total dilimiz yoksa konuşmamızı kimse anlamaz. Ses çıkarırız ama konuşamayız. Bu açıdan bu tip müdahaleler yapılabilir. ….larenks dediğimiz dışarıdan uyarı veren aletler konarak bu ağızdan artiküle edilebilir. Hiçbir alet takmazsanız mideden gelen havayla yemek borusu sesiyle hasta konuşmayı öğrenebilir. Bunlar gırtlak olmadan da insanın konuşabileceğinin delilleridir.
OKTAR BABUNA: Dil ve ağız kanserleri hangi sıklıkta görüyorsunuz?
MEHMET TINAZ: Onlar da kulak burun boğaz sahasında. Bilhassa bizim ülkemizde Akdeniz ülkelerinde ki bunların en teolojik sebeplerinden biri yine sigara, tütün çiğneme, ağız hijyenine iyi bakılmaması, ağızdaki kırık dişlerin kronik tahrişleri bunları meydana getirebiliyor. Ülkemizde çok görülüyor. Bunlar da cerrahi ve radyo terapiyle tedavi ediliyor. Bu açıdan halkımızın ağız hijyenine çok iyi bakması lazım. Günde en az bir kere dişlerimizi fırçalamamız lazım. Kronik tahriş yapan dile, dudağa, yanağa değen dişler varsa bunların tedavisi gerekiyor. Hakikaten son yıllarda kanser oranları çok arttı. İnsanlar kanserojen maddelerle çok fazla karşı karşıya geliyor. Bir de biz kendimiz sigara veya tütün çiğneyerek,i alkol alarak yol açmamız gerekir.
OKTAR BABUNA: Tabii önemli bir bölüm de travmalar. Yani insanın herhangi bir sebepten burnunun kırılması, çene, yüz travmaları bunlar da sizin sahanıza giriyor.
MEHMET TINAZ: Ben burun travmalarından biraz bahsedeyim. Bunlar da tabii daha çok kavgalarda veya kazalarda oluyor. O anda düzeltilirse ileride bir ameliyattan hastayı kurtarabilir. Çekilecek basit grafilerle kırıklar tespit edilir. Lokal anesteziyle bunlar repozisyon dediğimiz eski pozisyonuna verilip çok güzel atellerle tespit yapılabilir. Burnu kanıyorsa hastanın tamponlarla burun kanamaları durdurulur. Burada tabii göz etrafındaki, orbite etrafındaki kırıklar da önemli. Çünkü görme kaybına, göz hareket kaybına sebebiyet verdiğinden. Ama bunların bu travmalardan sonra rutin radyolojik tetkikleriyle tespit edilip mini plak dediğimiz vidalarla titanyum plaklarla bunlar çok rahat tedavi edilmektedir cerrahi olarak.
OKTAR BABUNA: Hocam, çok teşekkür ederiz çok detaylı bilgi verdiniz. Çocukluk hastalıklarıyla başladık. Çocuklardaki çocukluk çağının en sık görülen hastalıkları ortakulak iltihabı, bademcik iltihabı sonra enfeksiyonlar, ses ve işitme bozuklukları, konuşma bozuklukları onlarla devam ettik, kekemelik. Sonra yetişkinlerdeki hastalıklarla devam ettik. Enfeksiyonları, kanseri anlattınız. Travmaları anlattınız, maşaAllah. Allah hakikaten çok güzel yaratmış, hastalıklar da özel yaratılmış. Doktor da hastalığa şifaya vesile oluyor.
Bugün de inşaAllah programımızın sonuna geldik. Prof. Dr. Mehmet Tınaz Beyefendiyle birlikteydik. Mehmet Tınaz Hocamız Türkiye’nin en önde gelen kulak burun boğazcılarından. Şeref verdiniz sizi tekrar ağırlamak isteriz daha geniş bilgiler için. Çünkü uluslar arası seyrediliyor, her taraftan izleyiciler var, mesajlarımız da gelecektir.
Bu akşam da programımızın sonuna geldik. İnşaAllah gelecek hafta yeni bir konukla beraber olmak üzere herkese iyi geceler diliyoruz.
http://a9.com.tr/izle/104702/Yasam-ve-Saglik/Bedenimizdeki-Ayetler---11---Prof-Dr-Mehmet-Tinaz-Florance-Nightingale-Hastanesi-Kulak-Burun-Bogaz-Bolumu-Sefi-(15-Subat-2012)
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500