Sayın Adnan Oktar’ın 9 Aralık 2017 tarihli A9 TV’deki canlı yayınından.
Cennette oksijen var mı?
İZLEYİCİ SORUSU: Cennette oksijen var mıdır?
ADNAN OKTAR: Yakışıklım, cennette karbondioksit yok, azot da yok, oksijen de yok. Bu temel maddeler yok. Bilmediğimiz yeni bir maddeden oluşuyor cennet. İşin doğrusu esir, asıl esirdir ana madde. Ona Kuran'da dikkat çekilir. “Allah her şeyi sudan yaratır” diyor. Su olarak geçer, su. O bazen işte oksijen, karbondioksit şu bu falan şeklinde görünür. Bazen de başka şekilde görünür. Karbondioksitin, oksijenin anlamı kalmadığı için, çünkü ciğer ve damar olmayacağı için, kan olmayacağı için insanın damarı yok cennette, ciltte damar olmuyor. Bakıldığında cilt altında damar görünmez. Düzgün bir cilt vardır. Vücut tüyü de yok, kaş, kirpik var, saç var, onun dışında vücut tüyü olmaz. Cennette vücut tüyü yok. Ama isterse olur tabii insan ayrı ama yok, normal yaratılışında yok. Nefes alma var ama akciğer yok. Bizim bildiğimiz anlamda akciğer yok. Kan damarı yoktur insanda. Kan yok, vücut salgısı yok. Ama isterse olur. Uyku yoktur, işte lenfositler, şu falan bunların hiçbiri yok. Maddenin yapısı, vasfı değişik. Fizik kanunları tamamen değişecek. Hepsi değişiyor fizik kanunları. Yerçekimi kanunu yok mesela, o anlamda yerçekimi kanunu yok. Yoksa mesela gökte ev olmaz, büyük bir gürültüyle ev çöker aşağı iner. Ama gökte gayet güzel, kuş gibi duruyor. Yer çekimi olmadığı halde yerde yürüyorsun. Ama istediğinde anında uçarsın. Öyle bir çekim mekim gibi öyle bir olay yok. Yani normal kendi insan ağırlığını hissederek yürüyor. Ama uçmak istediğinde de gayet rahat uçuyor. Korku yoktur cennette. Mesela uçmaktan korkmak, yüksekten, karanlıktan korkmak gibi yahut herhangi bir şeyden korkmak gibi öyle bir şey yok, korku yoktur. Sadece Allah'a saygı vardır, derin bir saygı. Derin güven vardır, o kadar. Tutku da, işte bu Taif'te öğrenilen derinlikle Peygamber (sav)’de bir sevgi oluşuyor. Mehdi (as)'da da tabii Cenab-ı Allah bizim bilmediğimiz zorluklarla karşılaşacak. O da o yönden sevgide derinleşmiş oluyor. Bu şart.
Kafirler ve münafıklar hasretlere kapılacaklar ayetin ifadesiyle hasletlere. Yapabileceği en ahmak ve en hatalı hareketi yaptıklarını anlayacaklar. Tabii kendilerini ikna etmeye çalışır münafıklar. Suçsuz olduklarını, günahsız olduklarını kendi kendilerine, kendi aralarında iknaya çalışırlar. Ve Müslümanları karalayarak kendi konumlarını dengede tutmaya çalışırlar. Münafığın iki taktiği vardır. Bir, kendini yüceltir. İşte ne kadar cesur, fedakar, namuslu, akıllı, çalışkan falan böyle kendi kendilerine muazzam propaganda yaparlar. Müminleri de tam tersi olarak anlatırlar ki o ahlaksızlığın verdiği acıdan kurtulabilsin. O telkinle kendini dengede tutmaya çalışır. Ama ahirete gittiğinde, nedir desen yani bu olaya ne diyorsun desen, hemen kahpe olduğunu söyler. Alçak olduğunu bilir, kendisi söylemiyor, dili söylüyor. Sen kahpesin diyor kendi dili. Derisi anlatıyor, kendisi konuşmak istemiyor, enaniyet yapıyor, derisi anlatıyor. O da şaşırıyor, bu nasıl bir şey ki diyor böyle kontrol edemiyorum diyor. Bana karşı, kendi bedenim bana karşı geliyor diyor.
Münafık için bedeni puttur, çok önemlidir, bedeni için yaşar münafık. O pis beden için. Mesela ev alır, o iğrenç bedenini orada muhafaza etmek için alır. Araba alır, o pis, lağım bedenini taşımak için alır. Bedeni çok önemlidir. Ama bedeni ona ahirette tam anlamına karşı geliyor. Yapacağı hiçbir şey yok. Çünkü zaten küfr içinde en sevdiği ve hizmet ettiği beden ona tamamen karşı geliyor. Her yaptığı ahlaksızlığı anlatıyor ona, yaptığı hainlikleri.