DENİZLERDEKİ İHTİŞAM
Dünya üzerinde son derece kapsamlı bir canlılık hüküm sürer. Milyonlarca hayvan, bitki ve böcek bu mavi gezegen üzerinde büyük bir uyum içinde yaşar. Dünyada bu kadar kapsamlı bir canlılığın var olabilmesi, çok sayıda hassas dengenin bir arada bulunmasıyla mümkün olur. Dünyanın güneşe uzaklığı, ekseninin eğimi, dönüş hızı, atmosferinin bileşenleri ve yüzeyinin dörtte üçünü kaplayan sular, bu hassas dengenin temel yapı taşlarından sadece birkaçıdır. Yeryüzünün büyük bir bölümünü kaplayan denizler ise dünyadaki dengenin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Yağmurun yağmasından rüzgarın oluşumuna ve iklimlere kadar pek çok atmosfer olayı denizlerin varlığıyla mümkün olur. Dahası denizler milyarlarca canlıya ev sahipliği yapar. Denizin yüzlerce, hatta binlerce metre altında hüküm süren bu çeşitlilik, yeryüzündeki gibi hayranlık uyandırıcıdır. Su altındaki bu dünya, sahip olduğu güzelliklerle, mükemmel sistemlerle Allah'ın benzersiz yaratışının delillerini gözler önüne sermektedir.
Sualtı canlılarının yaşadıkları ortama uyumlu yapıları ve sergiledikleri davranışlar Allah'ın ihtişamlı sanatını bize göstermektedir. Balıklardan deniz bitkilerine, kabuklu deniz canlılarından dev balinalara, yunuslardan planktonlara kadar sayısız canlı bu kusursuz dünyanın bir parçasını oluşturur.
Bu filmde denizaltındaki milyonlarca çeşit hayranlık uyandıran canlıdan yalnızca birkaç örnek anlatılıyor. Bu birkaç örnek bile söz konusu canlıların oksijenlerinden besinlerine, vücut yapılarından barınaklara kadar her detayın tam ihtiyaçlarına uygun şekilde var edilmiş olduğunu göstermektedir. Çünkü onları da yaşadıkları ortamı da var eden yaratıcı aynıdır. O yaratıcı, karada ve denizde olanların tümünü en ince ayrıntılarına kadar bilen Yüce Allah'tır.
SAVUNMA TAKTİKLERİ
-Deniz canlılarının yaşadıkları ortam onlara beslenmeleri için çok geniş imkanlar sunar. Ancak çoğu zaman kendileri de diğer balıklara av olma tehlikesi içindedirler. Bu nedenle savunma mekanizmaları denizde yaşayan canlılar için çok hayati önem taşır. Bu canlıların kullandıkları savunma ve avlanma teknikleri gerçekten şaşırtıcıdır. Bir bilince ve zekaya sahip olmamalarına karşın son derece iyi planlanmış davranışlar sergilerler. Kimi kendini başka bir canlıya benzeterek, kimi ise zehirli dikenler kullanarak kendini düşmanlarından koruyabilir. Kimi ise bulunduğu ortama renk ve desen olarak şaşılacak bir benzerlik göstererek avlanmaktadır.
Kamuflaj, deniz canlılarının kendilerini savunmak için kullandıkları en ilgi çekici taktiklerden biridir. Kamuflaj sayesinde balıklar düşmanlarına karşı kendilerini adeta görünmez hale getirirler. Bu canlıların bedenleri yaşadıkları ortamla şaşırtıcı derecede uyumludur. Öyle ki ilk bakıldığında bir bitki mi, bir hayvan mı olduklarını anlamak çok zordur.
Bu yöntemle korunan canlılardan biri akrep balığıdır. Mercanların arasında hareketsiz durup gizlenen bir akrep balığı çevresinden ayırt edilemez. Balık bu özelliği sayesinde büyük balıklara av olmaktan kurtulur. Aynı özellik fark edilmeden kolayca avlanmasını da sağlar. Akrep balıkları arasında belki de en ilginç olan bu tür ise hareket ederken yüzmek yerine yüzgeçlerini kanca gibi kullanır. Deniz zemininde çevreden gelecek herhangi bir tehlikeye karşı her an korunabilecek şekilde ilerler.
Akrep balığı tehlike anında ise kamuflaj amacıyla hemen kendini kuma gömer. Üzerini de kumlarla kaplayan balık bir anda fark edilemez hale gelir. Dışarıdan bakan bir gözün hareketsiz duran bir akrep balığını bulabilmesi neredeyse imkansızdır. Deniz altında kamuflajla kendini gizleyen başka bir canlı da yengeçtir. Yengeç bir tehlike anında kumun içine girerek kendini tamamen gizler ve tehlike geçinceye kadar orada kalır. Bu sırada çevresini rahatlıkla görebilmek amacıyla bu iş için özel yaratılmış gözlerini dışarıda tutmayı ihmal etmez.
Kamuflaj yapan başka bir deniz canlısı flounder balığıdır. Bu balık, deniz yüzeyinde hareket ederken çok ilginç bir şey olur. Balık, üzerinden geçtiği deniz tabanının rengini algılar ve hemen derisinin rengini ve desenini ona uygun olarak değiştirir. Kumluk ya da kayalık bir bölgede bulunduğunda açık gri olan rengini, yosunlu bir ortama girdiğinde yeşil desenlere dönüştürebilir. Balığın dinlenme yeri ise kumluktur ve desenleri yine şaşırtıcı bir şekilde anında zemine uyum gösterir.
Buraya kadar anlattığımız balıkların renk ve dokuları kadar, göz yapıları da kamuflaja imkan sağlayacak biçimde yaratılmıştır. Kuma gömüldüklerinde dışarıda kalan gözleri aynı bir denizaltının periskopu gibi etrafı güven içinde tarayabilir.
Mürekkep balıkları da kamuflaj ustaları olarak bilinirler. Bu canlılar derilerinin dokusunu ve rengini çok çeşitli biçimlerde ve çok kısa süre içerisinde değiştirme yeteneğine sahiptir.
Bu canlılarda görülen isabetli renk değişimleri bilinçli bir savunma mekanizmasının açık göstergesidir. Oysa bir balık, üzerinden geçtiği zemine, saniyeler içinde uyum sağlayacak zekaya ve şuura sahip olamaz. Buna sahip olduğunu farz etsek bile, bunu gerçekleştirebilmesi için gereken fizyolojik mekanizmaların neler olduğunu nasıl bilebilir? Bu mekanizmaları vücuduna nasıl yerleştirebilir ve nasıl çalışır hale getirebilir? Düşünme, ayırt etme, plan yapma gibi yetenekleri olmayan bir balığın bu tür özelliklere kendi kendine sahip olması elbette mümkün değildir. Renk değiştirme özelliğini sağlayan karmaşık sistemlerin bu canlılarda tesadüfen ortaya çıkmış olamayacağı da açık bir gerçektir. Böyle bir sistemin tasarlanması, nesilden nesile aktarılması, bunun için gereken bilgilerin canlının genlerine kodlanması elbette üstün bir yaratılışın delilidir. Bu üstün yaratılışın sahibi ise tüm bu canlıları yoktan var eden ve kendilerini savunabilecekleri sistemleri onlara veren Yüce Allah'tır.
ŞEKİL DEĞİŞTİRME
Bazı deniz canlıları kendilerini korumak için kamuflajdan farklı yöntemler kullanır. Örneğin bu canlı çok pratik bir gizlenme yöntemine sahiptir. Bulduğu bir mercan parçasının altına saklanarak deniz zemininde ilerler. Puffer adı verilen bu küçük balık ise iyi bir yüzücü değildir. Bu nedenle kendini avlamak isteyen düşmanlarından hızlı bir şekilde kaçamaz. Ancak olası saldırılara karşı mükemmel bir savunması vardır. Puffer bir tehlike anında kendini şişirir. Oldukça irileşen bu balığı yutamayan düşmanları da onu bırakmak zorunda kalır.
Kirpi balığı adı verilen bu balık da puffer benzeri bir savunma taktiğiyle karşımıza çıkar. Pufferden daha iri olan bu balığın derisi üzerinde yatık şekilde duran dikenleri vardır. Balık tehlike hissettiğinde kendini bir anda normal halinin birkaç katı kadar şişirir. Yatay duran dikenler şişme sırasında dikleşir ve balık adeta iğneli bir top halini alır. Balığın bu görüntüsü onu yemeğe yeltenen avcı balıkların çoğunu bu fikirden caydırır.
-Düşündüğümüzde bu balıkların sahip oldukları savunma yöntemlerinin ustaca planlanmış akılcı tasarımlar olduğunu görebiliriz. Bir puffer ya da kirpi balığı hem düşmanlarını caydırmak amacıyla özel olarak tasarlanmış vücut yapılarına hem de bunlara tam gerektiği gibi.
Kullanmalarını sağlayan reflekslere bir arada sahiptirler. Oysa bir akla ve bilince sahip olmayan bu canlıların kendi vücutları üzerinde böyle bir tasarım gerçekleştirebilmeleri, buna uygun refleksler edinmeleri imkansızdır.
Açıktır ki bu canlılar söz konusu özellikleriyle birlikte yaratılmışlardır. Tüm doğaya hakim olan Allah her canlıya kendi ortamında uygun özellikler verdiği gibi bu balıklara da bu eşsiz savunma silahlarını vermiştir.
Denizaltı canlılarında gördüğümüz bir başka savunma örneği sahte gözlerdir. Bazı balıkların arka yüzgeçlerindeki büyük yuvarlak lekeler tam bir göz şekline sahiptir. Bu gözler onları daha büyük bir canlı gibi gösterir. Dahası saldırmak isteyen düşmanların baş yerine kuyruğa yönelmelerine sebep olur ve bu da balığa kaçmak için zaman kazandırır. Balığın gerçek gözleri ise kalın, siyah bir şeritle kamufle edilmiş durumdadır. Elbette bu tasarım bir tesadüf ürünü değildir ve balığın savunması için özel olarak yaratılmıştır.
Bu canlının da kuyruğuyla kafasını ayırt etmek mümkün değildir. Arka tarafındaki sahte göz, balık için tasarlanmış mükemmel bir savunma yöntemidir.
Palyaço balığı ise diğer balıkların asla yaklaşamayacakları bir ortamda yaşar. Rahatlıkla üzerinde dolaştığı bu deniz bitkisi, gerçekte dokunan her canlıyı felç eden çok güçlü bir zehirle donatılmıştır. Ama palyaço balıkları bu zehirli bitkiden hiç etkilenmezler. Çünkü palyaçonun derisinde bulunan saydam madde, bitkideki kapsülleri durdurabilecek niteliktedir. Bitkiye yaklaşan balık, gövdesini yavaş yavaş kapsüllere değdirmeye ve onları patlatmaya başlar. Üzerindeki saydam madde sayesinde üzerine doğru patlayan zehirden zarar görmez ve birkaç denemenin sonunda da zehre tamamen bağışıklık kazanır. Artık zehirli bitkinin üzerinde huzurlu bir hayat sürecektir.
Kamuflaj yapma, farklı şekillere bürünme ve daha onlarca çeşit savunma yönteminin zaman içinde kazanılan tecrübeler doğrultusunda ya da tesadüflerin sonucunda oluştuğunu ileri sürmek akıl ve mantıkla uyuşmaz. Akla ve bilince sahip olmayan bu canlılar, kendileri için özel yaratılmış sistem ve özelliklerle yaşamlarını sürdürmektedirler. Onlara tüm bu özellikleri veren, onları bu yerlere yerleştirip barındıran ise ancak Yüce Allah'tır. Bu gerçek bir Kuran ayetinde bizlere şöyle bildirilir:
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Senin Rabbin her şeyin üzerinde gözetici, koruyucudur.” (Sebe Suresi, 21)
ORTAK YAŞAM
Yeryüzündeki pek çok canlı gibi deniz canlıları da yaşamlarını sürdürmek için birbirlerinin yardımına ihtiyaç duyar. Bazı deniz canlılarının üzerlerinde oluşan organizmaları, mantarları ya da ölümcül parazitleri sık sık temizlemeleri gerekir. Ancak bu canlıların kendi kendilerini temizleyebilecek bir sistemleri yoktur. Bunun için başka canlılarla yardımlaşırlar. Karşı karşıya geldiklerinde saniyeler içinde yem olabilecek bir canlı hiç çekinmeden diğerinin üzerinde gezinir ve buradaki parazit ve mantarları yiyerek temizler.
-Her iki taraf da memnundur. Bir taraf kendisine yiyecek temin ederken diğer taraf temizlenmiş ve zararlı organizmalardan arınmış olur. Temizlenmek isteyenler kimi zaman denizlerin en tehlikeli canlıları olan köpek balıkları ya da dev balinalar dahi olabilmektedir. Bu canlılar temizleme işlemini yapan küçük balıkların üzerlerinde gezinmelerine ve hatta ağızlarının içine girmelerine bile izin verirler. Bu sırada onlara en ufak bir zarar dahi vermezler. Temizleyici küçük balıklar da onların kendilerine zarar vermeyeceğinden emin, bunu bilir bir şekilde, korku duymaksızın onlara yaklaşırlar.
Berber balığı adı verilen ufak balıklar, benekli balta balıklarının üzerlerindeki ölümcül parazitleri temizlerler. Berber balıkları temizleme işlemini yaparken balta balıkları onları ürkütecek en ufak bir harekette bile bulunmazlar. Sanki karşılıklı bir anlaşma yapılmışçasına berber balıklarının işlerini bitirmelerine izin verirler. Böylece balta balıkları başka hiçbir şekilde elde edemeyecekleri bu temizliği kendileri için sağlamış olurlar.
Mercan balıklarının birçoğu dipteki kayaların üzerinde buldukları su yosunlarıyla beslenirler. Ancak bu balıkların tek yiyecek kaynağı su yosunları değildir. Burada gördüğümüz mercan balıkları deniz kaplumbağasının kabuğuna yapışmış olan mantarları da yerler. Yüzerek bu balıkların yanına gelen deniz kaplumbağası sanki sözleşmiş gibi onlara yakın bir yerde balıkların üzerine gelmesini bekler. Böylece kendi yapamayacağı temizliği mercan balıklarına yaptırmış olur.
Küçük şeffaf karides, birçok balığın üzerindeki organizmaları temizleme görevine üstlenmiştir. Balık, karidesin ağzında dolaşmasına izin verir. Hatta onun işini kolaylaştırmak amacıyla ağzını açar ve işlem bitene kadar bu şekilde açık olarak tutar. Karides, balığın hassas solungaçları arasında dahi dolaşabilir ve buradaki organizmaları da yiyerek temizler. Bahsettiğimiz bu deniz canlıları, kendi üzerlerindeki parazitlerin varlığından habersizdir. Üstelik haberdar olsalar bile üzerlerindeki parazitlerin, mantarların ya da farklı organizmaların kendilerine zarar verebileceklerini akledebilecek bir şuura sahip değildirler. Sahip olduklarını farz etsek bile bunlardan kurtulmak için ne yapmaları gerektiğini nasıl bilebilirler?
-Ancak bu canlılar ihtiyaçları olduğunda nereye gideceklerini ve hangi balıkların bu işi yapabileceğini çok iyi bilirler. Bu nedenle suyun içinde yollarını bulup sözleşmiş gibi o canlılarla belirli bir yerde buluşurlar. Bu sırada diğer balıklar için ne kadar tehlikeli olsalar da kendilerini temizleyenlere asla ama asla zarar vermezler. Hatta onların kendilerine yaklaşmasını sağlamak için renklerini değiştirerek ya da başka yöntemler kullanarak karşı tarafın güvenini kazanırlar. Bu davranışların hiçbirisi bir balığın planlayabileceği davranışlar değildir. Aralarında böyle bir anlaşma yapmaları ise imkansızdır. Hayret verici bir işbirliği gerçekleştiren tüm bu canlılar, gerçekte Allah'ın kendilerine verdiği özel güdüllerle hareket etmektedirler. Hareketlerini sanki şuurluymuşçasına işbirliği içinde gerçekleştiren bu canlılar, yeryüzüne var oldukları ilk günden beri sonsuz akıl sahibi Allah'ın ilhamı ile hareket etmektedirler. Bir Kuran ayetinde bildirildiği gibi:
“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar yerini de, geçici bulunduğu yeri de bilir. Bunların tümü apaçık bir kitapta yazılıdır.” (Hud Suresi, 6)
Birçok insanın detaylarından haberdar dahi olmadığı denizaltındaki bu kusursuz yaşam, akıl ve vicdan sahibi olan her insan için alınacak derslerle doludur. Allah, yarattığı canlılar üzerlerinde kendi kudretini, sonsuz aklını ve sanatını göstermektedir.
EVRİM YANILGISI
19. yüzyılda İngiliz doğa bilimci Charles Darwin tarafından ortaya atılan evrim teorisi, yaratılışı reddeder. Teori, yeryüzündeki tüm canlılığın tesadüfler zinciri sonucunda birbirinden türeyerek oluştuğu iddiasındadır. Oysa canlıların özellikleri detaylı olarak incelendikçe, Darwin'in evrim teorisinin ne denli büyük bir yanılgı olduğu ortaya çıkmıştır. Bunun iki temel nedeni vardır.
-Canlıların bedenlerinde son derece kompleks organ ve sistemler vardır. Bunların evrimin iddia ettiği gibi rastlantılarla ve kademe kademe ortaya çıkması imkansızdır. Bu organ ve sistemler canlılığın bilinçli bir şekilde yaratıldığını bizlere net bir şekilde gösterir. Bu film boyunca izlediğiniz çeşitli canlılar da bunun birer örneğini teşkil etmektedir.
Kumun altında gizlendiklerinde etraflarını gözleyebilecekleri özel bir göz tasarımına sahip olan yengeçler ve flounder balıkları, bulundukları ortamın rengine anında uyum sağlayabilen özel hücrelere sahip ahtapotlar, kuyruk kısımlarındaki sahte gözlerle düşmanlarını şaşırtan balıklar ve diğerleri bu kusursuz tasarımın örnekleridir. Bu tasarımlar için tesadüf eseri gibi yüzeysel bir açıklama yapmak imkansızdır.
-Fosil kayıtları incelendiğinde farklı canlı türlerin aralarında hiçbir evrimsel ilişki olmadan bugünkü yapılarıyla bir anda yeryüzüne çıktıkları görülmektedir. Evrim teorisi ise bildiğiniz gibi farklı canlı türler arasında ara geçiş türleri olması gerektiğini savunur. Ama bunlardan tabii ki eser yoktur.
Bu durum denizaltı canlıları için de geçerlidir. Fosil kayıtları bilinen en eski balık türlerinin yeryüzünde aniden ve özgün vücut yapılarıyla ortaya çıktıklarını göstermektedir. Bu balıkların kendilerinden önce denizlerde var olan omurgasız deniz canlılarıyla hiçbir benzerlikleri yoktur. Evrim teorisine inanan bir fosil bilimci olan Gerald Todd, bu gerçek karşısında, Kemikli Balıkların Evrimi başlıklı bir makalesinde şu çaresiz soruları sıralar:
“Kemikli balıkların her üç sınıfı da fosil tabakalarında aynı anda ve aniden ortaya çıkar. Peki ama bunların kökenleri nedir? Bu denli, farklı ve kompleks yaratıkların ortaya çıkmasını ne sağlamıştır? Ve neden kendilerine evrimsel bir ata oluşturabilecek canlıların izlerinden eser yoktur?”
Balıkların hiçbir atası yoktur, çünkü başka canlılardan evrimleşmemişlerdir. Bugünkü yapılarıyla kusursuz bir biçimde yaratılmışlardır.
Evrimcileri çıkmaza sokan bir başka denizaltı canlı grubu elektrikli balıklardır. Vücutlarında elektrik üretebilen ve bu elektriği savunma, saldırı veya iletişim için kullanan bu canlılar birer tasarım harikasıdır. Bazı elektrikli balıklar vücutlarında 500 voltluk elektrik üretebilecek kadar güçlüdür. Dahası, yeryüzündeki denizlerde birbirinden çok farklı yapılara sahip elektrikli su altı canlıları vardır. Evrimciler, bu elektrikli canlılar arasında evrimsel bir ilişkiyi hayal dahi edememektedirler. Elektrikli balıklar konusu teorinin sahibi olan Darwin'i de kara kara düşündürmüş ve onu bir takım itiraflara sürüklemiştir. Darwin, Tüllerin Kökeni adlı kitabının Teorinin Zorlukları başlıklı bölümünde aynen şöyle yazmıştır:
“Balıkların elektrikli organları teorim için bir başka özel zorluk daha oluşturmaktadır. Bu harika organların hangi aşamalarla oluştuklarını tahmin edebilmek imkansızdır. Elektrikli organlar daha da ciddi bir başka zorluk oluşturmaktadır. Çünkü bu organlar birbirlerinden çok farklı olan yaklaşık 12 ayrı balık türünde birden yer almaktadır.”
Gerçekte Darwin'in zorluklarının sonu yoktur. Çünkü deniz altındaki her canlı, kusursuzca yaratıldığını gösteren özelliklerle doludur.
Örneğin, kaya balığının bir türü çok özgün bir avlanma yöntemine sahiptir. Tam bir olta işlevi görecek şekilde kafasının üzerine yerleştirilmiş olan özel bir organını sallayarak avını kendine çeker. Bir okçu balığı ise o kadar kusursuz bir geometri ustasıdır ki suyun dışında gördüğü bir böceğin yerini ışığın suda kırılmasına rağmen tam olarak hesaplar ve ağzından püskürttüğü suyla onu avlar.
Buraya kadar izlediğiniz canlılar uçsuz bucaksız denizlerde yaşayan sayısız çeşitlikteki türler arasında sadece birkaçını oluştururlar. Daha binlerce farklı türdeki deniz canlısı beslenmek için benzersiz sistemlerle donatılmıştır.
Örneğin mantis karidesleri. Oldukça gösterişli bir yapıya sahip olan mantis karidesi kumun altında kazdığı barınağında yaşar. Yiyecek aramak amacıyla yuvasından çıkan karides hemen yakınında gördüğü midyeyi adeta bir çekiç kadar güçlü yumruklarını kullanarak bağlı olduğu kümesinden koparır. Ardından sert vuruşlarla kısa sürede midyeyi parçalara ayırır.
-Tüm bu canlılar bizlere önemli bir gerçeği anlatmaktadır. Her birisi kendilerini yaratmış olan yüce Allah'ın birer tecellisidir. Yine her biri sahip oldukları kompleks organlar, karmaşık vücut sistemleri, hatta vücutlarında bulunan desenler ve renkleri ile birer şaheserdir. Kuşkusuz her sanat eseri kendisini var eden sanatçıyı tanıtır. Deniz altındaki ihtişamlı yaratılış ise bizlere denizlerin, karaların, göklerin ve tüm alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'ı tanıtmaktadır. Bir Kuran ayetinde Allah'ın eşsiz yaratma sanatı şöyle anlatılır:
“O Allah ki yaratandır. En güzel bir biçimde kusursuzca var edendir. Şekil ve suret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O aziz, hâkimdir.” (Haşr Suresi, 24)