Sevgi, bireyleri birbirine bağlayan en görünmez ama en güçlü bağdır. O, yalnızca bireyleri iyileştiren bir duygu değil; aynı zamanda toplumsal düzenin temel dayanağıdır. Bu görünmez bağ geliştiğinde toplum, birlikte var olabilme ve ortak değerler etrafında kenetlenebilme yeteneğine kavuşur. Toplumların gerçek dirilişi, dışarıdan dayatılan büyük değişimlerle değil, içeriden doğan bu derin dönüşümle gerçekleşir. Karşılıklı sevgi yeniden tesis edildiğinde dünyadaki öfke azalacak; güven güçlenecek, dayanışma ve anlayış artacaktır. Kutuplaşmalar yumuşayacak, insanlar birbirine karşı daha yapıcı bir yaklaşım sergileyecektir. Bugün insanlığın en büyük ihtiyacı, her şeyden önce, yeniden inşa edilmiş bir karşılıklı sevgidir.
Dünya Genelindeki Toplumsal Bozulmanın Çıkış Yolu – Podcast
2018'den bu yana gerek Türkiye'de gerekse dünya genelinde yaşanan ekonomik krizler, savaşlar, kültürel çatışmalar ve toplumsal kutuplaşmalar, buna ek olarak doğal afet ve felaketler insanları daha önce hiç olmadığı kadar derinden etkiledi. Yaşam koşullarındaki belirsizlik, ekonomik baskı ve sosyal güvensizliğin yarattığı psikolojik yük altında insanlar daha tahammülsüz ve daha yalnız hale geldi. Karşılıklı iletişim zayıfladı. İnsanlar birbirine karşı daha savunmacı bir tutum geliştirmeye başladı. Sevgi ve saygının zedelenmesi toplumsal yapının her katmanında hissedilen derin bir bozulmayı beraberinde getirdi ve artık bu gidişatın durdurulabilmesi için insani bağların yeniden inşa edilmesi kaçınılmaz hale geldi.
Karşılıklı sevginin yerleşik olmadığı toplumlarda birlik ve dayanışma içinde güçlü bir yapı oluşamaz. İnsanlar ortak bir hedef etrafında toplanamaz. Toplumsal uyum zayıflar. Bireyler arasındaki güven ilişkisi giderek yıpranır. Bu tür bir zeminde ortak akıl üretmek mümkün olmadığı gibi toplumsal meselelerde sağduyunun hakim olması da güçleşir. Bu sevgi eksikliği yalnızca bireysel ilişkileri değil, toplumun maddi alanlarını da doğrudan felç eder. Ekonomi, bilim, sanat ve kültür gibi alanlarda müthiş bir durağanlık baş gösterir. İnsanlar risk almaktan çekinir, üretkenlik ve yenilikçilik zayıflar. Bilimsel merak ve araştırma isteği geri plana itilir, sanatsal üretim cesaretini kaybeder, kültür dünyası sığlaşır.
Ekonomik büyümenin temeli olan güven duygusu ise sevgi ve saygının olmadığı ortamlarda hiçbir zaman güçlenemez. Sevgi ve merhametin zayıf olduğu yerlerde kadınlar hak ettikleri değeri göremezler. Toplumsal cinsiyet adaleti yerleşemez, kadınların sesi kısılır, özgürlük alanları daralır. Sağlıklı bir toplumun temel göstergesi, kadınların özgürce, güvenle ve saygı ortamı içinde var olabilmesidir.
Aynı şekilde sevgi kültürünün kök salmadığı toplumlarda demokrasi ve özgürlük yaşanmaz. Gerçek demokrasi, insanların birbirine karşı gösterdiği saygı, nezaket ve empati ile mümkündür. Özgürlük de ancak sevgi ile korunabilir. Çünkü sevmeyen toplum koruyamaz, korumayan toplum da özgürlüğünü hızla kaybeder. Sevgi yok olduğunda, insanlar düşüncelerini ifade etmekten korkar, birbirini anlamak yerine dışlamayı tercih eder. Karşılıklı sevginin yerleşik olmadığı toplumlarda, insanlar gerçek sevgi ve gerçek dostluğu yaşayamazlar. Çünkü sevgi yerine rekabet, güven yerine kuşku, sadakat yerine çıkar ilişkileri öne çıkar. Bu ortamda vefasızlık ve sadakatsizlik yayılır. İnsanlar birbirlerine karşı hızlı şekilde kırılır ve kolaylıkla birbirlerinden vazgeçer hale gelirler. İnsanlar birbirini rakip olarak görür ve bu da toplumsal uyumu bozar.
Sevgi ve güven yoksa, dayanışma yerini gizli mücadelelere bırakır. İnsanlar hem sosyal hayatta hem de iş yaşamında birbirinin başarısına sevinemez olur. Böyle bir yapıda da insanlar mutlu ve neşeli olamazlar. Yaşamın doğal ritmi bozulur, toplumda genel bir karamsarlık hakim olur. Bu bozulmanın en tehlikeli yanı ise insanların zamanla bu duruma alışmasıdır. Toplumsal soğukluk normalleşir. Sevgi, saygı, şefkat gibi değerler zayıflık olarak görülür. Empati, gereksiz bir lüks gibi algılanır. Bu nedenle aslında herkes yalnızlaşır. Kalabalıklar içinde kendini yapayalnız hisseden bireylerin sayısı artar.
Sevgi, bu dünyanın en önemli vasfıdır. İnsanın ve evrenin yaratılışının temelinde dahi sevgi vardır. Tüm yaratılmışlara sevgiyle yaklaşmak, yeryüzündeki tüm sorunları çözecek olan yegane ilaçtır. Sevgi olduğunda neşe olur, sevinç olur, huzur olur, sağlıklı bireyler, sağlıklı toplumlar olur. Sevginin hakim olduğu yerde birlik olur, bereket olur, güven olur, güvenlik olur. Herkes birbirini dostu ve kardeşi gibi görür ve canla başla koruyup gözetir. Kendi için istediğini başkaları için de ister. Kendi rahatını, kendi güvenliğini, kendi sağlığını, kendi mutluluğunu düşündüğü gibi başkalarının rahatını, huzurunu, mutluluğunu düşünür ve yeryüzünde müthiş bir huzur ve bereket meydana gelir.
Sevgi, bireyleri birbirine bağlayan en görünmez ama en güçlü bağdır. Bu görünmez bağ geliştiğinde toplum, birlikte var olabilme ve ortak değerler etrafında kenetlenebilme yeteneğine kavuşur. Toplumların gerçek dirilişi dışarıdan dayatılan büyük değişimlerle değil, içeriden doğan bu derin dönüşümle gerçekleşir.
Karşılıklı sevgi yeniden tesis edildiğinde dünyadaki öfke azalacak, güven güçlenecek, dayanışma ve anlayış artacaktır. Kutuplaşmalar yumuşayacak, insanlar birbirine karşı daha yapıcı bir yaklaşım sergileyecektir. Bugün insanlığın en büyük ihtiyacı her şeyden önce yeniden inşa edilmiş bir karşılıklı sevgidir.
İnsanların birbirine tahammül edememesi, dinlemeden yargılaması, farklılıkları tehdit olarak görmesi, toplumların ruhunu yoran, görünmez bir yıkıma dönüşmüş durumdadır. Çözüm, karmaşık siyasi projelerde, ağır ekonomik planlarda veya keskin ideolojik değişimlerde değil, insanların yeniden birbirine sevgiyle yaklaşmasında saklıdır. En kolay ama en güçlü dönüşüm yolu, insanın insana sevgiyle, merhametle bakmasıdır.
Kuran'da bildirildiği gibi, insanın insana merhametle yaklaşması, barışın, kardeşliğin ve huzurun yeryüzünde yeniden yeşermesinin tek yoludur.
“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olanla sav. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki yakın bir dost oluverir."
(Fusilet Suresi, 34)
Kime sorulursa sorulsun, herkesin en büyük özlemi, çatışmaların, kavgaların olmadığı, her yere barışın, güven ve dayanışmanın hakim olduğu huzurlu bir dünyadır. Tüm insanlar, sevgi ve kardeşliğin dört bir yanı sardığı, birbirlerini tanıyan tanımayan herkesin sokaklarda selamlaştığı, herkesin birbirini dost olarak gördüğü günü dört gözle beklemektedir.