HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Evrim Teorisinin Sahte Delilleri - 1

Evrim Teorisinin Sahte Delilleri - 1

Harun Yahya
743
26 Ekim, 2017
Evrim Teorisinin Çöküşü
HD Belgeseller

Evrim Teorisinin Sahte Delilleri – 1

 

Evrim teorisi 150 yıldır biyoloji, zooloji, genetik, paleontoloji, arkeoloji, mikrobiyoloji gibi bilimin ilgili her alanında çürütülmesine rağmen bir takım ideolojik nedenlerden dolayı hala zorla ayakta tutulmaya çalışılmaktadır.

Evrim literatürü incelendiğinde evrimcilerin dönem dönem teoriyi ayakta tutmak için öne sürdükleri sözde delillerin, bir süre sonra sahte veya bilimsel açıdan geçersiz olduklarının ortaya çıktığı görülür. Önde gelen bazı evrimci bilim insanları dahi, evrimin artık elle tutulur hiçbir bilimsel kanıtının kalmadığı, bugüne kadar öne sürülen sözde kanıtların ise hemen hepsinin geçersiz ve bilim dışı olduklarının anlaşıldığı gerçeğinde hemfikir olmaktadır.

Evrimci bilim insanlarının evrim teorisinin geçersizliği hakkındaki itirafları ciltlerce kitabı dolduracak kadar fazladır. Ancak evrim teorisi, bilimden bulamadığı desteği bir takım ideolojik çevrelerden ve bu çevrelerin propagandasını üstlenmiş bir kısım medyadan almaya devam etmektedir. Bu çevreler, evrimcilerin dahi literatürden çıkardıkları ve hiçbir geçerliliği kalmamış, sahte ve düzmece delilleri, bugün dahi bilimsel birer gerçekmiş gibi, basın ve yayın organlarında toplumlara empoze etmektedirler. Amaç, insanları kendilerini Allah'ın yarattığı gerçeğinden uzaklaştırarak, sözde tesadüf eseri oluşmuş ve maymundan türemiş bireyler oldukları yalanına ikna etmektir.

Evrim yalanına inanan bireylerden oluşan bir toplumda ise, sevgi, karşısındakine değer verme, şefkat, merhamet, saygı, anlayış gibi güzel erdemler yerini bencillik, acımasızlık, sevgisizlik ve nefrete bırakır.

Böyle bir zihniyetin yaygınlaşması, o toplumu ayakta tutan değerlerin yıkılması, dolayısıyla yok oluşun başlaması demektir. İşte bu sebeple evrimin geçersiz bir teori olduğunun anlatılması son derece önemlidir.

Evrim somut bulgular ve bilim üzerine değil, masallar ve bir yığın sahte deliller üzerine kuruludur. Evrimin Sahte Delilleri serimizin birincisinde bazı evrimcilerin yüzyılı aşkın bir süredir insanları yanıltmak için ortaya attıkları sahte ve düzmece delillerden, aldatmacalardan bir bölümünü izleyeceksiniz.

 

PİLTDOWN ADAMI SAHTEKARLIĞI

 

1912 yılında Charles Dawson adlı amatör bir İngiliz paleontolog ve ekibi kafatası insan özellikleri gösterdiği halde çenesi maymun özellikleri gösteren bir fosil bulduklarını örneğe sürdüler. Fosile Piltdown Adamı adı verildi ve 40 yıl boyunca dünyanın en ünlü müzelerinde evrimin kesin bir kanıtı gibi sergilendi. Oysa fosil oldukça ilginç özelliklere sahipti. Kafatası hacmi oldukça büyük olmasına karşın bir orangutanınkine benzeyen bir çene ve bu çenenin üzerinde insanınkine benzeyen iki tane azı dişine sahipti. Fosilin bu özellikleri bilim dünyasında bomba etkisi yarattı. Piltdown adamı olarak anılmaya başlanan bu fosil için çok geçmeden biyolojik bir sınıflama dahi üretildi. Eoantropos Davsoni. Fosil'e 500 bin yıllık bir ömür biçildi. Böylece insanların maymunlarla ortak bir atadan geldiği yalanına sözde bir kanıt sunuluyordu. Evrimci basında hemen bir sevinç havası hakim oldu.

Fosil'in bilim dünyasındaki etkisi de gerçek anlamda büyüktü. Öyle ki fosilin sahte olduğu anlaşılana değin geçen 40 yıllık sürede yazılan doktora tezlerinin sayısı 500'ü bulacaktı.

Evrimin hayali zaferini gösteren bu fosil, dünyanın en ünlü müzelerinden British Museum'da sergilendi. Dünyanın dört bir yanından gelen ünlü bilim insanlarının yanı sıra sayısız ziyaretçi tarafından incelendi. Ancak evrimcilerin Piltdown adamı zaferi uzun sürmedi.

1949 yılında British Museum'ın paleontoloji bölümünden Kenneth Oakley, fosillerin yaşını belirlemede yeni bir yöntem geliştirdi. Flor testi adını verdiği bu yöntemi müzedeki fosiller üzerinde denemeye başladı. Oakley, Piltdown adamı kafasına yaptığı test sonucunda karşısına çıkan gerçek karşısında şok oldu. Çene kemiği hiç flor içermiyordu. Kafatası ise çok az flor içeriyordu. Bunun anlamı çene kemiğinin birkaç yıllık, kafatasının ise en fazla birkaç yüz yıllık olduğuydu. İncelemeler yoğunlaştıkça büyük bir gerçek ortaya çıktı. Bir zamanların en ünlü evrim kanıtı olarak gösterilen fosil tamamen sahte idi. Çene kemiği yeni ölmüş bir orangutana, kafatası ise yaklaşık 500 yıl önce ölmüş bir insana aitti. Fosil yakından incelendiğinde dişlerin çeneye sonradan monte edildiği ve çelik aletlerle yontulduğu kolaylıkla görülebiliyordu. Son olarak eski görünüm vermek için de fosil potasyum dikromat solüsyonuna batırılmıştı. Joseph Weiner'ın yaptığı detaylı analizlerle fosilin sahte olduğu kesin olarak anlaşıldı. Sahtekarlığı ortaya çıkaran bilim insanları arasında, Oxford Üniversitesi'nden anatomi profesörü Le Gross Clark da bulunuyordu. Clark, yaptığı incelemeler sonucunda şunları söylüyordu:

“Aslında çizikler o kadar belirginler ki rahatlıkla bundan önce dikkatlerden nasıl kaçtığını sorabiliriz. Demek ki daha önce kimse Piltdown adamı fosilini ileri bir montaj olabileceği ihtimalini göz önünde bulundurarak incelememiş.”

Bilim insanlarının fosili incelemeye ve yorumlamaya ayırdığı onca vakit ve emek ustaca hazırlanmış bir fosil hilesi içindi. Antropoloji profesörü Clark Howell şu yorumu yapıyordu:

“1953 yılında keşfedilen Piltdown adamı, insan kafatası ve maymun çenesinden oluşan bir varlıktan başka bir şey değildi. Bu bilerek tezgahlanan bir aldatmacaydı. Ne çenenin maymuna ait olduğunu ne de kafatasının insana ait olduğunu kabul ettiler. Bunun yerine bu parçaların maymun ve insan arasındaki döneme ait bulgular olduğunu açıkladılar. 500 bin yıl öncesine ait olduğunu söyleyerek buna bir isim koydular. Eoanthropus Dawsoni veya Davn Adamı. Ve bu konu üzerine yaklaşık 500 adet kitap yazdılar. Paleontologlar bu buluşla 55 yıl boyunca boş yere oyalanıp durdular.”

 

HAECKEL'IN SAHTE ÇİZİMLERİ

 

Evrimcilerin öne sürdükleri sahte delillerin en ünlülerinden biri evrimci biyolog Ernst Haeckel'in çizdiği aldatıcı embriyo gelişim şemasıdır. Darwin, yakın arkadaşı Haeckel'a, “evrim doktrinini yayarak çok büyük bir iş yapmış olacaksın,” diyerek ondan teoriye katkıda bulunmasını istemişti. Haeckel da Darwin'in bu isteğini kırmadı ve evrime kendince delil oluşturması amacıyla uydurma bir tez ortaya attı. Buna da rekapitülasyon teorisi adını verdi. Bu bilim dışı teze göre canlı embriyoları, gelişme aşamasında türlerin güya geçirmiş olduğu sözde evrim sürecinin kısa bir tekrarını yaşıyordu. Örneğin bu masala göre insan embriyosu anne karnında önce balık, daha sonra sürüngen özellikleri gösteriyor ve en sonunda da insana dönüşüyordu. Ancak modern laboratuvarlarda yapılan gözlem ve araştırmalar, Haeckel'ın uydurduğu bu teoriyi desteklemek için çizdiği şemaların bütünüyle bir sahtekarlık ürünü olduklarını ortaya koydu. Ünlü bir bilim dergisinin 5 Eylül 1997 tarihli sayısında yayınlanan “Haeckel'in Embriyoları, Sahtekarlık Yeniden Keşfedildi” isimli makalede şu ifadeler yer almaktadır:

“Londra'daki St. George Hastanesi tıp fakültesinden embiyolog Michael Richardson ve ekibinin bildirdiğine göre, Haeckel sadece organlar eklemek ya da çıkarmakla kalmamış, aynı zamanda farklı türleri birbirine benzer gösterebilmek için büyüklükleriyle oynamış, bazen embriyoları gerçek boyutlarından 10 kat farklı göstermişti. Dahası Haeckel, farklılıkları gizleyebilmek için türleri isimlendirmekten kaçınmış ve tek bir türü sanki bütün bir hayvan grubunun temsilcisi gibi göstermişti.” Richardson, “Haeckel'in çizimleri biyolojideki en büyük sahtekarlıklardan biri haline geliyor” diyordu.”

Diğer bir bilimsel derginin 16 Ekim 1999 sayısındaysa konu hakkında şunlar yazıyordu:

“Gerçekte ise, Haeckle'ın katı yasasının yanlış olduğu yakın bir zaman sonra gösterildi. Örneğin, erken insan embriyosunun hiçbir zaman bir balık gibi solungaçları olmamıştı ve embriyo hiçbir zaman erişkin bir sürüngene ya da maymuna benzer evrelerden geçmemişti.”

Haeckel'ın sahtekârlıkları sadece bununla da sınırlı değildi. Haeckel'ın, embriyonun yumurta sarısı kesesine benzettiği kısmı, gerçekte bebek için kan üreten keseydi. Kuyruk olduğunu iddia ettiği kısmında aslında insanın omurga kemiği olduğu, bacaklardan önce ortaya çıktığı için kuyruk gibi göründüğü anlaşıldı. İşin ilginç yanı, Haeckel uydurma tezini desteklemek için çizdiği şamaların sahte olduklarını bundan yaklaşık 100 yıl önce zaten kendisi de itiraf etmişti.

“Bu yaptığım sahtekarlık itirafından sonra kendimi ayıplanmış ve kınanmış olarak görmem gerekir. Fakat benim avuntum şudur ki, suçlu durumda yan yana bulunduğumuz yüzlerce arkadaş, birçok güvenilir gözlemci ve ünlü biyolog vardır ki, onların çıkardıkları en iyi biyoloji kitaplarında, tezlerinde ve dergilerinde benim yaptığımla aynı derecede yapılmış sahtekarlıklar, kesin olmayan bilgiler, az çok tahrif edilmiş, şematize edilip yeniden düzenlenmiş şekiller bulunuyor.”

Haeckel’ın yaptığı bu itiraftan bazı evrimciler arasında yalan ve sahtekarlığın sıkça başvurulan yöntemler olduğu ve bu sahtekarlıkların devam ettirilmesinde hiçbir sakınca görülmediği açıkça görülmektedir. Ne var ki sahtekarlık ürünü oldukları herkesçe bilinen bu çizimler 20. yüzyıl boyunca dünyanın dört bir yanında ders kitaplarında bilimsel bir gerçek gibi okutulmuştur ve halen de okutulmaktadır.

 

NEBRASKA ADAMI SKANDALI

 

Evrim teorisine delil bulma çalışmalarının yoğun bir şekilde devam ettiği 1922 yılında Amerikan Doğa Tarih Müzesi Müdürü Henry Fairfield Osborn, Batı Nebraska'daki Yılan Deresi yakınlarında Pliyosen dönemine ait bir azı dişi fosili bulunduğunu açıkladı. Elde edilen sadece tek bir dişe bakılarak bunun bir maymun adama ait olduğu kabul edildi. Sadece hayalden ibaret olan bu sözde delille ilgili çok derin bilimsel tartışmalar da başlatıldı. Büyük tartışmalara neden olan bu fosile Nebraska Adamı adı verildi. Bilimsel ismi de hemen üretildi. Hesperopithecus HaroldCooke. Birçok otorite Osborne'u destekledi. Bu tek dişe dayanılarak Nebraska adamının kafatası ve vücudunun rekonstrüksiyon resimleri çizildi. Hatta daha da ileri giderek, Nebraska adamının eşinin ve çocuklarının hayali doğal ortamda ailece çizilmiş resimleri de yayınlandı. Evrimciler yine tüm imkanlarını uydurma bir senaryo için seferber etmeye başlamışlardı.

Nebraska eyaletinden çıkmış bir politikacı olan William Brine, haklı olarak Nebraska adamıyla ilgili delillerin çok yetersiz olduğunu, bu delillerin hiçbir şey kanıtlamayacağını, bir süre daha beklenmesi gerektiğini savunuyordu. Tek sözde delillerinden yoksun kalacaklarını anlayan evrimci bilim insanları hemen atağa geçtiler ve Brine'ın ne kadar çağ dışı olduğu, bilimsellikten uzak bir düşünce yapısına sahip olduğu yönünde bilindik, evrimci propagandası içeren demeçler vermeye başladılar. 1927 yılında iskeletin öbür parçaları da bulundu. Bulunan yeni parçalara göre bu diş ne maymuna ne de insana aitti. Dişin yabani Amerikan domuzunun soyu tükenmiş bir türüne ait olduğu anlaşıldı. William Gregory bu yanılgıyı duyurduğu makalesine şöyle bir başlık atmıştı:

“Görüldüğü Kadarıyla Hesperopithecus Ne Maymun Ne De İnsan.”

Sonuçta Hesperopithecus HaroldCooke’nin ve ailesinin tüm çizimleri alelacele literatürden çıkarıldı. Evrimciler ise her zamanki gibi hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam ettiler.

 

ARCHAEOPTERİYX ALDATMACASI

 

Evrimciler, kuşlar, dinozorlardan evrimleştiği yalanlarına yegane delil olarak 150 milyon yıllık bir kuş fosili olan archaeopteriyx’i gösterirler ve bu fosilin iyi uçamayan yarı dinozor, yarı kuş bir canlı olduğunu iddia ederler. Oysa tüm bulgular bu canlının ara form değil, sadece soyu tükenmiş bir kuş türü olduğunu göstermiştir. Bu canlının sternumunun yani uçuş için gerekli olan kasların tutunduğu göğüs kemiğinin olmaması, canlının uçamayacağının en önemli kanıtı olarak gösterilmekteydi. Ancak 1992 yılında bulunan 7. Archaeopteryx fosili, canlıda evrimcilerin çok uzun zamandır yok sandıkları göğüs kemiğinin var olduğunu göstermiştir. Bu kemiğin varlığı, archaeopteryx'in uçucu bir kuş olduğunu ispatlamıştır. Kanatlarının üzerinde pençelerin ve ağzında dişlerin olmasını evrimciler, archaeopteriyx'in ara geçiş formu olduğuna delil olarak göstermekteydiler. Oysa bu bir delil değil, bir çarpıtmaydı. Günümüzde yaşayan Tauraco ve Hoatzin isimli kuşlarda da dallara tutunmaya yarayan pençeler bulunmaktadır. Tarihte yaşamış farklı kuş türlerinin de dişlere sahip oldukları görülmüştür. Archaeopteryx'in asimetrik tüylere sahip olması da onun uçucu bir kuş olduğunun bir başka delilidir. Bu özellik tüm uçucu kuşlarda bulunur ve onlara aerodinamik bir yapı kazandırarak uçmalarını sağlar. Tüm bu bulgular Archaeopteryx'in ara form olduğu yönündeki evrimci iddiaların hiçbir bilimsel dayanağı olmadığını göstermektedir.

Dünyanın en önde gelen kuş bilimcilerinden biri olan Kuzey Carolina Üniversitesi profesörü Alan Feduccia, kendisi de bir evrimci olmasına karşın, kuşların dinozorlarla akraba olduğu teorisine kesinlikle karşı çıkmaktadır. Feduccia şöyle demektedir:

“25 sene boyunca kuşların kafataslarını inceledim ve dinozorlarla aralarında hiçbir benzerlik görmüyorum. Kuşların dört ayaklardan evrimleştiği teorisi paleontoloji alanında 20. yüzyılın en büyük utancı olacaktır.”

Bunların yanı sıra yakın tarihte Archaeopteryx ile aynı dönemde yaşamış olan uçucu kuş fosillerinin bulunması da Archaeopteryx'in dinozorlardan kuşlara bir ara geçiş formu olduğu iddiasını kökünden yıkmıştır.

Bunlardan 1995 yılında Çin'de bulunan ve Archaeopteryx  ile yaklaşık aynı yaştaki 140 milyon yıllık Confuciusornis'in gagası, tüyleri ve iskelet yapısı günümüz kuşlarıyla aynı özellikleri göstermektedir. Bu gerçek, Archaeopteryx'in bütün kuşların ilkel atası olduğu yönündeki evrimci tezleri yerle bir etmektedir.

Yine Çin'de, Kasım 1996'da bulunan 130 milyon yaşındaki Liaoningornis ve 120 milyon yaşındaki Eoalulavis isimli kuş fosillerinin de yapı ve mekanizma olarak günümüz uçucu kuşlarından hiçbir farkları yoktu ve mükemmel biçimde uçabiliyorlardı.

Prof. Alan Feduccia'da, bir bilim dergisinde yayınlanan yorumunda, Liaoningornis'in, kuşların kökeninin dinozorlardan olduğu iddiasını geçersiz kıldığını şöyle belirtmiştir:

“Kuşların kökeni nedir? Bu fosil, Liaoningornis, bunun dinozorlar olmadığını söylüyor.”

 

SANAYİ KELEBEKLERİ HİKAYESİ

 

Evrim teorisini savunan hemen her biyoloji kitabında endüstri devrimi kelebekleri hikayesi, sözde evrimin en büyük delillerinden biri gibi sunulur. Hikaye, evrimci İngiliz biyolog Bernard Kettlewell tarafından 1950'li yıllarda gerçekleştirilen bir deneye dayanır ve özeti şudur:

İngiltere'de endüstri devriminin başladığı sıralarda Manchester yöresindeki ağaçların kabukları açık renklidir. Bu nedenle bu ağaçların gövdesine konan koyu renkli güve kelebekleri bunlarla beslenen kuşlar tarafından kolayca fark edilir ve dolayısıyla yaşama imkanları çok azalır. Fakat 50 yıl sonra endüstri kirliliğinin sonucunda ağaçların üzerindeki açık renkli yosun örtüsünün ölmesiyle kabukları koyulaşır. Buna bağlı olarak bu kez açık renkli güveler kuşlar tarafından daha sık olarak avlanmaya başlarlar. Bu sefer de açık renkli kelebekler sayıca azalırken, koyu renkliler fark edilmedikleri için çoğalırlar. Evrimciler ise hiçbir gerçekliği olmadığı halde bu olayın Darwin'in doğal seleksiyonla evrimleşme iddiasının büyük bir delili olduğunu, açık renkli kelebeklerin zamanla koyu renklilere dönüşüp evrimleştiklerini savunurlar. Oysa bu açıkça bir göz boyamadan ibarettir. Çünkü her iki renk kelebek türü de zaten baştan beri mevcuttur. Dolayısıyla birinin diğerine dönüşerek yeni bir tür ortaya çıkması gibi bir durum söz konusu değildir. Sadece var olan kelebek türlerinin sayıları değişmiştir. Kelebekler, tür değişimine yol açacak biçimde yeni bir organ ya da özellik edinmemişlerdir.

Ancak konunun daha da ilginç bir yanı vardır. Olayın evrimci yorumunun yanlış olduğu gibi, olayın aslında kendisi de düpedüz bir sahtekârlıktan ibarettir. Moleküler biyolog Jonathan Wells, 2000 yılında yayınlanan Evrimin İkonları adlı kitabında Kettlewell'in deneyinin aslında bilimsel bir skandal niteliğinde olduğunu anlatmaktadır. Kettlewell tarafından fotoğrafları çekilen ağaç kabuğu üzerindeki güve kelebekleri aslında ölü kelebeklerdi. Kettlewell bu ölü canlıları iğne ve tutkalla ağaca tutturmuş ve öyle görüntülemişti. Gerçekteyse kelebekler, ağaç gövdesine değil dalların alt kısmına kondukları için böyle bir resim elde etme imkanı pek yoktu.

Sonuçta Kattlewell'in Endüstri Devrim Kelebekleri hikayesinin düzmece bir deneye dayandırıldığı anlaşıldı. Benekli kelebekleri inceleyen araştırmacılar daha da çarpıcı bir sonuçla karşılaştılar. İngiltere'nin kirliliğe uğramamış bölgelerinde açık renkli kelebeklerin daha fazla olması beklenirken, koyuların oranı açık renklilerden dört kat fazlaydı. Yani Kettlewell'in iddia ettiği ve hemen her evrimci kaynakta tekrarlandığı gibi kelebek nüfusundaki oranla ağaç kabukları arasında bir ilişki yoktu. On yıllardır evrime giriş derslerinin en büyük malzemesi olan endüstri kelebekleri efsanesinin bu şekilde çökmesi evrimciler arasında düş kırıklığı yarattı.

Bunlardan biri olan Jerry Coyne şöyle diyordu:

“Gerçeği, benekli kelebekler sahtekârlığının öğrendiğimde verdiğim tepki, 6 yaşımdayken Noel hediyelerimi Noel babanın değil de babamın getirdiğini öğrendiğimde yaşadığım hayal kırıklığı duygusu oldu.”

Böylece doğal seleksiyonun en ünlü örneği de bir bilim skandalı olarak tarihe geçmiş oldu.

 

İNSANIN HAYALİ SOY AĞACI

 

Evrimciler, en büyük iddiaları olan, sözde insanın evrimi tezini de hayali ve uydurma soy ağacı şemalarına dayandırırlar. Ellerinde iddia ettikleri gibi, insanın evrim geçirdiğine dair en küçük bir geçerli delilleri yoktur. Bu yüzden kazılarda topladıkları çeşitli kafatası ve kemik parçalarını sahte çizimlerle istedikleri şekilde tamamlayıp kendi derinlerini kendileri üretirler. Bu hayali çizimlere de çeşitli adlar verip, diredikleri gibi sıralayarak sözde insan evriminin soy ağacını oluştururlar.

Filmin başlarında da izlediğiniz Nebraska adamı sahtekârlığı bu hayali çizimlerin en çarpıcı örneklerinden biridir. Sonradan domuza ait olduğu anlaşılacak tek bir dişten yola çıkarak evrimciler hayali insanın atası resmi çizmişlerdi. Bununla kalmayıp yanına eşinin ve ailesinin çizimlerini de eklemişlerdi. Nebraska adamı adını verdikleri bu uydurma tür, evrim literatüründe yıllarca bilimsel bir delil olarak yer almıştı.

Elbette evrimcilerin sahte delil üretme çabaları Nebraska adamı sahtekârlığıyla sona ermedi. Evrim taraftarları her dönemde buldukları bir takım kemik parçalarından yola çıkarak, uydurma soy ağaçları için sayısız sahte ara formlar ürettiler. Evrimcileri sahte fosil üretmede cesaretlendiren şey, üzerinde hayali yorumlar yapabilecekleri fosillerin çokluğudur. Bilindiği gibi tarih boyunca altı binden fazla maymun türü yaşamıştır. Bunların çok büyük bir bölümü nesilleri tükenerek ortadan kaybolmuştur. Bugün ise yalnızca 120 kadar maymun türü yeryüzünde yaşamaktadır.

İşte bu 6000 civarındaki nesli tükenmiş maymun türünün fosilleri evrimciler için çok zengin bir malzeme kaynağı oluşturmaktadır. Evrimciler bu yok olmuş maymun türlerinden bir bölümünün kafatası ve kemik parçalarını işlerine geldiği gibi bir araya getirirler. Bunları da küçükten büyüğe doğru dizilerek ve bu seriye nesli tükenmiş bazı insan ırklarına ait kafa aslarını da ekleyerek insanın evrimi senaryosunu yazarlar. Bu senaryoda gerçekte hiç var olmamış pek çok hayali tür yararalır.

Bu hayali senaryolarda başrol oynayan Java adamı, Pekin adamı, Lucy gibi sözde insanın atası olduğu iddia edilen hayali türlerin her birinin geçersizlikleri defalarca ortaya çıkmıştır. Evrimciler, kendileri dahi şimdiye kadar delil olarak öne sürülen fosillerin bilimsellikten uzak olduklarını pek çok kereler itiraf etmişlerdir.

İnsanın sözde ataları olarak öne sürülen pek çok sahte fosil vardır. Hollandalı anatomist Eugéne Dubois'ın Java Adası'nda bularak insanın atasına ait olduğunu öne sürdüğü, fakat sonradan bir gibon maymununa ait olduğunu itiraf ettiği kafatasından yola çıkılarak uydurulan Java Adamı.

Pekin civarında 10 yıl içinde farklı zamanlarda bulunan birbirinden bağımsız kemik parçalarına dayanarak insanın atası ilan edilen fakat sonradan esrarengiz biçimde kaybolan bu parçalardan günümüze sadece uydurma çizim ve maketleri kalan hayali Pekin adamı.

1932 yılında Hindistan'da bulunarak, insanla maymun arasındaki sözde geçişin ilk basamağı olduğu iddia edilen ve eski bir orangutan türü olduğu anlaşılan, 1982 yılına kadar 50 sene boyunca da evrimciler tarafından kesin bir delil olarak kullanılan Pithecanthropus fosilidir.

1974 yılında Amerikalı antropolog Donald Johansson tarafından bulunan ve 10 yıllarca evrimin sembolü olarak görülen, sonradan nesli tükenmiş bir şempanzeye ait olduğu kesinlik kazanarak evrimcilerin dahi terk ettikleri Lucy isimli fosil.

1983 senesinde İspanya'da Orse kenti yakınlarında bulunarak Avrupa'daki insanın atasına ait en eski fosil ilan edilen ve Orse Adamı ismiyle evrim literatürüne sokulan ancak daha sonra 4 aylık bir eşeğe ait olduğu ortaya çıkan kafatası parçası, evrimcilerin insanın sözde atalarına delil oluşturmak için ortaya attıkları pek çok sahte fosilden en tanınmış bazı örneklerdir.

Sonuç olarak bütün paleontolojik, anatomik ve biyolojik bulgular bize insanın evrimi iddiasının da diğerleri gibi geçersiz olduğunu göstermektedir. Fosil kayıtları bizlere tarih boyunca insanların insan, maymunların da maymun olarak kaldıklarını göstermektedir. İnsanla maymun arasında herhangi bir akrabalık olduğuna dair hiçbir somut kanıt yoktur. Sahtekarlıklar, çarpıtmalar, göz boyamalar, aldatıcı çizim ve hayali yorumlar dışında.

 

30 YIL BOYUNCA ALDATILAN BİLİM DÜNYASI

 

Evrimcilerin insanları bilim adına aldatmasının bir diğer örneği ise, yakın tarihte tespit edilen evrimci bir antropoloji profesörünün 30 yıl boyunca sürdürdüğü sahtekarlıktır. Sahtekarlık, en ünlü Alman dergisinin 16 Ağustos 2004 tarihli sayısında yayınlanan bir makale ile duyuruldu. Yazıda, 1973 yılından beri Frankfurt Üniversitesi karbon tarihlendirme laboratuvarının başında bulunan evrimci antropolog Prof. Reiner Protsch von Zieten'in birçok önemli fosilin yaşlarını kasıtlı olarak çarpıttığı açıklandı. Bu gelişme karşısında görevinden istifa etmek zorunda kalan profesörün yalanlarının şu anda antropoloji ders kitaplarında bir gerçek olarak anlatıldığı ve bunların düzeltilmesi için köklü değişikliklere gidilmesi gerektiği yetkililer tarafından ifade edildi. Araştırma komisyonunun bulgularına göre Prof. Protsch, Avrupa'da ele geçirilmiş olan bir dizi insan fosilinin yaşlarını sistemli olarak çarpıtıp binlerce yıl daha fazla göstermişti. Evrimci profesörle ilgili skandalın boyutları bununla sınırlı değildi. İngiltere'nin en büyük gazetelerinden biri de yukarıdakilere ek olarak Protsch'un aynı zamanda sahte fosiller de ürettiğini yazdı. Üniversitenin konuyla ilgili açıklamasında komisyon, “Prof. Protsch'un bilimsel gerçekleri geçtiğimiz 30 sene boyunca çarpıttığı sonucuna varmıştır” ifadesine yer verildi.

Sahtekarlık bir şüphe üzerine Avrupa'da ele geçirilen ve Protsch'un taş devrine ait olduğunu iddia ettiği fosil örneklerinin test için Oxford Üniversitesi'ne gönderilmesiyle ortaya çıktı. Buna göre Protsch'un yaşını 21.300 yılla tarihlendirdiği kadın iskeletinin sadece 3.300 yıllık olduğu, 27.400 yıllık olarak tarihlendirdiği fosilin ise gerçekte sadece 250 yıl kadar önce ölmüş yaşlı bir adama ait olduğu anlaşıldı. Evrimci profesörün sahte tarih atadığı fosiller arasında evrimcilerin çok önemli bir ara form olarak gösterdikleri Hahnhöfersand adamı da bulunuyordu. Protsch'un Hahnhöfersand adamına atadığı sahte yaş 36.000 yıldı. Protsch, bu fosilin sözde insanın evriminde çok önemli bir kayıp halka olduğunu ilan etti ve fosil Hamburg'taki Helms Müzesi'nde sergilenmeye başladı. Hahnhöfersand adamının maymun adam şeklinde tamamen hayal ürünü olarak resimlendiği afişlerle müze duvarları donatıldı.

Müze on binlerce ziyaretçinin akınına uğradı. Oysa ziyaretçilerin gördükleri fosil, gerçekte evrim teorisi için değil, bazı evrimcilerin sahtekarlığı için bir kanıttı. Ortada çok büyük bir aldatmaca söz konusuydu. Oxford'taki son testler, evrimcilerin maymun adam görüntüsünde tanıttıkları fosilin aslında sadece 7500 yıllık olduğunu gösterince gerçekler ortaya çıktı.

Hahnhöfersand adamı, Sümer ve eski Mısır gibi uygarlıklardan sadece 2000 yıl kadar önce yaşamış sıradan bir insandı ve afişteki hayali maymun adam görüntüsüyle hiçbir alakası yoktu.

 

IDA ALDATMACASI

 

Darwinist David Attenborough tarafından, yıllardır aranan evrimin kayıp halkası denilerek göklere çıkarılan, basında “insanın atası,” “dünyanın 8. Harikası” gibi başlıklarla lanse edilen İDA'nın çok büyük bir aldatmaca olduğu ortaya çıkmıştır.

Sözde insanın atası olarak sunulan İDA, gerçekte sadece soyu tükenmiş bir lemura aittir. İDA için koparılan fırtına, Darwinist bilim insanlarının bile büyük tepkisine yol açmıştır. “The Missing Link, Kayıp Halkamı?” başlığıyla yayınlanan bir yazıda John Hopkins Üniversitesi, Carnegie Doğa Tarihi Müzesi Paleontologlarından Chris Bird şu şekilde tepkisini dile getirmiştir:

“Bu fosilin bize inandırmak istediklerinin aksine ne maymunlarla ne de insanla bir bağlantısı yoktur.”

Başka bir büyük internet sitesi ise belki de en dürüst eleştirileri dillendirmiştir:

“Böyle bulgular genellikle akademik dergilerin ciddi sayfalarında gün ışığına çıkarılır. Ama İDA ile ilgili olarak Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'ndeki şatafatlı basın toplantısı dışında böyle bir şey söz konusu olmadı. Sonrasında fosili inceleyen kişiler araştırmaları hakkında detaylar verdiler. Ancak yapılan açıklama son derece saçma idi.”

 İda, 47 milyon yıl önce varlığını kusursuz bir biçimde sürdürmüş bir canlıdır. Herhangi bir yarım uzva veya yarı gelişmiş özelliğe sahip değildir. İki farklı türün özelliklerini taşımamaktadır. %95'i korunmuş olan, dolayısıyla yaklaşık tüm detayları incelenebilen bu fosilde, ara form özelliği taşıyan yahut bu özelliğe işaret eden tek bir detay bile bulunmamaktadır.

 

ARDİ YALANI

 

Evrimcilerin klasikleşmiş taktiklerinden biri de eski bulguları yeni gibi sunmak, kamuoyuna müthiş bir bilimsel bilgiyle karşılaşılmış izlenimini vermektir. Ardi fosili üzerine yapılan spekülasyonlar da bunun örneklerinden biridir. 1994 yılında bulunan Ardi fosili, yani Ardipithecus ramidus, aradan geçen 15 yıl sonrasında müthiş bir buluşmuş gibi gündeme getirildi. Darwinistler, her zamanki gibi aranan o hayali kayıp halkayı bulduklarını iddia ettiler. Robot resimleri çizildi, bu resimler bilgisayar ortamında canlandırıldı.

Dimdik, emin adımlarla yürüyen bir maymun görüntüsü bütün Darwinist yayınlarda çarşaf çarşaf yer aldı. Darwinistler sıradan bir maymun fosilini alıp tamamen parçalanmış, hatta milimetrik parçaları da ufalanmakta olan leğen kemiğini dik yürüyebilecek şekilde yeni baştan inşa ettiler. Yani bulunan bir fosili değil, kendi yaptıkları bir sahtekârlığı ortaya koydular. Çünkü Ardi, soyu tükenmiş bir bonobo maymunuydu ve tek özelliği buydu. Tıpkı tüm diğer maymunlar gibi onun da dik yürüdüğüne dair tüm iddialar yalandandı.

 

SONUÇ

 

Modern bilim, doğadaki düzenin sonsuz bilgi, güç ve akıl sahibi bir yaratıcının eseri olduğunu kanıtlamıştır. Paleontoloji, mikrobiyoloji, moleküler biyoloji, biyokimya ve genetik gibi alanlarda on yıllar boyu biriken kanıtlar, evrim teorisini kesin olarak çürütmüştür. Teorinin bir efsaneden ibaret olduğunu ortaya koymuştur.

Film boyunca izlediğimiz gibi bilim, evrimcilere istedikleri kanıtları vermediği için çaresiz kalan bazı evrimciler bu kanıtları bilim dışı yollardan üretmeye çalışmaktadırlar. Bu yüzden tarihin en büyük bilim aldatmacası olan evrim teorisini bazı bilim adamları sahtekarlıklarla ayakta tutmaya çalışmaktadırlar. Bu çabalarına devam ettikleri sürece de yeni evrim sahtekarlıklarının yaşanması kaçınılmazdır. Ne var ki gerçeklere karşı mücadele etmenin, üstelik bu mücadelede aldatmaca ve diğer bilim dışı yöntemlere sarılmanın ise sonuç vermeyecek boş bir çaba olduğu açıktır.

 

 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

Ara Fosil
Aylin Kocaman
Bernard Kettlewell
British Museum
Charles Darwin
Darwin'i Yıkan Kafatasları
Diş
Evrim teorisinin çöküşü
Fosil
Haeckel
Ida fosili
Kayıp Halka
Kelebek
Maymun
Nebraska adamı
Piltdown Adamı
Sahtekarlık
Sanayi Devrimi
kafatası fosilleri
İnsansı maymun
PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
mp4
zip
zip
youtube